Bulunan Haber Sayısı: 336
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Gündem - `Başbakan`ın sözleri havada kalmasın diye operasyon yapılıyor`


Hukuk Bilimleri Merkezi Başkanı Avukat Metin Özyurt, sahur vakti gözaltına alınan 115 polisle ilgili süreci hukuksuzluk olarak değerlendirdi.Özyurt, “Yapılanlar, Başbakan`ın meydanlarda halka karşı söylediği sözlerin yerine geldiğini halka sadece algılatabilmek içindir. `Bak Başbakan paralel yapı var diyor, biz de onu ortaya çıkardık` demek için yapılıyor.” dedi. “Türkiye`de hukuk askıya alındı demek doğru değildir, çünkü Türkiye`de şu an hukuk yok.” değerlendirmesini yapan Özyurt, şöyle devam etti: “Adana`daki TIR`ın durdurulması ile Ankara`daki böcek soruşturması kapsamında polislere yönelik operasyon yaptılar ama mahkemeler, somut deliller olmayınca polisleri tutuklamadı. Bunu başaramayınca sulh ceza mahkemelerini kapatarak, sulh ceza hakimliklerini kurdular. Bu, yapılan soruşturmanın siyasi bir soruşturma olduğunu gösteriyor.”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:07

Zaman

Manşet - Gazze`de 72 saatlik yeni bir ateşkes ilan edildi


Birleşmiş Milletler ve ABD, İsrail ve Hamas arasında Cuma günü sabah saatlerinden itibaren geçerli olmak üzere 72 saatlik bir ateşkes anlaşması yapıldığını duyurdu.BM ve ABD tarafından yayınlana ortak bildiride, çatışmanın her iki tarafının da insani ateşkesi koşulsuz olarak kabul etmesinin, daha uzun ömürlü ateşkes görüşmelerinin yapılması için teminat olduğu belirtildi.


01 Ağustos 2014 Cuma  01:00

Zaman

Manşet - Kerim Balcı - Duvara dayanmış odun ve Tekahküh


Ne zaman münafıklığın alametleriyle alakalı bir bahis açılsa başımdan aşağı kaynar sular dökülür.Sınırları muğlak “yalan söyler, emanete ihanet eder, tepkisinde aşırıya kaçar” gibi ifadeler “acaba ben de mi?” hassasiyetiyle okunduğunda “evet, sen de!” diye bağırırlar çünkü. Salı günü Ali Ünal Ağabey yazdığı makalede Kur`an-ı Kerim`den derlediği ayetlerle nifak alametlerini sıralamış. Elhamdülillah, bayramımı bayram etti o yazı.“Oradaki ayetlere göre bende nifak alameti yokmuş,” deyip kendimi komik duruma düşürmeyeceğim. Ne var ki “Onları gördüğün zaman cisimleri hoşuna gider, söz söyleseler sözlerini dinlersin. Oysa duvara dayanmış, giydirilmiş odunlar gibidir onlar!” (63: 4) ayetini okuyunca aklıma yıllardır zihnimden silinmeyen Sızıntı dergisinin bir sayfasındaki o koca göbekli adam ve altındaki “Kabirde kurtlar sevinsin!” yazısı gelmedi değil. Ne zaman ayna karşısına geçsem hafızamda canlanan o fotoğraf ve tabii o fotoğrafla pek bir benzeşen biçimsiz bedenim, bu ayeti okuyunca birden sevimli geldi gözüme. “Oh be!” dedim. “Hiç değilse bu alamet bende yok!”Elbette bayramımı şenlendiren buluş bundan ibaret değil. Ali Ağabey makalenin sonunda Bakara Sûresi`nin başında münafıklardan bahseden 13 ayetten bahsetmiş ya; o ayetleri okuyunca keyiflendim asıl. Sebebini baştan söyleyeyim: İnsanın, nifak alametlerini takım elbise gibi giyip çıkaran, her gün bir başka alametle duvara dayanıp –birkaç tefsir kitabı karıştırdım ama odunun dayandığı duvar kimdir, nedir, neye teşbihtir bir şey söyleyeni bulamadım– nutuklar atan, hakka davet edildiğinde yüz çeviren, halkı aldatan zalimleri görünce, “Ya Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?” diyesi geliyor. Diyor da, telaffuzu bizce mümkün olmayan bir sonraki o malum mısra boğazlarda düğümleniveriyor. “El-küfrü yedûmu ve`z-zulmü lâ yedûmu” hükmünü ne zaman icra edecek? Neden nifaklarında boğulmaz da münafıklar, caka satarak meydanlarda dolaşırlar? Bu sorular ve sorgulamalarla geçen bir Ramazan`ın sonunda Bakara Sûresi`nin 8-20 ayetlerini okumak rahatlattı gerçekten.Gecikmiş bir bayram hediyesi olarak parça parça alıntılayayım: “Allah`ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. …. Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler. … Onlara, “(Diğer) insanların inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsiz sefihlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler. Onlar iman edenlere rastladıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında, “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece alay ediyoruz.” derler. Asıl Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir. İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi; doğru yolu da bulamadılar.”Ben bu “istihza” ayetinde sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda bir mücadele taktiği hissettim. “Allah onlarla alay eder, siz de alay edin onlarla!” gibi. Madem Allah`ın sevdiğini sevmek vazifemiz; Allah`ın alay ettiğine gülmemek kabul edilebilir mi? Sıradan bir gülme de değil bu… Yıkıcı, altüst edici, dışlayıcı, kaçınılmaz sonu hatırlatıcı bir gülme. Bir direniş gülmesi… Tekahküh… Gül ha gül! Gülmekten kırıp geçirene kadar gül, gülmeyesi yüzüne münafıkın! Gül ki, güldükçe küçülür, eder tebeddül…Okurlarıma Ali Ağabey`in yazısını ellerine bir meal alıp referansları verilen bütün ayetleri, önceleri ve sonralarıyla birlikte okumalarını tavsiye ederim. “Fesuphanallah, zaman yaşlandıkça Kur`an gençleşiyor! Ne kadar da tanıdık, ne kadar da gözümüzün önünde cereyan eden şeyler!” diyeceklerini vadediyorum. Ve gülelim lütfen…A bu arada, münafık olmayanlar üzerlerine alınmasın. Di mi oduncuğum?


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Hürriyet

Yazarlar - Zaman ve sabır lazım - Bayram AYDIN


TRABZONSPOR`da son yıllarda maalesef büyük düşüş yaşanıyor.


01 Ağustos 2014 Cuma  03:01

TRT

Gündem - `Çözüm bulmak için fırsat zamanı`


Kerry, ateşkesin çözüm bulmak için bir fırsat zamanı olduğunu söyledi.


01 Ağustos 2014 Cuma  04:34

Zaman

Manşet - Mümtaz`er Türköne - Yolsuzlukları soruşturan casuslar


Ortada bir cinayet yok iken, birini cinayetle suçlayabilir misiniz? İddia hırsızlık ise çalınan bir mal, tecavüz ise bir mağdur, icraya başvurabilmek için bir borcun mevcudiyeti gerekir.Casusluk suçu ile insanları tutukluyor ve bunun üzerine “paralel devlet” diye ortalığı velveleye verdiğiniz bir iddiayı yerleştiriyorsanız iki soruya cevap vermeniz lâzım. Hangi ülke için casusluk yapıldı? Ve bu ülke için yapılan casusluğa konu olan bilgiler nelerdi? Bu iki soruya somut karşılıklar veren bir delili ortaya koymadan bırakın birilerini casuslukla suçlamayı, bu suça dair küçük bir ihsasta bile bulunamazsınız. Emniyetin kritik mevkilerinde görev yapan, başarılı operasyonlar yürüten polis şefleri, casusluk iddiası ile tutuklandılar. Neredeyse tamamı Hükümet`in propaganda mevkutelerine dönen medyada günlerdir bu polislerin işlediği suçlara dair çarşaf çarşaf haberler yayımlanıyor. İnanılmaz, gerçekten inanılmaz suçlar. Meselâ camileri bile dinlemişler. Neden acaba? Tilaveti kötü müezzinleri kanunsuz yollardan tespit etmek için mi? “Taammüden casusluk” başlığının altında bu haber verildiğine göre, camileri bir başka ülke için dinlemiş olmaları gerekiyor. Hani “Suud-i Arabistan veya İran, kendi din propagandalarını sahadan toplanan bilgilere dayandırmak istediler” diye düşünebilirsiniz; ancak camiler zaten herkese açık, casusluk yoluyla buralardan bilgi toplayıp neden tehlikeye giresiniz ki?Casusluk filmlerinin etkisi altında hayaller görmenizi engellemek için, TCK`nın 328. maddesi bu suçu düzenlemiş. Mantık bütünlüğü içinde TCK, 326`dan itibaren devletin güvenliğini ilgilendiren suçları düzenliyor. Aynı içerikte iki farklı suç var. Devletin gizli kalması gereken sırlarını açıklamak ve bu sırları başka bir ülkeye vermek; yani casusluk suçu. 326 ve 327 birincisini, 328 ise casusluk suçunu düzenliyor. “Devlet sırrı”, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken ve açıklanması devlete zarar verecek bir bilgi türü. Ege kıta sahanlığı ile ilgili aldığınız tedbirler, Kıbrıs politikanıza dair bilinmesi size zarar verecek olan planlar gibi. Bunları açıklamak, devlet güvenliğine karşı suç işlemek demek. Bu bilgileri bir yabancı devlet adına ele geçirdiğiniz zaman, işte o zaman “casusluk suçu” oluşuyor. Özel amaçlı bu suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşabilmesi için bu özel amacın varlığı, yani “yabancı devlet yararı” gerekiyor. Eğer bu unsur yoksa, suç devlet sırrını açıklama suçundan ibaret kalıyor ve 326`nın kapsamına giriyor. Casusluk suçunu düzenleyen 328`i, devlet sırrını açıklama suçunu düzenleyen 326`dan ayıran tek fark bu durumda sadece “yabancı devlet yararı” oluyor. O yüzden polisler hakkında Yargıç İslam Çiçek`in casusluk suçlamasını bir yabancı devlete atfen vermesi gerekiyordu. Var mı böyle bir iddiayı duyan biri?Casusluk suçu bir “vatana ihanet” suçudur. Siyasî muarızları “hain” ve “casus” olarak suçlama ucuzluğunu engellemek için kanun maddesine sıkı sıkıya raptedilmiştir. 17 Aralık tarihinden bu yana, Erdoğan`ı kayıtsız şartsız destekleyenler dışında herkes “ihanet içinde” olduğundan, bu hainliğin kapsamını anlamak çok zor değil. Hükümet`in İran petrolü üzerinden kurduğu para trafiğini ve bu trafikten elde edilen rüşvet ve komisyonları soruşturmak, -şayet yolsuzluk bir devlet tasarrufu ise- devlet sırrını açıklamak olduğu için 326. maddenin kapsamına alınabilir. Ancak “yabancı ülke yararı” olmadığı için 328 kapsamına alıp, bu soruşturmaları yürütenleri “casus” olarak nitelemek yine de imkânsız.İmkânsızı başarmak için geriye mantıklı tek açıklama kalıyor. Diktatörler, muhaliflerini her zaman “vatana ihanet”le suçlayarak tasfiye ederler. Yolsuzluk yapıldı mı? Peki soruşturulabildi mi? Bizler, yolsuzluk yapıldığını ve bu yolsuzlukların soruşturulması gerektiğini düşünen herkes gibi kestirmeden casus oluyoruz. Vatanımıza ihanet içindeyiz. Aklınızın köşesinden bile geçirmeyin: Hükümet üyelerini “hırsız” diye dünya âleme rezil etmek casusluk suçunu oluşturur. Hükümet boş mu duracak. Sırf bu iş için mahkeme kurar ve sizi yargılar.


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Anadolu Ajansi

Son dakika - Çözüm bulmak için bir fırsat zamanı


ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Hamas ile İsrail`in üç günlük insani ateşkes anlaşmasına varmasının, bir kutlama veya tebrik zamanı olmadığın, çözüm fırsatı olduğunu söyledi.


01 Ağustos 2014 Cuma  04:06

Zaman

Manşet - Soma Holding`e ödül gibi termik santral izni


301 işçinin hayatını kaybettiği Soma`daki madenin işletmecisi şirket, Soma Holding`e EPDK tarafından Amasya`da termik santral izni verildiği belirlendi. Konuyu soru önergesiyle TBMM gündemine taşıyan CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, iznin, kamuoyunda `holdingin faciaya rağmen ödüllendirildiği` tepkisiyle karşılaştığını kaydetti.301 işçiye mezar olan maden ocağını işleten Soma Holding`e EPDK tarafından Amasya`da termik santral kurma izni verildiği ortaya çıktı. CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, konuyu soru önergesiyle Meclis`e taşıdı. Öz, faciayla ilgili onlarca soru ve soruşturma ortadayken, Meclis Araştırma Komisyonu çalışmalarına devam ederken, devletin şirketle kurduğu bağların, verilen izinlerin, Soma`dan hiçbir ders alınmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. İznin, kamuoyunda `holding faciaya rağmen ödüllendirildi` diye yorumlandığını kaydetti.Milletvekili Sakine Öz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce`nin yazılı cevaplaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı`na soru önergesi verdi. Öz, Soma Holding`e bağlı Gürmin Enerji Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ`nin Amasya`nın Merzifon ve Suluova ilçelerindeki dahilindeki termik santral, kül ve kömür depolama sahası, kömür ve kireç ocakları, hazır beton santrali, lavyer ve kırma-eleme-yıkama tesisleri yapım projesine dair süreçte, EPDK tarafından verilen onayın kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtığını ifade etti. Sakine Öz, 2012`den bu yana gerek milletvekillerinin, gerekse sivil toplum örgütlerinde ve bölge halkında tepkiyle karşılanan, yer seçimi açısından tarım ve hayvancılık ile doğal yaşama, kültür ve turizme zarar vereceği, salınacak gaz ve kül atıkların geniş bir sahayı olumsuz etkileyeceği, arazide kuraklık ve su kirlenmesini beraberinde getireceği savunulan, ÇED sürecinin bölge halkı nezdinde yeterli bilgilendirme yapılmaksızın ilerlediği belirtilen termik santral projesinin, özellikle Soma`daki maden faciasının ardından yeniden gündeme geldiğini kaydetti. Öz, “Soma Holding`in bir başka maden şirketi olan Soma Kömür İşletmeleri`nin işlettiği Soma-Eynez`deki maden ocağında, 13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan maden faciasının adli ve idari soruşturma süreci ile Meclis Araştırma Komisyonu`nun çalışmaları devam ederken, holding ve yetkili bakanlıklar hakkındaki işçi güvenliği, iş yeri denetimi ve hizmet alım sözleşmesi/rödovans konusundaki açık ihmal ve usulsüzlük iddiaları sürerken, EPDK tarafından Soma Holding`e bağlı bir şirkete verilen izin, kamuoyunda `holdingin faciaya rağmen ödüllendirildiği` tepkisiyle karşılanmıştır.” dedi. Sakine Öz`ün cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle: “Soma faciasından bugüne kadar, Soma Holding`in şirketleri içinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı`nın ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın bağlı, ilgili ve ilişkili kurum/kuruluşlarından izin, onay almış projeleri nelerdir? Holding şirketlerinin reddedilen projeleri var mıdır? Amasya`daki termik santral projesi için verilen EPDK kararının içeriği nedir? Soma Holding`in işlettiği Soma Eynez`deki maden ocağında yaşanan faciaya rağmen, Bakanlığınız ve yetkili kamu kurum, kuruluşları aynı holdingin madenle ilgili şirketlerine hangi gerekçelerle, hangi proje izin ve onaylarını vermektedir? Soma maden faciasının adli, idari ve yasama süreci işlerken, facianın sorumlularından olduğu iddia edilen holding yetkililerinin ve/veya holdinge bağlı bir şirketin enerji projeleri için kamudan izin/onay almaya devam etmesini nasıl karşılıyorsunuz? 24 Eylül 2013 tarihinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nda, termik santral kurulum süreciyle ilgili `format belirleme` toplantısına katılan Suluova temsilcilerinin sunduğu 15 maddelik santralin zararlarını içeren rapor hakkında, Bakanlığınız hangi çalışmaları yapmış, ne yönde görüş oluşturmuştur; projenin ÇED süreci hangi aşamadadır?”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Zaman

Manşet - `Cihat` çağrısı yapan teröristler, İslam`ın en büyük düşmanıdır


Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, terör örgütü IŞİD yanlılarının bayram sabahı İstanbul`da `cihat` çağrısı yapmasına sert tepki gösterdi. İhsanoğlu, “Bu `cihat` çağrısı yapan teröristler, İslam`ın en büyük düşmanıdır.” dedi.Ekmeleddin İhsanoğlu, seçim çalışmaları kapsamında bulunduğu Sivas`ta konuştu. Bayramın ilk gününde IŞİD yanlılarının İstanbul Ömerli`de cihat çağrısında bulunduğu eyleme değindi. “Bayramda İstanbul`da tuhaf tuhaf simalı insanlar cihat namazı kıldılar. Ne demek cihat? Kime karşı cihat? Biz bu noktaya mı geleceğiz?” ifadelerini kullandı. Bütün bu `cihat` diyerek hareket eden teröristlerin hepsinin İslam`ın en büyük düşmanı olduğunu kaydetti. İhsanoğlu, “Biz bunlarla uğraşmayı bıraktık, sabahtan akşama kadar dövünüyoruz; Gazze, Gazze! ?İyi ama Gazze`ye ciddi yardım yapalım, lafla değil. Bu yardımı nasıl göndereceğiz? Bütün kapılar kapalı yüzümüze. Türkiye`nin biraz da Türklerle, Türkmenlerle meşgul olması lazım. Türkmenlere yapılan zulmü görmezlikten geliyoruz. Biz 1991 senesinde, Kürt kardeşlerimiz Kuzey Irak`ta kötü muameleye maruz kaldığı zaman onlara topraklarımızı, kucaklarımızı açtık ve onları misafir ettik. Türkmen kardeşlerimize niye yapmıyoruz? Türk oldukları için mi? Hem Gazze için, hem de Türkmen kardeşlerimiz için uğraşalım. Bunlar, millet adına hareket ediyorlar.? Hangi millet? Ben soruyorum… Bu eğer Türk milletiyse, Irak`taki herkesle uğraşıyoruz ama Türkmenlerin feryadını dindirmiyoruz. Onun için 10 Ağustos`ta vereceğiniz oy çok önemlidir. Türkiye`nin önünü ya tıkayacaktır ya açacaktır, bunu böyle bilmek lazım.” ifadelerini kullandı. Ekmeleddin İhsanoğlu, iktidar temsilcilerinin kendisi hakkında sürekli yalan uydurduklarını anlattı. Bu seçim kampanyasında `iftiraların` yanı sıra bazı iddiaların da bulunduğunu, bir tanesinin de `vesayet sistemini sona erdirmek` olduğunu belirtti. Ardından şu açıklamaları yaptı:Cumhurbaşkanını kim seçti?: “`Askerî, bürokratik vesayeti kaldıracağız` diyorlar. Peki, 12 yıldır devleti kim idare ediyor? 7 senedir Çankaya`da olan cumhurbaşkanını kim seçti? Cumhurbaşkanı başka bir yerden gelmiş olur, asker olur, Anayasa Mahkemesi`nin başkanı olur, o zaman dersin ki; `Biz bunu istemedik, getirdiler, zorladılar, bu vesayet sisteminin adamıdır.` Ama bu sizin adamınız, partinin kurucusu.”Yeni vesayetler kurdunuz: “Vesayet denilen, 12 Eylül`ün getirdiği kanunlar; YÖK Kanunu, RTÜK Kanunu, Seçim Kanunu ve Sendikalar Kanunu. Bu 4 kanun hâlâ yürürlükte. Peki siz 12 senedir niye bunları değiştirmediniz? 12 Eylül`den beri niye sıfırlamadınız bunları? Çok kanunlar değişti. Ama başka türlü değişti, yeni vesayeti artırmak için değişti. Şimdi `Vesayet sistemini kaldıracağım` diyenler, kendi vesayet sistemlerini getirecekler.” Milletin oylarını şahsî emelleriniz için kullanamazsınız: “Siz o oyları kendi şahsî emelleriniz için, kendi şahsî gücünüzü artırmak için kullanamazsınız. Yani siz Türkiye`nin rejimini parlamenter rejimden başkanlık rejimine, bütün güçleri tek bir insanın eline toplama sürecine sokamazsınız. Millet bunu kabul etmiyor. Cumhurbaşkanı, 76 milyonun birlik ve beraberliğinin temsilcisi olmak zorundadır. Öyle olmazsa bu gemi su alır, biz bu geminin su almasını hiç istemiyoruz.”


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Zaman

Manşet - Turhan Bozkurt - Ali Babacan`ın şifreleri


Başbakan Yardımcısı Ali Babacan`ın üç önemli beyanatı Türkiye`nin siyasi ve iktisadi durumunu özetler nitelikte.İlk beyanatı ile İranlı Reza Zarrab`ın (Rıza Sarraf) kuyruklu yalanını tekzip etti. Başbakan Tayyip Erdoğan`ın `hayırsever` diye nitelediği Zarrab`ın cari açığın yüzde 15`ini kapattığına dair tek bir emareye rastlanmamış. Babacan, diplomatik dille Zarrab`ın ülke ekonomisine zerre kadar katkıda bulunmadığını ifade etti. Az çok İran ile altın ticaretinin nasıl döndüğüne vâkıf olanlar, İran`ın petrol ve doğalgaz parasını altın olarak tahsil ettiğini biliyordu. Amerika`nın müeyyideler icabı pür dikkat takip ettiği bu tür işlemlere aracılıktan başka meziyeti yok Zarrab`ın. İran, 14 milyar dolarının kayıp olduğunu söylediğine göre mekanizma birilerinin cebini şişirmekten başka fayda sağlamamış. Her şey söylendiği gibi şeffaf ve resmî olsaydı Babacan`n soru önergesine verdiği cevapta Zarrab`ın yaptığı ticaretin ülkeye katkısı tek tek belirtilirdi. Zarrab`ın Türkiye ayağında yer aldığı mekanizmanın iki ülkeyi maddî kayıplara uğrattığı her geçen gün netlik kazanıyor. 17 Aralık`ı itibarsızlaştırmaya çalışanların nasıl bir çamura bulaştığını anlamak için Zaman`da geçen hafta yayımlanan `İran`ın 17 Aralık`ı` yazı dizisi ile Babacan`ın sözlerini birleştirebilirsiniz. Babacan sınırlı bilgi verse de bunu yaparken ortada müdafaa edilecek, sahip çıkılacak veri ya da ticarî faaliyet olmadığını teyit ediyor. Her zaman yaptığı gibi şifreli konuşuyor. Geriye dönük dikkatli okuma yapanlar şifreleri çözüp anahtar kelimeyi bulabiliyor: YOLSUZLUK Babacan`ın “İleri demokrasi olamadık.” beyanatı ise 12 yıllık AKP iktidarına tevcih edilmiş en doğru en hakiki tenkittir. İleri demokrasi olsaydık tamamen yargı bağımsızlığı içinde ele alınması gereken adli dosya niteliğindeki 17 ve 25 Aralık soruşturmaları hükümetin açık müdahalesine maruz kalmazdı. Yargı bağımsızlığını teminat altına alan Anayasa`nın 138. maddesi çöpe atılmazdı. 100 bin şirket Maliye tarafından fişlenmezdi. Bank Asya`nın ticarî itibarı bizzat Başbakan`ın ağzında sakız yapılmazdı. Tabelalar indirilmez, dershaneler kapatılmazdı. Örnekler gazete sütununa sığmaz. Babacan`ın o cümlelerinin altına hepsini eklediğinizde bir başka anahtar kelime çıkar: ZULÜM. “Bir sene içinde 220 milyar dolar bulmamız lazım.” beyanatı ile Babacan ekonominin üzerindeki yaldızlı örtüyü çekip alıyor. Evet Türkiye son 12 yılda büyüdü. Lakin üreterek büyümedi. Dışarıdan temin edilen borç para ağırlıklı olarak tüketimin finansmanında kullanıldı. Sanayide ara malı ithalatı kronikleşti. Toplam dış borç milli gelirin neredeyse yarısına tekabül eden 380 milyar dolara fırlamışken, üstelik 220 milyar dolarlık kısmı kısa vadeli iken kimin içi rahat olabilir? Arjantin 2001`de olduğu gibi temerrüt (borçlarını ödeyememe) girdabına sürüklenirken, Portekiz`de batık banka riski büyürken, Amerikan Merkez Bankası (FED) para musluğunu her ay 10 milyar dolar kısarken 220 milyar doları nereden bulacağız? Düşük faiz ve krizden kaçan baronların saçtığı para bolluğu bitti. 2015, FED`in faizleri artıracağı sene olacak. Kamu ve özel sektör, doların Batı`ya göç etmesi ihtimaline ne kadar hazırlıklı? Kur ve faiz riski reel sektörün başında kılıç gibi sallanıyor. Siyasi istikrarı kurumsal kaliteye dönüştürecek, ekonomik özgürlüğü pekiştirecek adımlar atmayan AKP hükümeti 12 yıldır yelkenlerini şişiren küresel rüzgarların tersten estiğini görmekten aciz kendi derdine düşmüşse Babacan`ın sözlerinden bir başka anahtar kelime daha çıkıyor: İFLAS. Babacan`ın şifrelerini çözebilenler anahtar kelimeleri yan yana getirsin. Kelimelere takılmadan mesajı kavrayıp tedbir almakta fayda var. Gidişat endişe verici.


01 Ağustos 2014 Cuma  02:20

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  

cmk  9 haziran  denizlide dün olan kaza haberleri  şhow haber arşivi 05 how haber arşivi 05 aralık  istanbul sahil yolunda kaza  dnk ana haber  star tv ana haber bülteni 06 02 2010  kurban keçiören  fox haber arşivi 08012011 ender saraç  posta gazetesi bulmaca cevapları 16 mayıs  önce vurgun sonra alem  dünkü star gazetesi 4 ygs deneme sınavı cevaplar  dünkü trt turk yayınlanan tv yayın akışı  çukur  abdurrahman şahinli kaza haberi  deniz baykal ilişki görüntüleri  02 ocak 2010 yeni  öss cevap anahtarı 27 02 2009  05 07 2009 atv haber  16 nisan habertürk gazete arşivi habertürk  17 şubat 2011 cuma  ercan keresteci