Bulunan Haber Sayısı: 310
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Sabah

Gündem - MİT`in ABD`yi bile şaşırtan operasyonu


Sabah Gazetesi`nden Abdurrahman Şimşek, IŞİD`in elinden kurtarılan konsolosluk çalışanlarının nasıl kurtarıldığını adım adım anlattı. Devamı için tıklayınız


23 Eylül 2014 Salı  01:05

Zaman

Manşet - Fethullah Gülen Hocaefendi: Sabır, Kurtuluşa Ermenin Sırlı Anahtarıdır


Fethullah Gülen Hocaefendi`nin, “Musîbetlerin Perde Arkası ve Son Nefese Kadar Hizmet” konulu yeni sohbeti Herkul.org`da yayınlandı. Sabrın, kurtuluşa ermenin sırlı anahtarı olduğunu vurgulayan Hocaefendi, nefse takılmamanın yolunun yüce bir gayeye gönül vermek olduğunu belirterek önemli tavsiyelerde bulundu.SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ`NİN SOHBETİNDEN SATIRBAŞLARIBela ve Musibetler Birer Kurbet Rampasıdır!..*Sevap tek bir kanalla gelmez, çok farklı kanallarla gelir. Bu açıdan da gönülden arzu etmediğimiz, istemediğimiz şeylere maruz kaldığımız zaman, “Bu defa ilâhî tecelli olarak böyle bir kanal kullanıldı. Bizim sevap havzımıza bu defa da bu kanalla sevap akıyor, Cenâb-ı Hakk`ın hoşnutluğuna bu yolla yaklaşıyoruz, Hazreti Ruh-u Seyyidi`l-Enâm`ı bu yolla hoşnut ediyoruz!” mülahazasıyla meseleye bakmalı.*İnsanın maruz kaldığı şeylere daha baştan, sebebini bilmeden sabretmesi, işte esas sabır odur. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Sabır, hadisenin şokunu ilk yediğiniz zamanki sabırdır.” buyurur. Sonra, biraz evvel arz ettiğim mülahazalara bağlı, döner hadiseleri yorumlarsınız: “Bak, bu bana şunu kazandırdı, şöyle gözümü açtı; elmas kömürden şöyle ayrıldı; mü`min münafıktan şöyle tefrik edildi…” Bu mülahazaları gözden geçirip değerlendirdikten sonra, “Yahu başıma gelen bu şey de sabredilecek bir şeymiş!” demek, bu da bir sabırdır; fakat işin esbabını bilmeden, daha hadisenin şokunu yaşadığın zaman sabretmen, çok farklı bir şeydir. En mübarek ibadetlerden daha fazla size sevap kazandırır. Bir hamlede, bir nefhada, bir rampaya binmiş gibi sıçrar, âlâ-yı illiyyîn-i kemâlâta çıkarsınız. Kendinizi meleklerle hem-saf bulursunuz. Bela ve musibetler kadar insanı evc-i kemâlâta hızlı çıkaran başka bir şey yoktur.*Dertlileri sever Rahman. Onların iniltisi nezd-i ulûhiyette, en tatlı dualardan, tazarrulardan, niyazlardan daha nâfiz, daha geçerli ise, bence endişe duymamalı, O`na tazarru ve niyaza yönelmeli. Ferdî hayatınıza gelip musallat olan virüsleri, problemleri, dertleri, hastalıkları… mutlaka Kendisine tazarru ve niyaza, Kendisine yönelmeye sevk etmek için değişik tecellî dalga boyunda size bir iltifatın ifadesi olarak görmelisiniz. Sizin iniltinizi duymak istiyordur, sizi tazarru ve niyaza sevk etmek istiyordur.Nefse Takılmamanın Yolu Yüce Bir Gayeye Gönül Vermektir!..*İ`lâ-yı kelimetullahın ve kendi ruhunuzun abidesini ikame etmenin dışında göstereceğiniz her gayret boştur, havanda su dövme demektir. Burada belki size bazı şeyler kazandırabilir; alkış kazandırabilir, takdir kazandırabilir, şuursuz kitle psikolojisiyle hareket eden yığınları sizin arkanızdan koşturabilir. Fakat bunların hiçbirinin uhrevî âlem itibarıyla Allah nezdinde bir arpa kadar kıymeti yoktur! Dağlar cesametinde kıymeti olan bir şey varsa, o da Allah yolunda mücahededir. “Bir kimse Allah yolunda ölesiye cihad ederse, yani kalbler ile Allah arasında engelleri yıkarak kalblerin Allah`la bütünleşmesini, buluşmasını sağlama istikametinde cihad ederse, işte o Allah yolunda bir cihaddır!” Onun dışındaki şeyler size şirin, tatlı görünebilir, fakat nezd-i ulûhiyette kıymet-i harbiyesi yoktur bunların.*Yolunuz bu ise, -Budur inşaallah; bütün kardeşlerinizin, dostlarınızın, taraftarlarınızın, sempatizanlarınızın ve arkadan gelecek, münevver ve münevvir nesl-i âtînin gaye-i hayali de budur inşaallah.- bu gaye-i hayal ile yaşadığınız sürece Allah`ın izniyle eğriliklere, yamukluklara sapmayacaksınız. İnsan yüksek bir mefkûreye kilitlenmeli, onu realize etmeye çalışmalı ki, kendine takılmasın.*Böyle bir gaye-i hayaliniz yoksa, insan hiç farkına varmadan kendi enaniyetine, egosuna takılır. Önce bir egoist olur o, her şeyi kendine bakan yanıyla değerlendirir. Çıkarlar… Hangi çıkarlar? “Bana faydası ne bunun?” düşümcesine bağlı menfaatler. İşte ona bağlanır. Millet çapında çıkarlar, toplum çapında çıkarlar, din-diyanet çapında çıkarlar, sizin arkadaşlarınızın açılımının kazandırdıkları çapında çıkarlar.. eğer kendisine bunlardan bir menfaat gelmiyorsa, bir kazancı yoksa, onun için bunların hiçbirinin kıymeti yoktur. “Bunların hepsi yıkılmalı, bu müesseselerin hepsi kapanmalı; çünkü bana dönen bir şey yok bunda!” Böyle bir egoizmaya sapma olur. Sonra daha da derinleşir, her şeyi kendine bağlı görür hafizanallah; o zaman da egosantrist olur. Meseleyi biraz daha ileriye götürünce bir narsist haline gelir. Gözü artık kimseyi görmez. Hatta mevhum bir kısım düşmanlara karşı bile nefretle oturur, nefretle kalkar. Nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle dirilir!“Sabır, Kurtuluşa Ermenin Sırlı Anahtarıdır.”*İnsanlar her zaman bela ve musibetlerden çekmişlerdir. Size düşen de budur. Bir sözde derler ki; (her Musa için bir Firavun) her Firavun için de bir Musa vardır. Hazreti Musa`nın karşısında Firavun olmuştur. Hazreti İbrahim`in karşısında Nemrut olmuştur. İnsanlığın İftihar Tablosu hem Nemrutlarla hem Firavunlarla hem de daha ne türlü belalarla karşılaşmıştır. Raşit Halifeler de o belalarla karşılaşmışlardır. O büyük müceddidler de, Abdulkadir Geylani hazretleri de, İmam Gazzali hazretleri de hep çekmişlerdir. Bu dünyada hiçbir zaman firavunsuz yaşanmamıştır. Her zaman Yezidler, Haccaclar bulunmuştur ve onların karşısında da mazlum sahabi ve tâbiin bulunmuştur. Ama dişlerini sıkıp sabretmişlerdir. Kim sabreder, dişini sıkar, katlanırsa, Allah`ın izni ve inayetiyle zaferyâb olur, umduğu şeylere nail ve mazhar olur. “Sabır, kurtuluşa ermenin sırlı anahtarıdır.”*“Boş değiliz!” diyen insan boşun ta kendisidir. Bunca iyilik ve güzellikler karşısında -insanız zayıfız, aklımızdan geçebilir- “Galiba biz de bir şey yapıyoruz!” dersek, Allah hemen tokadı suratımıza indirir. Her şeyi O`ndan bilmeli. “Biz de bir işe yarıyormuşuz!” derseniz, hafizanallah egoizmaya bir kanal açmış olursunuz. Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. Günaha ve küfre doğru bir adım atmış olursunuz farkına varmadan. Kendi durduğunuz yerden bir adım uzaklaşmış, şeytanın durduğu yere bir adım yaklaşmış olursunuz. Her adım başka bir adıma çağrı olduğundan, ikinci adımı atmak biraz daha kolaylaşır hafizanallah. Üçüncüsü daha da kolaylaşır. Ve sonra insan kendisini bu yanlış adım atmalar sarmalı içinde bulur.Geride Bir Atı, Bir Kılıcı ve Bir de Kalkanı Kalmıştı!..*Büyük zafer ve muvaffakiyetler Cenâb-ı Hakk`ın inayetinden bilinmez de şahıslara verilirse, o şahıslar hafizanallah güç ve kuvvet zehirlenmesine maruz kalırlar.*Halid b. Velid cihan çapında bir kumandandı. Allah (celle celâluhu), iki büyük imparatorluğu onun kılıcıyla dize getirmişti. Asker, başında Halid`i görmeyince bir yere hareket etmeyecek derecede ona bağlanmıştı. Bununla beraber, Yermuk muharebesi gibi Müslümanların ölüm-kalım mücadelesi verdiği bir sırada, Halife Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) onu azletmişti. Emri tebliğ vazifesi kendisine verilen Muhammed b. Mesleme, Hazreti Halid`in başındaki sarığı boynuna takıp onu bu hâlde halifenin huzuruna getirivermişti. Hazreti Ömer “Halid! Allah şahit ki seni çok seviyorum. Ama halk bütün zaferleri senin şahsında buluyor. Hâlbuki bize bu zaferleri ihsan eden Allah`tır. İnsanların şirke düşmesine meydan vermek istemiyorum. Ve bunun için de seni kumandanlıktan azlediyorum.” demişti.*Hazreti Halid b. Velid ruhunun ufkuna yürüdüğünde geriye bir atı, bir kılıcı ve bir de kalkanı kaldı. Yuh olsun başka şekilde düşünenlere!.. Kendisini bir şey zanneden egoistlere, egosantristlere.. imkan elde ettiği zaman kendi için yeni imkan yolları araştıranlara.. villalar, yalılar hazırlayanlara.. yuh olsun…Öyle Bir Sevgiliye Gönül Bağla ki, Batıp Gitmesin, Gönlünü Dâim Şâd Eylesin!..*Şu fâni dünyaya aldanmamalı. Aziz Mahmud Hüdâî hazretleri ne hoş söyler: “Yalancı dünyâya aldanma yâhû / Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez / İki kapılı bir virânedir bu / Bunda konan göçer, konuk eğlenmez.” Alvarlı Efe Hazretleri de şöyle der: “Acep bir karûbân hane bu dünya / Gelen gider konan göçer bu elden / Vefası yok sefası yok fani hülya / Gelen gider konan göçer bu elden.”*Böyle ölümlü bir dünyada faniyât ü zâilâta dil bağlamamak lazım. “Afitâb-ı hüsn-ü hûbân âkıbet eyler üful / Ben muhibbi Lâ Yezâlim, “lâ ühıbbü`l-âfilîn.” (Güneş gibi güzel yüzler de sonunda batar gider; bu itibarla ben, fânî güzelleri değil, batmayan ebedî güzeli severim.) O güneş yüzlü sevgililer elbet bir gün gurub eder giderler, güzel çehreler akıbet eyler üfûl. Ben zâil olmayan birinin tutkunuyum, meftunuyum, muhibbiyim; batıp gidenleri sevmem. Arkasını bana dönüp kaçanları sevmem.*Alvarlı Efe Hazretleri der ki: “Öyle bir dildâre dil ver eyleye dilşâd seni / Öyle bir dâmeni tut ki ede ber-murâd seni!” Yani, öyle bir sevgiliye gönül bağla ki, gönlünü şâd etsin. Öyle bir eteğe yapış ki, seni muradına erdirsin. Cenâb-ı Hak`tan başka kim size bunları verebilir?!. Onun için varsın sizin arkadaşlarınız fakir olarak yaşasın.. varsın yalısız, villasız, köysüz, dikili bir taşı olmadan yaşasın.. cepheden cepheye koşsun.. elin âlemin binlerce dolarla çalıştığı yerlerde “kût-u lâyemût” (ölmeyecek kadar)`la -hem de amele gibi çalışarak- geçinsin. Varsın olsun; zira bu dünya fanidir bunda kalınmaz. “Dünya geçicidir, burada kalınmaz / Ne kadar mal olsa, murad alınmaz / Gafil olma sakın, geri dönülmez / Yürü dünya yürü, sonun virandır / Meded, bundan sonra ahir zamandır.” *“Mala, mülke mağrur olma, deme var mı ben gibi / Bir muhalif rüzgâr eser savurur harman gibi.” Kimleri savurmadı ki?!. Ne Süfyanlar yuvarlanıp o gayyaya gittiler. “Bindirirler cansız ata, indirirler zulmete / Ne ana var, ne ata, örtüp pinhân ederler / Ne kavim var, ne kardeş, ne eşin var, ne yoldaş / Mezarına bir çift taş, diker nişan ederler.” İşte sen osun!.. “Dünya malı elde iken düşmanların dost olur / Elde bir şey kalmayınca dost bile düşman olur.” Öyle bir yâre gönül vermeli ki, her zaman dostluğu devam etsin ve o dostluk bir işe yarasın. Allah`tan başkası için bu düşünülemez; zılliyet planında da Ruh-u Seyyidi`l Enam`dan başkası için düşünülemez, Kur`an`dan başkası için düşünülemez, Hazreti Ruh-u Seyyidi`l Enâm`ın yolundan başkası için bu düşünülemez.Son Nefese Kadar Ubudiyet ve Hizmetten Dûr Olmamalı!..*Biliyorsunuz, rahatsızdım, “konuşmayayım” diyordum. Fakat arkadaşların da isteği olunca “Acaba Cenâb-ı Hak beni de te`dib eder mi?” diye endişe duydum. Daha evvel, Yaşar Tunagür Hoca`dan bizzat dinlediğim bir hadiseyi size nakletmiştim: Merhum Yaşar Hoca gibi bazı tanıdıklarımın da kendisinden ders aldıkları Hüsrev Hoca, iyice yaşlanmasına rağmen sırt üstü yatarak dahi olsa talebelerine ders vermeye devam eder. Fakat son zamanlarında artık kitabı bile elinde tutamaz hale gelir. Onun bu hâlini gören talebeleri, bu durumun mâkul bir mazeret teşkil ettiğini söyleyerek hocalarının ellerinden kitabı almak isterler ama o vazifesine devam edeceğini söyler.*Yaşar Hoca ve bir grup arkadaşı her gün Hüsrev Hoca`nın evine gidip ders almayı sürdürürler. Yine bir gün dersi tamamlayıp ayrılacakları esnada avluda kaynamakta olan bir kazan ile boş bir tabutun durduğunu görürler. Merak ve endişe ile Hüsrev Hoca`ya ne olduğunu sorarlar. Hoca ahirete çok iyi inanmış biri olarak, gayet rahat bir tavır içinde “Hani bizim üniversitede okuyan bir kız vardı ya, o bugün vefat etti” der.*Hüsrev Hoca bütün manilere ve rahatsızlıklarına rağmen derslerini aksatmaz. Nihayet bir gün iyice takatten kesilen elindeki kitap kayar ve yere düşer. İşte o zaman Hüsrev Hoca ellerini kaldırıp “Allahım bağışla beni, bırakmak istemiyordum ama artık götüremiyorum!” der ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya durur.*Bütün bu mülahazalarla, ben bu denen şeylerde bir şey olduğu kanaatini taşımayabilirim. Arkadaşları tasdî` ettiğimi (başlarını ağrıttığımı) düşünebilirim. Fakat onlar bir şey olduğuna inanıyorlarsa, onların hatırına, en azından onların sevap saydıkları bu şey “olsun” dedim. Rabbime hesap verme endişesiyle, bugün de hasta masta -öğleden evvel, öğleden sonra ne çektiğimi Rabbim biliyor- o büyük insan gibi “Öleceksek, böyle bir şey yaparken ölelim.” mülahazasıyla geldim, o mülahaza ile başınızı ağrıttım.


22 Eylül 2014 Pazartesi  08:26

Zaman

Manşet - İftiracı Karakaya yine hesabı şaşırdı


İftiralarına aralıksız devam eden Akit`in Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, bugün yine hesapsız kitapsız bir yazı kaleme aldı.Karakaya, itham ve yanlış bilgilerle dolu makalesinde `Zaman gazetesi, kendi tirajını zaman zaman “900 bin küsur”, zaman zaman da “1 milyon küsur” olarak gösteriyor ve böylece “reklâm pastası”ndan da iyi bir pay alıyor!..` diye yazdı.Reklamdan alınan payın tiraj değil erişime göre alındığından bihaber olduğu anlaşılan Karakaya, ufak bir araştırma sonucunda Zaman`ın tirajda Türkiye`nin 1. gazetesi, erişimde ise 2. gazete olduğunu görebilirdi.Tiraj konusuna gelince, satış rakamlarını Türkiye`deki dağıtım şirketlerinin resmi verileri dışında uluslararası denetim şirketi BPA`ya inceleten ilk Türk gazetesi olan Zaman`a bu konuda söz söylemek ya kasıt ya bilgisizlikle açıklanabilir.Zaman`ın, kağıt alımları her türlü denetime açık ve şeffaf bir şekilde ithalat yoluyla yapılmaktadır. Kağıt alımından üretimde tüketilen kağıt miktarına kadar tüm üretim, ödeme ve tahsilat süreçleri gerek bağımsız denetim, gerekse BPA şirketi tarafından denetlenmektedir. Karakaya, karalama kampanyasına şöyle devam ediyor: Efendim, reklâm”larını geçelim de, “satış”tan elde ettiği kâr, benim kabaca hesabıma göre, “aylık 5 trilyon civarında” bir para olmalıdır!.. Bu “5 trilyonluk kâr”ın, devlete ödenmesi gereken “vergi” tutarı; en az “1 Trilyon”dur!.. Peki, Zaman gazetesi, bu “1 Trilyonluk vergi”yi ödüyor mu?..Hak konusunda kılı-kırk yaran Zaman`a çamur atmak için tuhaf hesaplara giren Karakaya`nın merakını gidermek için sadece şu kadarını söylememiz sanırız kâfi olacaktır; Hükümetin maliyecilerinin aylardır didik didik ettiği hesaplarımızda zerre kadar vergi kaçakçılığı ya da usulsüzlük bulunsaydı, bunu birileri manşet yapmanız için ilk size ulaştırırdı.Tarihe kayıt düşmek için buraya da not olarak düşelim. Zaman, tiraj ve reklam gelirlerinden elde ettiği kazancın vergisini kuruşu kuruşuna devletine ödeyen bir kurumdur.Feza Gazetecilik A.Ş. tüm faaliyetlerini en şeffaf şekilde ve yasalara uygun olarak yürütmektedir. Ödenmemiş veya gecikmiş hiçbir vergi borcu bulunmamaktadır. Bu açıklamalara ilave olarak Rota Haber`in ortaya koyduğu verileri de paylaşarak, Karakaya`nın esas bu hesabı açıklaması gerektiğine dikkat çekiyoruz.ROTAHABER: İŞTE 50 BİN TİRAJIYLA DEVLETİ SÖMÜREN AKİT...Yaysat, BBD ve The Nielson Company Araştırma Şirketi`nin basın ilanlarının takibi için geliştirdiği ADEX sisteminin 2014 yılının ilk altı aylık verileri incelendiğinde 60 bin tirajı olan Akit gazetesinin, devlet bağlantılı kurumlar tarafından reklama boğulduğu görülüyor. Karakaya`nın `Reklam pastasından iyi bir pay alıyor` dediği Zaman gazetesi ortalama 1 milyonluk tirajına göre 1.536 sütun/cm reklam alırken, Zaman gazetesinin 20`de biri kadar tirajı olan Akit gazetesi, tirajıyla ters orantılı olarak 9.661 sütun/cm reklam alıyor.Sadece Akit gazetesi değil, tirajda Zaman gazetesinin 10`da biri ancak eden diğer havuz gazeteleri, devlet kurumlarından Zaman`ın onlarca katı reklam alıyor.AKİT 60 BİNLİK TİRAJIYLA BU REKLAMLARI NASIL ALIYOR VE NE KADAR VERGİ ÖDÜYOR? - Bu rakamların ardından Hasan Karakaya`ya, köşesinde sorduğu soruların aynısını yöneltmek gerekiyor.- Akit gazetesi 60 binlik tirajıyla resmi kurumlardan milyonlarca liralık reklamı nasıl ve neye karşılık alıyor?- Asıl can alıcı soruyu ise yine Hasan Karakaya`nın cümleleriyle soralım.- Akit gazetesi sadece devletin kurumlarından aldığı bu kadar reklam için ne kadar vergi ödüyor ya da ödedi mi? - Karakaya`nın da dediği gibi; bizce araştırılmaya değer...


16 Eylül 2014 Salı  18:08

Anadolu Ajansi

Son dakika - GM tazminat ödeyecek


ABD`nin en büyük otomotiv firmalarından General Motors`un ürettiği araçlardaki kontak anahtarı hatasıyla bağlantılı kazalarda en az 21 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.


22 Eylül 2014 Pazartesi  22:54

Zaman

Manşet - Fatih Altaylı: Gazeteciliğe sızdırılmış pislikler var


Medyada `Alo Fatih` diye bilinen M.Fatih Saraç`ın, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ile Fatih Altaylı`nın kovulması hakkındaki telefon konuşmalarına, Altaylı dün köşesinden cevap verdi.Altaylı, bu tür hadiseleri daha önceden de bildiğini belirtirken, Habertürk gazetesinin sahibi işadamı Turgay Ciner`in her zaman kendisini bu tehditlere karşı koruduğunu dile getirdi. Bugünlerde yapılan gazeteciliğin 28 Şubat sürecinden bile kötü durumda olduğunu dile getiren Altaylı, “Onlar gazeteci falan değil. Bu mesleğe sızdırılmış pislikler.” dedi.Önceki gün dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ile Habertürk`te bulunan M.Fatih Saraç arasında geçen bir telefon konuşması basına yansımıştı. Telefonda Erdoğan, Saraç`tan gazeteci-yazar Fatih Altaylı`yı yazılarından dolayı uyarmasını, hatta gerekirse `Kapının önüne koymasını` söylüyordu. Bir süre önce Habertürk`ün genel yayın yönetmenliğinden ayrılan Altaylı, bu telefon konuşmalarına dün cevap mahiyetinde bir yazı kaleme aldı. Fatih Altaylı, kendisinin bu olaylardan çok daha önce haberinin olduğunu söylerken, “Doğrusu benim kovulmamın talep edildiği `tapeler` beni hiç şaşırtmadı. Çünkü `Alo Fatih` tapeleri yayınlanıp halkın bir bölümü beni `Alo Fatih` zannederken de ben bunlardan haberdardım. Bazıları beni `Başbakan yalakası` olmakla suçlarken, dönemin Başbakan`ı defalarca benim kovulmamı talep ediyordu. Çünkü bir Fatih, diğer Fatih`e rağmen gazetesinde gazetecilik yapmaya çalışıyordu. Bu da hoşa gitmiyordu.” ifadelerini kullandı.Fatih Altaylı, o dönemde gazetenin sahibi işadamı Turgay Ciner`e kendisini kovması için de çok fazla baskı geldiğini ve bundan dolayı istifasını verdiğini aktarırken, Ciner`in ise kendisine, “Sen beni tanımıyorsun galiba.” dediğini yazdı. Altaylı, yazısının sonunda da 28 Şubat sürecinde `Askerler istedi` bahanesiyle Dinç Bilgin tarafından Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve Mehmet Barlas`ın işine son verilmesine değindi. Altaylı, özetle şunları yazdı: “Ama o gün ile bugün arasında çok önemli bir fark var. O zaman gazeteciler, diğer gazetecilerle aynı fikirde olmasalar, hatta hasım olsalar bile “Bunları kovun`` diye yazmazlardı. Bugün siyasetçilerin yaptıkları beni ne şaşırtıyor ne de üzüyor. Ama gazeteci kisvesi altında dolaşanların yaptığı kelle avcılığına inanamıyorum. Ama yine üzülmüyorum. Çünkü biliyorum. Onlar gazeteci falan değil. Bu mesleğe sızdırılmış pislikler.”


19 Eylül 2014 Cuma  02:23

Zaman

Manşet - YEŞİLAY Başkanı`ndan çok sert `sigara` tepkisi


Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca`nın sigara yasağının genişletilmesiyle ilgili sözlerine Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı M. İhsan Karaman`dan sert cevap geldi. Sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden Nihal Bengisu Karaca`yı eleştiren Karaman, Karaca`nın sigaranın esiri olduğunu, kendi keyfini halkın sağlığına tercih ettiğini iddia etti.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu`nun, sigara ile mücadelede yasağın kapsamını genişleteceklerini açıklamasının ardından Nihal Bengisu Karaca konuyla ilgili Twitter`da, “Sigara yasağı alanını genişleterek Bonzai meselesi çözülmüş olmuyor yalnız... Beyhude çabalar bunlar.” dedi. Bu sözlerin üzerine M. İhsan Karaman`dan cevap gecikmedi. “Elinden düşürmediği sigarasının esiri olanlar; elmayla armudu karıştırır, keyiflerini halkın sağlığına tercih ederler.” beyanında bulunan Karaman, bunun oldukça komik ve çok acı olduğunu belirtti. Karaman, Karaca için, “Komik olan, körpe ciğerleri zehirleme özgürlüğü elinden alınanların beyhude feryadı! Komik de değil, çok acı!” şeklinde konuştu. Nihal Bengisu Karaca ?@nibenka Bonzai meselesini çözemeyip o hınçla avm girişinde ve parklarda sigara içmeyi yasaklamak pek komik @OrtakSoz Nihal Bengisu Karaca ?@nibenka Sigara yasağı alanını genişleterek Bonzai meselesi çözülmüş olmuyor yalnız... Beyhude çabalar bunlar . M.İHSAN KARAMAN @mikaraman Elinden düşürmediği sigarasının esiri olanlar; elmayla armudu karıştırır, keyiflerini halkın sağlığına tercih ederler pic.twitter.com/MikODMkxbP M.İHSAN KARAMAN ?@mikaraman Komik olan, körpe ciğerleri zehirleme özgürlüğü elinden alınanların beyhude feryadı! Komik de değil, çok acı! pic.twitter.com/bnjh2hQ5H5


17 Eylül 2014 Çarşamba  15:24

Zaman

Manşet - Fatih`te vahşi cinayet


Fatih`te yabancı uyruklu bir kişi, kaldığı evde boğazı kesilmiş halde buldu. Cinayet, uydu taktırmak isteyen ev sahibinin çatı katındaki dairenin kapısını çalmasıyla ortaya çıktı. Polis, üzerinden kimlik çıkmayan şahsın, kayıp ev arkadaşını arıyor.Olay, Fatih İskenderpaşa Mahallesi Yeşil Tekke Sokak`ta akşam saatlerinde meydana geldi. Dairesine uydu bağlatmak isteyen ev sahibi, 5 katlı binanın çatı katında oturan kiracılarının kapısını çalıp bu istediğini dile getirdi. Ancak ev sahibi, dairede oturan kiracısının, `Şu an müsait değiliz. Akşam gelin.` itirazıyla karşılaştı. Akşam saatlerinde tekrar eve gelen ev sahibi, kapı açılmayınca yedek anahtarıyla girdiği evde kiracılarından birini yerde kanlar içerisinde yatarken gördü. Olaydan haberdar edilen polis, evde yaptığı ilk incelemede şahsın boğazı kesilerek öldürüldüğünü belirledi. Suriye uyruklu olduğu tahmin edilen 25 yaşlarındaki şahsın üzerinden kimlik çıkmadı. Aynı dairede oturan ve ev sahibini öğle saatlerinde eve almayan ikinci kiracı ise kayıplara karıştı. Polis kayıp kiracıyı bulmaya çalışıyor. Cinayet mahalline gelen Olay Yeri İnceleme polisleri daire içerisinde delil çalışması yaptı. Polis çevrede oturan Suriye uyruklu vatandaşlardan tercüman aracılığıyla bilgi alarak 25 yaşlarındaki erkek cesedinin kimliğini belirlemeye çalıştı. Ev sahibinin daireyi emlakçı aracılığıyla kiraladığı ve kiracılarını tanımadığı öğrenildi. Mahallede oturan Suriye uyruklu kişiler ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. İncelemelerin tamamlanmasının ardından ceset, Adli Tıp Kurumu Morgu`na gönderildi.


20 Eylül 2014 Cumartesi  03:48

ODATV

Gündem - Star gazetesinde `iki milyon` kavgası


O paralar nereye gitti


19 Eylül 2014 Cuma  13:10

Sözcü

Gündem - Sağlığın anahtarı kefir



17 Eylül 2014 Çarşamba  08:45

ntvmsnbc

Dünya - Der Spiegel`den yeni dinleme iddiası


Almanya Federal İstihbarat Teşkilatı BND`nin, Ortadoğu, Somali ve Afganistan`a yönelik teknik dinlemelerde telefon görüşmeleri, e-postalar ve internet kullanımına ilişkin verileri topladıktan sonra uzman aracılığıyla analiz ettiği öne sürüldü.


16 Eylül 2014 Salı  06:45

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  

siyasi haberleri  01 şubat 2009fox tv ülke tv sıradışı programı  ülke tv 3mayıs 2009 strese son  01 10 2010 ana haber  2mart 2010 habertürk arşiv  01 06 2009 atv haber trafik kazası  şubat ayı hava duru  14 03 2009 kanal d ana haber bülteni video izle  12 01 2010 tarihli star gazetesi haberleri  posta gazetesi bulmaca çözümü  01 10 2009 trafik kazası  2009 mart ayı hava durumu ankara çizelgesi  habertürk ege eki ya  genel af 2011 de varmı  sabah gazetesi bulmaca cevapları  01 10 2002 arşivi  01 01 2009 atv ana haber bülteni video izle  01 06 1993 hürriyet gazetesi arsiv  park bornova  dünkü atv anahaber bülteni izle  kontv haberleri izle 28 12 2009 ev yıkım haberi  şaşmazda trafik kazası