Bulunan Haber Sayısı: 224
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Gündem - Hiç böyle bayram yaşamadık, her yerden misafir geldi


Ramazan ayının son günlerini ve bayramı adliye önünde geçiren polis aileleri bu yıl çok farklı bir bayram yaşadı. Aileler, Türkiye`nin dört bir yanından ziyaretçi akınına uğradı. Babasını cezaevinde ziyaret eden Yurt Atayün`ün kızı Elif Atayün, kendileriyle gece yarılarına kadar nöbet tutan ve dua eden herkese teşekkür ediyor.22 Temmuz sahur operasyonuyla polislere karşı yapılan hukuksuz uygulamalar Ramazan Bayramı`na gölge düşürdü. Ancak Ramazan`ın son günlerini ve bayramı adliye önünde geçiren polis aileleri, kendilerine destek için gelen vatandaşlarla bu sene farklı bir bayram yaşadı. Polis ailelerine Türkiye`nin dört bir yanından bayram tebriği ve destek geldi. Aileler, bugünlerin hayırlara vesile olacağına, gelecek güzel günlerin sancılarının yaşandığına inanıyor.Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün`ün ailesi de bu bayram hiç tanımadığı insanlar tarafından yalnız bırakılmayan ailelerden. Samimi duaların etkisiyle ayakta kalabildiklerini ifade eden Yurt Atayün`ün kızı Elif Atayün, kendileriyle gece yarılarına kadar nöbet tutan ve dua eden herkese destekleri için teşekkür ediyor. Yaşadıkları sürecin herkesin birbirine kenetlenmesine ve babası gibi hiç tanınmayan kahramanların ortaya çıkmasına vesile olduğunu vurgulayan Atayün, “İçerideki herkes çıkmadan babam da çıkmasın diye dua ediyoruz. Babam orada da eminim yine babalık görevini yapıyordur. Eğer babam çıkmış, içeride de kalanlar olsaydı yine de sevinemezdik. Ne zaman ki herkes çıkar biz ikinci bayramımızı yaşarız.” diyor. Kıymet Atayün, 23 yıllık hayat arkadaşının son günlerde yaşadığı sıkıntılardan çok yapılan hukuksuzluklara üzüldüğünü söylüyor. Atayün, “Eşimin duruşu, kendinden emin oluşu sebebiyle onunla bir kez daha gurur duydum.” diyor. Başlarına gelen her sıkıntının Allah`tan geldiğini ve tevekkül ettiğini ifade eden Atayün, yaşadıkları sıkıntılı sürecin 7 Şubat 2012 MİT kriziyle başladığını söylüyor. Eşinin iki yıl içerisinde Ankara, Malatya ve Elazığ`a tayini çıktığını dile getiren Atayün, “25 Mart tarihinde yıllarca terörle mücadele eden eşim, silahı ve kimliği alınarak açığa alındı. Eşim, bu vatan için canla başla çalıştı, şimdi sıra bizde. Biz de bu hukuksuzlukları ortaya çıkarmak için elimizden geleni yapacağız.” şeklinde konuşuyor.Eşinin başına bir şey gelmesinden endişelenen Kıymet Atayün, “Eşimin astımdan başka hiçbir hastalığı yok. Eğer eşimin başına bir şey gelirse mesela kalbi durdu, yere düştü başını çarptı, yediği yemeklerden dolayı zehirlendi ya da böcek soktu, öldü gibi. Buradan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet ve İçişleri Bakanlığı, HSYK ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü`ne kadar tedbir alınmasını istiyoruz. Aksi bir olumsuzluğun yaşanması halinde bu makamları sorumlu tutacağız.” diyor.`Acındırıyor` denilmesin diye yanına ilaçlarını almadıAtayün ailesinin fertleri, Yurt Atayün`ün astım hastası olduğunu fakat `kendini acındırıyor` denilmesini istemediği için evden çıkarken ilaçlarını yanına almadığını ifade ediyor. `Sorulara cevap veremedi, fenalık geçirip hastaneye kaldırıldı` tarzında haberlere Atayün ailesi oldukça tepkili: “Yurt müdürün astım hastası olduğunu bildikleri halde onu tuvaletin yanındaki odaya koymuşlar. Bu yetmezmiş gibi odanın önünde nöbetleşe sigara içiliyormuş. Astımı kötüleşince hastaneye kaldırılmış, doktor hastanede yatmasını söyleyince o, `Hayır olmaz, benim gidip konuşmam lazım, yatamam.` demiş. Doktorda raporu mevcut.” Bütün bu yapılanları yıldırma ve psikolojik yıpratma olarak gören Atayün ailesi, hakimlerin bazı konuları geçiştirdiğini anlatıyor: “Selam Tevhid ve terör gibi konulara gelince `bu konuları geçelim, şimdi sırası değil` denilerek konu kapatılıyormuş. Yurt müdürün alnı ak, sorulara veremeyeceği cevap yok!”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:07

Hürriyet

Magazin - İlker yönetti Ivana oynadı


İlker Ayrık, ilk yönetmenlik denemesi “Yapışık İkizler” in çekimlerine devam ediyor.


01 Ağustos 2014 Cuma  03:01

Hürriyet

Yazarlar - Herkes sınavı geçemez - Cengiz SEMERCİOĞLU


İnsan amansız bir hastalıkla mücadele eden eşini aldatıp başka birine gider mi? Kağıt üzerinde hepimizin, “kesinlikle hayır” yanıtını vereceği bir soru bu...


01 Ağustos 2014 Cuma  03:01

Hürriyet

Magazin - Herkes sınavı geçemez


İnsan amansız bir hastalıkla mücadele eden eşini aldatıp başka birine gider mi? Kağıt üzerinde hepimizin, “kesinlikle hayır” yanıtını vereceği bir soru bu...


01 Ağustos 2014 Cuma  03:01

Zaman

Gündem - Liseye giriş sınavında öğrenci puanları yeniden hesaplandı


Milli Eğitim Bakanlığı, TEOG`da (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) sekizinci sınıf öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen ortak sınavlarda ikili kopya işlemi yapılan tüm öğrenciler için tekrar değerlendirme yaptı.Bütün öğrencilerin yüzdelik dilimleri yeniden hesaplanırken, tercihlerin yenilenebileceği duyuruldu. Açıklamada; “Sekizinci sınıf öğrencilerinin 28-29 Kasım 2013 tarihlerinde katıldıkları birinci dönem ortak sınavları ile 28-29 Nisan 2014 tarihlerinde katıldıkları ikinci dönem ortak sınavlarında 6 bin 165 öğrenci ikili kopya uygulamasına tabi tutulmuştur. Bu öğrencilerin iptal davaları sonrasında, Danıştay 8. Dairesi yürütmenin durdurulması yönünde bir karar vermiştir. İkili kopya işlemi yapılan tüm öğrenciler için yeniden değerlendirme yapılırken Yerleştirmeye Esas Puanları (YEP) ile sınavlara giren bütün öğrencilerin yüzdelik dilimleri yeniden hesaplanmıştır.” denildi.


01 Ağustos 2014 Cuma  02:07

Zaman

Manşet - Soma Holding`e ödül gibi termik santral izni


301 işçinin hayatını kaybettiği Soma`daki madenin işletmecisi şirket, Soma Holding`e EPDK tarafından Amasya`da termik santral izni verildiği belirlendi. Konuyu soru önergesiyle TBMM gündemine taşıyan CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, iznin, kamuoyunda `holdingin faciaya rağmen ödüllendirildiği` tepkisiyle karşılaştığını kaydetti.301 işçiye mezar olan maden ocağını işleten Soma Holding`e EPDK tarafından Amasya`da termik santral kurma izni verildiği ortaya çıktı. CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, konuyu soru önergesiyle Meclis`e taşıdı. Öz, faciayla ilgili onlarca soru ve soruşturma ortadayken, Meclis Araştırma Komisyonu çalışmalarına devam ederken, devletin şirketle kurduğu bağların, verilen izinlerin, Soma`dan hiçbir ders alınmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. İznin, kamuoyunda `holding faciaya rağmen ödüllendirildi` diye yorumlandığını kaydetti.Milletvekili Sakine Öz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce`nin yazılı cevaplaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı`na soru önergesi verdi. Öz, Soma Holding`e bağlı Gürmin Enerji Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ`nin Amasya`nın Merzifon ve Suluova ilçelerindeki dahilindeki termik santral, kül ve kömür depolama sahası, kömür ve kireç ocakları, hazır beton santrali, lavyer ve kırma-eleme-yıkama tesisleri yapım projesine dair süreçte, EPDK tarafından verilen onayın kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtığını ifade etti. Sakine Öz, 2012`den bu yana gerek milletvekillerinin, gerekse sivil toplum örgütlerinde ve bölge halkında tepkiyle karşılanan, yer seçimi açısından tarım ve hayvancılık ile doğal yaşama, kültür ve turizme zarar vereceği, salınacak gaz ve kül atıkların geniş bir sahayı olumsuz etkileyeceği, arazide kuraklık ve su kirlenmesini beraberinde getireceği savunulan, ÇED sürecinin bölge halkı nezdinde yeterli bilgilendirme yapılmaksızın ilerlediği belirtilen termik santral projesinin, özellikle Soma`daki maden faciasının ardından yeniden gündeme geldiğini kaydetti. Öz, “Soma Holding`in bir başka maden şirketi olan Soma Kömür İşletmeleri`nin işlettiği Soma-Eynez`deki maden ocağında, 13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan maden faciasının adli ve idari soruşturma süreci ile Meclis Araştırma Komisyonu`nun çalışmaları devam ederken, holding ve yetkili bakanlıklar hakkındaki işçi güvenliği, iş yeri denetimi ve hizmet alım sözleşmesi/rödovans konusundaki açık ihmal ve usulsüzlük iddiaları sürerken, EPDK tarafından Soma Holding`e bağlı bir şirkete verilen izin, kamuoyunda `holdingin faciaya rağmen ödüllendirildiği` tepkisiyle karşılanmıştır.” dedi. Sakine Öz`ün cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle: “Soma faciasından bugüne kadar, Soma Holding`in şirketleri içinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı`nın ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın bağlı, ilgili ve ilişkili kurum/kuruluşlarından izin, onay almış projeleri nelerdir? Holding şirketlerinin reddedilen projeleri var mıdır? Amasya`daki termik santral projesi için verilen EPDK kararının içeriği nedir? Soma Holding`in işlettiği Soma Eynez`deki maden ocağında yaşanan faciaya rağmen, Bakanlığınız ve yetkili kamu kurum, kuruluşları aynı holdingin madenle ilgili şirketlerine hangi gerekçelerle, hangi proje izin ve onaylarını vermektedir? Soma maden faciasının adli, idari ve yasama süreci işlerken, facianın sorumlularından olduğu iddia edilen holding yetkililerinin ve/veya holdinge bağlı bir şirketin enerji projeleri için kamudan izin/onay almaya devam etmesini nasıl karşılıyorsunuz? 24 Eylül 2013 tarihinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nda, termik santral kurulum süreciyle ilgili `format belirleme` toplantısına katılan Suluova temsilcilerinin sunduğu 15 maddelik santralin zararlarını içeren rapor hakkında, Bakanlığınız hangi çalışmaları yapmış, ne yönde görüş oluşturmuştur; projenin ÇED süreci hangi aşamadadır?”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Zaman

Manşet - İktidar seçim derdine düştü 49 rehineyi umursayan yok


Süratle getirilen tartışmalı yayın yasağı nedeniyle gündemden düşen Musul rehine krizi 52. gününde de çözülmedi. Yakınları silahlı radikal militanlarca kaçırılan vatandaşlarsa yetkililerin vurdumduymazlığına isyan ediyor. Kız kardeşi Nermin Taşdelen Yıldız, eşi ve yeni 1 yaşına giren bebeğiyle rehin alınan Muammer Taşdelen tepkisini Zaman`a yaptığı açıklamalarda dile getirdi. Acılı abi, “Artık telefonlara bile doğru düzgün çıkmıyor adamlar. Düşmüşler bir seçim derdine; herkes kendi koltuğunu düşünüyor, hiçbir şey yaptıkları yok. Musul`da 49 tane insan varmış. Kimsenin umurunda mı? Artık biz tükendik; kendi kendimize kavruluyoruz. Resmen unuttular.” ifadelerini kullandı. Daha sonra adını İslam Devleti olarak değiştirdiğini açıklayan radikal selefi Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne mensup militanlar, 10 Haziran`da Irak`ın en büyük 2. şehri olan Musul`u, bir gün sonra da buradaki tek yabancı diplomatik misyon konumundaki Türk Başkonsolosluğu`nu işgal etmiş ve aralarında Başkonsolos Öztürk Yılmaz`ın da olduğu 49 vatandaşı kaçırmışlardı. Adeta göstere göstere gelen krize Ankara`nın nasıl hazırlıksız yakalandığı ve diplomatik temsilciliğin neden vakitlice tahliye edilmediği soruları cevapsız kalmaya devam ederken rehine krizi de bugün 52. gününe girdi. Suriye ve Irak`ta elde ettiği petrol sahaları sayesinde her gün milyon dolarla ifade edilen gelirler elde ettiği konuşulan örgütün AKP hükümetinden rehinelere karşılık herhangi bir talepte bulunup bulunmadığı da bilinmiyor. Türk diplomat, emniyet mensubu ve yakınlarının neden kaçırılmış olabileceği sorusuna en makul cevabın ise IŞİD`in Türk rehineleri canlı kalkan olarak kullandığı olduğu yorumları yapılıyor. Zaman`a konuşan Taşdelen de örgütün rehineleri üç gruba ayırarak farklı yerlerde canlı kalkan olarak kullandığı şeklinde olduğunu söylüyor ancak buna rağmen IŞİD`e yönelik bir operasyon yapılmayacağından nasıl emin olabileceklerini soruyor. “Bizim en büyük kaygımız, endişemiz bu. Diyelim ki IŞİD rehinelere bir şey yapmadı. Peki, oradaki diğer güçlerin Musul`a saldırı yapmayacağının bir garantisi var mı? Herhangi bir kimse bana bu konuda teminat verebilir mi? Irak merkezi hükümeti ordusunun ne kadar daha Musul`a saldırı düzenlemeyeceğini kim söyleyebilir? Bu nasıl bir siyasettir, politikadır, adiliktir? 11 aylık, 7 aylık bebekleri orada siyasetlerinin içine çekiyorlar ya lanet olsun bu hükümete diyorum başka bir şey demiyorum.” şeklinde konuşuyor. Taşdelen`in 1 yaşındaki yeğeni Kuzey Deniz Yıldız da Konsolosluk çalışanı annesi ve güvenlik görevlisi babası Hakan Yıldız`la birlikte yaklaşık iki aydır tutsak. Rehineler arasında küçük Kuzey Deniz haricinde bir başka konsolosluk çalışanın kızı 9 aylık Ela bebek de bulunuyor.`Tehlikeyi biliyorlardı, tahliyeye yanaşmadılar`Türkiye`nin Musul Başkonsolosluğu`na saldırının yapılacağını herkesin bildiğinin, ancak önlem alınmadığının altını çizen Taşdelen şu bilgileri paylaşıyor: “2 Eylül 2013 tarihinde zaten Başkonsolosluk aracına bir saldırı düzenlenmişti. Ardından 24 Mayıs 2014 tarihinde bir saldırı daha düzenlendi. Ocak başından itibaren Dışişleri Bakanlığı`na birçok yazı gönderildi. Bütün bunlara rağmen hiçbir tahliye yapılmadı. En son haziran başında tahliye talebinde bulunuluyor. Buna da cevap verilmiyor. Kız kardeşimle görüştüğümde saldırıların olduğunu, durumlarının tehlikede olduğunu söylüyordu. Ancak hiçbir şey yapılmadı.” Ve soruyor: “Konsolosluğu tahliye etmeyerek Türkiye`nin itibarını mı kurtarmış oldu şimdi bu devlet?”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Zaman

Manşet - `İstanbul`da dikkat çeken buluşma` iddiası


IŞİD`e öven yayınlarıyla dikkat çeken internet siteleri İstanbul`da yapılan bir etkinliğin videosunu yayınladığı iddia edildi.Hürriyet`in haberine göre etkinlik, `İstanbullu müslümanlar 2014/1435 Ramazan bayramı namazını düzenlenen bir organizasyonla hep birlikte eda etme imkanı buldular` ifadeleriyle duyuruldu. Kalabalığın Ömerli`de piknik alanında pazartesi sabahı bayram namazı için buluştuğu belirtildi.Etkinlikle ilgili görüntülerde kılınan namazın ardından topluluğa hitap eden kişi sık sık `cihad` vurgusu yapıyor. Bu kişi konuşmasının son bölümünde ise `Allah`ım cihad eden ve sabreden mücahidlere yardım et, onları zafere ulaştır. Onları koru ve atışlarını isabet ettir` ifadelerini kullanıyor.


29 Temmuz 2014 Salı  22:28

Zaman

Manşet - MHP`li Faruk Bal: Bu kişiye hâkim denemez


MHP Konya Milletvekili, emekli hâkim Faruk Bal, Çağlayan Adliyesi`nde önceki gece yaşanan `kaç İsmail kaç` skandalını yorumladı. Bal, “İsmail`e kaç diye talimat verenlere bizim kültür ve medeniyetimiz hâkim demez. Siyaset, yargıya emir veremez. Bu ancak diktatörlüklerde olur. Türkiye, yavaş yavaş oraya doğru gidiyor.” dedi.MHP`nin hukukçu milletvekillerinden Faruk Bal, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu`na destek olmak için geldiği Avusturya`da gündemi Cihan Haber Ajansı`na değerlendirdi. Avusturya Türk Federasyonu tarafından Viyana`da düzenlenen iftar yemeğine katılan Bal, Selam Terör Örgütü ve yolsuzluk operasyonunu yürüten polislere yapılan operasyonla ilgili açıklamalarda bulundu. Evrensel hukuk kurallarını hatırlatan Bal, “17 ve 25 Aralık`ta yapılan operasyonla yolsuzlukları ortaya çıkaran polis memurları, amirleri, müdürleri şimdi içeride ve hukuk yok. Bu çok ağır ve acı sonuçları olacak bir hukuk garabetidir. Günü gelecek şimdi onlar için talep ettiğimiz hukuk, bu zulmü yapan kişilere lazım olacaktır.” dedi. Faruk Bal, `kaç İsmail kaç` skandalını da yorumladı. Şöyle konuştu: “Böyle bir İsmail ile kovalamaca işi hakimlik mesleğinin tabiatında yoktur. Bizim kültür ve medeniyet değerlerimizde hakim, peygamber koltuğunda oturan kişidir. Hakim hiç kimseden korkmaz, hiç kimseden emir almaz. Hakim mecellenin hükmüne göre hükmeder. İsmail kovalayan veya İsmail`e kaç diye talimat veren, gizli kapaklı işleri yapanlara bizim kültür ve medeniyetimiz hakim demez.”SİYASET, YARGIYA EMİR VEREMEZFaruk Bal, kuvvetler ayrılığı ilkesini hatırlattı. Siyasetin yargıya hiç bulaşmaması gerektiğini belirtti. Şu değerlendirmelerde bulundu: “Eğer yargı siyasetin etkisi ile şekilleniyorsa onun adı yargı değil, hakimlik değil doğrudan doğruya diktatörlüktür. Siyaset yargı kararlarını etkiliyorsa bu ancak Saddam`ın Irak`ında ya da Esed`in Suriye`sinde görülen bir olaydır. Bu ancak diktatörlüklerde görülen bir olaydır ve Türkiye yavaş yavaş o tarafa doğru gidiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu diktaya gidişi, milletin makus talihini yenerek demokrasiye çevirebilme gayretidir.” şeklinde açıklamalarda bulundu.


28 Temmuz 2014 Pazartesi  02:10

Zaman

Manşet - Bülent Korucu - Mehmet Altan`ı kim dinledi?


17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev yapan polislerin bir kısmı tutuklandı. Sorgu safahatındaki usule aykırılıklar ve insan hakkı ihlalleri daha çok tartışılacak gibi.Polislere isnat edilen suçlar arasında kanuna aykırı dinlemeler var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın kontrolündeki medyanın haberleri doğal olarak kuşku uyandırıyor. Şahsen sadece ismimi yazsalar doğru mu diye birkaç kere okuma lüzumu duyuyorum. Dosya tamamıyla kamuoyuna açılana kadar ihtiyatlı yaklaşmakta ve algı operatörlerine malzeme olmamakta fayda var. Fakat bazı somut örnekler üzerinden gidebiliriz.Mesela tutuklanan bir emniyet müdürünün örgüt üyesi diye kardeşini dinlettiği iddiası doğrulandı. Ancak ilginç bir durum var. Şöyle ki: Polislerle halı saha maçı yaparken cep telefonu ve bir silah çalınıyor. Polisin silahını bulmak için söz konusu telefona dinleme kararı alınıyor. İyi niyetli gibi görünse de bir görevi kötüye kullanma ortaya çıkıyor. Olumlu tarafı ise polisin bu telefonu dinlemek için bile mahkeme kararına ihtiyaç duyması. Gerçekten birilerinin dediği gibi istedikleri kişiyi sınırsız dinliyor olsalardı, kardeşini örgüt üyesi göstermek zorunda kalmazdı.Hükümet medyası, bütün dinlemeleri suçmuş gibi gösteriyor. Hâlbuki mahkeme kararı ile yapılan dinlemelerde, yanıltıcı bilgi ve sahte evrak varsa bunların üzerine gidilir. Onun ötesi dinleme ile ilgili mevzuatı çıkaran Meclis`e kadar uzanır. Ortada mevzuat varsa uygulayana suç isnat edemezsiniz. Çok zorlarsanız listenin başına yasamayı gerçekleştiren siyasi iradeyi yazmak kaçınılmaz olur. Tamamen kanuna uygun bazı dinlemelerde ise etik ve siyasi sorgulama yapılabilir. İddialar doğruysa gazeteciler ve bazı işadamlarının takibi bu çerçevede değerlendirilir. Kanuna uygun teknik takiple elde edilen bilgi başka amaçlar için kullanılmış ise tehdit ve şantaj gibi suç tipleri devreye girer. Burada da olağan şüpheli siyasettir. Başkan Nixon`ın Watergate skandalı dâhil dünyadaki bütün örnekler bu yöndedir. “Fethullah Gülen`i kim dinledi, servis yaptı ve miting meydanlarında kullandı?” soruları haklı ve sahici sorulardır ama kimse sormuyor. Deniz Baykal kendine kurulan kumpasla ilgili hâlâ tatmin edici bir cevap alabilmiş değil. MHP`ye komplo da aynı şekilde.Özel hayata müdahale ihtimali belirdiğinde demokratik hukuk devletleri denetimi artırıcı refleksler gösteriyor. Denetim mekanizmaları çeşitlendirilir ve elekler daraltılır. Bizde ise tam tersi yapılmak isteniyor. Başbakan Erdoğan, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı`nın (TİB) kaldırılarak yetkinin tamamen MİT`e devredileceğini açıkladı. Milli İstihbarat Teşkilatı zaten 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarından beri fiilen TİB`i ele geçirmiş durumda. Şimdi suç oluşturan fiilî duruma kılıf hazırlanıyor.TİB, dinleme yapan birimlerin (MİT, Emniyet, Jandarma) denetimi için kurulmuştu. Denetimin dinlemeyi yapanın eline verilmesinin bugünün dünyasında izahı yok. Neye yol açacağını somut örnek üzerinden görelim. 11 Temmuz 2013`te Sedat Ergin`in Hürriyet`te kaleme aldığı yazıdan bölümler aktarayım. “MİT`in İstanbul Bölge Başkanlığı, örneğin Ahmet Altan`ın telefon numarasını `Caşit` adındaki bir yabancı şahsa ait göstermişti. Amberin Zaman için `Demi`, Mehmet Altan için `Pastör` gibi sahte isimler kullanılmıştı. MİT, gazetecilerle ilgili dinleme taleplerini `terör ve uluslararası terör örgütlerinin faaliyetleri` ve `ülkemiz aleyhine yürütülen casusluk faaliyetlerinin önlenmesi` gibi gerekçelere dayandırmıştı.”7 Şubat krizinden sonra çıkan kanuna göre Başbakan Erdoğan izni vermeyince, Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner, takipsizlik vererek dosyayı kapattı. Ergin, şaşkınlıkla şu cümleyi yazıyordu: “Yani MİT, bu gazeteci ve yazarları farklı isimler altında dinlemesini hukuka uygun, meşru faaliyet olarak gösteriyor.” Ergin, bu yazıyı yeni kanun çıkıp, MİT, sınırsız yetkili, tamamen sorumsuz kılınmadan yazmıştı.


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  

ülke 5 11 2010  ötv hakkında son haber 12 şubat  www www stockhawk net  dizgici  öss 30 nİsan 2009 deneme sınavı cevap anahtarı  öğretmenine tecavüz eden öğrenci  fox tv haber arşivi 5 eylül 2010  haberlerde bugün telekom ile ilgili haberler  01 10 2009 takvim gazetesi arsiv  unkapanı kazası  09 09 2009 atv yayın akışı  ölümlü trafik kazaları 1998  öğretmen adaylarına ek eğitim uygulammen adayların  unkapanı kazası  03 06 2009 star ana haber yayını  10 12 2010 sabah akdeniz arşivi  çekten hapis  01 haziran 1986  çghb haberleri  öğle arası programı  huseyin erdogan cinayeti kayseri  habertürk ege ilavesi