Bulunan Haber Sayısı: 962
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - `Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa bu suçu işledim`


Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı`nın emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, `Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkari`de ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkari`de kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim.` dedi. Aydın`ın teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım`ın bacanağı C.H.`nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbul`da göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkari`ye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmir`e istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, `2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralık`tan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım.` dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, `O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır.` şeklinde konuştu.`İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDUR`Hakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: `Mart ayında Star Gazetesi`nde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığı`nın yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımız`dır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.`Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, `Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir.` şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, `Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İsimlerimizin önceden belirlendiğini ben bariz bir şekilde görüyorum. 2013 yılının yaz aylarından itibaren kimlerin görevden alınacağı, yerlerine kimlerin geleceği belirlenmişti, 17 Aralık`ı, 7 Ocak`ı fırsat bilip bu değişiklikleri yapıyorlar. Haklarıdır yapsınlar, sonuçta devletin görevlisiyiz, nerede görev verirlerde orada görev yapacağız ancak insanları suçlamak için özel bir gayret gösterip onun yaptığı tüm operasyonları inceleyip hiçbir şey bulamamalarına rağmen çok basit idari mevzulardan insanları casuslukla, örgütle suçlamak çok ayıp şeydir, hukuka sığmaz.` şeklinde konuştu.`BENİMLE AYNI İŞLEMİ YAPAN MÜDÜR İZNE AYRILDI`Geçen hafta İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü`nde operasyonu yapan Savcı Okan Batu, Terör Şube Müdürü Fatih Çankaya ve İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen`in bir toplantı yaptığını hatırlatan Aydın, `Bu toplantıda normalde Kudret Dikmen, benim ve arkadaşlarımızın pozisyonu aynıyken akşam Kudret Dikmen izne ayrılıp ilimizden ayrıldı. Benimle aynı işlemi yapmış olan birisine savcı bey ne dedi de bu insan izne ayrıldı? Ben hukuka nasıl güveneceğim? Böyle bir şeyin olmaması lazım, eğer bir suç varsa, hep beraber yapmışsak o da buraya gelsin ya da biz de gelmeyelim.` dedi.`İÇERİDEKİ KAHRAMANLAR UYUŞTURUCU VE TERÖRLE MÜCADELE EDENLERDİR`Dosyayı inceledikten sonra her zaman içinde olmaktan gurur duyduğu emniyet teşkilatından ilk defa dün utandığını dile getiren Aydın, `Mahkeme kararı alarak uyuşturucu kaçakçılarını, terör örgütlerini dinledik. Niye? Bir çocuk sokakta uyuşturucudan ölmesin diye dinledik. Biz teröre operasyon yaptık. Ne yaptık? Bir bomba yüklü aracı patlamasın diye çalıştık, bulduk, patlamasını önledik. Belki bunlar bilinmiyor. Benim arkadaşlarım iki sene dağ başında yattı, terörist geçecek diye bunları yakalamaya çalıştı. Uyuşturucu için günlerce Afyon, Yalova yollarında yattılar, bir çocuk zehirlenmesin diye çalıştılar. İçerideki kahramanlar bunlardır, yaptıkları hiçbir hukuksuzluk yoktur. İllegal dinleme diyorlar, illegal dinleme, mahkeme kararı olmadan yapılan dinleme illegal dinlemedir. Emniyet teşkilatında şu anki sistemde kimse illegal dinleme yapamaz. TİB denenen bir kuruluş var, bu kuruluşa mahkemeden aldığımız kararı göndeririz, onlar hukuka uygunsa işleme koyarlar. Bugün Türkiye`de yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınmıştır. Neden? Mahkemenin verdiği kararı polis müfettişi sorgulayabiliyor. Bu çok vahim bir durumdur. Polis müfettişleri bir hakimle ilgili, HSYK`nın görevi olmasına rağmen 10 tane hakimi çağırıp ifadesini alabiliyor. Böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Biz bugün hakimleri, görevini yapmış polisleri sorguluyoruz.` dedi.`İSTİHBARAT ÖNLEME YAPSAYDI DİYARBAKIR`A O HEYKEL DİKİLMEZDİ`17 Aralık`ta öyle ya da böyle Türk insanının, milletinin ceplerinden, cüzdanlarından paralarının çalındığını, 17 Aralık`tan sonra ise insanların inançları, imanları, vicdanlarının çalındığını belirten Aydın, `Geldiğimiz noktada dün Van`da bir teğmenimiz, Lice`de bir uzman çavuşumuz şehit oldu. Niye şehit oldu bu insanlar? Bir sürü mayınlama eylemleri var, bunları niye görmüyoruz? Bir heykel dikiliyor bir teröristin, sonra da yıkılıyor, olaylar oluyor. İstihbarat bu işe yarar. Bu heykel bir günde gelip dikilmedi, belki aylarca altyapı çalışması vardır. İstihbarat, önleme çalışması yapar, bu heykelin oraya dileceğini bulur, o heykeli oraya diktirmez. Bayrağımızın indirileceğini tahmin eder, bununla ilgili çalışma yapar, o bayrağı indirtmez. Bayrak indikten sonra, devletin yolu kapandıktan sonra, oraya heykel dikildikten sonra sizin devlet olma vasfınız sorgulanmaya başlar.` diye konuştu.`ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİNDEN, BONZAİDEN ÖLENLERİN YAKINLARIN ÖZÜR DİLİYORUM`Diyarbakır`da ve Lice`de şehit olanlara Allah`tan rahmet, yakınlarına sabır dileyen Aydın, şehit ailelerinden de özür diledi. Aydın, şöyle devam etti: `Biz daha fazla çalışıp bu insanların şehit olmasını engelleyebilirdik. Sokakta bonzaiden ölenlerin ailerinden özür diliyorum. Daha fazla çalışıp bunu önleyebilirdik. Onun dışında hırsızlardan polisler hiçbir zaman özür dilemezler. Bugün polise hırsızdan özür mantığı, yarın teröristten de özür diletecektir. Ben yaptığım hiçbir işten pişman değilim. Edirne`den çıktığım kadar temizim. Metris`te vatan evlatları bugün cezaevinde yatıyor, İran ajanlarını yakaladıkları için, yolsuzluklara dur dedikleri için. Eğer yolsuzluklara dur dediğimiz için, terörle mücadele ettiğimiz için yatacaksak burada yatarız, biz bu devlet için canımızı vermeyi baştan kabul etmişiz. Cezaevinde yatmak nedir ki? Gider yatarız.`Konuşmasının ardından yürüyerek emniyete giren Aydın, sorulara cevap vereceğini belirterek, `Ülkemize inşallah daha güzel günler gelecektir, bu hukuksuzluklar sona erecektir. 30 yıl önce darbe yapan insanlar, bugün hasta yataklarında kameralarla ifade veriyorsa bugün bu hukuksuzlukları yapanlar, gizli darbe işlemleri yapanlar da gün gelir hukuk karşısında ifade verirler, kendilerini savunurlar diye düşünüyorum.` diyerek teslim oldu.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  13:36

Zaman

Manşet - Tutuklanan polisin eşi: Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer


Polislere yönelik operasyoda tutuklanan başkomiser Erkan Ünal`ın eşi Nesibe Ünal, hırsızın kol gezdiği, saygın işadamı olarak anıldığı, teröristlerin heykelinin dikildiği ülkede polise düşenin ise tutuklanmak olduğunu söyledi. Eşiyle gurur duyduğunu ve arkasında olduğunu belirten Ünal, “Keşke eve hiç gelmeseydi 50 değil 100 casus yakalasaydı. Yüreğine, aklına sağlık.” diye konuştu.Sahur vakti operasyonunda gözaltına alınan ve hakkında yakalama kararı çıkan polislerden başkomiser Erkan Ünal tutuklandı, başkomiser Mehmet Işık ise serbest bırakıldı. Karar sonrası Işık, avukatlar ve Ünal`ın eşi basın açıklaması yaptı.Her şeyin açık olduğunu ifade eden polisin eşi Nesibe Ünal, “17 ve 25 Aralık`ta kendi çocuklarını hatta İran`ın çocuklarını adaletin önünden kaçırmak için ülkeyi velveleye verip, 40 bin polisin yerini değiştirip, kanunları değiştirip, sırf adaletin önünden kaçırmak için bunları yapanlara karşılık bizler bugün adliyenin önünde kucağımızda çocuklarımızla, kadınlar ve erkeklerle bekledik. Adaleti bekledik. Sonuç buymuş. Tabi hırsızın arsızın kol gezdiği bir ortamda, teröristlerin `sayın` diye anıldığı bir ortamda, terörist heykeli dikildiği bir ülkede, hırsızların `saygın işadamı` diye anıldığı bir ülkede elbette polise düşecek olan buydu. Hırsızlar polisleri sevmezler, aynı ortamda bulunmak istemezler. Hırsızlar meydanda dışarda olduğu için şu an polisler içerde. Ben bunun değerlendirmesini 70 milyonun vicdanına bırakıyorum. Bu işte parmağı olan, lafı olan en küçük veya büyük icratı olan herkesin vicdanına bırakıyorum. En sonunda Allah`a havale ediyorum. Allah elbette herkese hakikatı bir gün gösterecektir. Vatan sağolsun diyorum.” dedi.Eşinin her zaman çok yoğun çalıştığını kaydeden Ünal, “Ne zaman geleceksin derdim. 11,12`leri bulurdu. Keşke diyorum, şimdi şöyle bir pişmanlığım var. Eve hiç gelmeseydi, keşke hiç tatil yapmasaydı. Zaten çok azdı onları da yapmasaydı. 50 değil 100 casus yakalasaydı, 100 değil 500 terörist yakalasaydı. Eşim eğer beni duyarsa ona şunu iletmek istiyorum, ellerine sağlık, yüreğine sağlık, bileğine sağlık, aklına sağlık diyorum. Biz arkandayız, vicdan sahibi insanlar arkanda. Varsın vicdansızlar bizi savunmasın, bize karşı olsun o da önemli değil zaten.” ifadelerini kullandı.Avukat Ömer Turanlı, hakimin, müvekkilinin çalıştığı büronun tahkikat bürosu mu soruşturma bürosu mu olduğunu bile tam bilmediğini söyledi. Turanlı, “Şöyle ki kararında aynen şunu belirtiyor, `Erkan Ünal casusluk yapmıştır.` Nedir delili? Diyorki `dinlemeye ilişkin talepleri savcılıktan Erkan Ünal talep etmiştir.` Erkan Ünal`ın çalıştığı büro buna bakmıyor hakim bey. Ünal`ın çalıştığı büro hakimlerin TİB`e yazdığı yazı sonucunda elde edilen dinlemelere ilişkin tapeleri, dinlemeleri yapıyor ey hakim bey. Bunu bile ayırt edemiyorsunuz ve insanların özgürlüğünü kısıtlayan karar veriyorsunuz.” açıklamasında bulundu.Milletin vicdanına seslenmek istediğini söyleyen serbest kalan başkomiser Mehmet Işık da, “Hukukçularımızın dikkatini buraya çekmek istiyorum. Casusluk adı altında 22 Temmuz`da bir operasyon yapıldı. Hiç kimsenin evi aranmadı. 75 tane polis, amir ve müdür gözaltına alındı gecenin bir yarısı sahur vaktinde. Ama bir kişinin evi aranmadı. Bu insanlar 20 yılı cezaevinde geçirebilecek bir suçla itham edildiler. Ama casusluk suçuyla suçlanan 75 polisin ne evi ne arabası ne telefonuna el koyma kararı hiçbirşey. Kaldı ki dosyada hiçbir delil olmamasına rağmen bu tedbirlere başvurulmamış olması kalemin çoktan kırıldığını hükmün çoktan verildiğini ıspatlamaktadır. Artık bunu Türk milletinin görmesi lazım.” şeklinde konuştu.Selam terör örgütü dosyası kapsamında asıl takip edilen kişi sayısının 238 olduğunu kaydeden Işık, “Bu dosya kapsamında esas takip edilen 7 bin kişi değil. 7 bin kişi algısıyla oluşturulan o yalana inanmayın. Onlar palavra ve dosyanın içini boşaltmaya yönelik söylemler ve gazete haberleri. Selam terör örgütü kapsamında takip edilen 238 kişi. Bunlar elini kolunu sallaya sallaya davet edilmek suretiyle savcılığa geldiler. İfade verdiler ve çektiler gittiler. Hepsine burada takipsizlik kararı verildi. Ama bu dosyada çalışan 75 polis ki bunların çoğu da dosya ile irtibatı yoktur. Kimi idari amirdir kimi bir günlük nöbetçi amiri iken imza atmıştır. Bu polisler ömürlerini vatan için, terörle mücadele için harcamışlardır. Ama burada sahur vakti Ramazan Bayramı`nı da adliyede geçirecek şekilde gözaltına alınmışlardır. 8 gün adliyede tutulmuşlardır. Bunu reva görenler, bu zulmü reva görenler hukuk tekrar geri geldiğinde kaçakacak delik arayacaklar. O deliği de hukuğa ve demokrasiye inan insanlar onlara gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.“Erkan Ünal kardeşim beni yanına almadan gitti” diyen Işık, “Bu dosyada hiçkimsenin suçu yok. Bir tane delil emniyette, savcılıkta sordum yok, mahkemede sordum yine yok. Erkan da sordu `bir tane delininiz varsa gösterin` dedi. `Bir tane imzam, bir tane parafım` yok. Hakim beyin vermiş olduğu karara evet mahkemelerin verdiği karara saygılıyız ama keşke kameralar da kayıtta olsaydı o anda. Hakim beyin yüz ifadesini görseydiniz o vicdani rahatsızlığını görseydiniz bu kararların nasıl buralara geldiğini herkes çok daha net anlayacaktı.” ifadelerini kullandı.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  01:12

Zaman

Manşet - Aile büyükleri, çocukları anne-babasıyla karşı karşıya getirmemeli


Çocuklarını bakıcıya emanet etmek istemeyen ebeveynler, çareyi kendi anne ve babasından yardım almakla buluyor. Ancak, torunlarına karşı daha hassas olan aile büyükleri, ebeveynlerin koyduğu kuralları uygulamada taviz verebiliyor. Uzmanlar ise bu konuda bakıcıya söylenen tembihlerin nezaket içerisinde aile büyükleri için de yapılabileceği önerisinde bulunuyor.Her anne-baba çocuğunu kendi yetiştirmek istese de çalışmak zorunda olan ebeveynler, çocuklarını başkalarına emanet etmek durumunda kalıyor. Bakıcıların yanı sıra aile büyükleri yakınında olan ebeveynler çocuklarını öncelikli olarak onlara emanet ediyor. Bu durum da bazı sıkıntılara yol açabiliyor. Büyükanne ve büyükbabalar, genellikle kendi çocuklarına uyguladığı kuralları, sınırları torunlarına karşı uygulamaktan kaçınıyor. Emanetlere gözü gibi bakan aile büyükleri, çocuklara sınırlamalar koymayarak onların daha serbest yetişmesine neden oluyor. Aile danışmanı Efkan Yeşildağ, aileler çocuklarını bakıcıya teslim ettiğinde nasıl tek tek ihtiyaçları ve düzenlerini anlatıyorsa aynı şekilde annenin, eşiyle birlikte kendi aile büyüklerine nezaket içerisinde bu bilgileri anlatması gerektiğini vurguluyor. Çocukların hangi kurallara göre yetiştirilmesi isteniyorsa o şekilde bir düzen sağlanması gerektiğini ifade eden danışman Yeşildağ, “Anne, çocuğunu emanet ederken, `Ben çocuğuma şunu şunu yasakladım. Mesela çok şeker tüketmesi sağlıklı değil. O nedenle her istediği zaman değil de günde iki defa şeker vermek yeterli. Akşam geldiğimde de bir tane de ben veririm.` gibi cümlelerle kibarca izah etmeli.” diyor. Aksi durumda ise aileler arası çocuk yetiştirme konusunda eleştirilere yol açılabileceğini aktarıyor. Bir çocuğun yetiştirilmesinde birinci derecede o çocuğun anne ve babasının sorumlu olduğunu söyleyen Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ, “Günümüz koşullarında anne de baba da çalışıyor. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarını ya bakıcıya bırakacak ya da kendilerini yetiştiren anne veya babasına bırakacak.” diyor. Kreşler, bakıcılar ya da okulöncesi eğitimi veren yerlerin çocukların, sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşıladığını belirten Yeşildağ, anneanne ya da babaannenin çocukların duygusal ihtiyaçlarını da karşıladığını vurguluyor. Çocukların, nene ve dedeye bırakılmasının bazı sıkıntıları da oluşturabileceğini aktaran aile danışmanı, “Çocuğun yetiştirilmesinde birinci derece anne ve baba sorumlu. Nene ve dedeler, destek olmakla görevli olduklarını unutmamalı. Anne ve babanın çocuk üzerindeki otoritesini ve yaptırım gücünü engelleyecek bir tavırdan kaçınmalı.” diye belirtiyor. Büyükanne ve büyükbabaların da genelde torunlarına karşı daha duygusal davranarak herhangi bir kural ya da sınırlandırma yapmadıklarına değinen Yeşildağ, bu davranışlarının altında `Aman üzülmesin, aman ağlamasın` düşüncesiyle birlikte `Torunum benim yanımda rahatsız olursa annesi babası bir daha bize bırakmaz, biz de onu göremeyiz.` endişesinin de yattığını dile getiriyor. Eşler arasında da problemler yaşanabileceğini ifade eden Yeşildağ, sıkıntıların yaşanmaması ya da problemin büyümemesi için şu tavsiyelerde bulunuyor: “Evde çocuğa kimin annesi bakıyorsa o kişi annesine, kural ve sınırları nezaketle ifade etmeli, yoksa damadı ya da gelini söylediği zaman bu sefer kendisini istemiyor, kendisine baskı yapıyor gibi yanlış anlaşılmalar oluyor. İnsan, evladını yanlış anlamaz. Hanımefendinin annesini ve babasının müdahalesiyle alakalı bir sınır aşımı varsa aşırı müdahale varsa bunu beyefendi düzeltmemeli. Hanımefendinin de buna fırsat vermemesi lazım. Siz kayınvalidenize, kayınpederinize sınır çizmeye, laf söylemeye çalıştığınız zaman hemen misillemesini eşinizden kendi anne ve babanıza karşı görürsünüz. Ebeveynler ortak doğrular üzerinde birleşmeli ve çocuğa karşı ortak bir tavır sergilemeli. Bunun için de aile toplantıları yapılmalı.”


20 Ağustos 2014 Çarşamba  02:17

Zaman

Manşet - Eşrefpaşalı Ejder: Bu polislerin yerinde olmayı çok arzu ederdim


İzmir`in tanınmış simalarından, `Eşrefpaşalı Ejder Abi` olarak bilinen Malik Ejder Eriş, gözaltına alınan polis memurlarının ailelerine destek vererek, ` Bu gençlerin yerinde olayı çok arzu ederdim.` dedi.İzmirliler, birçok başarılara imza atan ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan polis memurlarına destek vermeye devam ediyor. 29 emniyet mensubunun gözaltında bulunduğu İzmir Emniyet Müdürlüğü Bozyaka Hizmet Binası`nın önünde toplanan ailelere, vatandaşlar desteklerini sürdürüyor. Her geçen süre sayıları daha artan vatandaşlara bir destek de Eşrefpaşalı Ejder`den geldi. Emniyet binası önündeki yolun karşısında bekleyen aile ve vatandaşlara destek vermek için gelen Eriş, gözaltındaki polislerin yerinde olmayı istediğini söyledi. Bu devlete böyle hizmet eden gençlere her zaman ihtiyaç olduğunu belirten Eriş, `Bunlar bu vatana hizmet etmiş, helâl süt emmiş, delikanlı çocuklar hepsi be. Allah onlardan razı olsun. Allah onları en kısa zamanda ailelerine kavuştursun. Bu vatana böyle hizmet eden gençlere her zaman ihtiyaç var. Keşke bizler de bunlar gibi olsaydık da bir kez daha hizmet etseydik. Allah, ailelerine sabır versin. Sabredin, sonu çok güzel olacak.` şeklinde konuştu.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  16:42

Zaman

Manşet - İşte Hayrünnisa Gül`ün mesajındaki satır araları


Uzun süre Köşk`te Hayrünnisa Gül ile birlikte çalışan Zaman Yazarı Sevgi Akarçeşme, first lady`in gündeme damga vuran açıklamalarının satır aralarını yorumladı.`Saf değiliz, her şeyin farkındayız”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, partisine geri dönme sinyali verdiğinden beri medyada Erdoğan lejyoneri gibi çalışan “gazeteci” ve sosyal medyadaki güdümlü ekip aracılığı ile Gül ve ekibine yönelik bir yıpratma kampanyası başlatılmıştı.Düne kadar sessizliğini büyük ölçüde koruyan Abdullah Gül, Salı akşamki veda resepsiyonunda kırgınlığını ilk kez bu kadar net ifade etti. Ne var ki, first lady Hayrünnisa Gül, çok daha net ve keskin bir tavırla, kendilerine karşı kampanya yürütenlere “saf değiliz, her şeyin farkındayız” mesajı verdi ve hatta “hükümet avatarı” ünvanı alan bazı isimlerle tokalaşmayı reddetti.Türkiye`nin ilk başörtülü `first lady`si olarak vesayetin hedefinde olmaya alışık olan Hayrünnisa Gül`ün bu tepkisi ne anlama geliyor? Hayrünnisa Hanım, güçlü ve etkili bir isimdir. Gelişmeleri en az bir siyasetçi kadar yakından takip eder. Eşinin aksine tepkisini gizlememesi ve hatta “intifada başlatacağım” demesi biriken kırgınlığın derinliğine işaret ediyor. Aslında, bu kırgınlığın temeli Gül`ü gelecek senaryolarından dışlamak için kanun değişikliklerinin yapıldığı dönemlere uzanıyor demek yanlış olmaz.AK Parti`nin çekirdeğinden gelen kurucu bir aileden bu dönemde yaşanan karalama ve iftira kampanyalarının 28 Şubat`tan daha beter olduğu değerlendirmesi gelmesi açıklamanın belki de en can alıcı noktası. Zira aylardır havuz medyasının linç ve iftira kampanyalarına maruz kalanlar benzer yorumları yapıyor, ama sesleri çok da duyulmuyordu.Hayrünnisa Gül`ün açıklamaları ile 17 Aralık sonrası yaşanan cinnet hali devletin en tepesinin ağzından kayıtlara geçmiş oldu.Siyasette vefanın ender bulunduğu her zaman söylenir. Siyasetin her kademesinde bulunmuş Gül ailesi belli ki vefasızlığın bu kadarıyla ilk kez karşılaşıyor.Şimdi sadece Gül ailesinin değil, tüm Türkiye`nin devletin tepesi bile böyle hissediyorsa aylardır lince, hukuksuzluklara, iftiralara maruz kalan masum kitleler acaba ne hissediyor diye empati yapma zamanıdır…


20 Ağustos 2014 Çarşamba  13:49

Zaman

Manşet - Hükümet ve Cemaat: Gerçekte kim, ne yaptı?


Bu yazı, Türkiye`de son 10 yıldan fazla bir süredir yürütülen büyük operasyonları Cemaat`in yaptığı varsayımı altında yazılmaktadır.Çünkü iktidar, Ergenekon ve yolsuzluk gibi operasyonları, hükümetten bağımsız olarak Cemaat`in yaptığını söylüyor. Erdoğan`a yakın çevre, ekonomi bürokrasisinden içişlerine, özerk kurum ve yarı özelleştirilmiş büyük şirketlerden askeri bürokrasiye ve yüksek yargıya kadar üst düzey yönetimlerin Cemaat tarafından işgal edildiğini, bunların tasfiye edilmesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca hükümet ve destekçileri, bu kumpasçı ve paralel kadrolarla kuşatıldığı halde, halk ihtilali niteliğinde yüksek bir başarı elde ettiğini de iddia ediyorlar. Aslında açıkça şunu demiş oluyorlar: Bizim iktidarımız döneminde ne yapıldıysa, Cemaat kadroları yaptı, biz de seçim zamanı bu başarı veya başarısız politika ve uygulamalar neticesinde halkın karşısına çıktık, oy talep ettik. Hükümetin tüm seçimlerde aldığı oy oranındaki trend dikkate alındığında, şimdilerde hükümet yandaşlarının ağızlarından düşürmedikleri, Türkiye`de hiçbir iktidarın gerçekleştiremediği başarılı ve halk adına devrim niteliğindeki politikaları da aslında hangi kadroların gerçekleştirdiği açığa çıkmış oluyor. Ama hükümet ve destekçileri, vakıayı çarpıtarak, farklı bir durum olarak yansıtıyor. Bunu neden ve nasıl yapabildiklerini, yapılanın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışalım.Teoriden derslerBuna göre bu türden bir çarpıtmanın teorik temeli, dünyanın her yerinde seçmenin sahip olduğu temel karakteristik olan tam bilgi eksikliğidir. Yani işin doğası gereği seçmen, eksik bilgiye sahiptir ve siyaset uzmanları da bunu politikalarına alet ederler. Bilgi eksikliği ne kadar yüksek olursa, manipülasyon yoluyla politik pragmatizme alet olma olasılığı ve dolayısıyla siyasi getirisi de o kadar yüksek olur. Bunun ima ettiği diğer sonuç, asimetrik bilgi altında eğer bilgilendirme kanalları da politikacı tarafından manipüle ediliyorsa, bu politik oyunda siyasetçinin kazanımı, olabilecek en yüksek seviyeye çıkabilir. Yani şimdi oyunun doğası, siyasetçi için politik çıkar maksimizasyonudur. Türkiye`de şu an olan, tam olarak budur. İktidarın politika uzmanları, seçmenin bu genel niteliğinin farkında oldukları ve bilgi edinme yollarını da neredeyse tamamen kendilerine bağımlı hale getirdikleri için, bu türden durumları manipüle edip, siyasi ranta dönüştürebiliyorlar. Öyle ki ihtiyaçları olsa, bu yazıda geçen seçmenin tam bilgi eksikliği bahsini kullanarak, Zaman gazetesindeki yazarların halkı küçük ve cahil gördüğünü iddia edip siyasi rant elde edebilirler. Neyse ki şu aşamada bu kadarıyla uğraşmak için yeterli motivasyona sahip olmadıklarını düşünüyorum. Çünkü, şu anda meşgul oldukları ne varsa, hepsi işe yarıyor. İstedikleri desteği alıyorlar ve bu sayede, usta, reis, dünya lideri vs. oluyorlar. Bu kadar başarılı manipülasyon sonrası ilave bir şey yapmaya gerek kalmıyor. Ses tonunu yeterince iyi ayarlayıp bir iki güzel şiir dizesi eşliğinde, Amerika`ya ve çocuk öldüren İsrail`e laf ettikten sonra, ölenlerin sayısının 2000`e yaklaştığı günlerde 3 de gol atınca, dünya lideri oluveriyorsun. Yani atılan gollerin anlamı, bilgideki eksikliği ne türden bir manipülasyon ile doldurduğuna bağlı olarak değişiyor. Şöyle düşünün. O golleri tam da o vakit, CHP lideri atmış olsaydı...Ancak bu durumun tek kötü yanı, sonuçlardan elde edilen kazanımın, kısa vadeli olmasıdır. Uzun vadeli etkisi, tam bilginin zamanla herkes için erişilebilir olduğu durumlarda, politikacı için yıkıcıdır. (Cumhurbaşkanlığı seçiminde bilgiye erişim konusunda daha ilerde olan Batı illerindeki oy dağılımı ile aynı bilgiye ulaşım konusunda geride kalan daha doğu illerindeki oy dağılımı, önceki seçimle karşılaştırıldığında bu durum anlaşılabilir.) Ama burada da rasyonel politikacı bilir ki, siyaset de uzun dönem, iktisattaki uzun dönemden farklı olarak, çok daha belirsizdir ve kısa dönemli kazanımların etkisi, uzun dönemde daha belirleyicidir. Yani politikacı, kısa dönemde yeteri kadar suni rant oluşturduğu ve dağıttığı sürece, uzun dönemde ortaya çıkacak gerçek bilginin şerrinden tedrici olarak korunabilir. (Yine aynı Batı illerinde doğru bilgiye eriştikleri halde, yalan dolan siyasetine prim verenlerin büyük kısmının, bu ranttan bir şekilde pay alanlar olduğu açıkça görülebilir.) Çünkü seçmenlerin, uzun dönemli etkilerden elde edeceği kazanımın azlığı ve belirsizliği, uzun döneme ilişkin algısını azaltmaktadır. Yani siyasetin aktörleri kısa dönemli getiri ile ilgilenirken, iktisadın aktörleri, daha ziyade uzun dönemli sonuçlarla ilgilenirler. Bu temel fark, aynı zamanda, siyaset piyasasında politika yapıcıların neden kısa vadeli pragmatik ve miyopik politikalar peşinde koştuklarının rasyonelini de açıklamaktadır. Ama dediğimiz gibi vakit gelip eksik bilgi sorunu ortadan kalktığında, Müslümanların katledildiği gün ve gecelerde, İslamcılık siyaseti yaptığı halde, futbol oynayıp gol atarak dünya lideri olmanın gerçek veya ucuz anlamı da karşılığını bulur. Bu nedenle son zamanlardaki bu çarpık siyasetin sonuçlarını önümüzdeki dönemde göreceğimizden emin olabilirsiniz. Zor olasılıklar, ama buna bir de rantta kayıp sorunu eklenirse, etki daha hızlı olacaktır. Sonuç olarak bu siyaset tarzının toplumdaki karşılığının rasyoneli açık. Hiç de dendiği gibi devrim niteliğinde bir sosyal statü değişimi söz konusu değil. Sadece devletin dağıttığı rantın yönü değişti ve bunu da siyasal İslamcılar çok sevdi o kadar. Türkiye`de temelli bir burjuvazinin bu zamana kadar hiç olmamış olması, bazılarını merkez çevre ilişkilerindeki değişim konusunda heveslendiriyor olabilir, ama bir iki enerji, otoyol ve bina inşaatı almakla bu değişimin olmayacağını da görmeleri gerek. Devrim tanımlamasının yanında bu değişim, kumdan bir kale olarak kalıyor.Uygulamadan derslerGelelim her şeyi `tek kötü` olarak Cemaat yaptı lakırdısına. Hükümetçi basın/gazete benzeri araçlardan aldığımız bilgilere göre geleneksel bürokrasi dışında, yüksek yargı kurumları ve ekonomi bürokrasisi de Cemaat tarafından ele geçirilmiş durumda ve bu kadroların birinci öncelikli iş olarak temizlenmesi gerekiyor. Çünkü bu zevata göre asıl bu kadrolar sorunlu. Bakalım öyle mi? 2002 sonrası ekonomik başarının temel taşları, 1990`lardaki Kemalist yüksek yargı mensuplarının tasfiyesi ve reformist politikalara imkan tanıyan yargı kurumları ile ekonomi bürokrasisiydi. Şöyle düşünün. Hükümet, 50,5 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde etti ve bununla, övünmeyi çok sevdiği yol ve hastaneler yaptı. Bütçeyi denk tutabildi. Kovduğunu iddia ettiği IMF`ye olan borçlarını böyle ödedi, hatta faiz dışı fazla verdi. Özelleştirmelerde ağırlıklı pay, elektrik, doğalgaz, telekomünikasyon ve ulaştırma alanındaki varlıklara ait. Yani hükümet, aynı özelleştirmeleri, 1990`larda yapmış olsaydı, o dönemin hükümetleri gibi hiçbir şey yapamayacak ve IMF`yi kovduk diye böbürlenmek yerine ondan borç istemek zorunda kalacak, bütçesinden otoyol yapmak için pay ayıramayacaktı. Çünkü o zamanın yargı kadroları, aynı özelleştirmeleri, kamu yararı gereği, kamu hizmeti kapsamında değerlendirerek, Anayasa`ya aykırı bulup reddetmekteydiler. Dolayısıyla paralel diye yutturulmaya çalışılan bu yargı kadrosu, hükümetin önünü açan kilit aktördür. Çünkü aynı anayasa yine vardı ve o anayasadaki kamu yararı, kamu hizmeti ve Kemalist devletçilik ilkesi aynen durmaktaydı. Ama bunu yorumlayan yargı mensupları değişmişti ve bunlar, aynı metni reformist bir yaklaşımla yorumlayarak, hükümetin önünü açıyorlardı. Aynı şekilde ekonomi bürokrasisindeki uzman kadrolar da, 2002 sonrası ekonomik performansın tartışmasız başat aktörleriydi. Hükümetin, kendisiyle elde edildiğini söylediği ne kadar başarı hikâyesi varsa, hepsinde temel rol bu kadrolara aitti.Son olarak kumpasçı danışmanın dediklerinden anladığımız kadarıyla, Ergenekon ve Balyoz gibi Eski Türkiye`yi bitirici vuruşların tamamı da, Cemaatçi kadrolardan gelmiş. Ayrıca zamanın genelkurmay başkanı, `boru bu boru` alaycı tavrıyla, durumu geçiştireceğini zannettiği bilgilendirme toplantısında, açıktan gerçek hasımlarının hükümet değil de, `Boğaz`ın karşısındaki` düşman olduğunu söyleyerek, aslında derin devlet tasfiyesinin gerçek sorumlusunun kim olduğuna da işaret ediyordu. Yine aynı generalin yakınlarda itiraf ettiği gibi doğrudan Başbakan`a bu kadroları ihbar ediyor ve Başbakan da hesap sormak yerine hafif tabirle durumu idare ediyordu. Çünkü vakti geldiğinde bu kadroların, Cemaat yaftalaması ile iplerini pazara çıkarmanın getirisi yüksek olacaktı. Nitekim oldu da. Böylelikle bir taşla birkaç kuş vuruldu. Siyasetçi daha ne isteyebilirdi ki. Eski Türkiye tasfiye edildi. Tüm bu başarılı projelerin gerçek kahramanları suçlu, iktidarsa temizdi. Ve oy ticaretindeki tüm kazanım da hükümete aitti. Üstelik, bunları yaptığı için milletin adamı olanlar, gerçekten bu işleri yapanları millete ihanetle, devlete paralel olmakla ve dış güçlerin ajanı olmakla suçluyor ve bu adamın milleti de bunu bal gibi yiyordu. Vakti geldiğinde yollarda beraber yürüdükleri dava arkadaşlarını satma konusunda da mahir olan bu siyaset anlayışı, böylece kurumsallaşmış oluyordu. Buna da siyaset dendiği için herkes, ahlakla ilişkisi açık olan bu durumu meşru görüyordu. Ne diyelim, siyasal İslamcıların bir zamanlar demeyi çok sevdiği gibi kahrolası Batı işi siyaset ve demokrasi ilişkileri.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  02:17

Zaman

Manşet - `Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir`


MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, İzmir`de liman ihalesine fesat karıştırma ve rüşvet iddialarını soruşturan polislerin gözaltına alınmasını sert bir dille eleştirdi.Rüşvet ve yolsuzluğu belgeleyen polislere hukukdışı yöntemle suç atfedilmesi ve gözaltına alınmasına tepki gösteren Vural, `Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır.` dedi.`TÜRKİYE`Yİ RÜŞVET VE YOLSUZLUK ÇETESİ YÖNETİYOR`Rüşvet ve yolsuzluğu araştıranların, ortaya çıkaranların artık devlet eliyle cezalandırıldıklarını belirten Oktay Vural, `Bütün bu tablolar şunu ortaya koyuyor ki Türkiye`de rüşvet ve yolsuzluğun çetesini koruyan ve kollayan bir yapılanma var. Açıkçası Türkiye`yi rüşvet ve yolsuzluk çetesi adeta yönetiyor. Rüşvet ve yolsuzluğu takip eden kim varsa cezalandırılıyor. Tablo bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu yapılan operasyonlara başka şeyler atfediyorlar ama görüldüğü kadarıyla amaç ve hedef, tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu takip eden görevlileri sindirmek ve delilleri yok etmektir. Yani rüşvet ve yolsuzluğu yapanlar, aynı zamanda bu amaçla delilleri ortadan kaldırmak istiyor. Bundan sonraki süreç içerisinde devletin içerisinde rüşvet ve yolsuzluğun soruşturma iradesini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu tam manasıyla bir suç örgütünü koruma ve kollamadır. Dolayısıyla bir dava konusu olan, Yargıtay süreciyle tespit edilmiş rüşvet ve yolsuzluğu takip eden savcılar, polisler, hakimlerin hepsi sürülüyorsa maalesef Türkiye`de tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştıran, `Ben istediğimi yaparım` diyen bir zihniyetin Türkiye`yi yönettiği açık. Devletin yasadışı işlerle mücadele etme azmi ortadan kaldırılıyor. Bundan sonraki süreç içerisinde rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir operasyonun söz konusu olamayacağını gösteriyor. Kamu görevlileri, herkes tehdit ediliyor. `Eğer rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederseniz başınıza bunlar gelir` diyerek tehdit ve şantajla, hukukdışı yöntemlerle devletin kirli bir operasyonudur. Tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf değildir. Her gün bir operasyon yapılıyor. Operasyon yapıldığı zaman bir bakıyorsunuz ki operasyonu yapanlar aslında rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yapanlara operasyon yapıyor. Yani amaç ve hedef kesinlikle yasadışı iş ve eylemleri yapanların takibi değil, aksine yasadışı rüşvet ve yolsuzluğu takip edenlerin sorgulanma sürecidir. Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır.` şeklinde konuştu.`TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ VASFINI YİTİRDİ`Bundan sonraki süreçlerde rüşvet ve yolsuzluğu gören kamu görevlilerinin ne yapacağını bilemez bir durumda olduklarını söyleyen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, `Bu son yaşananları gören kamu görevlileri, sizce bundan sonra ne yapar? Zaten bu kamu görevlileri çökmüş durumdalar. Hukukdışı bir dinleme varsa bunlar yargı sürecinde belli olur. Bunları yapmayanlara doğrudan doğruya operasyon yapmak suretiyle bir suç çetesi gibi göstererek çeteyi kolluyor. Türkiye`deki tablo bu. Bu insanların yaşadıkları mağduriyetler çok önemli ama bu aynı zamanda da devletin bütün organlarına yönelik bir korku ve sindirmesidir. Bütün kamu görevlilerine sindirmedir. Diyorlar ki, `Bizimle ilgili, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili, hükümetle ilgili, bizim bürokratlarımızla ilgili bir şey bulursanız sizi yakarım` diyor. Bundan sonraki süreci kim takip edecek?` diye konuştu.`BENİM BÜROKRATIMA YOLSUZLUKLA İLGİLİ OPERASYON YAPAMAZSINIZ`Rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları korumak için yakında kanun çıkarılmasını bile normal karşıladıklarını söyleyen Vural, `Hükümet diyor ki, `Ben güçlüyüm. Benim bürokratıma yolsuzlukla ilgili operasyon yapamazsınız. Yaparsanız, ben size operasyon yaparım. Sürerim, sindiririm, üstelik karşı bir şekilde de onları suçlarım.` diyor. Böyle olunca kamu görevlisinin güvencesi ortadan kayboluyor. Hukukun verdiği güvence ortadan kayboluyor. Böyle bir durumda ise devlet organları çalışamaz hale geliyor. Böyle olursa suç örgütleriyle mücadele azmini kırmış olurlar. Yakında nasıl çözüm süreciyle ilgili bir kanun çıkardılarsa rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlarla ilgili, onları koruyacak ve kollayacak yasal bir kılıf da hazırlayabilirler. Yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlilerini suçlayacak, topyekun bunları mahkum edecek kanuni bir düzenleme de yapmaları işten bile değil artık. Türkiye`de hukuku da düzeni de artık yasadışı iş ve eylemler yapanlar belirliyor.` dedi.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  13:36

Zaman

Manşet - Gıdaya zam kapıda


Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu Başkanı Kopuz, iklim şartları bahanesiyle üreticilerin hammadde fiyatlarını yükselttiğini, sanayicinin de yakında bu ek maliyeti ürün fiyatlarına yansıtacağını söyledi.Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi Kopuz, iklim şartları bahanesiyle üreticilerin buğday, fındık ve antep fıstığı başta olmak üzere hammadde niteliğindeki birçok üründe stokçuluk yapıp fiyat yükselttiğini; sanayicinin de yakın bir zamanda bu ek maliyeti ürün fiyatlarına yansıtmaya başlamak zorunda kalacağını söyledi.BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, ZAM KAPIDAKopuz, gıda sektöründeki gelişmeleri değerlendirdiği basın toplantısında, olumsuz iklim koşullarından dolayı yaşanan rekolte kaybının yanı sıra, piyasadaki spekülatif hareketlerin sanayiciyi mağdur ettiğini belirterek, `Bir miktar rekolte kaybı olabilir. Ancak aracılar, birlikler fiyatlar artacak diye çiftçiyi yanlış yönlendirerek ürünlerin piyasaya arzını geciktiriyorlar. Bazı birlikler bu şekilde komisyonlarını yükseltme peşindeler` dedi ve ekledi:`Özellikle belli kalemlerde çok ciddi fiyat artışı söz konusu. Sanayici tedarik ettiği hammaddeyi normal fiyatın çok üzerinde oluşan spekülatif bir fiyatla alırsa sonunda tüketiciye yansıtmak zorunda. Zam yapmamak adına sabrımızı sonuna kadar zorluyoruz. Ancak bıçak kemiğe dayandı. Devlet bu işe el koymazsa zamlar kapıda.`FINDIK YÜZDE 75, BUĞDAY YÜZDE 30 ZAMLIKopuz, en yüksek fiyat artışının görüldüğü ürünlerden fındığın yüzde 75, buğdayın ise yüzde 30 zamlanmış olduğunu söyledi. Dünya fındık rezervlerinin yüzde 80`ine sahip olan Türkiye`de şu anda sanayicinin fındıkbulmakta zorlandığını belirten Kopuz, `Mal istiyoruz, `bekle fiyatlar yükselecek` diyorlar. 2015 iklim koşulları kötü gidecek varsayımıyla üreticiler, birlikler fındığı elinde tutuyor. Yapılan spekülasyonlarla fiyatların daha da artması hedefleniyor. Rekolte bir miktar düşmüş olsa bile geçmiş yıllardaki stoklar ne oldu?` diye konuştu.Kuraklık ve don gibi etkenlerin çeşitli ürünlerde bir miktar rekolte kaybına neden olduğunu, ancak bu kadar yüksek fiyat artışını getirecek bir etkisi olmadığını belirten Kopuz, `Örneğin fındıkta 150 bin tonluk bir açık olduğu düşünüldüğünde, fiyat artışının en fazla yüzde 20 olarak yansıması lazım. Oysa artış şu anda yüzde 75`e ulaştı. Bir süre önce aynı spekülatif hareketler pirinçte de yaşanmıştı. O zaman devlet iradesi vardı. Devlet o zamanki gibi acilen konuyu incelemeli` dedi.EKMEĞE ZAM GELEBİLİRBuğday fiyatındaki artışın da unlu mamuller başta olmak üzere sanayiciyi olumsuz etkileyeceğini belirten Kopuz, ekmeğe de zam gelebileceğini söyledi. Kopuz, `Buğday bugün geldiğimiz noktada yüzde 30 zamlı. Yarın belki bu yüzde 40-50`ye çıkacak, gidişat oraya doğru. Bu ortamda ekmeğe de zam gelir` diye konuştu.Toplantıda verilen bilgiye göre, gıda ve içecek sanayinin büyüklüğü 2013 yılında 290 milyar lira olarak gerçekleşti. Sektörün Türkiye GSYH`sındaki payı ise yüzde 18.6 seviyesinde bulunuyor. Toplam 39,583 işletmenin faaliyet gösterdiği sektörün 2013 ihracatı ise 11.9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.Gıda fiyatlarındaki artışın sınırlandırılması konusunda Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı`nın TMO`nun daha etkin kullanılabileceği yönündeki değerlendirmelerine katıldığını söyleyen Kopuz, Bu hareketler denetlenip düzenlenmezse Türkiye`de enflasyon oranları daha da zıplayabilir` dedi.REUTERS


20 Ağustos 2014 Çarşamba  16:16

Zaman

Manşet - Suriye plakalı araçlar Meclis`te


CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı`na İçişleri Bakanı Efkan Alâ`nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.Suriye plakalı araçların, sigortaları, muayeneleri ve vergileri ile kaza yapmalarında oluşacak zararların tazminiyle ilgili düzenlemelerin sorulduğu önergede yer alan maddeler şöyle:`1-Türkiye`nin mevcut bir göçmen stratejisi var mıdır? Varsa nedir?2-Türkiye`nin mevcut göçmenleri topluma entegre etme programı var mıdır? Veya bu anlamda bir program geliştirme planı var mıdır? Yoksa bunun hukuki gerekçesi nedir?3-AFAD tarafından yapılan anket sonucu incelendiğinde Suriyeli mültecilerin dönmeyi düşünmediği açıkça anlaşılmış olup Türkiye`nin artık bir göçmen sorunu olduğu kabul edilerek bu konuda idari bir düzenleme yapılmış mıdır? Veya yapılması düşünülmekte midir? Düşünülmemekte ise bunun hukuki gerekçesi nedir?4-Türkiye`de Suriyeli mültecilerin ve Suriye plakalı araçların saldırıya uğraması ile toplum içerisinde oluşan güvenlik sorunu için herhangi bir önlem alınmış mıdır? Veya alınması düşünülmekte midir? Düşünülmemekte ise bunun hukuki gerekçesi nedir?5-Türkiye Cumhuriyeti Karayollarında artmakta olan Suriye plakalı araçların kaydı, takibi ve denetimi yapılmakta mıdır? Bununla ilgili herhangi bir düzenleme oluşturulmuş mudur? Veya oluşturulması düşünülüyor mudur? Düşünülmemekte ise bunun hukuki gerekçesi nedir?6-Türkiye Cumhuriyeti Karayollarında sayısı gün geçtikçe artan Suriye plakalı araçların trafik sigortası var mıdır veya yaptırılmakta mıdır? Bu araçların muayenelerinin yapılmasını ve vergilerinin ödenmesini sağlayacak bir düzenek kurulabilmiş midir? Veya kurulması düşünülmekte midir? Düşünülmemekte ise bunun hukuki gerekçesi nedir? Bahsi geçen araçlarla yapılacak kazalar sonucu çıkacak uyuşmazlıklar için nasıl bir çözüm yolu sağlanacaktır?7-International Social Surveys Program (ISSD)`ın 2013 yılında Türkiye`yi de kapsayacak şekilde yapılan Ulusal Kimlik (National Identity) anket sonucu ve mevcut işsizlik problemi birlikte değerlendirildiğinde Türkiye Cumhuriyeti`nin işsizlik probleminin nedenlerinden biri de mültecilere bir türlü işçi statüsü verilmemesi ve mültecilerin kayıt dışı çalıştırılmaları mıdır?8-Suriyeli mültecilerin kaçak olarak çalışmalarını engellemek için herhangi bir yasal düzenleme hazırlanmış mıdır? Veya hazırlanması düşünülmekte midir? Hazırlanmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir?`


13 Ağustos 2014 Çarşamba  11:36

Zaman

Manşet - `Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim`


Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı`nın emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, `Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkari`de ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkari`de kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim.` dedi. Aydın`ın teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım`ın bacanağı C.H.`nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbul`da göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkari`ye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmir`e istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, `2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralık`tan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım.` dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, `O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır.` şeklinde konuştu.`İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDUR`Hakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: `Mart ayında Star Gazetesi`nde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığı`nın yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımız`dır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.`Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, `Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir.` şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, `Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İsimlerimizin önceden belirlendiğini ben bariz bir şekilde görüyorum. 2013 yılının yaz aylarından itibaren kimlerin görevden alınacağı, yerlerine kimlerin geleceği belirlenmişti, 17 Aralık`ı, 7 Ocak`ı fırsat bilip bu değişiklikleri yapıyorlar. Haklarıdır yapsınlar, sonuçta devletin görevlisiyiz, nerede görev verirlerde orada görev yapacağız ancak insanları suçlamak için özel bir gayret gösterip onun yaptığı tüm operasyonları inceleyip hiçbir şey bulamamalarına rağmen çok basit idari mevzulardan insanları casuslukla, örgütle suçlamak çok ayıp şeydir, hukuka sığmaz.` şeklinde konuştu.`BENİMLE AYNI İŞLEMİ YAPAN MÜDÜR İZNE AYRILDI`Geçen hafta İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü`nde operasyonu yapan Savcı Okan Batu, Terör Şube Müdürü Fatih Çankaya ve İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen`in bir toplantı yaptığını hatırlatan Aydın, `Bu toplantıda normalde Kudret Dikmen, benim ve arkadaşlarımızın pozisyonu aynıyken akşam Kudret Dikmen izne ayrılıp ilimizden ayrıldı. Benimle aynı işlemi yapmış olan birisine savcı bey ne dedi de bu insan izne ayrıldı? Ben hukuka nasıl güveneceğim? Böyle bir şeyin olmaması lazım, eğer bir suç varsa, hep beraber yapmışsak o da buraya gelsin ya da biz de gelmeyelim.` dedi.`İÇERİDEKİ KAHRAMANLAR UYUŞTURUCU VE TERÖRLE MÜCADELE EDENLERDİR`Dosyayı inceledikten sonra her zaman içinde olmaktan gurur duyduğu emniyet teşkilatından ilk defa dün utandığını dile getiren Aydın, `Mahkeme kararı alarak uyuşturucu kaçakçılarını, terör örgütlerini dinledik. Niye? Bir çocuk sokakta uyuşturucudan ölmesin diye dinledik. Biz teröre operasyon yaptık. Ne yaptık? Bir bomba yüklü aracı patlamasın diye çalıştık, bulduk, patlamasını önledik. Belki bunlar bilinmiyor. Benim arkadaşlarım iki sene dağ başında yattı, terörist geçecek diye bunları yakalamaya çalıştı. Uyuşturucu için günlerce Afyon, Yalova yollarında yattılar, bir çocuk zehirlenmesin diye çalıştılar. İçerideki kahramanlar bunlardır, yaptıkları hiçbir hukuksuzluk yoktur. İllegal dinleme diyorlar, illegal dinleme, mahkeme kararı olmadan yapılan dinleme illegal dinlemedir. Emniyet teşkilatında şu anki sistemde kimse illegal dinleme yapamaz. TİB denenen bir kuruluş var, bu kuruluşa mahkemeden aldığımız kararı göndeririz, onlar hukuka uygunsa işleme koyarlar. Bugün Türkiye`de yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınmıştır. Neden? Mahkemenin verdiği kararı polis müfettişi sorgulayabiliyor. Bu çok vahim bir durumdur. Polis müfettişleri bir hakimle ilgili, HSYK`nın görevi olmasına rağmen 10 tane hakimi çağırıp ifadesini alabiliyor. Böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Biz bugün hakimleri, görevini yapmış polisleri sorguluyoruz.` dedi.`İSTİHBARAT ÖNLEME YAPSAYDI DİYARBAKIR`A O HEYKEL DİKİLMEZDİ`17 Aralık`ta öyle ya da böyle Türk insanının, milletinin ceplerinden, cüzdanlarından paralarının çalındığını, 17 Aralık`tan sonra ise insanların inançları, imanları, vicdanlarının çalındığını belirten Aydın, `Geldiğimiz noktada dün Van`da bir teğmenimiz, Lice`de bir uzman çavuşumuz şehit oldu. Niye şehit oldu bu insanlar? Bir sürü mayınlama eylemleri var, bunları niye görmüyoruz? Bir heykel dikiliyor bir teröristin, sonra da yıkılıyor, olaylar oluyor. İstihbarat bu işe yarar. Bu heykel bir günde gelip dikilmedi, belki aylarca altyapı çalışması vardır. İstihbarat, önleme çalışması yapar, bu heykelin oraya dileceğini bulur, o heykeli oraya diktirmez. Bayrağımızın indirileceğini tahmin eder, bununla ilgili çalışma yapar, o bayrağı indirtmez. Bayrak indikten sonra, devletin yolu kapandıktan sonra, oraya heykel dikildikten sonra sizin devlet olma vasfınız sorgulanmaya başlar.` diye konuştu.`ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİNDEN, BONZAİDEN ÖLENLERİN YAKINLARIN ÖZÜR DİLİYORUM`Diyarbakır`da ve Lice`de şehit olanlara Allah`tan rahmet, yakınlarına sabır dileyen Aydın, şehit ailelerinden de özür diledi. Aydın, şöyle devam etti: `Biz daha fazla çalışıp bu insanların şehit olmasını engelleyebilirdik. Sokakta bonzaiden ölenlerin ailerinden özür diliyorum. Daha fazla çalışıp bunu önleyebilirdik. Onun dışında hırsızlardan polisler hiçbir zaman özür dilemezler. Bugün polise hırsızdan özür mantığı, yarın teröristten de özür diletecektir. Ben yaptığım hiçbir işten pişman değilim. Edirne`den çıktığım kadar temizim. Metris`te vatan evlatları bugün cezaevinde yatıyor, İran ajanlarını yakaladıkları için, yolsuzluklara dur dedikleri için. Eğer yolsuzluklara dur dediğimiz için, terörle mücadele ettiğimiz için yatacaksak burada yatarız, biz bu devlet için canımızı vermeyi baştan kabul etmişiz. Cezaevinde yatmak nedir ki? Gider yatarız.`Konuşmasının ardından yürüyerek emniyete giren Aydın, sorulara cevap vereceğini belirterek, `Ülkemize inşallah daha güzel günler gelecektir, bu hukuksuzluklar sona erecektir. 30 yıl önce darbe yapan insanlar, bugün hasta yataklarında kameralarla ifade veriyorsa bugün bu hukuksuzlukları yapanlar, gizli darbe işlemleri yapanlar da gün gelir hukuk karşısında ifade verirler, kendilerini savunurlar diye düşünüyorum.` diyerek teslim oldu.


20 Ağustos 2014 Çarşamba  14:15

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

28 11 2010 fox ana haber  05ekim 2009 hürriyet akdeniz gazetesi antalya  08 04 2011 marmaris kanal 48 haberleri kaza  25 ağustos 2009 habertürk gazetesi İstanbul eki  15 ocak İzmir kaza haberleri  kontv haberleri trafik kazası  anahtarı  18 kasım hürriyet gazetesi bulmaca  19 şubat 2011 kanal d haberler  hürriyet gazetesi 27 ocak 2009 boksör osman  kizini öldüren adam miktat  fatih çakıcı motor kazası  16 11 2009 tarihli sabah gazetesi güney eki  4 ağustos atv haberleri izle  12haziran 2009 yeni asır gazetesi arsiv  18 02 2009 tarihli yeniasır gazetesi  9 aralık 2010 haberleri izle  bulmaca eki 092011 cevapları  flash tv haber arşivi 02 2010 ramazan kocakaya  temelli gölet erol yay kazası  kemal ve birgen toksoy araba kazasi  hürriyet gazetesi 19 ocak pazartesi 2011