Bulunan Haber Sayısı: 255
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - `Turizmdeki kayıp 5 milyar doları bulabilir, 400 bin kişi işsiz kalabilir`


Suriye`de yaşanan iç çatışma, Ukrayna`da çıkan savaş ve Rusya`daki devalüasyonun turizmde yol açtığı kriz her geçen gün biraz daha büyüyor. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) üyesi birlik ve dernekler turizmde yaşanan krize karşı alarma geçti. Krizin aşılması için yapılması gerekenleri açıklayan federasyon, Türkiye`nin 2015`te turizmdeki kaybının 5 milyar dolara ulaşabileceğini öngörüyor. TÜROFED Başkanı Osman Ayık, eğer önlem alınamasa bu kayıpların 2016 ve 2017`de devam edebileceğini söyledi. Bunun sonucunda da 400 bin kişinin daha işsizler ordusuna katılabileceğini vurguladı. Antalya Konyaaltı`nda bulunan Porto Bello Otel`de gazetecilerle bir araya gelen TÜROFED yönetim kurulu üyeleri yaptıkları bir toplantının kriz öncesi alarm niteliği taşıdığını söyledi. Turizmin son yıllarda gösterdiği yükselişten bahseden TÜROFED başkanı Osman Ayık sektörün 80 milyar doların üzerinde yatırım stoku olduğunu söyledi. Bu sektörün her yıl ülkeye 40 milyar dolar civarında ülkeye döviz kazandırdığını belirtti. Turizmin 1 milyonunun üzerinde insan sağladığı iş imkanıyla istihdamın yüzde 16`sının karşıladığını söyledi. Türkiye`deki net ihracat girdisinin yarısına yakının yine turizmden sağlandığını dile getiren Ayık, turizmin cari açığın yarısını kapatacak bir güçte olduğunu sözlerine ekledi. Önceki yılın Ağustos döneminden başlamak üzer turizmde çok ciddi sıkıntıların baş gösterdiğine değinen Ayık, `15 yıldır hemen hemen çift haneli rakamlarla büyümeye devam ettik. Ne yazık ki önümüzdeki seneden itibaren bu sektör düşüş trendine girdi. Bu sektörün ve yapının morallerini de bozdu. Bu şu demek değil, sektör tüm bunlara rağmen bunları aşamayacak anlamına gelmez. Mutlaka bunları da aşacak.` şeklinde konuştu. Turizmdeki krizin başlama noktalarını da açıklayan Ayık, Türkiye`nin yakın çevresindeki coğrafyada yaşaşan bir takım olayların bu krizde belirleyici olduğunu dile getirdi. Ülkenin güneyinde sıkıntılar bulunduğuna değinen Ayık, `Kuzey`de Ukrayna ile Rusya arasındaki kriz ve bunu getirdiklerinin Avrupa ve dünya ekonomisini etkilemesi çok karmaşık bir hal aldı.` dedi. Bunun yanında siyasi ve ekonomik nedenlerin de içinde yer aldığı bu durumun insanların seyahat anlayışını etkilemiş olabileceğini sözlerine ekledi. Bunu sonucunda Türkiye`nin başta Rusya Federasyonu olmak üzere birçok pazarda ciddi kayıplar yaşadığını hatırlatan Ayık, `Hepimiz istatistikleri takip ediyoruz. Sadece Rusya`da aşağı yukarı yüzde 30 civarında bir kaybımız var. Bugün itibariyle bu rakamlar 300-350 bin civarında olabilir ama sezon sonunda bu rakamın 1 milyona ulaşacağını tahmin ediyoruz.` dedi. Avrupa`da Almanya ve orta kısımdaki ülkelerde artış yaşadıklarını ifade eden Ayık, genel olarak Avrupa pazarına bakıldığında birçok ülkede ciddi kayıplar yaşadıklarını kaydetti. Yaşanan tabloya baktıklarında kendilerini sevindiren tek unsurun Almanya`dan gelen ziyaretçinin artmaya devam etmesi olduğunu anlatan Ayık, bunun dışında kalan tüm pazarlarda ciddi kayıplar yaşadıklarını yineledi. Bu kayıpların mutlaka durdurulması gerektiğini vurguladı. `TURİZM GELİRİNDE ÜRKÜTÜCÜ DÜŞÜŞ` Sayısal kayıpların beraberin fiyat istikrarsızlığını getirdiğini aktaran Ayık, `Fiyat istikrarsızlığıyla başlayan çok ciddi gelir kayıpları olmaya başladı. İlk altı aylık verilere ve rakamlara baktığımız zaman çok ürkütücü boyutlara ulaşmaya başladı. Bu dönemde Türkiye genelindeki kayıp yüzde 2.5 oldu. Şu anki istatistiklere baktığımızda tüm kıyı bölgelerinde kayıp var. Antalya`da yüzde 10, İzmir, Muğla ve diğer bölgelerde de yüzde 5 ile 10 arasında değişen oranlarda kayıplarımız var. Burada sadece İstanbul artı yapıyor gibi gözüküyor. Ama bizim aldığımız bilgilere ve duyumlara göre İstanbul`da da otel fiyatlarında ve doluluklarda ciddi şekilde düşüşler yaşanıyor. Bunun da nedenleri belli aslında` diye konuştu. Yıl sonunda gelindiğinde kıyı bölgelerin hepsinde hemen hemen kayıp yaşanacağı bilgisini paylaşan Ayık, İstanbul`un ise yılın tamamını artı ile kapatabileceğini söyledi. Türkiye geneli, 0 ile yüzde 1-2 civarında bir artıyla kapatabileceğinin bunun ise ciddi bir kayıp olacağını aktardı. Bu kaybın hem ekonomi hem de turizm açısında önemli olduğunu savundu. Rakamsal boyutlarla ifade edildiğinde bu kaybın, basit ve kaba hesaplamalara 5 milyar dolar civarına ulaşmasının muhtemel olduğunu açıkladı. Turizmdeki bu tablonun çok karamsar olarak ele alınmaması gerektiğine işaret eden Ayık, `Bu sektör dirençlidir. Çünkü bugüne bu rakamlara eski verileri üretene kadar sektör çok önemli işler yaptı. Bütün olarak bakıldığında bu bu bir başarı hikayesidir.` dedi. Ayık, 2014`ün ilk aylarında böyle bir tablonun ortaya çıkabileceğini öngördüklerini belirterek, bununla ilgili sinyalleri değerlendirerek kamuyla görüştüklerini, tedbir önerilerini paylaştıklarını söyledi. Bunun neticesinde bir takım tedbirler alındığını bunların devreye sokulmaya çalışıldığını belirtti. Küresel çapta ve bölgesel olarak yaşanan krizlerin kısa sürede çözülemeyeceğini hatırlatan Ayık, kayıpların sonraki yıllarda da görülebileceğini dile getirdi. TÜRKİYE İMAJ PROBLEMİNİ ÇÖZMELİ `Tablo çok karamsar değil. Bunun da üstesinden gelinebilir.` diyen Ayık, kamu ve özel sektörün birlikte hareket etme önerisini paylaştı. Sürecin çok iyi planlanarak Türkiye`nin imajla ilgili problemlerini bir an önce çözmesini önerdi. Türkiye`nin dışarıya verdiği fotoğrafın farklı bir şekilde sunulmasının bir zorunluk olduğunu kaydetti. Son seçimlerin Türkiye`nin imajı açısında çok öneli olarak değerlendiren Ayık, `Geriye dönüp baktığımda 7 Haziran öncesi imajla alakalı çok ciddi problemlerimiz vardı. Açık söyleyeyim. Bazı ülkelerde turizmle ilgili problemlerin temel sebeplerinden bir tanesi imajla alakalıydı. Avrupa`da birçok araştırmalara baktığınız zaman zaten Türkiye`nin imajının nereye konulduğu belli. Türkiye`nin birazcık fundamentalist akımlara kapıldığı, Türkiye`deki insanların, belli etnik grupların haklarının olmadığı vesaire bir takım böyle değerlendirmeler var. Birçok araştırma şirketinin yapmış olduğu anketlerdi. Bu fotoğraf 7 Haziran seçimlerinde halkın iradesiyle değişti diye düşünüyorum.` şeklinde konuştu. Seçmenin verdiği mesajların siyasiler tarafından doğru okunup yorumlanması durumunda Türkiye`nin dünya kamuoyuna önemli bir mesaj vereceğini belirtti. Demokrasi anlamında Türkiye`nin birkaç basamak taşınabileceğini kaydetti. SAVAŞ HİÇ SEVMEDİĞİMİZ BİR KELİME Türkiye`nin Suriye`ye girmesi söylentisi ve Suriye`de yaşanan iç savaşın turizm üzerindeki etkisi sorusunu cevaplayan Ayık, `Savaş hiç sevmediğimiz bir kelime, bizim sektörümüz savaşla yan yana anılmaz. böyle bir şey olmaz. Hiçbir zaman da konuşmalarımızda bu kelimeyi kullanmayız. Komşularımızda yaşanan bu sıkıntılar sadece bizi değil tüm dünyada turizmle ilgili hareketliliği etkiliyor.` dedi. Burada yaşanan olayların bir an önce sonlanmasını umduklarını söyledi. Ayık, aynı düşünceleri Yunanistan`daki krizle ilgili olarak da paylaştı. Krizin bir an önce çözülmesini temenni etti.


04 Temmuz 2015 Cumartesi  16:12

Zaman

Manşet - İlaç alamayan kanser hastaları çaresiz


Sağlık Bakanlığı`nın aldığı karar gereği bugünden itibaren kanser ilaçlarının eczanelerden satışı yasaklandı. Ancak birçok doktor, reçete yazdığı hastaları yine eczaneye gönderdi. Kanser hastaları, `ilacı veremeyiz` cevabıyla eczanelerden eli boş döndü. Eczacılar ise, hastanelerin bu sisteme hazır olmadığını, daha ihalenin bile yapılmadığını belirtti. Sağlık Bakanlığı, bugün sabahtan itibaren yeni bir uygulamaya giderek, onkoloji ilaçlarının eczaneden satışını durdurdu. Onkoloji ağırlıklı çalıştıklarını belirten Eczacı Simge Güneş, `Bugün sabahtan itibaren gelen hiçbir hastamız ilacını alamadı. İlaçlar eski usulde reçete edilmeye devam ediyor. Sağlık Bakanlığı, normalde bize bir sıkıntı yaşanmayacağı söylemişti. Yargı da yürütmeyi durdurmuştu. Yatan hasta profilinde yazılması gerekiyor reçetelerin fakat ona hazır değil şu anda hastaneler. Çünkü fakülte hastaneleri bu uygulamaya geçmeyecek. Normal eski usulde devam edildiği için şu an ilaçlarını alamıyorlar. Hastanın ilacını alabilmesi için öncelikle hastanede yatış yapması gerekiyor. Reçetesine eczanede yoktur kaşesi basılması gerekiyor. Normal eski usul geldiği için reçeteleri karşılayamıyoruz.` diye konuştu. Eczaneye ilaç almaya gelen hastaların eli boş döndüğünü ifade eden Güneş, durumu şöyle özetledi: `Sistem ilaçları ödemiyor. Hastanelerden alabilirler sistem gereği ama hastaneler de buna hazır değil. Doktorlar da muhtemelen ne yapacaklarını bilmiyorlar. Biz de ne yapacağımızı bilmiyoruz. Hastalar mağdur. Kemoterapi kürleri erteleniyor. Sisteme giremeyince ilaç veremiyoruz. Pahalı olduğu için hastanın cebinden karşılayabileceği ilaç grubu değil bunlar. Hastalar şokta. Şuan tedavilerini alamıyorlar.` `İHALE AÇILMADIĞI İÇİN HASTANELERDE İLAÇ YOK` Kemoterapi ilaçlarını bugün itibariyle veremediklerini belirten Eczacı Şehnaz Efeoğlu da, `Çünkü ilaçların hepsi negatif listeye düşmüş. Yatan hasta konumunda ödeniyor sadece. Hastalar, hastanede olmayan kemoterapi ilaçlarını bulmakta zorlanıyor. Bu sabahtan beri böyle bir kriz yaşıyoruz.` dedi. Normal şartlarda hastanın kemoterapi gördükten sonra hastaneden ayrıldığını anlatan Efeoğlu, şöyle devam etti: `Şimdi bu durumda yatan hasta statüsüne giriyorlar. Hasta orada yatak ücreti de ödeyerek o günkü işlevini görecek. Bu da ülkeye daha çok yük olacak. Normalde hastanede yatmadan tedavi gören poliklinik hastaları olduğu için normalde alınmayan yatak ücreti de alınmış olacak. İhale açılmadığı için hastanelerde ilaç yok ve hasta panik halinde.` Her zaman ilaç verdikleri hastaları bu sabah sisteme girdiklerinde, `Raporlu hasta bilgisi bulunamadı` yazısıyla ya da `ilaç yatan hastada ödenir` ibaresinin çıktığını söyleyen Efeoğlu, `Hastaya ilaç veremiyoruz. Hasta, eczane eczane ilaç arıyor. Bu sıkıntı sistemde olduğu için de hiçbir yerden bulamıyor. SGK, bu tür ilaçları 4H kapsamına almış. Bunlar da sadece yatan hasta kapsamındaki ilaçlar. Hastanın ilacı hastanede olmadığı zaman dışarıya çıkacak.` ifadelerini kullandı. Tedavisi gören Emel isimli kadın hasta da, `Daha önce ilaçlarımı eczaneden alıyordum. Şimdi bu son kemoterapide hastaneden vereceklerini söylediler. Bir kısmını tekrar eczanelerden alıyoruz paramızla. Bu durum da beni rahatsız ediyor. Ben eskiden bütün ilaçlarımı eczaneden alıyordum. En azından prospektüslerini (kullanım kılavuzu) okuyor, ilacımı görüyordum. Psikolojik olarak daha tatmin eden bir durumdu. Şimdi ikiye bölünmüş durumda. Dilerim bir çözüm bulunur. Hastanede kullanılan ilacı görmediğim için psikolojik olarak tatmin etmiyor beni. Soru işaretleri oluşuyor insanda.` şeklinde sitem etti. (CİHAN)


01 Temmuz 2015 Çarşamba  16:18

Zaman

Manşet - Diyabet hastaları iftar ve sahur arasında bol sıvı tüketmeli


Ramazan ayında beslenme konusunda oruç tutanlara önemli tavsiyelerde bulunan Düzce Üniversitesi`nden İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Aydın, Ramazan ayında diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken konuları paylaştı. Doç. Dr. Yusuf Aydın, insülin kullanan Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabet hastalarının kan şekeri düşüşü (hipoglisemi) riski sebebiyle oruç tutmamaları gerektiğini, insülin kullanmayan diyabet hastalarının ise sık sık kan şekeri düşüşü ve hızlı kan şekeri yükselişleri sebebiyle oruç tutmalarının sağlık açısından riskler barındırdığını ifade etti. Doç. Dr. Aydın, `Yakın zamanda kan şekerinin kötü gitmesi ya da diyabet koması sebebi ile hastaneye yatışı yapılmış hastaların da oruç tutmalarının, tekrar kan şekeri yüksekliği komasına yol açabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Diyabetik olup böbrek yetmezliği olan veya diyalize giren hastaların da oruç tutmamaları gereklidir. Gebe ve diyabeti olanlar kesinlikle oruç tutmamalıdır. Çünkü diyabetik gebelerin kan şekeri regülasyonu çok sıkı yapılmalıdır. Eğer bu regülasyon bozulursa hem anne hem de anne karnındaki çocuk için ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir. Yaşlı diyabetiklerin, özellikle yalnız başına yaşayan yaşlı diyabetik hastaların, oruç tutarken ani gelişen kan şekeri yükselmesi ve düşmesi riskini göz önüne alarak oruç tutmamaları sağlık açısından bir gerekliliktir.` dedi. Doç. Dr. Yusuf Aydın, genel durumu iyi olan, hızlı kan şekeri düşüşü ve yükselişi atakları yaşamayan diyabetik hastalar içerisinde sadece metformin kullanan hastalar ile insülin sekresyonu artırıcı ilaç kullanmayan hastaların oruç tutabileceğini ancak bu kararı vermeden mutlaka hekimleri ile görüşüp onların fikirlerini almalarının uygun olacağını belirtti. Ramazan ayında beslenme konusunda oruç tutanlara önemli tavsiyelerde bulunan Doç. Dr. Aydın, `İftar ve sahur arasında az ama sık yeme ilkesini uygulayın. Yani sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla bir veya iki kez ara öğünler yiyin. Diyabet hastalığının en çok hasar verdiği organlardan birisi olan böbrekleri korumak için iftar ile sahur arasında en az 1-1,5 litre sıvı alın. Sıvı alımı iftar ve sahur arasına yayılarak yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.


03 Temmuz 2015 Cuma  03:33

Zaman

Gündem - MEB sözünü tutmadı dershane öğretmenleri mağdur


Milli Eğitim Bakanlığı, dershane öğretmenlerine verdiği sözü tutmadı. 43 bin dershane öğretmeninin sadece 3 binini alacağını duyurdu. Geriye kalan 40 bin öğretmenin çoğunluğu bakanlığın 6 yıl sigortalı çalışma şartından dolayı başvuru bile yapamayacak. Eğitimciler ise tepkili: Bakanlık dosyaları bilinçli bekletiyor. Kanun zoruyla 1 Eylül 2015 tarihinde kapatılacak olan dershanelerin dönüşüm süreci ağır aksak ilerliyor. Milli Eğitim Bakanlığı`nın (MEB) hukuku hiçe sayarak zorla dönüştürmeye çalıştığı dershanelerde görev yapan 60 bine yakın öğretmenin 17 bini süreç başladıktan sonra işsiz kaldı. MEB, 43 bin dershane öğretmeninin sadece 3 binini alacağını duyurdu. Geriye kalan 40 bin öğretmenin çoğunluğu bakanlığın 6 yıl sigortalı çalışma şartından dolayı başvuru bile yapamayacak. Bakanlık alternatif çözüm üretmezse atanamayan öğretmenlerden sonra işsiz kalan öğretmen sorunu patlak verecek. Dershanelerin ortaokul ve temel liseye dönüşümü kapsamında bazı şubelerini kapatacak olmasıyla açıkta kalan öğretmenlerden bir kısmı dönüşüm kapsamında temel lise olan kurumlarla anlaştı. Ancak birçoğu iş bulabilmiş değil. Eğitimciler dönüşüme başvuran kurumların hepsine onay verilse bile 20 bine yakın öğretmenin işsiz kalabileceğine dikkat çekti. 3 yıldır dershane öğretmenliği yapan Sabır G., şu ana kadar başvurduğu tüm özel okul ve dönüşen temel liselerden olumsuz cevap almış. Mağdur öğretmen, ekonomik açıdan sıkıntılı zamanlar geçirdiğini belirterek, “Ailem Ankara`da yaşıyor ve inşaatta çalışıyor. Gerekirse oraya gidip inşaatlarda amelelik yapıp hayatımı devam ettireceğim. Ama senelerce okuyarak öğretmen olup idealimi devam ettirememek çok acı.” diyor. TEOG`a hazırlık kursunda dershane öğretmenliği yapan Metin A. ise dönüşüm sebebiyle çalıştığı kurumun küçülmeye gidecek olmasından dolayı alternatif iş seçeneklerine bakıyor. Ancak henüz yeni bir iş imkanı bulabilmiş değil. “BAKANLIK, DÖNÜŞÜMLE İLGİLİ DOSYALARI BİLİNÇLİ OLARAK BEKLETİYOR” Dershanelerinin kanun zoruyla kapatılması sürecinde hiç kimseyi mağdur etmeyeceğini iddia eden MEB`in, binlerce dershane çalışanının umutlarıyla oynadığını belirten Aktif Eğitim Sen Başkanı Osman Bahçe, “Dershane dönüşümlerini tamamlayamayan veya bilinçli bir şekilde dönüşüm dosyalarını bekleten bakanlığın bu göstermelik atamayla kamuoyunda kendini haklı çıkarma gayretlerinin devam ettiği görülmektedir. Atanacak öğretmenlerin seçiminde hak ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayan uygulamaların olacağı kaygısı kamuoyunun endişeleri arasındadır.” ifadelerini kullandı. GÜVENDER Yönetim Kurulu Yardımcısı Eyyüp Kılcı ise bakanlığın verdiği sözü tutmadığını, kurumları, öğretmenleri, veli ve öğrencileri mağdur ettiğini belirtti.


04 Temmuz 2015 Cumartesi  02:16

Zaman

Manşet - Yunanistan`da `evet` ya da `hayır`a göre muhtemel senaryolar


Yunanistan`da yarın yapılacak kritik referandumda `evet` ya da `hayır` sonucu, ülkenin geleceğine ilişkin muhtemel senaryoları da beraberinde getiriyor. Analistler, referandum sonrasına ilişkin beklentilerde dramatik sahnelerin bir süre daha devam etmesini öngörüyor. Yunanistan ile kreditörler arasında süren 5 aylık müzakerelerin sonuçsuz kalması üzerine mali desteksiz kalan ülkede baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında bankaların kapatılması, nakit çekimine sınırlama konulması, IMF`ye borcun ödenmemesi, nakit çekimine 60 Euro`luk limit konulması geliyor. Dünyanın gözü Atina`da Yarın yapılacak referandum sonrasına ilişkin siyasi ve ekonomik belirsizlik ile işlerin daha da içinden çıkılmaz hale dönüşme ihtimalinin yüksek olması herkesin yüreğini ağzına getiriyor. Bu gelişmeleri dünyanın gözünün çevrildiği başkent Atina`da yüzlerce yabancı basın mensubu yerinde izliyor. Evet`in maliyeti Yarın yapılacak referandumda AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası`nın önerdiği önlemlere `evet` çıkarsa ülke, en güçlü ihtimal acilen Ağustos ayında seçimlere gidilecek. Zira hükümetin referandumda karşı çıktığı önlemler için kreditörler ile masaya oturması çok zor olacak. Çok berbat bir ekonomik atmosferde gerçekleşecek seçim süreci sermaye kontrolü, raflarda ve temel ihtiyaçlarda yaşanan problemler, düşük tempoyla çalışan işletmeler, özel sektör ve daha düne kadar sağlıklı ve güçlü yönleriyle dikkat çeken firmalarda sorumlulukları yerine getirmekte karşılaşılan zorluklar nüksedecek. Kamuda maaş ve emekli aylıklarının yatırılmasında güçlük çekilecek. Muhtemel bu senaryoya göre Radikal Sol Koalisyon ile milliyetçi Bağımsız Yunanlar (ANEL) partilerinden oluşan koalisyon hükümeti çökecek. Yeni kurulacak geçici ya da seçim hükümeti ise kreditörler ile makul yeni bir anlaşma yaparak ülkeyi Euro ve Avrupa`da tutmaya çalışacak. Ancak bu durumda bile ülkenin Euro`da kalması garanti değil. Hayır`ın maliyeti Eğer referandumdan `hayır` çıkarsa, Euro`dan çıkış ihtimali çok artacak. Euro`dan çıkışın ilk adımı maaş ve emekli aylıklarının tamamı yerine sadece bir kısmı ödenecek. Yunan kamusunun tahvilleri ise çöp olacak. Ülke yıllarca sürecek bir maceranın ortasında kalacak. Bu gelişmelerin ağırlığı altında Syriza hükümeti, en geç 2-3 ay içerisinde seçimlere gitmek zorunda kalacak. Ancak Euro ve AB bağlamında ülke zararı iliklerine kadar yaşamış olacak. Pazartesi bankalar kapalı Referandum sonucundan bağımsız bankalar, yeterli nakit olmadığı için açılmayacak. Anlaşma olduğunda ve ülke yeniden mali destek programına girdiğinde ancak bankalar açılabilecek. Bu durumda Avrupa Merkez Bankası (AMB), kademeli olarak yeniden ELA kanalıyla acil likidite desteğini başlatacak. Anlaşma ne zaman olabilir? Referandum sonucu `evet` olursa, o zaman bir anlaşma 1 haftada bile imzalanabilir. Bazı tahminler ise daha uzun bir zaman diliminde olacağını yönde. Her durumda hükümetin anlaşma için ne kadar hızlı hareket edeceğine ve siyasi gelişmelerin olup olmayacağına bağlı olarak süre belirlenecek. Brüksel ve Frankfurt (Avrupa Merkez Bankası/AMB), `evet` çıkması halinde bir hafta içerisinde referandumda Yunan halkının onayladığı kreditörlerin son anlaşma önerisine imza konulabileceğini söylüyor. `Evet` Syriza`nın sonu mu? Syriza hükümetinin istifası halinde büyük ihtimalle kurulacak geçici hükümet, çok hızlı hareket ederek kreditörlerin son önerisine imza koyacak. Bütün Avrupalı lider ve yetkililerin söylediği gibi `hayır` sonucu Euro`dan çıkış anlamına gelebilecek. Bu durumda AMB, şartları daha da sertleştirecek. Hayır çıkması durumunda liderlerin olağanüstü toplanması ve Yunanistan`ın Euro`dan çıkış sürecinin başlatmaları bekleniyor. Bunun ülkenin ekonomisi ve Yunan toplumuna olan zararı, bankaların kapatılmasından daha büyük olacak. Yunanistan`ın IMF`ye borcunu ödememesi ve son mali programı sona ermesine rağmen ELA, Yunanistan`a likidite akışını sabit tuttu. Hayır`dan sonra AMB`deki ittifakın devam edip etmeyeceği bilinmiyor. AMB, büyük ihtimalle Yunan bankalarının teminat tahvillerini kırpabilir. Bu da bankaların ilave teminat vermeleri anlamına gelir. Bu da bankaların iflasa sürükleyebilir. Eğer bankalar yeniden açılamazlarsa, AMB kademeli olarak Yunan bankalarının teminat olarak gösterdikleri gayri menkul, borç vs satışa çıkararak bunları nakite çevirecek. Bu durumda bankaların yönetimi, Avruapa İstikrar Fonu`na (EFSF) geçecek. Nakit çekme sınırı ne zaman kaldırılacak? Bankalarda mevduatı olanların parası, bankalar kapalı kaldığı ve sermaye limiti devam ettiği sürece sıkışmış olacak. Nakit çekme sınırı ise yakın dönemde kaldırılmayacak. Anlaşma olması durumunda nakit sağlandıktan sonra kademeli olarak sermaye kontrolü kaldırılacak. Bu yıllar alabilir. Mevduatlar kırpılabilir mi? Evet. Bankaların sermaye desteğine ihtiyaçları olması durumunda bu gerçekleşebilir. Bankaların çalışabilmesi, yani hesap kabul etmeleri ve kredi verebilmeleri için sermayeye ihtiyaç duyuyor. Ödenmeyen kredileri buradan karşılıyorlar. Bunlar yüksek olduğunda, o zaman yeni sermayeye ihtiyaç duyuyorlar. Yeni ekonomik durum sebebiyle artan karşılıksız krediler, anlaşma olmaması halinde yeni paraya ihtiyaç duyacakları anlamına geliyor. Eğer anlaşma olur ve ekonomi yukarı yönlü bir seyir izlerse, o zaman mevduatların traşlanmasından kaçınılabilir ya da küçük çaplı olabilir. Bankalar nereden para bulacak? Öncelikle ortaklardan-hisse sahiplerinden talep edilecek. Ancak bu şartlarda hiç kimsenin elini cebine atması beklenmiyor. Daha sonra sermayelerine katılan tahviller kırpılacak. Ancak bu yetmediği için mevduatlar da kırpılacak. Ancak bankalardaki hesapların yüzde 90-95`i 10 bin Euro`nun altında, büyük ihtimalle traşlama 100 bin Euro`nun altındakileri de kapsayacak. 100 bin Euro`nun altındaki sermaye 85-90 milyar Euro toplamı ise 120-125 milyar Euro. 100 bin Euro`ya kadar devlet garantisi var. Ancak, şu an bu fonda olan miktar sadece 3-4 milyar Euro. 120 milyar Euro düşünüldüğünde okyanusta bir damla gibi. Yani verilecek nakit yok. (CİHAN)


04 Temmuz 2015 Cumartesi  16:12

ntvmsnbc

Teknoloji - Yaşam süresi 6 yıl uzadı


Dünya genelinde ömür, 1990`dan bu yana ortalama 6 yıl uzadı. Zengin ülkelerde ömür, bazı kanser türleri ve kalp-damar hastalıklarından ölümlerin azalmasıyla uzadı. Yoksul ülkelerde yeni doğan ölümleri, çocuklarda ishal ve solunum yolları hastalıkları geriledi. Türkiye`de geçen yıl başlıca ölüm nedeni kalp-damar hastalıkları oldu


04 Temmuz 2015 Cumartesi  05:36

Zaman

Manşet - On bir ayın vitamin deposu


Hurmanın faydaları saymakla bitmiyor. Yılın on bir ayı ihmal etmemek için kanser önleyici özelliğinden sindirim sistemini düzenlemeye kadar onlarca sebep var. Efendimiz`in (sas) sofrasının temel gıdalarından hurma, özellikle Ramazan ayının sultanı. Ancak yılın diğer aylarında da kendisini ihmal etmemek gerekiyor. Zira öyle faydaları var ki, saymakla bitmiyor. Lif ve mineral açısından oldukça zengin olan hurma sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir deposu. Düzenli tüketilmesi halinde, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltıyor. Sadece iftarda değil, her öğün tüketilebilecek bir meyve olduğuna özellikle dikkat çekiyor uzmanlar. -İçerdiği yüksek orandaki lif sayesinde kolon, göğüs ve rahim kanseri riskini azaltıyor. -Taşıdığı vitamin ve minerallerle kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu. -Tok tutar. -Güçlü bir antioksidandır. Yaşlanmayı geciktirir. -Lohusalık döneminde bolca tüketilmesi anne sütü açısından çok faydalı. -Rahim kaslarını güçlendirdiği için doğumu kolaylaştırıcı etkisi bulunur. -Bol miktarda fosfor içerdiğinden kısırlık tedavisine yardımcı olur. -Hurmanın kan yapıcı özelliği vardır. Anemi (kansızlık) hastalığına iyi gelir. -Kemik erimesini önler. -Karaciğere faydalıdır. -Gözleri kuvvetlendirir. -Sinir sistemini güçlendirir. -Sindirimi kolaylaştırır. -Balgam ve öksürüğü yatıştırır.


04 Temmuz 2015 Cumartesi  02:16

Zaman

Gündem - Eczane yasağı, kanser hastalarını ilaçsız bıraktı


Sağlık Bakanlığı`nın eczanelerde kanser ilaçlarının satışının dünden itibaren yasaklaması sorunları beraberinde getirdi. Birçok doktorun reçete yazıp eczaneye gönderdiği hasta `ilaç veremiyoruz, sistem çalışmıyor` cevabıyla eli boş döndü. İlaçların yeni adresi olan kamu hastanelerinin yolunu tutan hastalar için de durum farklı değildi, ilaçlar temin edilmediğinden kanser hastaları mağdur oldu. 267 kalem kanser ilacını hastaların tek merkezden alacak olması “SSK eczanelerine geri mi dönülüyor?” sorusunu gündeme getirdi. Dün sadece Bakırköy Sadi Konuk ile Okmeydanı eğitim ve araştırma hastaneleri kendi hastalarına ilaç verdi. Hastanelerin bu sisteme hazır olmadığını belirten eczacı Simge Güneş “Hastanın ilacını alabilmesi için hastanede yatış yapması gerekiyor. Doktorlar da muhtemelen ne yapacaklarını bilmiyor. Kemoterapi kürleri erteleniyor. Sisteme giremeyince ilaç veremiyoruz. Pahalı olduğu için hastanın cebinden karşılayabileceği ilaç değil bunlar.” dedi. Hastaların panik halde olduğunu anlatan eczacı Şehnaz Efeoğlu “İlaç veremiyoruz. Hastalar eczane eczane ilaç arıyor. Böyle bir kriz yaşıyoruz.” şeklinde konuştu. Tedavi gören Emel isimli kadın hasta da “Ben eskiden bütün ilaçlarımı eczaneden alıyordum. Dilerim bir çözüm bulunur.” diye konuştu.


02 Temmuz 2015 Perşembe  02:40

Hürriyet

Ekonomi - `500 milyon Euro bile kalmadı`



04 Temmuz 2015 Cumartesi  03:11

Radikal

Spor - `Eski imzalarımdan birini kullanın`


Trabzonspor`da teknik direktör Şota Arveladze ile Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu`nun anlaşması çok kısa sürdü. Bordo-mavili kulübün 1 numarasının `Hemen kontrat imzalayalım` teklifi sunarken, Gürcü hoca `Eskilerden kalma imzam var zaten, yenisini atmaya bile gerek yok. Mukavele detaylarıyla uğraşmayalım` yanıtını verdi.


04 Temmuz 2015 Cumartesi  10:25

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  

14 ağutos 2009 ana haber eğirdir  13 mart hürriyet gazetesi  fanatik at yarışı bülteni  10 03 2009 hürriyet gazetesi ilhan çevik  engin nurşani ölüm nedeni  velit erdem  14 mayıs 2009 milliyet gazetesi  çorum tır kazası  17 08 2010 roj tv haberi  majid m gomainy  25 aralık hürriyet akdeniz eki magazin oku  kimsesiz cesetler  kent plaza konya  şubat 2009 okullar tatil mi  bursada okul tatil mi 14 aralık 2010  seyahat  ahmet arar kaza video  18 04 2010 fox ana  4 temmuz  12 ocak fox haber izle  12 nİsan 2008 posta gazetesi  hürriyet çukurova tarsus idman yurdu