Bulunan Haber Sayısı: 1.131
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Fethullah Gülen Hocaefendi`den `geçmiş olsun` mesajı


Fethullah Gülen Hocaefendi, 101 gün IŞİD`in elinde rehin kalan konsolosluk çalışanlarımızın serbest kalması sebebiyle `geçmiş olsun` mesajı yayınladı.Hürriyetlerine kavuşan konsolosluk çalışanlarımıza, ailelerine ve diplomasi camiasına geçmiş olsun temennisinde bulanan Hocaefendi, kurtarma operayonu için `cansiparane çalışan` devlet görevlilerine de teşekkür etti. Hocaefendi, `Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve 45 vatandaşımızın ülkemize sağ salim dönmesi onları endişeyle bekleyen ailelerini ve bizleri sevince gark etti.` ifadelerini kullandı.İşte Hocaefendi`nin mesajının tam metni:Üç ayı aşkın bir süredir rehin tutulan Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve 45 vatandaşımızın ülkemize sağ salim dönmesi onları endişeyle bekleyen ailelerini ve bizleri sevince gark etti.Hürriyetlerine kavuşan konsolosluk çalışanlarımıza, ailelerine ve diplomasi camiamıza geçmiş olsun der, onların serbest kalması için cansiparane çalışan devlet görevlilerine şükranlarımı sunarım.Cenab-ı Allah bize, önümüze çıkacak badire ve tuzakları basiretle atlatma feraseti lutfetsin, benzer hadise ve sıkıntılardan muhafaza buyursun.M. Fethullah GülenFethullah Gülen Hocaefendi,


21 Eylül 2014 Pazar  02:30

Hürriyet

Magazin - Bakım zamanı


Oyuncu Dolunay Soysert, uzun süre kumral olan saçlarını siyaha boyattı.


21 Eylül 2014 Pazar  04:54

Radikal

Yazarlar - Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü - AYŞE HÜR - Radikal


Şiddetin türleri var. Fiziksel şiddet, duygusal şiddet, sembolik şiddet... Bunların kesişim kümesi olarak cinsel taciz ve nihayet tecavüz ise şiddetin zirvesi. Bu ağır şiddet biçiminin kitlesel hal aldığı zamanlar var. Savaşlar gibi. Anarşi ve kargaşa dönemleri gibi. Ne yazık ki tarih boyunca bu tür zamanlardan bol bol olmuş - AYŞE HÜR


21 Eylül 2014 Pazar  03:05

Zaman

Manşet - 15 bin polisle eş zamanlı operasyon!


İstanbul`un bütün ilçelerinde 15 bin polisin katıldığı eş zamanlı asayiş operasyonu yapıldı.İlçe emniyet müdürlükleri ile Terör, İstihbarat, Organize Suçlar, Narkotik, Güvenlik, Asayiş, Çevik Kuvvet ve Çocuk Şube müdürlüklerine bağlı ekipler ile Güven ve Yunus timlerinin de katıldığı operasyon kapsamındaki uygulamaların saat 01.00`a kadar süreceği öğrenildi. Operasyona bir de polis helikopteri destek veriyor.(DHA)


21 Eylül 2014 Pazar  01:01

Zaman

Manşet - İhsan Özkes: Görmez cüppesini çıkarıp siyaset yapsın


CHP İstanbul Milletvekili eski emekli müftü İhsan Özkes, ikinci kez seçildiği Parti Meclisi`nde bu kez en yüksek oy alan isimdi. Uzun yıllar Diyanet`in içinde çalışan bir isim olan Özkes ile Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki düşüncelerini, dinin siyasallaştırılmasını, AYM`den cevap bekleyen Üsküdar belediye başkanı adaylığını ve ekseni kaydığı söylenen partisini konuştuk.İkinci kez seçildiği CHP Parti Meclisi`nde en yüksek oyu alarak dikkat çeken emekli müftü İhsan Özkes`e göre AKP`nin 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yaptıkları, `maneviyatı çalmak`. Olup bitenleri `paralel din kurmak` olarak özetleyen Özkes, `AKP iktidarı dinî söylemlerle iktidar olmuştur ve aynı söylemlerle iktidarını pekiştirip ömrünü uzatmaya çalışıyor. Dini saltanat ve iktidar aracı olarak kullanıyor.` diyor.2010`da ilk 10`dan girmiştiniz CHP Parti Meclisi`ne. Bu kez en yüksek oyla PM üyesi seçildiniz. Nasıl tepkiler geliyor? 18. kurultayda emekli bir müftü olan şahsıma 665 gibi en yüksek oy verildi. Bu CHP`nin dinle bir sorunu olmadığını gösteriyor. Bilakis dine saygılı olduğunu dindarı da baş üstü yaptığını tescillemiş oldu. Beni birçok imam, hoca ve muhafazakâr insanlar arayıp tebrik etti. CHP`nin bu yaklaşımını takdir ettiler. Kendi adıma, dini yaşamaya çalışanlar ve partim adıma gurur duyuyorum.Geçen hafta bir TV programında kızınızın idari personel olarak Medeniyet Üniversitesi`ne başvurduğunu ama CHP`li bir vekilin kızı olduğu için işe alınmadığını söylediniz…2011 seçimlerinden bir hafta önceydi. Kızım aradı, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Biraz zorlayınca anlatmaya başladı. Medeniyet Üniversitesi`ne personel olarak başvurduğunu, rektörle görüştüğünü, hatta `Tam aradığımız elemansın` bile dediklerini söyledi, ta ki İhsan Özkes`in kızı olduğumu öğrenene kadar. O zaman `Hadi tamamdır, kalk mülakat bitti` diyerek resmen kovmuşlar. Kızımdan o an sadece özür dileyebildim, benim yüzümden böyle bir şey yaşadığı için. Oysa ben hep yaşıyordum.Bu konuyu neden daha önce değil de şimdi dile getirdiniz?İslam ülkeleri parlamenterler birliği üyesi olarak bazı uluslararası toplantılara beraber katıldığım bazı AK Partili vekillere anlattım bu durumu aslında. Ama basın önünde hiç dile getirmedim. Çünkü dile getirsem de değişen bir şey olmayacağını biliyordum. Çıktığım TV programında da `başörtüye zulüm` söz konusu olunca o an aklıma geldi. Ve AKP`nin de başörtülüler kendinden olmadığında nasıl da zulüm yaptığını anlatmak istedim. Ben CHP`li değil, MHP`li olsaydım AKP`nin iktidar olduğu bu dönemde benim kızım yine iş bulamazdı. AKP`ye oy vermediğini anladığı anda bir başörtülüye iş vermezdi. Kendinden olmayana ellerinden gelse nefes bile aldırmayacaklar. Gerek açık gerek kapalı olsun önce partiye gidip üye olacaksın, sonra iş başvurusunda bulunacaksın. Muhataplarının dindar olup olmaması değil mesele, kendilerinden olup olmaması. 12 yıldır bu böyle.Diyanet İşleri Başkanlığı`nın (DİB), 17 Aralık`tan beri rüşvet ve yolsuzlukla ilgili ayet ve hadisleri sansürlendiğine dair bir soru önergesi sunmuştunuz. Bir cevap geldi mi? 17 Aralık`la birlikte Türkiye`de her şey dizayn edilmeye başlandı. Bu dizaynın içine Diyanet`in de girmiş olması üzücü. 17 Aralık Salı gününe denk geliyordu. Tam üç gün sonra 20 Aralık Cuma bir hutbe okunacak İstanbul`da ve konu rüşvet. Bu hutbe İstanbul Müftülüğü`nün internet sitesinde yayınlanıyor. Ama operasyon yapıldığı için, imamlara mesaj atılıyor `Yolsuzluk konulu hutbe yerine Kur`an`ı anlamak konulu hutbe okunacak.` diye. Ben bunu soru önergesi olarak ve birçok basın açıklamasında dile getirdim. Daha sonra bizim soru önergemize verilen cevap inkâr oldu. Bunu hep yapıyorlar. Çıkış yolunu inkârda buluyorlar. Ama bu apaçık bir gerçekti. Hocalarla imamlarla görüşüp bu konuyu doğrulattıktan sonra dile getirdim. Hatta Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile baş başa yaptığım görüşmede o da kabul etti. “Biz bu hutbe konusunu değiştirdik ama rüşvet –yolsuzluk operasyonundan dolayı değil, seçim atmosferine giriyoruz diye değiştirdik.” dedi. Görmez`in kabul ettiği şeyi bakanlık bana verdiği cevapta inkâr etti. 25 Aralık`tan sonra ise İstanbul`da DİB bir toplantı organize etti. İslam Ansiklopedisi`nin son cildi tamamlandığı için toplanılmıştı. Asgari 2 bin 5 yüz din görevlisi toplanmıştı. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının yapıldığı haftada, DİB o toplantıda Tayyip Erdoğan`ı hocalara, imamlara alkışlattı. Bu Erdoğan`ın hocaları akladığı algısını oluşturmaya yönelikti`Bilal`in gemiciğini deldirmeyin` hutbesi Daha sonra da DİB`in bu şekilde hutbelere müdahalesi oldu mu? Olmaz olur mu? 30 Mart yerel seçimlerinden önceki cuma 28 Mart`ta bir hutbe okundu İstanbul`da. `Bilal`in gemiciğini deldirmeyin` hutbesi gibiydi. Ben hadise üzerine ihtisas yaptım. Bahsi geçen hadiste Efendimiz “Allah`ın hududunu aşmayınız. (Yani haram kıldığı yasakladığı şeyleri) Aşarsanız, bu gemiyi delen insanları Allah`ın haramlarını delen insanlara benzetiyor. Rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk haramdır delmeyin gibi örnekleri genel olarak vurguluyor. Bu hududu delen gemiyi delen gibidir diyor. Şimdi böyle bir hutbe okunuyor, Türkçesi verilmiyor. Zorlama bir yorumla `Yolsuzluk, hırsızlık da yapılsa, hile de olsa, siz buna ses çıkarmayın, destek olun, istikrar bozulmasın gemi yürüsün, delinmesine dönüştürülüyor.Bu tevile bir açıklama yapıldı mı? Ben bunu da sordum Mehmet Görmez`e. “Bu hutbeyi kim hazırladı bu hutbeyi?” dedim. “İşin garibi kendisi hazırlamış. Nasıl hazırlarsınız?” dediğimde “Hutbeyi daha önceden hazırlamıştım. Arkadaşlar da, `tam zamanı bu hutbeyi kullanalım mı?` dediler. Ben de kullanın dedim.” şeklinde açıkladı. Anlamını neden koymadınız, anlamı olsa vatandaş zaten hadisin ne demek istediğini anlardı, hadisi iktidara göre uyarlamak için zorlanmamış olurdunuz dedim. Sadece `Oldu bu iş napalım` dedi. Bunlar kabul edilebilecek şeyler değil. AKP gelir gider, fanidir. Baki olan Allah`tır, Allah`ın dinidir. Siz bu dini AKP`ye göre uyarlarsanız, bu dine ihanet etmiş olursunuz. Görmez Allah`a ve peygambere karşı haddi aşıyor. Çünkü Allah`ın dinini, kitabını AKP`ye göre uyarlıyor. Dini bakımdan kabul edilemez vahim bir tablo.Bu tarz uygulamalar dine bakışı nasıl etkiler? AKP iktidarı boyunca dinden çıkanların sayısını merak ettim, soru önergesi sundum. Cevap alamadım. AKP`nin din iman adına yaptığı ama din imana uymayan uygulamaları, DİB`in de bu uygulamalara çanak tutması, AKP`ye taşeron olma yoluna girmesi, koltuk değneği olması gibi durumlar dini imanı kitaplardan değil de, insanların davranışlarında görenler dinden soğuyor. Hatta 17 Aralık`tan sonra bir kişinin `Din buysa, ben bu dini kabul etmiyorum` dediği basına da yansımıştı. Bugün IŞİD`in El Nusra`nın Müslümanlık adı altında yaptıkları ortada. Bunun üstüne AKP`nin dini kendine araç olarak kullanması, kuralsız bir şekilde istismar etmesi insanlar da hayal kırıklığına, dinden soğuma ve uzaklaşmaya sebep oluyor.“Elbette hırsızlık kötü bir şeydir. Ancak milletin maneviyatını çalmak çok daha kötü bir şeydir.` ifadelerini kullandı DİB başkanı Mehmet Görmez…Bu sipariş bir fetvadır. Bu açıklama dinin AKP siyasetinin vesayetine girdiğinin delilidir. Sıradan, sokaktaki bir insan söylemiyor bu cümleyi. Cenab-ı Allah diyor ki; “Hırsızın elini kesin.” Hz. Muhammed diyor ki; “Kızım Fatıma da olsa hırsızlık yaptıysa elini keserim.” Diyanet İşleri Başkanı ise `Hırsızlık kötüdür ama..` diye başlayan bir cümle kuruyor. Bu dinle örtüşmeyen, dinin hükümlerini, ayetleri hadisleri hafife alan çok talihsiz bir açıklama. Milletin maneviyatını çalmak daha kötüdür diyor. Maneviyat nedir diye bir sözlüğe bakın. Maneviyat kişinin iç dünyasıyla alakalı şeyler. Buna din, ahlak, moral, vicdan girer. Hırsızlık hakkında Allah`ın hüküm koyduğu tartışılmaz bir hüküm.Hadis-i Şerif`e yeni bir içtihad mi getirmiş oluyor?Böyle bir hükmü alanı daha geniş ve hüküm olarak da hırsızlıkla kıyas edilemeyecek noktada olan hafif hükümlerle karşılaştırması o makamda oturacak bir kişinin söyleyeceği bir cümle değildir. Bu Gayretullah`a dokunacak bir sözdür. Hakikaten Görmez, hakikatleri görmüyor. Kendince içtihad yapıyor ama dinle ters düşen bir içtihad bu. Hakikatleri çarpıtarak içtihad yapıyor. Hırsızlığı meşru ve hafif, mubah gösterme gibi bir gayret var burada. Asıl maneviyatı çalma budur. İnsanların dine diyanete karşı olan samimi düşüncesini yanıltma, hırsızlığı yolsuzluğu rüşveti meşru göstermek maneviyatı çalmaktır. AKP`nin 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yaptıkları maneviyatı çalmaktır. Hırsızlığı yapan onlar, maneviyatı çalan da. Hırsız kim ortada. Bu açıklamalar AKP`yi aklama çabasından başka bir şey değil. DİB başkanı dinen ve ahlaken o makamı işgal etmesi doğru değil. Hani Başbakan hakimlere, yargıçlara `cübbeni çıkar da siyaset yap` diyor ya, Görmez de tam olarak aynısını yapmalı. Sarığını cübbesini çıkarıp, AKP`de siyaset yapsın. İl başkanı mı olacak milletvekili mi olacak ne olacaksa olsun. Sarığın altında cübbenin içinde siyaset sırıtıyor.Emevi Siyaseti Dinin Saltanata Dönüştürülmesi isimli bir kitabınız var. Geçmişten bugüne dinin saltanata dönüştürüldüğüne dair ne gibi örnekler var? Emeviler üzerine uzun süre çalışmalar yaptım. Keşke bu çalışmayı 20`li yaşlarda yapsaydım. Hem hayatı, hem siyaseti daha iyi anlar, İslam dünyasını değerlendirirken daha isabetli olurdum diye hayıflanıyorum zaman zaman. 1400 yıl öncesinde yaşanan o olaylar, 2014 yılında yaşadıklarımızla örtüşüyor. Sadece zamanla versiyon farklılıkları ortaya çıkıyor. İslam tarihinde ilk defa Muaviye Şam`da `Yeşil Saray` yaptırmıştı. Dönemin sahabesi Ebu Zer el Gıfari, Muaviye`ye `Şayet bu sarayı milletin parasıyla yaptıysan mücrimsin (hırsız), kendi paranla yaptıysan müsrifsin` diyor. Kur`an`da Firavun`un vasıflarından birini müsrif olarak belirliyor. Hocaların bir kısmı bunu `dinde haddi aşmakta ısrar etti` diye yorumlar. Oysa gerçekten de Firavun müsriftir. Müsriflik deyince akla ilk gelen ekonomi ve maddi şeylerdir. Milletin malını çarçur etme, istediği gibi harcamak müsrifliktir. Bugün yapılan şeylere baktığınızda bunların 77 milyonun vergileriyle yapıldığını görürüz. Oysa bu 77 milyon içinde bir simit alacak, minibüse binecek parası olmayanlar var. Bu yetimin hakkını, kulun hakkını saraylara, uçaklara harcama yolunda ciddi şekilde israfa girilmesi doğru değil.AKP iktidarı dini söylemlerle iktidar olmuştur ve aynı söylemlerle iktidarını pekiştirip ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bunu da acımasız bir şekilde kullanıyor. Dini saltanat ve iktidar aracı olarak kullanıyor. Emevi siyaseti dini saltanata dönüştürmüştü, AKP iktidarı da o yolda.CHP DİNE NE ZAMAN YAKINLAŞSA AKP RAHATSIZ OLUYOR Yerel seçimlerde Üsküdar belediye başkan adayıydınız. Üsküdar`da oylar sayıldıkça gitti geldi AKP-CHP arasında. Tek başınıza mücadele ettiniz neredeyse… Yaramı hiç deşmeyin desem. Anayasa Mahkemesi`ne başvurduk. Kararı bekliyoruz. Gerçi Ankara için mahkemeden olumlu bir karar çıkmadı. Ama Üsküdar bizim hakkımızdı. Ülkede hâlâ küçük bir hukuk kırıntısı varsa, benim de küçük bir umut kırıntım var. Yaşananlar ortada, Allah`a havale.CHP sol çizgisinden kaymakla eleştiriliyor… Cumhuriyet Halk Partisi`ne Türkiye`de biçilen bir kılıf var. Bu biraz da AKP`nin çizdiği bir kılıf. AKP diyor ki; CHP dinden uzak, dinle lakası olmayan bir parti. Biz kazanamazsak CHP gelir ve size zulmeder korkusu yayıyor. AKP`yi dinin temsilcisi gibi gösteriyor ve başarılı da oluyor. Din kaymağı üzerinden kendi iktidarını yürütmek istiyor.Gerçekten de dinle bir sorunu yok mu CHP`nin? CHP`nin dinle ne gibi bir sorunu olabilir. Geçmişine baktığınızda DİB`i kurmuş, Elmalılı Hamdi Yazır`a Kur`an tefsirini Atatürk yaptırmış. 1924`te imam hatip okulunu ve ilahiyat fakültesini CHP açmış. Atatürk döneminde ilk defa mevlit radyodan canlı olarak okutulmuş. Kocatepe Camii`nin yapılmasını sağlayan CHP`li dernek üyeleridir. CHP-Ecevit koalisyon hükümeti zamanında hac organizasyonu Diyanet`e verilmiştir. CHP-Erbakan koalisyon hükümeti zamanında vekil imamlar kadroya geçirilmiştir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.Verdiğiniz örnekler hep Tek Parti iktidarı dışındaki tarihlere denk geliyor. CHP`nin talihsizliği İnönü dönemindeki uygulamalar olabilir mi? Camilerin ahırlara çevrilmesi gibi mesela… Camileri ahıra çevirme olayı külliyen iftiradır. Erdoğan başbakan iken, hangi cami, hangi tarihte ahıra çevrilmiştir belgesi ile gösterilsin diye sordum, cevap verilmedi. Ellerinde belgesi olsa, Tayyip Erdoğan o belgeyi çerçeveletir, boynuna asar, meydan meydan, miting miting dolaşır, avazı çıktığı kadar bağırır ve o belgeyi gösterirdi. Camilerin ahır yapılması mevzuunu `Dünden Bugüne Cami Yalanları` isimli kitabımda da detaylı bir şekilde anlatıyorum. İstiklal Harbi`nde Yunanlılar ülkemizi işgal ettiğinde özellikle Yunan işgali altında kalan bölgelerde camileri ahıra çevirmiş, giderken çoğu yeri talan edip yakıp yıkarak gitmiştir. Atatürk Yunanlılar tarafından ahıra çevrilen yerlerin ihya edilip tekrar ibadete açılmasını sağlamış. Bunu da propaganda malzemesi yapılmasına ve din istismarına dönüştürülmesine izin vermemiştir.Peki, CHP`nin muhafazakâr kesime yaklaşmasında ne gibi bir sakınca olabilir? Bu CHP`nin dindarlara saygısından sevgisinden duruşundan başka bir şey değil. Yani sol çizgiden kayıldığı falan yok. CHP dine, dindarlara ne zaman yakınlaşsa AKP bundan rahatsız oluyor. Geçmişteki hadiseleri temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sunuyor. Elinden oyuncağı alınan çocuğun hırçınlığıyla AKP hırçınlaşıyor CHP`nin bu girişimleri karşısında. Çünkü kendi iktidarını dinle daha çok güçlendireceğine inanıyor ve o alana başkası girmiş ve alanı daralmış gibi hissediyor.Parti içinde sosyal demokrat-ulusalcı çatışması yüzünden parti içinde her kafadan bir ses çıkıyor imajı verildiği söyleniyor. Parti içinde çatlak olduğunu düşünüyor musunuz? AKP kaynayan bir kazan. Kaynayan AKP kazananı örtbas ederek hissettirilmiyor. CHP`de parti içinde de dışında da demokrasi var. Siz grup başkan vekilinin AKP genel başkanını eleştirdiğini göremezsiniz. AKP genel başkanının kendisine rakip olan bir kişiyi yanına çağırıp beraber el kaldırdığını göremezsiniz. CHP insanca ve hakça yaşamaya çalışan bir parti. İnsanlar orada özgür. İstedikleri gibi düşünür, düşündükleri gibi de konuşurlar. Dolayısıyla bu bir çatlak olarak değil, parti içi demokrasinin çalıştığının göstergesidir. Diğer partilerin de örnek alması gereken bir durum.AKP`nin 12 yıldır en büyük şansı CHP gibi bir muhalefetin olması deniyor. CHP bu anlamda muhalefet tarzında yeni dönemde bir değişikliğe gidecek mi? AKP bugün benim valim, savcım rektörüm memurum diyor. Ciddi şekilde baskıcı sindirici horlayıcı ayrıştırıcı ötekileştirici kutuplaştırıcı bir siyaset izliyor. Kendisinden olmayanı yok etme, terbiye etme, hizaya çekme gibi bir amacı var. Muhalefetin alanını daraltmaya ve bunu halka yansıtmamaya çalışıyor. En basitinden Meclis TV`ye sadece belli saatler içerisinde yayın yapma yetkisi vererek meclisteki bizim yürüttüğümüz çalışmaları halkın görmesine engel oluyor. Biz CHP olarak elbette sürekli muhalefet olmaktan mutlu değiliz. Biz iktidar olma çabasına girince eksen kayıyor eleştirilerine maruz kalıyoruz. Biz Allah`ın izniyle iktidar olacağız ve AKP`nin zulmüne `dur` diyeceğiz.17 Aralık`tan sonra `paralel, haşhaşi, virüs` gibi söylemlerle Hizmet Hareketi`ni terör örgütü gibi lanse etme çabası var. Dini bir grubu tehdit ya da terör örgütü gibi gösterme girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP, paralel diyor ya kendisi `paralel` bir din oluşturuyor. Ülke farkında değil. Rüşveti, hırsızlığı, yolsuzluğu meşru gören yeni bir din oluşturuyor. Bir milletvekili çıkıp, Allah`ın bütün vasıfları üzerinde dedi, diğeri ikinci peygamber dedi. Bir başkası Tayyip`e dokunmak ibadettir dedi. Bakara`yı makara yaptılar. Mekke`nin fethinde Peygamber gurura kapıldı biz kapılmadık dediler. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. AKP`nin Gerçek Yüzü isimli kitabımda da dine diyanete uymayan uygulamalarını yazdım. Bu ve benzeri söylemlerle baktığımızda dinle doğrudan doğruya ters düşen, söyleyeni dinen küfre götüren söz ve eylemler bu ülkede meşru normal algısı oluşturdular. Bu İslam`a ters, taban tabana zıt, dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan ve dinin dibine dinamit koyan söz ve eylemleri var. Bu bir paralel din kurma çabasıdır. Bu sebeple asıl paralel AKP`nin ta kendisidir. Bir mitinginde AKP gençlik teşkilatında gençler kefenle karşıladı. Bu `Ölümüne tabiyiz. Sana karşı kusursuz itaat içindeyiz” demekti. Oysa kusursuz itaat ancak Allah`a olur. Bağlılıkları kefenle gösterdiler. İşte o görüntüler tam bir haşhaşi zihniyeti ürünü. Haşhaşi arıyorlarsa o mitingdeki kefenlilere baksınlar.`ALLAH`IM SANA VE KULLARINA HİZMET EDECEKSEM, VEKİLLİĞİ NASİP ET` Bir gününüz nasıl geçiyor? Benim kendime ait bir günüm yok desem abartmış olmam herhalde. Bir üniversite öğrencisinden daha çok çalışıyorum. Bir ameleden daha fazla yoruluyorum. Ameleyi küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın, ben de bir amele çocuğuyum ve gurur duyuyorum. Yoğun çalışıyorum. Türkiye`nin sorunları çok. Milletvekili olmadan önce “Allah`ım Sana ve kullarına hizmet edebileceksem bana milletvekilliğini nasip et.” diye dua ettim. Duam kabul oldu şimdi sadece Allah`a ve kullarına nasıl hizmet ederim düşüncesi ile çalışmakla geçiyor günlerim. Tatil yapmam. Anadolu insanı gibi yaşıyorum. Sıradan bir insanım. Hâlâ eski mahallemde oturuyorum. Allah`ın sıradan bir kulu olmaktan mutluyum.Takım tutuyor musunuz? Müftü takım tutuyormuş diyecekler ama Fenerbahçeliyim.Hangi tür kitaplar okursunuz? Edebiyatı kitap okumayı severim. Mısır`da iki sene kalmıştım. 500 kilo kitap getirmiştim. Parasını ödediğim için kilosunu da biliyorum. Arapça kitaplarım çok fazla. Hadis alanında uzman olduğum için hadis okumaları çok yapıyorum.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - `O görüntüleri bize de izlettiler`


Türkiye`nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, rehin kaldıkları 101 günde yaşadıklarını anlattı.Yılmaz, `Bunlar yüz defa Kuran`a el basarlar. Yüz defa yalan söylerler. Bunların hiçbir şeyi beli olmaz. Söyledikleri hiçbir şeye inanamazsınız. Hep yalandır. Sizi Türkiye`ye teslim ediyorum der. Döner başka bir yere gider bunu bilemezsiniz` dedi.Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, NTV kanalında yaşadıklarını anlatarak sorulara yanıt verdi. Yılmaz,`Bizim dışarıyı görmemizi nerede olduğumuzu bilmemizi istemiyorlardı. Genelde kapalı mekanlar, pek ışığın olmadığı alanlardı` dedi.Türkiye ile olan telefon bağlantılarına ilişkin Yılmaz, `Bizim için bir nevi umut ışığıydı. Ülkeme haber vermem gerekiyordu. Sağ olsun bana yardımcı olan bir arkadaşım oldu. Biz onunla hep paslaşarak götürdük. Sürekli çıkışlarda, girişlerde nasıl yaparız, nasıl saklarız bunu. Çünkü sürekli bir taraftan denetim oluyor ve aranıyoruz. Yani en ufak bir bilginin sinyalin çıkmaması isteniyor. Günlük bazen 3-5 defa, bazen günde 1 defa mutlaka görüşme oluyor. Neredeyiz ne yapıyoruz, ne yiyoruz, ne içiyoruz. İrtibat benim kendi telefonum. Ama o telefonu saklama işini ben bir kişi ile yapıyorum. Bazen bölüyor sonra tekrar birleştiriyorduk. Zor bir şey` diye konuştu.İşte Yılmaz`ın konuşmasından satır başları:`65 GÜN GALİBA BİZ AYNI YEMEĞİ YEMİŞİZ 14 KİLO VERDİM`14 kilo verdim. 65 gün galiba biz aynı yemeği yemişiz. Öğle akşam aynı yemeği yedik. Sürekli aynı şeydi. Gıda beslenmemiz yetersizdi. Bütün arkadaşlarım kilo verdi. Ben de 14 kilo verdim. Spor yapmamamıza rağmen kilo veriyorduk.`MORALİMİZİ BOZMAK İÇİN GÖRÜNTÜLERİ BİZLERE DE İZLETTİLER`Ülke olarak gururu duymamız gereken somut bir örnek. Başka ülkelerin gazetecileri hunharca başları kesildi. Bazen televizyon izleme şansımız oldu bazen de aylarca izleyemedik. Video izletmeyi çok seviyorlardı. Moralimizi bozmak için görüntüleri bizlere de izlettiler. Amaçları morallerimizi bozmaktı`KÖTÜ FİZİKİ MUAMELELERİ OLMADI TEHDİTLERİ HER ZAMAN OLDU`Onların bize kötü fiziki muameleleri olmadı. Ama tehditleri her zaman oldu. fiziki muameleyi bir yöntem olarak yapmıyorlar. Bunlar öldürüyor veya kesiyorlar. Bunların öyle fiziki muamele ile harcayacakları zamanları yok. Karasal bombalamaya alışkındım. Yol kenarına yerleştirilmiş olanlardı. İki defa bulunduğum alan da bombalandık. Çok yakın bir mesafede. Bazen de aracımız ya çok kısa bir mesafede ya da geçtikten sonra bombalandı. Bombaya alışmıştık ama, bu defa uçakla bombalandık birkaç defa. Çok yakın mesafeden. 2 terörist o bombalama esnasında isabet etti onlar öldü.`SERBEST KALACAĞIMIZI SINIRA GİDERKEN DE BİLMİYORDUK`Serbest kalacağımızı sınıra giderken de bilmiyorduk. Onların söylediği hiçbir şeye inanamazdık ve inanmadık. Sınıra geldiğimizde sayın Başbakanıma haber vermek istedim ve aradım, Ben daha alo demeden ` Öztürk hoşgeldiniz` dedi. O kadar da Ankara bu sürecin içindeydi. Ben geldiğim zaman haber vermek istedim alo demeden `Öztürk hoşgeldiniz` dedi. O zaman anladım tamam bu bitmiştir. Bütün arkadaşlar o zaman büyük bir coşku yaşandı.`BUNLAR YÜZ DEFA KURAN`A EL BASARLAR YÜZ DEFA YALAN SÖYLERLER`Bunlar yüz defa Kuran`a el basarlar. Yüz defa yalan söylerler. Bunların hiçbir şeyi beli olmaz. Söyledikleri hiçbir şeye inanamazsınız. Hep yalandır. Sizi Türkiye`ye teslim ediyorum der. Döner başka bir yere gider bunu bilemezsiniz.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Salça fiyatları cep yakacak


Yaşanan don ve kuraklık sebebiyle yıllık üretim kaybının yüksek olduğu sebzelerden biri de domates. Salça yapacak domates bulamadıklarını söyleyen üreticiler, fiyatların 1 ay içinde zirve yapacağını belirtiyor. Geçen yıl 3 bin 500 ton civarında domates işlenirken bu sene ise bu miktarın yarısını bulmuyor.Bu yıl tüm Türkiye çapında yaşanan don ve kuraklıklar sebebiyle birçok tarım ürününün rekoltesinde oluşan kayıplar üreticileri kara kara düşündürüyor. Rekolte kaybının yüksek olduğu sebzelerden biri de domates. Domatesteki rekoltenin düşük olması sebebiyle salça yapacak domates bulamadıklarını söyleyen üreticiler, salça fiyatlarının bir ay içinde zirve yapacağını belirtiyor. Bursa`dan Hollanda`ya salça ihracatı gerçekleştiren Kulaca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ahmet Uğur, yanlış politikalar nedeniyle domates üretiminin bu yıl çok düştüğünü söyledi. Uğur, salça yapacak domates bulamadıklarını belirterek `Salça kullanan vatandaşlar salçalarını şimdiden alsın, çünkü bir ay sonra fiyatlar 2-3 kat artacak.” uyarısında bulundu. Kooperatif olarak geçen yıl 3 bin 500 ton civarında domates işlediklerini ancak bu sene bu miktarın yarısı kadar bile işleyemeyeceklerine dikkat çeken Uğur, bu durumun en önemli sebebinin üretimde ürün planlaması yapılmaması olduğunu söyledi.FİYATLAR DÜNYA PİYASALARININ ÜSTÜNDETürkiye`de ürün planlaması olmadığı için her yıl değişik ekim alanları, değişik cins ürünlerin arttığını belirten Uğur, şöyle konuştu: “Geçen sene her tarafta domates vardı, fiyatlar düşüktü, o yüzden vatandaş bu yıl domates ekmedi. Hava şartları da bunu etkileyince bu sene domateste yüzde 80`e yakın verim düşüklüğü var. Şu anda salça yapımında büyük sıkıntılar var. Normalde 22 kuruşa anlaşma yapan fabrikalar, şimdi 32 kuruş hatta 40 kuruşa kadar domates almaya çalışıyor, birbirleriyle rekabet ediyorlar. Ama bu eşyanın tabiatına aykırı çünkü ülkemizde yapılan salçanın maliyeti dünya piyasalarının üzerine çıktığı için ihracat yapamıyoruz.” Domateste ihracatın bu şartlarda imkansız olduğunu vurgulayan Uğur, “Mümkün olsa da ithal etsek. Şu anda Türkiye`de hem salçalık hem de sanayi tipi domateste büyük sıkıntı var.” dedi. Salça fiyatlarının yüzde 50`ye yakın arttığını söyleyen Uğur, “Vatandaş, gelip salçasını şimdiden almalı çünkü ilerleyen günlerde, daha da zamlanacak.” diye konuştu. Uğur`un verdiği bilgiye göre 2012`de yürürlüğe girmesi gereken `hal yasası` 2014`e ertelenmiş ancak ocakta yürürlüğe giren yasa uygulamada hiçbir şeyi değiştirmemiş. Aynı durumun ayçiçeğinde de yaşandığına dikkat çeken Uğur, “Geçen sene ayçiçeği 7-8 liraya kadar çıktı, bu sene onun yarı fiyatına indi. Çünkü herkes ayçiçeği ekti. Bu sene para yapmadığı için seneye ekmeyecek. Onun için ürün planlaması şart. Hal Yasası`nın kesinlikle ele alınıp uygulamaya sokulması gerekiyor.” ifadelerini kullandı. Karacabey Ziraat Odası Meclis Başkanı Nuri Karaca, Karacabey ve Mustafakemalpaşa bölgesinde çiftçilerin fabrikalarla sözleşme imzalayarak salçalık domates üretimi yaptığı bilgisini verdi. Sözleşmeye göre domatesin 21 kuruştan alındığını ancak sözleşme yapmayan üreticilerin 35 kuruşa kadar satış yaptığını vurgulayan Karaca, sözleşme yapanların büyük mağduriyet içinde olduğunu ifade etti. Firmalarla görüşerek mağdur olan çiftçiye jest yapmalarını istediklerini ve bazı fabrikaların bu çağrıya uyduğunu belirten Karaca, üretim ile ilgili şu bilgileri verdi: “Bizim bölgemizde bir dönümde ortalama 11 ton domates üretim yapıyorduk. Bu sene 4-5 tona düştü. 15 günlük bir sürede hasat tamamen biter ama kesin olan bir şey var ki, salça fiyatları çok yükselecek.”


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - 40 zaman dilimine uyumlu saat


Seiko`nun Türkiye distribütörü Aydın Saat, GPS güneş enerjili Seiko Astron GPS Solar Kronograf modelini tanıttı.Seiko, kendi çatısı altında patentli, düşük enerji tüketimli GPS alıcısını geliştirerek, GPS uydularının global ağını kullanarak GPS sinyallerini alan ve zaman dilimlerini, saati ve takvimi belirleyen saat üretti. Yeni Seiko Astron GPS Solar Kronograf modeli, dünyadaki 40 ayrı saat dilimini algılayabiliyor. Aydın Saat pazarlama yöneticisi Zeynep Tunç, “Seiko Astron GPS Solar Kronograf, günde bir kez otomatik olarak saat bilgisini alır. Ayrıca istenildiğinde dünyanın yörüngesindeki dört ya da daha fazla GPS`e bağlanarak yerini, zaman dilimini ve doğru saati belirler. İbreler atom saati hassasiyeti ile otomatik olarak doğru saati gösterir. Yeni Seiko Astron, güneş ışığı ile çalıştığından pil değişimi gerektirmez. Ayrıca sınırsız takvim işlevi sayesinde her zaman doğru tarihi gösterir.” dedi.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Mustafa Ünal - Mutlu son


İyi haber sabaha karşı geldi. Türkiye güne sevinçle uyandı. Rehine krizi mutlu sonla bitti.100 gün önce IŞİD`in Musul`da esir aldığı 49 konsolosluk görevlisi erken saatlerde sınırdan giriş yaptı. Hepsinin yüzünde mutluluk. Çok zor günler geçirdiklerini tahmin etmek zor değil. IŞİD`in nasıl tehlikeli bir örgüt olduğunu anlatmaya gerek yok herhalde. Yaptıkları ortada... Çok şükür 49 vatandaşımızın sağlığı yerinde. Başkonsolos Öztürk Yılmaz`ın alnındaki iz gözden kaçmadı. `Çizik` demekle yetindi. Başka yorum yapmadı. Bütün sorumluluk onun omuzlarındaydı Başına iki üç kez silah dayadıkları haberlere yansıdı. IŞİD açıklama yapmasını istemiş. Kabul etmemiş. Başkonsolos`un `Türkiye`nin gururuyla, şerefiyle oynatmam` diyerek ölümü göze aldığını anlattı bir arkadaşı. Ne kameraya izin verdi, ne fotoğraf çekimine. Destansı bir duruş.100 uzun gün yaşadı ülke. Cumhurbaşkanı değişti, Başbakan ve Dışişleri Bakanı da... Krizin derinleşmemesi için az konuştu herkes. Mahkeme kararı vardı zaten. Sonucu güzel oldu, herkesi sevindirdi. Bayram hediyesi gibi geldi. Hükümet sözcüsü `Ramazan`da` dedi, Kurban`a nasip oldu. Bu başarılı operasyonda en alttan en üste emeği geçenleri takdir etmemek mümkün mü? Bölge malum, ölüm kol gezmekte. Eller tetikte, her gün çatışma haberleri. Savaş kapıda. ABD, müttefikleriyle hazırlık içinde. Türkiye tam da büyük felaketin yaklaşmakta olduğu sırada 49 rehineyi IŞİD gibi eli kanlı yapının elinden almayı başardı. İyi haberi kamuoyuna Başbakan Davutoğlu duyurdu. Bakü`deydi, ziyaretini yarıda kesti, Şanlıurfa`dan Ankara`ya özgürlüğüne kavuşan rehinelerle döndü. `Şimdi bayram zamanı` dedi. Güzel neticeden iktidarın siyasi pay çıkarmaya hakkı var elbette. Bu sorun iktidarın üzerinde büyük bir baskıydı. O psikolojinin de etkisiyle konuştu. `Maskeler düştü` gibi ifadelerle muhalefete ve Musul`u eleştirenlere yüklenmesinin zamanı değildi, şık olmadı. Fotoğrafın bizatihi kendisi yeterliydi. Sert üslupla söze dökmenin anlamı yoktu. Mutlu sonla bitmesini herkes istedi. Siyasi görüşü ne olursa olsun. Mesele, iktidar muhalefet değil çünkü. Devlet söz konusu. İlk gün de politize edilmesi yanlıştı, son gün de... En azından muhalefeti siyaset yapmakla eleştirenlerin daha dikkatli konuşmaları gerekirdi. Eleştiriler elbette olacak. `Bu kriz hiç yaşanmayabilirdi` denecek. En başta şehrin valisinin uyarısı ortaya çıktı. `Ben gidiyorum, siz de Musul`u terk edin` diye... Anlık bir olay değil bu, tehlikenin adım adım yaklaştığı belliydi. En azından çocuk ve kadın gibi görevliler tahliye edilebilirdi. Bunlar söylenmeyecek mi? İktidara siyasi sorumluluğu hatırlatılmayacak mı? Çok soru sorulabilir ama şimdi zamanı değil. Türk tarihinin en büyük rehine olayıydı. Sonrasındaki gelişmeler siyaseti pek etkilemediğini gösterdi. Rehine krizi kritik zamanda çözüldü. Büyük savaş adım adım yaklaşmakta. Çatışmadan kaçan binlerce Iraklı sınıra dayandı. Rehine sorunu Türkiye`nin işini zorlaştırıyordu. En küçük adım rehinelerin hayatını tehlikeye atabilirdi. O yüzden Türkiye IŞİD`e karşı belirgin, anlaşılır tavır geliştirmekte güçlük çekti.Şimdi Ankara`nın eli rahatladı. Daha kolay pozisyon alacak. ABD ve müttefiklerinin Türkiye`den ciddi talepleri var. İncirlik Üssü`nün kullanımı ve sınır güvenliğinin sağlanması gibi. Temel hedef IŞİD`in yaşam alanını yok etmek. Ve gözler Türkiye`de. Ne kadar aktif rol üstleneceğini hesap ederken işini zorlaştıran `rehine` seçeneğini bertaraf etti.`Mutlu son` sadece rehine olayında. Yoksa IŞİD sorunu bitmiş değil. Aksine yeni başlıyor...


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın Bank Asya`ya iftirası Meclis`te


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın Bank Asya için `O banka batmış zaten.` iftirası atması Meclis`e taşındı. CHP Milletvekili Mehmet Şeker, Meclis`e sunduğu soru önergesinde bir bankanın itibarına ya da servetine yönelik kasti açıklamanın suç olmasına rağmen bu kuralın Erdoğan ve hükümete yakın medya tarafından defalarca çiğnendiğine işaret etti.Bankacılık otoriteleri tarafından hakkında herhangi bir olumsuz işlem yapılmamasına rağmen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın geçen hafta TÜSİAD Yüksek İştişare Konseyi toplantısında, kanunları hiçe sayarak Bank Asya için “O banka zaten batmış.” açıklaması yapması Meclis`e taşındı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan`a Bank Asya ile ilgili 10 soru yöneltti. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu`na göre bir bankanın itibarına ya da servetine yönelik kasten açıklamalarda bulunulamayacağına, görsel ya da yazılı basın yoluyla haber yapılamayacağına işaret eden Şeker, “Ancak yaklaşık 10 aydır, Bank Asya ile ilgili 61. Hükümet`in Başbakanı ve danışmanları, 12. Cumhurbaşkanı ve hükümete yakınlığı ile bilinen medya organları tarafından bu kural defaatle çiğnenmiştir.” ifadesini kullandı.CHP Milletvekili Şeker, Bank Asya`nın itibarını ve servetini zedelemeye dönük söylemleriyle Bankacılık Kanunu`nu açıkça çiğneyenler hakkında bugüne kadar nasıl bir işlem yapıldığını sordu. Şeker, herhangi bir işlem yapılmadı ise bunun gerekçesinin açıklanmasını istedi. Bank Asya ile ilgili resmî haber ajansı başta olmak üzere kamuoyunda çok fazla kirli bilgi dolaştığına işaret ederek, “Resmî haber ajansı da dahil olmak üzere, bazı medya organlarında, çeşitli tarihlerde yer alan Bank Asya`nın BDDK tarafından 68., 70. ve 71. madde kapsamına alındığına dair iddialardan hangisi doğrudur? Bir yandan Bank Asya`nın 70. madde kapsamına alındığı söylenirken diğer yandan Banka`nın sermayesini artırdığı duyuruluyor. BDDK tarafından Banka`nın 71. madde kapsamına alınıp alınmadığı belirsizken Cumhurbaşkanı `banka çoktan batmış` açıklaması yapıyor.” dedi. CHP Milletvekili Şeker soru önergesinde, Babacan`ın ayrıca şu soruları cevaplandırmasını istedi: “17 Aralık 2013`ten sonra Bank Asya`daki mevduatlarını vadesi dolmadan çeken kamu kurum ve kuruluşları hangileridir? Bu kamu kuruluşlarının mevduatlarını vadesi dolmadan çekmeleri nedeniyle uğradıkları zarar ne kadardır? Türkiye`nin, bankacılık sektöründeki dedikodu ve karalamaların, kişisel veya ideolojik bitirme kampanyalarının bedelini ne kadar ağır ve acı bir şekilde ödediğini unutan ya da umursamayan bu kişiler vatandaşı, yerli ve yabancı sermayeyi tedirgin etmeye devam etmektedirler?Bank Asya`daki likidite probleminin başlangıç tarihi, nedeni ve boyutu nedir? Resmî haber ajansı da dahil olmak üzere, bazı medya organlarında, çeşitli tarihlerde yer alan Bank Asya`nın BDDK tarafından 68., 70. ve 71. madde kapsamına alındığına dair iddialardan hangisi doğrudur? Bugün itibarı ile BDDK tarafından 68. veya 70. madde kapsamına alınan kaç banka vardır? Bu bankalar hangileridir ve hangi nedenlerle 68. ve 70. madde kapsamına alınmışlardır? Bank Asya ile ilgili bugüne kadar BDDK tarafından alınan kararlar, atılan adımlar nelerdir? Bank Asya`nın itibarını ve servetini zedelemeye dönük söylemleriyle Bankacılık Kanunu`nu açıkça çiğneyenler hakkında bugüne kadar nasıl bir işlem yapılmıştır? Herhangi bir işlem yapılmadı ise gerekçesi nedir? Devletin zirvesindeki hesaplaşma nedeniyle ortaya çıkan Bank Asya krizinin gerçek mağdurlarının sade vatandaş olacağı gerçeğiyle, bu mağduriyeti önlemeye yönelik tedbirler almayı düşünüyor musunuz?”


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

fırat atasoy trafik kazası  şubatayı hava durumu sivas  etgür  şenol balaban habertürk ankara eki  31 mart 2011 fox haber kaza haberleri  İstanbulda İntİhar suat taştan  kalabadaki kaza  09 01 2009 hürriyet akdeniz  analiz yayıncılık 5 sınıf 2 bds konu başlıkları  şok  5 ocak  şartlı tahliye haberleri  ülke tv 1009  01 03 2010 kon tv canlı haber  19ekim fox haberleri  kenan bırçakçı  gökhan  etlik  lıngfıeld at yarışı sonuçu  nuri cıngıllı oğlu lisesi  31 05 1987  17 ocak fox haberler