Bulunan Haber Sayısı: 257
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Ankara, ABD`ye `Bizi dinlediniz mi?` diye sordu


ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jess Baily, Amerikan istihbaratının Türkiye`yi dinlediği iddialarıyla ilgili dün Dışişleri Bakanlığı`na çağrıldı. ABD`den izahat bekleyen Ankara, devlet kurumları ve dış temsilciliklere yönelik yürütülen casusluk faaliyetlerinin derhal sonlandırılmasını talep etti.Ankara, Alman basınında yer alan ABD`nin Türkiye`yi dinlediği iddialarıyla ilgili olarak Washington`dan açıklama istedi. ABD`nin Ankara Maslahatgüzarı dün Dışişleri Bakanlığı`na çağrılarak Alman Der Spiegel dergisinde önceki gün yer alan İngiliz ve Amerikan istihbaratının Türkiye`ye yönelik casusluk faaliyetleri yürüttüğüne dair haberler soruldu. Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaparak, ABD`den haberdeki `vahim` iddiaları ciddiyetle ele alarak Türkiye`ye tatminkar bir açıklama sunması talebinde bulunduğu belirtildi. Bakanlık, iddiaların doğru olması halinde, bu tür faaliyetlerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği ve iki ülke arasındaki dostluk ve müttefiklik ilişkileriyle bağdaşmadığını kaydetti. Açıklamada, “ABD`nin, söz konusu iddiaları araştırarak, doğru olmaları halinde devlet kurumlarımız ve dış temsilciliklerimize yönelik yürüttüğü faaliyetlerini derhal sonlandırması beklenmektedir.” denildi. Alman istihbaratının Türkiye`yi dinlemesine karşı sessizliğiyle dikkat çelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu hafta gerçekleşecek NATO zirvesine işaret ederek, “Liderlerle bir araya geldiğimizde konuşacağız.” yorumu yaptı. Der Spiegel, daha önce de Alman istihbarat teşkilatı BND`nin Türkiye`yi dinlediğini gündeme getirmiş, Alman yetkililer de bunu inkâr etmemişti. Der Spiegel önceki gün ise ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) eski çalışanı Edward Snowden`in sızdırdığı gizli belgelere dayanarak Türkiye`nin, Amerikan istihbaratı tarafından en yoğun izlenen ülkeler arasında bulunduğunu, Türk liderlerin, ordunun, istihbarat yetkililerinin, bakanlıklar ile enerji şirketlerinin casus yazılımlar yoluyla dinlendiğini öne sürmüştü. Dergi, Washington`daki Türk büyükelçiliği ve New York`taki BM Daimi Temsilciliği`nin de dinlendiğini iddia ederken İngiliz istihbaratının da özellikle Türkiye`nin enerji sektörünü takibe aldığını ifade etmişti.İNGİLİZ ELÇİ ÇAĞIRILMADIDün iddiaların sorulduğu İngilte-re`nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore ise “Bu konuda politikamız gayet basit ve açık. İstihbarat konularında yorum yapmıyoruz. İddiaları ne doğruluyoruz ne de yalanlıyoruz.” dedi. Moore, Türkiye`nin kendisini bakanlığa çağırıp rahatsızlığını bildirmediğine işaret ederek, “Türk yetkililerle henüz bu konuyu görüşme imkânı olmadı.” dedi. İngiltere ve ABD`nin Türk yetkilileri ve büyükelçiliklerini dinlediğine yönelik geçtiğimiz sene de çok ciddi iddialar gündeme gelmiş ve Türkiye, konuyla ilgili iki ülkeden izahat istemişti. Ancak bu ülkelerin Türkiye`ye cevap verip vermediği konusunda yetkililer bilgi vermiyor.


02 Eylül 2014 Salı  02:18

ODATV

Gündem - Nihat Genç`e cevabımdır


Rafael Sadi yazdı


02 Eylül 2014 Salı  01:39

Hürriyet

Yazarlar - Sorun, cevaplayalım - Osman MÜFTÜOĞLU


Sağlığınızla ilgili aklınıza takılanları doktorunuza sormaktan çekinmemelisiniz. Hatta yalnızca ona sormalısınız. Konu-komşu, eş-dost bütün iyi niyetleriyle yardımcı olmak isterler. Her kafadan bir ses çıkar. Herkes bir yorum yapar. Ama size özel çözümlere ancak hekiminizle ulaşırsınız. Sağlıkta başımıza gelen problemlerin birçoğunun nedeni, bilgisizlik ve ilgisizliktir. Benim sık tekrarladığım bir cümle vardır: “Hastanın ilgilisi ve doktorun bilgilisi, sağlık için en verimli ve en doğru bileşimdir.” Bize her gün birçok soru yöneltilir. Bunlardan en fazla ilgi çekebileceğini düşündüklerimizi siz okurlarımızla da zaman zaman paylaşırız. İşte onlardan birkaçı...


02 Eylül 2014 Salı  03:13

Hürriyet

Magazin - Sorun, cevaplayalım


Sağlığınızla ilgili aklınıza takılanları doktorunuza sormaktan çekinmemelisiniz. Hatta yalnızca ona sormalısınız. Konu-komşu, eş-dost bütün iyi niyetleriyle yardımcı olmak isterler. Her kafadan bir ses çıkar. Herkes bir yorum yapar. Ama size özel çözümlere ancak hekiminizle ulaşırsınız. Sağlıkta başımıza gelen problemlerin birçoğunun nedeni, bilgisizlik ve ilgisizliktir. Benim sık tekrarladığım bir cümle vardır: “Hastanın ilgilisi ve doktorun bilgilisi, sağlık için en verimli ve en doğru bileşim


02 Eylül 2014 Salı  03:13

Zaman

Manşet - Nuriye Akman - Genelkurmay Başkanı`na kulak vermeli


30 Ağustos resepsiyonu, önemli bir gerçeği ortaya çıkardı: Adı on yıllar boyunca “terörle mücadele” olarak telaffuz edilen, sonra biraz yumuşatılarak “Kürt meselesine” evrilen, bir dönem “açılım” ve nihayet “çözüm süreci” tanımına ulaşan 30 yıllık savaşı bitirecek çalışmalardan ordumuzun haberi yok!Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel`e bu yönde bir soru soruldu da öğrendik. “Hükümetin bir politikası var, o politika yürüyor. Çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, çalışmanın kamu kuruluşlarına gönderileceğini söylemişti, henüz bir şey gönderilmedi.” dedi Özel.Bu sözler bayram kutlaması atmosferinde değil de doğrudan Genelkurmay`ın sitesine konularak veya basın toplantısı ile söylenseydi yer yerinden oynar ve askeri vesayet hortladı yorumları yapılırdı. Oysa şimdi açıklamanın içeriğine daha serinkanlı bir şekilde eğilebiliriz. Mekân ve söylem farkı durumun vahametini ortadan kaldırmıyor. Türkiye`nin kaderini değiştirecek bir dizi karar alınırken, ordu dışlanıyorsa buna hepimizin “hoop ne oluyor orada?” diye sesimizi yükseltmemiz lazım.Tamam kimse ordunun her çorbaya maydanoz olduğu günlere dönelim istemiyor ama hepimizin hayatını A`dan Z`ye etkileyecek, bu kadar hayati bir meselede ordunun çözüm ortaklarından biri olmaması da ifrattan tefrite kaydığımızın göstergesi. Keşke resepsiyona giden meslektaşlarımız Özel`e bunun nedenlerini de sorsalardı. Yol haritası hazırlanırken ordudan görüş alınmaması hükümetin kendince “çatlak seslere” karşı bir tedbiri midir mesela? Halbuki Genelkurmay, açılımın başladığı 2009`dan bu yana çözüm karşıtı bir duruş sergilemedi. Akil insanlar seçip yurdun dört bir yanına göndererek halkın nabzına şerbetler sunan sivil yöneticilerimiz neden acaba ordunun fikirlerine ihtiyaç duymaz?Ülkemizin siyasi ve askeri yöneticileri arasında hangi konularda görüş ayrılığı bulunduğunu bilmeye hakkımız var. Org. Özel, “Kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini yapacağımızı söyledik” demiş. “Ülke bütünlüğü”nün dışındaki kırmızı çizgilerin tamamını belirtmemiş sadece “10 yıl öncesiyle bazı nüans farklılıkları var” demekle yetinmiş. Kimse de sormamış o nüansları ve farklılıkları! Ne yani şimdi “Siyasiler her daim haklı, askerler her daim haksız” şeklinde özetlenecek bir paradigmaya mı savrulduk? Yeni Türkiye dedikleri bu mudur?Ordunun ikna edilmediği bir çözüm sürecinin başarılı olmasını beklemek hamhayalciliğin ötesine geçemez. Sivil çözümlerin, askeri koruma ve kollanmaya ihtiyacı vardır. Bugün onu muhatap almazsanız, yarın uygulamada nasıl yardım isteyeceksiniz? Beşir Atalay`ın kamu kuruluşlarına göndereceğini söyleyip henüz gönderilmeyen o belgenin akıbetini birileri Yalçın Akdoğan`dan sormalı: Yol haritasını hangi kuruluşlar ne zaman öğrenecekler? Nihai belge hazırlanırken görüşleri alınacak mı yoksa her şey olup bittikten sonra bir emrivaki ile mi karşılaşacaklar?Org. Özel`in “paralel yapı” iddiaları ve Silahlı Kuvvetler`de bununla ilgili yürütüleceği açıklanan disiplin çalışmaları hakkındaki soruya verdiği cevap da çok düşündürücü: “Türk Silahlı Kuvvetleri, elinde bilgi ve belgeyle çalışır. Bunun dışında MİT ve Emniyet`ten belge istedik ama bize şu ana kadar bilgi, belge gelmiş değil. İmzasız ihbar mektuplarıyla işlem başlatamayız. Türk Silahlı Kuvvetleri hukukun üstünlüğüne inanır, buna göre gereğini yapar.”Ne demek bu şimdi? MİT`in ve Emniyet`in elinde Genelkurmay`a gönderilecek ciddiyette bilgi-belge yok mu? Eğer şimdilik kaydıyla yoksa, önce adını paralel yapı diye koyup sonra içini doldurmaya mı çalışıyorlar? Org. Özel, Genelkurmay`ın kendi imkânlarıyla pekâlâ bilebileceği illegal oluşuma dair kanıtlar edinmiş olsa bunu hükümetle paylaşmaz mıydı? Devletin kılcallarına kadar girerek haşhaşi dehşeti saçan bir örgütün orduyu pas geçmesi mümkün değildir herhalde. Akıl, Org. Özel`in resepsiyondaki açıklamasını “Bizde yok, onlarda yok” şeklinde okumaya zorluyor.


02 Eylül 2014 Salı  02:18

Zaman

Manşet - Mümtaz`er Türköne - Çemberin dışında imam-hatip var mı?


Mesele çok ciddi, çok ağır, duygusal çağrışımları çok zengin; bir savaş bayrağı gibi kışkırtıcı ve toplumun-siyasetin uçsuz bucaksız münbit alanlarının kayda değer bir kısmını işgal eden çok esaslı bir mesele.Bu mesele yeni öğretim yılı başında çevrenize kayıt yaptıracağınız okulla sınırlı bir eğitim meselesinden ibaret değil, devletin-toplumun-siyasetin kesişme alanında yer alan ve din-siyaset ilişkisine dair her zorluğu peşi sıra sürükleyen dev bir mesele. Şöyle düşünün: Toplumun din eğitimi talebini karşılamak için imam-hatipler dışında; doğal olarak devletin dışında bir yol bulsak, bir yığın tüketici, yıpratıcı tartışmadan ve kavgadan bir kalemde kurtulmuş olmaz mıyız? İmam-hatipler eğitim sistemi üzerinde bir yük mü? Evet artık bir yüke dönüştüler. Dün, toplumun devletle uzlaşma köprüsü ve eğitimin ve toplumun ilerlemesinin temel dinamosu olan bu okullar, bugün eğitim sistemini kilitleyen, sadece geleceğimizi değil, siyasî alanı da rehin alan ağır bir yüke dönüşmüş durumdalar.İçi boşalmış, üstlendiği misyon ters-yüz olmuş imam-hatip markasına, bir okul asabiyesi ile sahip çıkanların, ne işe yaradığı hakkında fikir sahibi olmadıkları bir davayı sürdürenlerin, bugünün imam-hatiplerinin dününkiler ile hiç alâkası olmadığını anlamaları için çevrelerine bakmaları yeterli.Takıntılar, önyargılar, okul asabiyesi, hükümet politikasına kayıtsız-şartsız destek verenler ile “imam-hatip düşmanı” yaftasını yiyerek tartışmak çok zor. Yine de bu esaslı sorun konusunda herkesin bildiklerini gözden geçirmesi ve çemberin dışına çıkması lâzım. Çember dediğimiz ne? Bu kadar sorgusuz-sualsiz benimsenen bir tezat ancak fıkralarla yerli yerine oturuyor.Tımarhanede yemek vakti. Bir grup deli tebeşirle çizilmiş bir çemberin içinde yere yatmış kıvranıp duruyor. Masada tek başına oturmuş rahat rahat önündekileri atıştıran delinin, “burada ne oluyor?” diye soran doktora verdiği cevap durumu açıklıyor: “Çemberin altından geçmeye çalışıyorlar; `sadece çizginin altından geçenler yemek yiyebilir` diye kural koydum da.”Bu fıkra yetmiyorsa ikincisi: Deliler, tımarhaneden firar etmek için plan yapmışlar. Plan son derece basit. Birinci kapıyı yüklenip kırarak açacaklar, ikinci kapıyı da ve son olarak üçüncü kapıyı da aynı şekilde. İlk iki kapıyı planladıkları gibi kırıyorlar. Sonra? Bakıyorlar üçüncü kapı yok ve dışarıdalar. Planı uygulayamadıkları için hep birlikte tımarhaneye geri dönüyorlar.Aynı durumu anlatan son fıkra çok bilindik bir temayı içeriyor. Delinin biri kuyuya bir taş atmış, yüz akıllı çıkartamamış. Oradan geçen biri deliye “bunlar ne yapıyor böyle?” diye sormuş. Delinin cevabı: “Elimdeki taşı kuyudan çıkartmaya çalışıyorlar.”İmam-hatipler (aynı şekilde ilahiyat fakülteleri), engin İslâm düşüncesinin, İslâm medeniyetinin eğitim alanındaki birikimin değil, Takrir-i Sükûn dönemine ait bir Devrim Kanunu`nun eseri: 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile “küşad” oluyorlar. Amaç, din eğitimini devlet tekeline alarak toplum üzerinde kontrol alanını genişletmek. Demokrasiye geçişle birlikte, devletiyle kavga etmeden ihtiyacını karşılamak isteyen toplum, bu modelin etki alanını genişletiyor. Bu okullar sayesinde başka türlü resmî eğitim fırsatı bulamayan nesiller yükselme ve toplumun zirvesine çıkma imkânı buluyor. Devletin izni ve onayı ile yürüyen bu uzlaşma her zaman en hararetli siyasî tartışmaların odağında bulunuyor. Sonra toplum kendi ayakları üzerinde duruyor ve bu okullara olan ihtiyacı sivil yollardan daha sıcak ve daha etkileyici yöntemlerle karşılamaya başlıyor. Bugün imam-hatiplerin karşılayacağı genel bir din eğitimi talebi bulunmuyor. Kısaca toplum çemberin dışına çıkıyor ve kendi hükümranlık alanını ilan ediyor. Bugün resmî din eğitimi alanını genişletmenin, altından geçilecek daha geniş bir çember çizmek dışında; yani devletin toplum üzerindeki gücünü ve egemenliğini genişletmek ve sivil toplumu tımarhanede tutmak dışında hiçbir anlamı yok.


02 Eylül 2014 Salı  02:18

Zaman

Manşet - Abdülhamit Bilici - Galimbek Öğretmen`in cevabı


Bir türlü normal demokrasi olamadığımız için hemen her kuşak ve her kesim farklı zamanlarda bir şekilde iç düşman ilan edilme payesine erişmiştir Eski Türkiye`ye yön veren karanlık yapıların becerdiği en iyi işlerden biri, vatandaşların bir kısmını iç düşman diye yaftalamak ve onları halkın gözünden düşürmek için her türlü kara propaganda yapmaktı.Bazen dindarlar oldu hedefte, bazen Kürtler, bazen Aleviler, bazen solcular, bazen gayrimüslimler, bazen ülkücüler. Böyle karalama kampanyalarının değişmeyen hedeflerinden biri de Hizmet Hareketi`ydi. Belki gençler ve hafızası zayıf olanlar hatırlamaz. Ama uygulayanlar değişse de bu tür yaftalama kampanyaları ülkemizde hiç yeni bir şey değildir. 70 yıl önceye giderseniz, kendisini iman davasına adamış, hayatını ücra bir kasabada, sürekli gözetim altında bir sürgünde veya sudan bahanelerle hapiste geçiren 70 yaşlarındaki Bediüzzaman için devrin tetikçilerinin şu iftirasını görürsünüz:“Risale-i Nur`un fevkalade kıymetini kırmak fikriyle, şeytanların bile hatır ve hayaline gelmeyen şu iftirayı, resmi makam işgal eden bir adam yaptı: `Gecede tablalarla baklavalar ve fahişeler yanına gidiyor`. Halbuki benim kapım gece dışarıdan ve içeriden kilitli, hem sabaha kadar bir bekçi o bedbahtın emriyle kapımı bekliyordu.” Tarihten günümüze gelirseniz, 28 Şubat sürecinde Fethullah Gülen için atılan şu manşet ile karşılaşırsınız: “Fethullah`ın 3 bin intihar komandosu var” (Sabah, 22 Haziran 1999) Böyle yüzlerce iftira üzerinden açılan dava 10 yıl sürdü ve Yargıtay Genel Kurulu`nun beraat kararıyla sonuçlandı. Elbette canlar sıkıldı, insanlar üzüldü. Ama gönüllerdeki hizmet düşüncesi, Anadolu`dan dünyaya yayılarak evrensel bir barış ve eğitim hareketine dönüştü.Şimdi devir değişti ama karalama geleneği maalesef değişmedi. Üstelik bu kez dün “irtica” diye düşman ilan edilen kimileri görev başında. Ülkenin başındaki bunca derde rağmen 28 Şubat`ta yapıldığı gibi yine inançlı vatansever insanlar “terörist” diye yaftalanıyor. Pislikleri örtmek ve yeni bir düzen kurmak için yine iç düşman icad ediliyor. Ancak bıkıp usanmadan tekrarlanan yalan, hakaret ve iftiralar, toplumun bir kısmını zehirlerken, bir kısmının da gözünü açıyor.Eski kara propaganda ile zehirlendiği anlaşılan birinden dün aldığım şu mesaj, ne kadar ustaca yapılsa da hem algı operasyonunun sınırını hem de masum insanlara atılan çamurun bunu yapanların yüzüne dönebileceğini gösteriyor: “Eskiden, Fethullah Gülen`in şeriatı getirip cumhuriyeti yıkmak istediğini sanıyordum. Camianın dik duruşu ve ona yapılan hain saldırıları görünce, televizyondan Gülen`i dinlemeye başladım. Anladım ki, sadece ahlaklı müminler yetiştirmekmiş dileği. Adamış kendini bu yola ve başarmış. Derdi, Allah sevgisi olanlardanmış.”Daha önce, “Protokolü eriten Ali Amca” diye anlatmaya çalıştığım gönül kahramanı Ali Kervancı`nın Güney Afrika`da yaptırdığı Nizamiye Külliyesi kabristanına geçen hafta defnedilen Moğolistanlı öğretmen Galimbek Şerifhan gibi gönül erleri aslında iftiralara verilen en duru cevap. İlkokulu Moğolistan`da, liseyi Mısır El-Ezher`de, üniversiteyi Konya Selçuk İlahiyat`ta okuyan Galimbek Öğretmen, Türkiye ve dünyada Hizmet`i tanıyan yüz binlerce gönüllü gibi işin bir ucundan tutmak istemiş ve çıktığı hicret yolculuğu onu, Johannesburg`daki Türk okulu Sama İmam Hatip Lisesi`ne götürmüştü. Burada din dersleri veriyor, Nizamiye`de gönüllü imamlık yapıyordu. G.Afrikalı arkadaşı Julie Bhamje, onu şöyle anlatıyordu: “Hayatında üç şey vardı: Kur`an, namaz, dua.” Öğrencisi Ahmed ise şöyle diyordu: “Bize rol model oldu. Bizi evladı gibi sevdi biz de onu babamız gibi sevdik. Çok üzgünüz.” Moğolistan`daki ailesi her fırsatta `artık gitme` demesine rağmen o öğrencilerinden ayrılmayı hiç düşünmedi.Eşi ve iki çocuğu ile geçirdiği trafik kazasında vefat eden Galimbek Öğretmen`in cenazesini ülkesine götürmeye gelen Moğolistanlı müftü Azadkhan Mukhan, hiç beklemediği bir tabloyla karşılaştı: “Moğolistan`a götürecektik ama öğrencilerine `Ben artık memlekete dönmeyeceğim, burada kalacağım.` demiş. Ayrıca farklı milletlerden insanların onun için gözyaşı döktüğünü görünce burada defnetmeye karar verdik.” Yakın arkadaşı Veyis Hoca`nın paylaştığı şu hatıra, onun olacakları hissettiğini gösteriyordu: “Nizamiye Külliyesi tamamlanmış, bahçesinde mezarlık yapılıyordu. Bu kabristanın boş kalmayacağını söyledi ve `Allah`ım bizi hicret diyarında vefat eden kullarından eyle` diye dua etti. Allah samimi duasını kabul etti.” Hiçbir kara propaganda bu yiğitleri gölgeleyemez.


02 Eylül 2014 Salı  02:18

Zaman

Gündem - `Ergenekon hâlâ aktif, ifademi değiştirmem için tehdit ediyorlar`


Tanık olarak verdiği ifadeyle Zirve katliamının arkasındaki karanlık bağlantıları deşifre eden İlker Çınar, ifadelerini değiştirmesi için tehdit edildiğini söyledi. Daha önce savcıya cinayetlerin Ergenekon`un silahlı yapılanması tarafından planlandığını anlatan Çınar, “Her şeyi göze alarak bağımsız yargıya gittiğim için asla pişman değilim.” dedi.Malatya Zirve Yayınevi`nde işlenen cinayetlerin hem tanığı hem de sanığı olan İlker Çınar`ın, mahkemeye verdiği 2 yeni ifade ortaya çıktı. Katliamın arkasındaki karanlık yapının deşifre edilmesinde beyanları ile büyük katkıda bulunan Çınar, ifadelerini değiştirmesi için tehdit aldığını açıkladı. Bazı akrabalarının bu amaçla kendisine karşı kullanıldığını vurgulayan Çınar, “Bu süreçte tanıklıktan vazgeçmem, ifademi geri almam, bütün ifadelerimi baskı ve tehditle verdiğimi ifade etmem istendi.” dedi. Bu açıklamalar akıllara hükümet medyası ve Perinçek`in gazetesindeki Çınar haberlerini getirdi. Akşam Gazetesi, Çınar`ın “Paralel yapı beni kullandı. Paralel kumpasın bir parçası oldum.” şeklinde beyanda bulunduğunu iddia etmişti. Aydınlık Gazetesi de, Zirve`nin tutuklu sanığı Haydar Yeşil`in kendilerine gönderdiği mektuba dayanarak Çınar`ın ağzından gazeteci Adem Yavuz Arslan`ı hedef almıştı.İlker Çınar, savcı Zekeriya Öz`e 2010 yılında Deniz Uygar kod ismiyle gizli tanık sıfatıyla ifade vermişti. Malatya`da 2007 yılında 1`i Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin çarpıcı ifşaatlarda bulunan Çınar`ın ifadelerinin ardından gerçek kimliği deşifre edilmişti. Çınar, daha sonra da Malatya Başsavcılığı`na Zirve cinayetlerinin arkasında Ergenekon`un Malatya hücresinin olduğunu açıklamıştı. Cinayetlerin Ergenekon`un silahlı yapılanması olan Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekât Dairesi (TUSHAD) tarafından planlandığını söylemişti. TUSHAD`ın başındaki isim olarak emekli Org. Hurşit Tolon`u işaret etmişti. Malatya İl Jandarma Komutanı Albay Mehmet Ülger, Binbaşı Haydar Yeşil ve emirlerinde görev yapan bazı asker ve sivillerin isimlerini vermişti. Daha sonra bu kişiler tutuklanmıştı. İlker Çınar, Zirve sanıkları ve Doğu Perinçek grubuna ait medyanın hedefindeki isimdi. Son günlerde hükümet medyası da Çınar`a ilişkin manipülatif haberler yapmaya başladı. Ankara Başsavcılığı tarafından 30 ile gönderilen skandal talimatta ise Zirve cinayetleri gibi menfur saldırılar ile Hizmet Hareketi arasında bağ kurulması istenmişti.İlki 12 Şubat, ikincisi 10 Mart 2014 tarihli olan ifadelerde İlker Çınar, sonradan çıkan tüm delillerin kendisini doğrulamış olmasına dikkat çekti. Çınar, uzman çavuş iken görev icabı 1993`te Hıristiyan olduğunu ve kiliseye sızdığını açıklamıştı. Burada aldığı dini eğitimden sonra papaz olarak çalıştığını, bu süreçte maaşını jandarmadan elden imza karşılığında aldığını anlatmıştı. Bu açıklamalar Malatya İl Jandarma Komutanı Mehmet Ülger ve diğer sanıklar tarafından yalanlanmıştı. Ancak aramalarda Çınar`ın jandarmadan maaş aldığına dair belgeler ele geçirilmişti. Çınar, ifadesinde Malatya İl Jandarma Komutanlığı`nda yapılan ve misyonerlere karşı faaliyetlerin planlandığı toplantılardan bahsetmişti. Bu eylemlerin de Hizmet Hareketi`ne ve AKP`ye yıkılmak üzere kurgulandığına dikkat çekmişti. Binbaşı Haydar Yeşil`in kayınbiraderi tarafından adli makamlara teslim edilen bir hard diskte Çınar`ın iddia ettiği bu toplantıların ses kayıtları çıkmıştı. Bunun üzerine aralarında Hurşit Tolon`un da olduğu 4 kişi daha tutuklanmıştı. Çınar, son ifadesinde bu, “Bu hard disk, önceki ifadelerimde ne dediysem neredeyse birer birer doğruladı. Asla, ne yargının ne polisin ne cemaatin ne de misyonerlerin yönlendirdiği biri değilim. Her şeyi göze alarak bağımsız yargıya gittiğim için asla pişman değilim.” dedi.


02 Eylül 2014 Salı  02:04

Zaman

Manşet - `Mutfaktaki yangın` Meclis gündeminde


Son dönemde enflasyonun üzerinde seyreden gıda fiyatlarındaki artış Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşındı.CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu`nun cevaplaması talebiyle Meclis Başkanlığı`na gıda fiyatlarıyla ilgili soru önergesi verdi. Tanal, Eker`e yönelik soru önergesinde, son dönemde gıda fiyatlarında enflasyonu aşan artışların gerçek olup olmadığını sordu. Önergede, “Özellikle yılın ilk 7 ayında temel gıda fiyatları yüzde 50 artmış mıdır? FAO dünyada gıda fiyatlarının yüzde 2 gerilediğini açıklamış mıdır? Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye`deki artışın sebepleri nelerdir? Türkiye`deki artışların sebebi yanlış tarım politikaları, sulamadaki yanlışlıklar, yatırım yetersizliği ve bu politikalar yüzünden sanayicinin tarımdan el çekmesi midir? Bakanlığınızca bu alana yatırımı teşvik etmek amacıyla yapılan veya yapılması düşünülen bir plan var mıdır? Varsa nelerdir? Türkiye`de bir hanenin gıdaya ayırdığı bütçe yüzde 24 oranında mıdır? Bu yüksek oran sebebiyle Türkiye`de eğitim, sağlık gibi giderlere ancak yüzde 2 pay mı ayrılabilmektedir? Gıda fiyatlarındaki artış en çok dar gelirli haneleri mi etkilemektedir?” soruları yer aldı. Mahmut Tanal`ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu`nun cevaplamasını istediği sorulardan bazıları ise şöyle: “Türkiye`deki artışların sebebi yanlış tarım politikaları, sulamadaki yanlışlıklar, yatırım yetersizliği ve bu politikalar yüzünden sanayicinin tarımdan el çekmesi midir? Konya`daki buğday üretimi yüzde 30 azalmış mıdır? Türkiye`de uzun yıllardır su kaynaklarının çok kötü kullanıldığı doğru mudur? Türkiye`de yeraltı suları ve barajlar, sulama amacıyla tüketilmiş midir? Türkiye çölleşme tehlikesi altında mıdır? Bakanlığınızca sulamada yapılan yanlışları düzeltebilmek adına herhangi bir girişimde bulunulmuş mudur? Bulunulmadı ise hukuki gerekçesi nedir?”Ağustosta markette 18 gıdanın fiyatı arttıTürkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, ağustos ayında market fiyatlarına bakıldığında 5 üründe fiyat değişimi görülmezken, 13 üründe azalma, 18 üründe ise fiyat artışı olduğunu açıkladı. Bayraktar, üretici fiyatlarında ise ağustosta, 8 üründe fiyatlar değişmezken, 9 üründe azalma, 15 üründe ise fiyat artışı meydana geldiğini duyurdu. Bayraktar, en fazla fiyat düşüşünün markette yüzde 26,5 ile karpuzda, üreticide yüzde 39,29 ile elmada, en fazla fiyat artışının markette yüzde 42,44 ile yeşil soğanda, üreticide yüzde 55,88 ile yeşil mercimekte görüldüğünü belirtti. Bayraktar, seçilmiş ürünlerde üretici ve market fiyatları arasındaki fark incelediğinde, en fazla farkın yüzde 492,31 ile maydanozda görüldüğünü bildirdi. Limonda yüzde 415,38, marulda yüzde 329,94, kabakta yüzde 302,95, kuru soğanda yüzde 293,33, salatalıkta 284,90, sivri biberde yüzde 277,30, elmada yüzde 254,51, domateste yüzde 249,89, pirinçte yüzde 247,87, havuçta yüzde 238,15, kuru üzümde yüzde 227,37 fiyat farkı tespit edildi.


02 Eylül 2014 Salı  02:18

Zaman

Gündem - Yolsuzluğun üzerine giden polisler `darbe`yle suçlanıyor


17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını yürüten polislere yönelik dün yeni bir hukuksuz operasyon gerçekleştirildi. İstanbul merkezli 16 ayrı ilde başlatılan operasyonlarda 33 polis hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Gözaltına alınan polisler, `Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirmeye çalışmak`la suçlandı.17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet, PKK/KCK ile Selam Tevhid terör örgütü soruşturmalarında görev alan polislere yönelik yeni bir hukuk dışı operasyon düzenlendi. İstanbul merkezli 16 ayrı ilde başlatılan operasyonlarda 17-25 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını bizzat takip eden 33 polis hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Operasyonun başında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Ömer Burak Aktaş`ın bulunduğu öğrenildi. Aktaş`ın ismi İsrailli işadamı Moşe Kohen`e istihbarat şubenin teknik bilgilerini sızdırmakla gündeme gelmişti. Sabah saatlerinde gözaltına alınan 17 emniyet mensubu, İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi`nde sağlık kontrolüne çıkarıldı. Büyük yolsuzluk operasyonunu yürütürken görevden alınan eski İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı da sağlık kontrolünden geçirilmek üzere hastaneye getirilen polisler arasındaydı. Saygılı, gazetecilere neden gözaltına alındığını bilmediğini söyledi. Operasyon sırasında eski emniyet amiri Kazım Aksoy da üçüncü kez gözaltına alındı. Aksoy daha önce gerçekleşen 22 Temmuz sahur operasyonlarında gözaltına alınıp serbest bırakılmış, daha sonra tekrar gözaltına alınıp serbest kalmıştı. Organize suçlardan sorumlu eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mahir Çakallı ile eski İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi Müdür Yardımcısı Yasin Topçu da sağlık kontrolünden geçirildi.Başsavcıdan skandal açıklamaOperasyonla ilgili bilgi veren İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, yazılı açıklamasında inanılmaz skandallara imza attı. “Dolaylı dinleme” diye bir suç maddesi kanunlarda bulunmamasına karşın Salihoğlu, dönemin başbakanı Erdoğan ve bakanlar hakkında suç örgütü lideri oldukları yönünde evrak düzenlendiğini ileri sürdü. Salihoğlu, terör örgütü El Kaide`nin finansörü olmakla suçlanan Yasin el Kadı`nın Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Haliç Kongre Merkezi`nde yaptıkları iddia edilen görüşmeyi dosyaya koydukları için polisleri `Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirmeye çalışmak`la suçladı. Yolsuzluk soruşturmasını yürüten polislerin casusluk, sahte evrak düzenleme ve dosyaya ait ses kayıtlarını basına sızdırma suçlarını işlediklerini de ileri süren Salihoğlu, bu kapsamda Mali Şube ekiplerine operasyon yaptıklarını kaydetti. 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının başında bulunan eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, dün sabah gerçekleşen hukuksuz operasyonlarını Twitter`daki hesabından duyurdu. Saygılı, gece yarısı evinin önünde nöbet tutmaya başlayan polislere kaçmayacağını belirten tweet`ler attı. Saygılı, havuz medyasında gözaltına alınacağına ilişkin haberler üzerine de 3 Ağustos`ta bizzat adliyeye gelip haklarında herhangi bir soruşturma olup olmadığını sormuştu. Ancak Saygılı`ya UYAP`a kayıtlı böyle bir soruşturma olmadığı bilgisi verilmişti. Başsavcılıktan aldığı bu cevap sonrasında adliye önünde açıklama yapan Saygılı, haklarında yapılan haberlerin iftira niteliği taşıdığını ve suç duyurusunda bulunduğunu kaydetmişti.


02 Eylül 2014 Salı  02:04

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  

polis ramazan  06 05 2010 tarihli sabah gazetesi ukurova eki  01 01 2010 posta gazetesi son sayfa  rasim epli at yarışı tahminleri  03 aralık 2008 kaza haberleri  celal çamur  dünkü hürriyet gazetesi şükrü kızılot yazısı  14 eylül yeni asır küçük ilanlar  batı akademi sınav sonuçları  habertürk gazetesi istanbul eki arşivi 25 02 2011  heyecan altılı bülten tahmini  tahran lisesi  10 eylül posta gazetesi maxi bulmaca çözümleri  habertürk ege eki dilan daş  17 05  09 03 2006 kontv arşivi  24 12 2008 tarihli posta gazetesi  24 kasım okullar tatil mi  ankarada 17 aralık 2009 günü okullar tatil mi  22 aralik ygs cevap anahatari  ülke tv bilal baba  01 08 1983 hürrİyet gazetesi arşivi