Bulunan Haber Sayısı: 2.442
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - İşte Oscar`lık filmin gerçek kahramanı


Doğuştan beyin felci hastası olan Çinli Hu Huiyuan, sadece sol ayağını kullanabiliyor. Okumayı yazmayı kendi gayretleriyle öğrenen 21 yaşındaki genç kız, roman yazıyor. Huiyuan, “Üstün yetenekli değilim; sadece yapacağım işe çok iyi odaklanıyorum. Böyle bir engelinizin olması, size sabırlı bir insan olmayı öğretiyor.” diyor.Ünlü aktör Daniel DayLewis`e `en iyi erkek oyuncu` dalında Oscar kazandıran `Sol Ayağım` adlı filmi izleyenler hatırlayacaktır; film doğuştan beyin felçli olan ve sadece sol ayağını kullanabilen İrlandalı yazar Christy Brown`un hikayesini anlatır. Tekerlekli sandalyeye mahkum yaşayan Brown, sol ayağının felçten etkilenmediğinin farkına varınca hayatı değişir. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı roman ve şiirler onu İrlanda edebiyatının saygın isimleri arasına sokar. Azimle çalışmanın sonunda imkânsız bir şey olmadığını tüm insanlığa gösteren Christy Brown, engellilere ilham vermiş olacak ki onun izinden giden pek çok kişi var. İşte onlardan biri de Çin`in banliyö bölgesi Anhui`de yaşayan 21 yaşındaki Hu Huiyuan. Tıpkı Brown gibi doğuştan serebral palsi (beyin felci) hastası olan genç kız, sadece sol ayağı ve kafasını hareket ettirebiliyor. Buna rağmen, okumayı ve yazmayı öğrenen Huiyuan, sol ayağını öyle iyi kullanıyor ki; 20-30 kelimeyi sadece bir dakikada yazabiliyor. Şimdilerde 8 bölümlük bir roman yazan genç kız, kitabın 6 bölümünü de bitirmiş.Hu Huiyuan`ın en büyük destekçileri bir an olsun yanından ayrılmayan 49 yaşındaki babası Peng ve 47 yaşındaki annesi Sun. Kızlarıyla gurur duyduklarını dile getiren baba Huiyuan, “Hu doğduğunda doktorlar `yalnızca birkaç gün yaşar` demişti ancak kızım şu an 21 yaşında. Hu 10 aylık olana kadar hastalığıyla ilgili bir teşhis konulamadı; daha sonra serebral palsi olduğu söylendi. Kızım sadece kafasını ve sol ayağını hareket ettirebiliyor ama büyük bir mücadele örneği gösteriyor.” diyor. Anne Sun ise kızlarına kelimeleri öğretmek için kimi zaman bin kez tekrarladığını hatırlatarak, onun öğrenme azmiyle gurur duyduğunu anlatıyor. Bir televizyon kanalına röportaj veren Hu ise, “Her şeyi kendi kendime öğrendim. Yazabilmek, birçok insanla iletişim halinde kalmamı sağlıyor. Üstün yetenekli değilim; sadece yapacağım işe çok iyi odaklanıyorum. Fiziksel olarak böyle bir engelinizin olması, size sabırlı bir insan olmayı öğretiyor.” ifadelerini kullanıyor.


29 Ocak 2015 Perşembe  02:15

Zaman

Manşet - Midenize yedikleriniz değil çektiğiniz sıkıntılar dokunuyor


Çözülemeyen kimi sorunlar karşısında “İçime dert oldu” deriz. İnsanların kendi iç dünyalarında yaşadığı böylesi birtakım olumsuz duygular, sonrasında yerini psikolojik sorunlara bırakıyor. Yaşanılan her stres karşısında beden bir tepki veriyor. Uzmanlar bu sıkıntıların mide ve bağırsak ülserleri, astım gibi hastalıklara yol açtığını söylüyor.Bazen bir çarpıntı ya da mide ağrısı, bazen de tansiyondaki değişimler içinizde büyüttüğünüz bir sıkıntının yansıması olabilir. Kişinin iç dünyasında yaşadığı rahatsızlığın bu şekilde fiziksel bir hastalığa dönüşmesine psikosomatik hastalık deniliyor. Yoğun strese maruz kalan bir kişinin midesinde ülser oluşmasının psikosomatik olduğunu belirten Acıbadem International Hastanesi`nden psikolog Ferahim Yeşilyurt, “Mide ve bağırsak ülserleri, astım bronşiale, ülseratif kolit gibi hastalıklar da psikosomatiktir.” diyor. Bu hastalığın ortaya çıkmasında birçok nedenin olabileceğini dile getiren Yeşilyurt, “Kaygılı, depresif, titiz, mükemmeliyetçi, hırslı ve planlama güçlüğü yaşayan kişiler bu tür hastalıklara daha sıklıkla yakalanabilirler. Mizaç olarak çabuk sinirlenme ve öfkeyle baş etme sorunu yaşayanlar da yine risk altında olan diğer kişilerdendir.” diyor. Hastalığın ilgili uzman tarafından tedavisinin yapılması gerektiğini belirten uzman psikolog, ülser için gastroenteroloji uzmanına giden kişinin tedavide başarıya ulaşması için mutlaka psikiyatrik desteğinin de ihmal edilmemesini belirtiyor. Böylelikle olası hastalığın önüne geçilebileceğini aktarıyor.Psikosomatik hastalıkların tedavisinde bunlara dikkat!Yardım alın: Eğer psikosomatik hastalıklardan birini yaşıyorsanız stres yönetiminde farkında olduğunuz ya da olmadığınız bazı sorunlar yaşıyorsunuz demektir. Bu inanç ve davranışları değiştirmek için mutlaka bir uzmandan yardım alın.Planlı olun: Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.Sorumlulukları azaltın: Çok fazla sorumluluk taşımak stresi artıran nedenlerin başında gelir. Yapılacak işlerin çokluğu, dinlenecek zamanın olmaması da stresi artırır.Sağlıklı iletişim kurmayı öğrenin: Bu konudaki becerinizi geliştirin. Sağlıklı bir aile yaşamı, iyi bir evlilik ilişkisi kişinin hayatını kolaylaştırır.Hobi edinin: Hobi edinmekteki amaç yapılan işten keyif almaktır. Bazı kişiler hobilerinde bile bir yarış halindedir, diğer kişiler ile sürekli rekabet ederler, bir türlü gevşeyemezler.Gevşemeyi öğrenin: Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gerginleşir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş göstermeye başlar. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Spor ya da kısa egzersizler de kullanılabilir.


27 Kasım 2014 Perşembe  02:16

Zaman

Manşet - Karpal Tünel tedavisi için geç kalmayın!


Karpal Tünel Sendromu, parmak ve ellerdeki sinir sıkışmalarının sonucunda oluşuyor. Bilek yapısı, altta yatan bazı sağlık sorunları ya da çalışma koşulları gibi pek çok neden bu hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor.Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Ay, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 2`sinde görülen bu sağlık problemiyle ilgili `Sorun önemsenmez ve tedavisi geciktirilir ise maalesef kalıcı sinir ve kas hasarına neden olabilmektedir` diyerek Karpel Tünel Sendromu ile ilgili merak edilenleri açıklıyor.Kimlerde görülüyor?Karpal Tünel Sendromu, el parmaklarımızın hareketini ve duyusunu sağlayan sinirin, bilek seviyesinde sıkışmasıyla ortaya çıkan bir durumdur.Öncelikle baş parmak, işaret parmağı, orta parmakta uyuşma ve karıncalanma ile başlar. Daha sonra, elde ve bilekte yanıcı ağrı ile tüm elde güç kaybı ve zayıflık ortaya çıkar.Daha çok orta yaş grubunda görülen bu sorun kadınlarda, erkeklere oranla iki ila beş kat daha çok görülüyor. Özellikle 40-60 yaş grubu kadınlarda görülme sıklığı artıyor. Hastaların yüzde 50`sinden fazlasında iki eli birden tutuyor.Ne zaman hekime başvurulmalı?Eğer hastada Karpal Tünel Sendromu`nun varlığını düşündürücü belirtiler varsa ve bu sorunlar hastanın gündelik hayatını etkiliyor, uyku düzenin bozulmasına neden oluyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır.İlk adımda nasıl tedavi ediliyor?Hastalığın erken döneminde; el bileği hareketlerinin kısıtlanması, bileklik kullanmak, günlük yaşam aktivitelerini düzenlemek, belli bazı hareketlerden kaçınmak şikayetleri azaltıyor.Bunlara ek olarak alınacak anti-enflamatuar ilaçlar da belirtileri hafifletebiliyor.Ne zaman cerrahi müdahale gerekiyor?İlk adımda uygulanan tedaviye rağmen şikayetler devam ediyorsa, hastalığı ilerlemiş kişilerde cerrahi müdahale gerekebiliyor.Bu müdahale, el bileğine yapılan çok küçük bir kesi ile lokal anestezi altında yapılıyor. Operasyon, ortalama 15-20 dakika sürüyor. Hastanın ameliyat sonrası hastanede yatması gerekmiyor, aynı gün eve gidebiliyor. Ameliyat sonrası hastaların yüzde 85-90`ında ağrı ve duyu bozuklukları düzeliyor. İyileşme dönemi sinirdeki hasara bağlı olarak 3-6 ay arasında değişebiliyor.Başka hastalıklarla karıştırılabilir mi?Karpal Tünel Sendromu, boyun fıtığıyla karışabileceği gibi, sinirlerin dirsek ve daha yukarıda koltuk altında sıkışabildiği başka hastalıklarla da karışabiliyor.Şikayetleri dikkatle dinlemek ve iyi bir muayene, tanıya götüren en önemli basamak oluyor. Ayrıca, elektrofizyolojik testler de tanıya yardımcı oluyor. Bu testlerden, elektromiyografi (EMG) ve sinir ileti hızı çalışmaları (NCV) sıklıkla kullanılıyor.


02 Aralık 2014 Salı  12:51

Zaman

Manşet - Düzenli spor, genetik hastalıkları önlemez


Başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok rahatsızlığı, sağlıklı beslenme ve sporla en aza indirmek mümkündür.Fakat düzenli spor yapmak, genetik geçişli bir kalp hastası olabileceğinizi ortadan kaldırmıyor. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, “Daha çok yüksek tansiyon, kireçlenme, enfeksiyon ve bağ dokusu hastalıklarına bağlı olarak gelişen anevrizmalarda genetik faktörlerin etkisi büyüktür. Düzenli ve sağlıklı yaşamaya çok özen gösteren bireyler bir hastalığı olabileceğine inanmıyor ve bu yüzden de son noktaya gelene kadar doktora gitme gereği duymuyor.” diyor.


29 Ocak 2015 Perşembe  02:15

Zaman

Manşet - Koza Altın çalışanları: İşsiz kalırsak vebali kimin olacak?


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın gerekçesiz olarak faaliyet izni vermediği Koza Altın çalışanları, işsiz kalmaktan endişe ediyor. “Kış ortasında işimizden olursak bunun vebalini kim çekecek?” sorusunu yönelten işçiler, duruma tepki gösterdi. Madenin ülke ekonomisine yıllık katkısı 120 milyon dolar.Kayseri`nin Kocasinan ilçesine bağlı Himmetdede bölgesinde altın madeni bulunan Koza Altın`ın çalışanları ve yöre esnafı tedirgin. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın hiçbir gerekçe göstermeden 6 aydır madene üretim izni vermemesi, ocağın kapanması ve çalışanların da işten çıkarılması endişesini doğurdu. Şirket çalışanları, işsiz kalmaları durumunda bunun vebalinin kimin olacağını sorarak, yetkililere tepki gösterdi.Koza Altın, 2012 yılında Himmetdede bölgesinde tespit edilen altın rezervinin işletilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`na ÇED raporu başvurusunda bulundu. Bakanlığın olumlu sonuç bildirmesi üzerine şirket yatırıma başladı. 2014 yılı itibarıyla inşaat çalışmasını tamamlayan şirket, 300 kişiyi madende istihdam etti. Ancak şirketin yatırımlarını tamamlamasının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın hiçbir gerekçe göstermeden geçici faaliyet izni vermemesi, bütün bu olumlu gelişmelere balta vurdu. 14 aydır çalıştıkları madenin kapanacağı, bu sebeple işsiz kalacaklarını düşünen çalışanlar ve esnaf, büyük şok yaşıyor.Himmetdede`de esnaflık yapan Hacı Mehmet Tapu, Koza Altın sayesinde madende çalışan bölge insanı ile birlikte kendisi gibi esnafların da ekmek yediğini söylüyor. Tapu, “Burası bölge insanına ekonomik anlamda büyük katkı yaptı. Binlerce insan buradan ekmek yiyor. Buradaki insanların ekonomik özgürlükleri için bu firmanın açık olması gerekiyor. Sadece çalışanları için değil bölgemizdeki esnaf için de önemli bir faydası var. Buranın kapanmamasını istiyoruz. Hatta işletmenin büyümesine müsaade edilmeli ve çok insana istihdam sağlanması gerekir.” diyor.Maden şirketinde şoför olarak çalışan Ebutalip Erbay, 50 yaşında olduğunu ve birçok yerde çalışmasına rağmen Koza Altın`da işçiye sağlanan imkânları görmediğini ifade ediyor. Erbay, bazı kişilerin kendi menfaatleri uğruna böyle şirketlere fırsat verilmemesini anlamadığını söylüyor: “Burası bölge halkına, işsizlere ekmek kapısı oldu. Buraya ruhsat verilmesini, bölge halkı olarak, çalışanlar olarak biz de anlayamadık. Biz nereden iş bulabiliriz? Bize kim iş verir?”Bekir Nazlı, Reşat Şahin, Şevket Gökçek ve Osman Yazıcı gibi bütün şirket çalışanlarının ortak endişesi işsiz kalmak. “Bu insanlar işsiz kalırsa bunun vebalini kim çekecek?” diye soran çalışanlar, madenin bir eksiği yanlışı olmadığını, siyasi nedenlerle izin verilmediğini herkesin bildiğini dile getiriyor: “Bu insanların çoluk çocuğu ne yiyecek? Bizlerin oturacağı saraylar yok. Burası kapanınca halk ne yapacak? Köyde hırsızlıklar vardı. Bu işyeri sayesinde durdu. İşsiz kalıp hırsızlık mı yapalım? Yolsuzluk mu yapalım? Çalalım mı? Ya da dağa mı çıkalım?” Türkiye Maden İşçileri Sendikası İşçi Başı Baş Temsilcisi olan Nadir Deniz, bölgede iş imkânının kısıtlı olduğunu da anlatarak Deniz, “6 aydır üretim yapılmıyor. İzin verilmiyor ve sebebi açıklanmıyor. İşyeri kapatılırsa bizim iş bulmamız mümkün değil. Göç etmek zorunda kalacağız.” şeklinde konuştu.Koza Altın Himmetdede Maden İşletme Müdürü Deniz Beşir, maden işletmesinin yıllık üretim kapasitesinin 2,8 ton altın olduğunu belirterek, “Bugünkü değeri 120 milyon dolardır. Aylık 10 milyon dolar kayıp. Sonuçta ülkemiz adına büyük bir kayıp var. Bunun dışında 1 milyon dolar gibi personel ve bakım giderlerimiz oluyor.” bilgisini verdi. Koza Altın, geçici faaliyet belgesi verilmediği için Kaymaz İşletmesi`nde üretimi durdurduğunu ve idare mahkemesinde dava açtığını açıkladı.


03 Aralık 2014 Çarşamba  02:11

Zaman

Manşet - İşsizlik maaşına başvuran kişi sayısı ikiye katlandı


İşsizliğe paralel olarak İşsizlik Fonu`ndan maaş almak için başvurular hızla artıyor. 2011`de 441 bin 328 kişi işsizlik maaşı için başvuru yaparken, bu rakam 2014 sonunda yüzde 101 artarak 889 bin 795 bine ulaştı. 2014`te toplam 1 milyon 657 bin 723 lira işsizlik maaşı ödendi.İşsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyüyor. İşsiz kalan vatandaşın son yıllardaki umudu ise işsizlik ödeneği. İşsizlik ödeneği için geçen yıl başvuranların sayısı, 2011`e göre yüzde 101,6 artışla, 889 bin 795`e yükseldi. 2014`te toplam 1 milyon 657 bin 723 lira `işsizlik ödemesi` yapıldı. Türkiye İş Kurumu (İşkur) verilerinden yapılan tespitlere göre, işsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyürken, işsizlik ödeneği başvuruları da hızla artıyor. İşlerini kaybederek hayal kırıklığı yaşayan vatandaşlara işsizlik maaşı umut oldu. 2011 yılında 441 bin 328 kişi İşkur`a işsizlik ödeneği için başvuru yaparken, bu rakam 2014 yılı sonunda yüzde 100`e yakın bir artışla 889 bin 795`e ulaştı. 2012 yılında da toplam 609 bin 242 kişi işsizlik ödeneği için başvuruda bulunmuştu. 2014 yılında işsizlik ödeneği için başvuru yapanların 439 bin 10`u işsizlik ödeneğini hak etti. Bu ödeneği hak eden kişi sayısı geçen yılın aralık ayına göre yüzde 21,18 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 15,51 oranında artış gösterdi. 2014 yılında 889 bin 795 çalışanın ödeneği hak ettiği fondan, toplam 1 milyon 657 bin 723 lira ödeme yapıldı. 2014 yılı Aralık ayında ise 288 bin 992 kişiye 161 bin 14 lira ödeme yapıldı. Gerçekleşen ödemeler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38,55 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 8,28 oranında artış gösterdi.Sigortalı işsizlerin, hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde İşkur birimlerine veya elektronik ortamda başvurulduğunda en az 600 gün çalışmış sigortalılar 180, 900 gün çalışmış sigortalılar 240 ve bin 80 gün çalışmış sigortalılar 300 gün süreyle işsizlik sigortası hizmetlerinden faydalanabiliyor.


25 Ocak 2015 Pazar  02:19

Zaman

Manşet - İşsizin umudu işsizlik maaşı


İşsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyüyor. İşsiz kalan vatandaşın son yıllardaki umudu ise işsizlik ödeneği. 2014 yılında işsizlik ödeneği için başvuranların sayısı 3 yılda yüzde 101,6 artarak 889 bin 795`e yükseldi. 2014 yılında toplam 1 milyon 657 bin 723 TL `işsizlik ödemesi` yapıldı.Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerinden yapılan tespitlere göre, işsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyürken işsizlik ödeneği başvuruları da hızla artıyor. İşlerini kaybederek hayal kırıklığı yaşayan vatandaşlar işsizlik maaşı umut oldu. 2011 yılında 441 bin328 kişi İŞKUR`a işsizlik ödeneği için başvuru yaparken bu rakam 2014 yılısonunda yüzde 100`e yakın bir artışla889 bin 795 bine ulaştı. 2012 yılında da toplam 609bin 242 vatandaş, kişi işsizlik ödeneği için başvuru bulunmuştu.2014 yılında işsizlik ödeneği için başvurusu yapanların 439 bin 10`u işsizlik ödeneğini hak etti. İşsizlik ödeneği hak eden kişi sayısı geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 21.18 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 15.51 oranında artış gösterdi.2014 yılında 889 bin 795 çalışanın ödeneği hak ettiği fondan, toplam1 milyon 657 bin 723 TL ödeme yapıldı. 2014 yılı Aralık ayında ise 288bin 992 kişiye 161 bin 14 TL ödeme yapıldı. Gerçekleşen ödemeler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38.55 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 8.28 oranında artış gösterdi.Sigortalı işsizlerin, hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde İŞKUR birimlerine veya elektronik ortamda başvurulduğunda en az 600 gün çalışmış sigortalılar 180, 900 gün çalışmış sigortalılar 240 ve bin 80 gün çalışmış sigortalılar 300 gün süreyle işsizlik sigortası hizmetlerinden yararlanabiliyor. (ANKA)


24 Ocak 2015 Cumartesi  09:49

Zaman

Manşet - İş arayan her 100 kişiden 30`u işsiz kaldı


Ekim 2014 itibariyle son bir yılda Türkiye`de işgücündeki artış 1 milyon 929 bin kişi olurken artış oranı bir önceki yılın aynı ayına göre (Ekim 2013) yüzde 345`i buldu. İşgücü içinde istihdam edilenler 1 milyon 356 bin kişi, işsiz sayısı ise 573 bin kişi arttı. İş arayan her 100 kişiden 30`u işsiz kaldı.Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu`nun (TİSK) 2015 yılı Ocak İşgücü Piyasası Bülteni yayınlandı. Türkiye İstatistik Kurumu`nun (TÜİK) açıkladığı 2014 yılı Ekim Dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması`nın değerlendirildiği bültene göre, iş talep edenlerin (işgücü) sayısında çok güçlü bir artış var. İstihdam artış hızı bir yıl önce yüzde 0,7 iken, Ekim 2014`te yüzde 5,5 gibi yüksek bir orana çıktı. Ancak, işgücü daha yüksek bir oranda, yüzde 7,1 oranında artınca, işsizlik de yükseldi. İşsizlik oranı son bir yılda 1,3 puan artarak yüzde 10,4 oldu. 2 yıl önce yüzde 8`lerde seyreden arındırılmış işsizlik oranı, 2014`ün yaz aylarından bu yana yüzde 10`un üzerinde seyrediyor. Ayrıca, TİSK`in altını çizdiği tespitlere göre, istihdamdaki güçlü artış büyümeye yansımıyor, çünkü verimlilik azalıyor.`İŞSİZLİKTE DÜNYADA 10`UNCU SIRADAYIZ` Türkiye, küresel kalkınma yarışında varlık gösterebilen 44 ülke arasında işsizlik oranının yüksekliği açısından 10`uncu sırada bulunuyor. En geniş işsizlik tanımına göre Türkiye`de işsizlik oranı yüzde 19,1 ve 6 milyon 43 bin işsiz var. Çalışma çağındaki nüfusun yarısından azı (26 milyon 138 bin kişi) istihdam edilerek çalışma ve kazanç sağlama olanağına sahip; yarısından fazlası (31 milyon 111 bin kişi) ise bu imkandan yoksun.`İŞSİZLİK ÜNİVERSİTE MEZUNLARINDA TAVAN YAPTI`Tarım dışı istihdamda yıllık artış oranı yüzde 5,7 oldu. Bir yıl içerisinde istihdamın en yüksek oranda arttığı sektör yüzde 6,5 ile hizmetler olurken, onu yüzde 5,2 ile sanayi sektörü izledi. En yüksek işsizlik oranı yüzde 12 ile yükseköğretim mezunlarında oldu. Bunu sırasıyla genel lise mezunları (yüzde 11,7), meslek lisesi mezunları (yüzde 11,3) ve lise altı eğitimliler (yüzde 9,7) izledi. En düşük oran ise yüzde 7 ile okur-yazar olmayan kişilere ait oldu.`KADIN İŞSİZLİĞİNDE EĞİTİM FAKTÖRÜ` İstihdam oranını yükseltmek açısından en fazla potansiyele sahip grup, 11 milyon 513 bin kişi ile ev kadınları. Yüksekokul mezunu olmak, kadınların istihdam şansını yüzde 20-30`lardan yüzde 60`a yükseltiyor. Bunun yanı sıra, genç istihdamındaki artış Temmuz döneminden beri zayıflıyor.`KAYITDIŞI İSTİHDAMDA GERİLEME TERSİNE DÖNDÜ`Kayıtdışı istihdamdaki gerileme 2014`te tersine döndü. Şubat 2014`te 8 milyon 453 bin kişi olan kayıtdışı istihdam 693 bin kişi artarak 9 milyon 146 bine çıktı. Kayıtdışı istihdam oranının en yüksek olduğu grup yüzde 93,9 ile tarımdaki ücretsiz aile işçileri oldu. Bu oran, tarım dışı sektörlerdeki ücretliler açısından yüzde 17,6 olarak belirlendi.Ayrıca, işsizlik sigortasına başvuranların sayısı da Aralık`ta 96 bini geçerken, Aralık ayında reel kesimin ve tüketicinin istihdam artışı beklentisi geriledi. TİSK`in İşgücü Piyasası Bülteni`ndeki diğer bazı değerlendirmeler de şöyle: - İşsizlerin yüzde 68,1`i; 5 ay ve daha kısa süreden beri iş arıyor.- Uzun süreli (1 yıl ve daha çok) işsizlerin payı yüzde 21,2.- Tarım dışı işsizlik oranı 1,6 puan artışla yüzde 12,5`e çıktı.


17 Ocak 2015 Cumartesi  11:41

Zaman

Manşet - Çocuklarda `altıncı hastalık` riskine dikkat!


Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren `altıncı hastalık`, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Uzmanlar, yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalığın çocukları yatağa düşürebileceğini vurguladı.Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü`nden Doç. Dr. Ahmet Demir, altıncı hastalık ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Hastalığın neden olduğu yüksek ateşle aileleri tedirgin edebileceğini dile getiren Doç. Demir, `Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni `Herpes virüs tip 6`dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır.` dedi.`HASTALIĞIN BELİRTİSİ YÜKSEK ATEŞ` Altıncı hastalığın en önemli belirtisinin döküntüler öncesinde görülen yüksek ateş olduğuna işaret eden Dr. Demir, `Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır.` ifadelerini kullandı. `HASTALIK BULAŞICI` Hastalığın bulaşıcı olduğunu, hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıkların hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabileceğini dile getiren Dr. Demir şunları söyledi: `Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez.``BOL BOL SIVI TÜKETMELİ`Hastalığa özel bir tedavisinin bulunmadığına dikkat çeken Dr. Demir, `Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır.` önerilerinde bulundu. (CİHAN)


12 Ocak 2015 Pazartesi  17:23

Zaman

Manşet - Sedef hastaları çaresiz mi?


Sedef hastalığı, kaşıntı ve deri döküntüsüyle kendini gösteren, bağışıklık sistemiyle ilintili bir hastalık. Hastalar yaralardan ve sürekli tekrarlamasından dolayı ağır psikolojik problemler yaşasa da artan tedavi seçenekleri ümit verici.`Psoriazis` denince pek bir şey ifade etmiyor lakin halk arasında üzerindeki gümüşi-sedef rengi kepeklerden dolayı sedef hastalığı deniyor. Bu hastalığı sıkça duyuyoruz. Tekrarlayıcı ve bağışıklık sistemiyle ilgili bir hastalık olan sedef deri döküntüleri, kaşıntı ve kepeklenmeyle baş gösteriyor. Ancak yol açtığı sorunlar bunlarla sınırlı değil. Ciddi psikolojik ve sosyal sıkıntılara da yol açıyor yaralar. Çaresi var mı, yok mu? Neler durumu daha kötüleştirebilir, neler iyi gelir?Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi`nden Prof. Dr. Özer Arıcan, “Tekrarlayıcı ve bağışıklık sisteminin bir parçası olan T hücre ilişkili bir deri hastalığı.” sözleriyle tanımlıyor sedefi. Stres, güneş yanığı, alınan birtakım ilaçlar ve enfeksiyonlar hastalığın başlamasına ya da şiddetlenmesine yol açabiliyor. Hastaların yarıdan fazlası 40 yaşından önce tanı alıyor. Hastalarda kaşıntı ve kaşınan bölgenin kanaması en belirgin yakınmalardan. Deride kızarıklık ve kepeklenme de diğer belirtilerinden. “Sedef genetik bir hastalık olmamakla birlikte aile içinde sedef görülme sıklığı yüzde 15-30 gibi oranları buluyor. Anne ve babada bu hastalığın varlığı çocuklarda da sedef sıklığını yüzde 80`lere kadar çıkarabiliyor.” diyor Arıcan. Günümüzde sedefin obezite, kalp-damar hastalıkları, metabolik sendrom gibi bazı hastalıklara eşlik ettiği çok iyi biliniyor. Sedefin kozmetik bir sorundan daha ileri bir şekilde psikiyatrik ve sosyal hayatı etkileyen problemlere yol açtığı da bir gerçek.Teşhisi neden zor?Sedef hastalığı hayat boyu nükslerle seyreden kronik bir hastalık. Bu nükslerin sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye değişiyor. “Bu nedenle, her hastanın durumu kendine özgüdür ve bir hastaya uygun olan tedavi diğer bir hastaya uygun olmayabilir. Hastanın tanı anındaki durumuna uygun tedavi seçeneği hekim ve hasta arasında konuşularak belirlenmeli.” diyor Özer Arıcan. Sedef bulaşıcı bir hastalık değil. Birçok farklı klinik tipleri olduğundan halk arasında diğer sık görülen hastalıklarla karıştırılabiliyor. En sık görülen formu diz-dirsek gibi travmaya uğrayan yerleri tutan plak tipi. Sadece tırnak tutulumu, eklemlerde ağrı ile seyreden artrit formu, sadece el-ayağı tutan formu, saçlı deri ve kasık gibi bölgelerin ağırlıklı tutulması tanıda karışıklıklara, tedavide yanlışlıklara yol açabiliyor.UV ışınları tedavide kullanılıyorSedefte hastalığın tedavisi hastanın yaşı, cinsiyeti, klinik tipi, yaygınlığı ve şiddeti ile eşlik eden diğer hastalıklar gibi pek çok duruma bağlı. Hafif olgularda lokal yani sürme tedaviler yeterli olabilirken orta ve şiddetli olgularda ise birtakım sistemik ilaçlar ve çeşitli ultraviyole tedavileri kullanılıyor. En sık kullanılan lokal ilaçların başında steroidler ve kalsipotriol olarak adlandırılan D vitamini türevleri gelmekte. Nemlendiricileri de hemen hemen her hastanın kullanması uygun. Gerekirse kaşıntı tedavisi de düzenleniyor. “Sistemik ajan olarak da sıklıkla asitretin denilen A vitamini türevi, hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynayan epidermal hücre bölünme hızını azaltan metotreksat ve siklosporin A gibi ilaçlar ve ultraviyole (UV) tedavileri uygulanıyor. Bunlara dirençli ya da yan etki görülen olgularda da biyolojik ajan dediğimiz ve oldukça etkili oldukları görülen yeni çıkan birtakım sistemik ilaçlar da gerektiğinde kullanılabilir.” diyor Arıcan. Ultraviyole (PUVA) tedavisine gelince, UV`nin sedef üzerindeki yararlı etkisi çok eskiden beri biliniyor. Modern tıpta ilk önceleri UVA kullanılmış olmakla birlikte günümüzde UVB de tedavide kullanılabiliyor. Bu tedavi; tüm vücut, el-ayak ya da saçlı deriye tarak şeklinde çeşitli seçeneklerle uygulama alanına sahip. Hem sistemik hem de lokal (el-ayak) ultraviyole tedavisi uygulanabiliyor. Bu tedavi tek başına uygulanabildiği gibi diğer sistemik ya da lokal tedavi ajanları ile kombine edilmesi de mümkün. Tedavi haftalık üç uygulama ile başlıyor, giderek uygulanan doz ve alınan cevaba göre seans sayısı azaltılıyor. Özer Arıcan, “Sedef, günümüz tıbbının sunduğu pek çok alternatif tedavi seçenekleri ile tedavi edilebilir bir hastalık. Hastaların psikolojik ve sosyal hayatı dâhil günlük hayatlarının olumsuz etkilendiği ve toplumdan kaçtıkları ya da soyutlanabildikleri biliniyor. Bu nedenle her hasta tedavi seçenekleri hakkında bilgi almak üzere dermatologlarla görüşmeli, bilgi almalı ve tedavisiz kalmamalı.” sözleriyle tedavi seçeneklerinin önemine dikkat çekiyor.


10 Ocak 2015 Cumartesi  02:17

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

fox tv dünkü fox haber izle video gaziantep  şekip iriboz haber  04 04 2009 kanal d haber izle  serdar kulbilge  fotomaç tempocu at yarışı bülteni istanbul  şilede trafik kazası  03 03 2009 da olan trafik kazaları  tem gebze trafik kaza  04 08 2009 fox tv ana haber izle  nazim gündal  04 122009 milliyet gazetesi akdeniz eki  habertürk bulmaca eki cevapları 11 aralık 2012  27 kasım zaman gazetesi  milliyet akdeniz eki 26temmuz2011  kum ve çamurcu koşan atlar  04 07 2014  03 04 2010 habertürk gazete arşivi habertürk  28 12 2005  05 09 2010 milliyet gazetesi  03 12 2009 ta  05 ekim trafik kazası haberleri  05 mart 2009 milliyet gazetesi öss cevap anahtarı