Bulunan Haber Sayısı: 734
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Başkent`te taksi ücretlerine yüzde 10 zam


Başkent`te çalışan taksilere 2 yıl aradan sonra yüzde 10 zam geldi. Buna göre eskiden açılışı 2,70 olan tarife 3,10 kuruş, kilometre ise 2,40`tan 2,70 oldu.Ankara`da taksi tarifelerine 2 yıl aradan sonra zam geldi. Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası`nın teklifi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı`nın da kararıyla taksilerin tarifesine yüzde 10 zam geldi. Buna göre önceden 2,70 kuruş olan taksimetrenin açılış fiyatı 3,10 kuruş oldu. Kilometrede ise önceden 2,40 kuruş olan fiyat 2,70 oldu. Saat ücreti ise 24 lira oldu. Zam haberinin ardan Başkent`te görev yapan 7701 şoför, Etlik Halil Sezai Caddesi`ne gelip taksimetrelerini yeni tarifeye göre ayarladı.Yeni tarifelerle biran önce çalışmak isteyen taksiciler, dün akşam saat 21.00 sıralarından itibaren ayarlama sırasında uzun kuyruklar oluşturdu. Binlerce taksicinin beklediği kuyrukta taksiciler ilk önce taksimetrelerini ayarladı. Sonrasında ise ayar atışlarını yapıp, yeni tarifeyi de yükledikten sonra mühürleme işleminin de ardından trafiğe çıktı. Heyecanlı bekleyişleri sırasında taksicileri Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı Zafer Şener ve Başkanvekili İzzet Yıldırım da yalnız bırakmadı.`TOPLAM 7701 TAKSİ BURAYA GELECEK`Konuyla ilgili açıklama yapan Zafer Şener, zammı esnafa sorduktan sonra zam yaptıklarını söyledi. Şener, `Esnafımıza sorduk ve bugün zam yaptık. Yüzde sekseni zam yapılmasını istedi. İki yıldır zam yapmıyorduk. Bugün isabet oldu. Esnafımızın isteği üzerine yüzde 10 zam yaptık. Ankara taksisine hayırlı uğurlu, bol ve bereketli kazanç diliyoruz. Toplam 7701 taksi buraya gelecek. Bu işlemi 2 günde halledeceğiz. Gece gündüz çalışacağız, sabaha kadar buradayız. Esnafın emrindeyiz her dakika. Onlar ne diyorsa biz buradayız. Şimdi mazot benzin düştü ama bu taraftan da araba parçaları pahalandı, arabalarımızın fiyatı yükseldi. Bir taraftan bakmayacağız, geniş çerçeveden bakacağız bu işe. Ondan dolayı bu zammı yapmak zorunda kaldık. Ankara taksisine bol kazançlar diliyoruz. Allah kaza bela vermesin. Onlar bizim her şeyimiz. Biz onlar için sabaha kadar buradayız. Emirleri olur.` şeklinde konuştu.`2,70 LİRA ESKİ FİYATI ŞİMDİ 3,10 LİRA AÇILIŞ OLDU`İzzet Yıldırım ise tarifelerin değişiminden dolayı yolu kapatmak zorunda kaldıkları için vatandaşlardan özür diledi. Yıldırım, `Şimdi bu ilk başta bu trafikten dolayı yurttaşlarımıza rahatsızlık verdiğimizden dolayı yurttaşlarımızdan özür dileriz. Ama iki gün bizi idare edecekler, başka çaremiz yok. Keşke başka şansımız olsaydı yapsaydık. Zamma gelince, iki yılda anormal derece mazota zam geliyor. Bizim gönlümüz zam yapmaktan yana değil ama maalesef baktığınız zaman Ankara taksisi İstanbul taksisi kadar iyi değil. Biz 120 lira parayı zor kazanıyoruz. Lastiğini şunu bunu koyduğunuz zaman, parçaları koyduğunuz zaman hakikaten bu zam zam değil. Bu zam da yurttaşlarımızı o kadar ürkütmesin. Yani 20 liralık gidecek yere en fazla 22-22,5 lira para verecek. Ondan dolayı da yurttaşlarımız da bu konuda rahat olsunlar. Onun için de yurttaşlarımız da bu konuda rahat olsunlar, taksiye binsinler. Biz onların 24 saat hizmetindeyiz. 2,70 lira eski fiyattı şimdi 3,10 lira açılış oldu. Kilometrede 27 lira atacak, 1 dakika beklememiz var. Beklememizde de 40 kuruş atacak.` şeklinde konuştu.`İŞSİZLİK VAR İŞ YOK`Mazot ve benzin fiyatlarının düşmesine rağmen gelen zamma sevinen taksicilerden Ahmet Ceyhan ise `Hayırlı uğurlu olsun, inşallah iyi olur. Vatandaşa iyi hizmet vermeye devam edeceğiz. Vatandaşımız bize güvensin, elimizden geldiğince yardımcı olacağız. Bu zam zamanında oldu. Gayet uygun zamanında geldi. Şu anda düşmüş gibi gözüküyor ama normalde aslında ticari taksilerin yakıtını süspansiyon yapılması lazım. Biraz daha yani esnafın para kazanması için. Şuanda ucu ucuna denk geliyor zaten. Aşırı derece para kazanma yok, zaten işsizlik var iş yok.` ifadelerini kullandı. Taksicilerden Abdullah Koçak ise,` Zammı bence zamanında uygun buluyorum. Mazot benzin biliyorsunuz biz ithalatta yapıyoruz, ihracatta yapıyoruz. Bu şekilde dışa bağlı olduğumuz için, ne zaman ne olacağını bilmediğimiz için. Bir de sadece yakıta bağlamamak lazım, ticari taksileri sadece yakıta bağlamamak gerek. Bunların içinde sigortası, vergisi bunların da eklenmesi gereken bir şey. Bunların da eklenmesi gerektiğini düşünüyorum.` ifadelerini kullandı.`BU AİLELER ÇOK ZOR DURUMA DÜŞÜYORLAR`Gelen zamma sevinen ancak gelen trafik cezalarından yakınan taksici Levent Kıvrakoğlu ise şunları söyledi: `Bizim dertlerimizden en büyük birisi trafikteki cezalarımız. Yetkililerden mümkünse rica ediyorum, bize arkadan 10-15-20 lira vergi dairesinden araştırabilirler. Ticarilere arkadan cezalar yazılıyor. Ticarinin yüzüne yazılmasını istiyoruz. Bu ticarilerimizde okuyan üniversite öğrencileri var, öksüzlerimiz var. Bu aileler çok zor duruma düşüyorlar. Lütfen rica ediyorum. Arkadan değil yüze yazılsın. Esnafımızın, şoförümüzün hatasını bilelim, kimin ne olduğunu bilelim ona göre şoför düzenleyelim, şoförleri takip etme şansımız oluyor. Öbür türlü arkadan 10 bin lira, 5 bin lira cezalar geliyor. Sayın bakanımıza, sayın Başbakanımıza özellikle sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum,` özellikle arkadan yazılmasın trafik cezaları. En büyük sorunumuz trafikteki arkadan yazılan cezadır. Arkadan trafik polisleri frene basan arkadaşımızı da yazıyor, durmayan arkadaşımıza da yazıyor. Bunları tespit edebilirler. Arkadan yazılmasını istemiyoruz. 5-10 bin lira bizlere çok ağır geliyor. Vergi dairesine gittiğimiz zaman 2-2,5-3 bin lira çıkıyor senede. Muayeneye gidemiyoruz, kaçak dolaşıyoruz. Çünkü 3-5 bin lira, ben nereden bulacağım 5 bin lirayı. Arabalarımızın parçaları ağır geliyor. ÖTV, KDV`den bize indirilmesini rica ediyorum. Arabalarımızı değiştirirken Avrupa Birliği`ndeki (AB) gibi haklar tanınsın, vergi alınmasın değiştirirken.`Tarifelerin değişiminden dolayı taksicilerin bulunduğu caddenin trafiği alınan izinle trafiğe kapatılırken, Başkent`te görev yapan 7 bin 701 taksinin geçiş işleminin 2 gün içinde bitirilmesi planlanıyor. Bunun için de geceli gündüzlü çalışılması düşünülüyor.


29 Kasım 2014 Cumartesi  04:11

Zaman

Manşet - Başkent`te taksi tarifesine yüzde 10 zam


Başkent`te çalışan taksilere 2 yıl aradan sonra yüzde 10 zam geldi. Buna göre eskiden açılışı 2,70 olan tarife 3,10 kuruş, kilometre ise 2,40`tan 2,70 oldu.Ankara`da taksi tarifelerine 2 yıl aradan sonra zam geldi. Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası`nın teklifi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı`nın da kararıyla taksilerin tarifesine yüzde 10 zam geldi. Buna göre önceden 2,70 kuruş olan taksimetrenin açılış fiyatı 3,10 kuruş oldu. Kilometrede ise önceden 2,40 kuruş olan fiyat 2,70 oldu. Saat ücreti ise 24 lira oldu. Zam haberinin ardan Başkent`te görev yapan 7701 şoför, Etlik Halil Sezai Caddesi`ne gelip taksimetrelerini yeni tarifeye göre ayarladı.Yeni tarifelerle biran önce çalışmak isteyen taksiciler, dün akşam saat 21.00 sıralarından itibaren ayarlama sırasında uzun kuyruklar oluşturdu. Binlerce taksicinin beklediği kuyrukta taksiciler ilk önce taksimetrelerini ayarladı. Sonrasında ise ayar atışlarını yapıp, yeni tarifeyi de yükledikten sonra mühürleme işleminin de ardından trafiğe çıktı. Heyecanlı bekleyişleri sırasında taksicileri Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı Zafer Şener ve Başkanvekili İzzet Yıldırım da yalnız bırakmadı.`TOPLAM 7701 TAKSİ BURAYA GELECEK`Konuyla ilgili açıklama yapan Zafer Şener, zammı esnafa sorduktan sonra zam yaptıklarını söyledi. Şener, `Esnafımıza sorduk ve bugün zam yaptık. Yüzde sekseni zam yapılmasını istedi. İki yıldır zam yapmıyorduk. Bugün isabet oldu. Esnafımızın isteği üzerine yüzde 10 zam yaptık. Ankara taksisine hayırlı uğurlu, bol ve bereketli kazanç diliyoruz. Toplam 7701 taksi buraya gelecek. Bu işlemi 2 günde halledeceğiz. Gece gündüz çalışacağız, sabaha kadar buradayız. Esnafın emrindeyiz her dakika. Onlar ne diyorsa biz buradayız. Şimdi mazot benzin düştü ama bu taraftan da araba parçaları pahalandı, arabalarımızın fiyatı yükseldi. Bir taraftan bakmayacağız, geniş çerçeveden bakacağız bu işe. Ondan dolayı bu zammı yapmak zorunda kaldık. Ankara taksisine bol kazançlar diliyoruz. Allah kaza bela vermesin. Onlar bizim her şeyimiz. Biz onlar için sabaha kadar buradayız. Emirleri olur.` şeklinde konuştu.`2,70 LİRA ESKİ FİYATI ŞİMDİ 3,10 LİRA AÇILIŞ OLDU`İzzet Yıldırım ise tarifelerin değişiminden dolayı yolu kapatmak zorunda kaldıkları için vatandaşlardan özür diledi. Yıldırım, `Şimdi bu ilk başta bu trafikten dolayı yurttaşlarımıza rahatsızlık verdiğimizden dolayı yurttaşlarımızdan özür dileriz. Ama iki gün bizi idare edecekler, başka çaremiz yok. Keşke başka şansımız olsaydı yapsaydık. Zamma gelince, iki yılda anormal derece mazota zam geliyor. Bizim gönlümüz zam yapmaktan yana değil ama maalesef baktığınız zaman Ankara taksisi İstanbul taksisi kadar iyi değil. Biz 120 lira parayı zor kazanıyoruz. Lastiğini şunu bunu koyduğunuz zaman, parçaları koyduğunuz zaman hakikaten bu zam zam değil. Bu zam da yurttaşlarımızı o kadar ürkütmesin. Yani 20 liralık gidecek yere en fazla 22-22,5 lira para verecek. Ondan dolayı da yurttaşlarımız da bu konuda rahat olsunlar. Onun için de yurttaşlarımız da bu konuda rahat olsunlar, taksiye binsinler. Biz onların 24 saat hizmetindeyiz. 2,70 lira eski fiyattı şimdi 3,10 lira açılış oldu. Kilometrede 27 lira atacak, 1 dakika beklememiz var. Beklememizde de 40 kuruş atacak.` şeklinde konuştu.`İŞSİZLİK VAR İŞ YOK`Mazot ve benzin fiyatlarının düşmesine rağmen gelen zamma sevinen taksicilerden Ahmet Ceyhan ise `Hayırlı uğurlu olsun, inşallah iyi olur. Vatandaşa iyi hizmet vermeye devam edeceğiz. Vatandaşımız bize güvensin, elimizden geldiğince yardımcı olacağız. Bu zam zamanında oldu. Gayet uygun zamanında geldi. Şu anda düşmüş gibi gözüküyor ama normalde aslında ticari taksilerin yakıtını süspansiyon yapılması lazım. Biraz daha yani esnafın para kazanması için. Şuanda ucu ucuna denk geliyor zaten. Aşırı derece para kazanma yok, zaten işsizlik var iş yok.` ifadelerini kullandı. Taksicilerden Abdullah Koçak ise,` Zammı bence zamanında uygun buluyorum. Mazot benzin biliyorsunuz biz ithalatta yapıyoruz, ihracatta yapıyoruz. Bu şekilde dışa bağlı olduğumuz için, ne zaman ne olacağını bilmediğimiz için. Bir de sadece yakıta bağlamamak lazım, ticari taksileri sadece yakıta bağlamamak gerek. Bunların içinde sigortası, vergisi bunların da eklenmesi gereken bir şey. Bunların da eklenmesi gerektiğini düşünüyorum.` ifadelerini kullandı.`BU AİLELER ÇOK ZOR DURUMA DÜŞÜYORLAR`Gelen zamma sevinen ancak gelen trafik cezalarından yakınan taksici Levent Kıvrakoğlu ise şunları söyledi: `Bizim dertlerimizden en büyük birisi trafikteki cezalarımız. Yetkililerden mümkünse rica ediyorum, bize arkadan 10-15-20 lira vergi dairesinden araştırabilirler. Ticarilere arkadan cezalar yazılıyor. Ticarinin yüzüne yazılmasını istiyoruz. Bu ticarilerimizde okuyan üniversite öğrencileri var, öksüzlerimiz var. Bu aileler çok zor duruma düşüyorlar. Lütfen rica ediyorum. Arkadan değil yüze yazılsın. Esnafımızın, şoförümüzün hatasını bilelim, kimin ne olduğunu bilelim ona göre şoför düzenleyelim, şoförleri takip etme şansımız oluyor. Öbür türlü arkadan 10 bin lira, 5 bin lira cezalar geliyor. Sayın bakanımıza, sayın Başbakanımıza özellikle sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum,` özellikle arkadan yazılmasın trafik cezaları. En büyük sorunumuz trafikteki arkadan yazılan cezadır. Arkadan trafik polisleri frene basan arkadaşımızı da yazıyor, durmayan arkadaşımıza da yazıyor. Bunları tespit edebilirler. Arkadan yazılmasını istemiyoruz. 5-10 bin lira bizlere çok ağır geliyor. Vergi dairesine gittiğimiz zaman 2-2,5-3 bin lira çıkıyor senede. Muayeneye gidemiyoruz, kaçak dolaşıyoruz. Çünkü 3-5 bin lira, ben nereden bulacağım 5 bin lirayı. Arabalarımızın parçaları ağır geliyor. ÖTV, KDV`den bize indirilmesini rica ediyorum. Arabalarımızı değiştirirken Avrupa Birliği`ndeki (AB) gibi haklar tanınsın, vergi alınmasın değiştirirken.`Tarifelerin değişiminden dolayı taksicilerin bulunduğu caddenin trafiği alınan izinle trafiğe kapatılırken, Başkent`te görev yapan 7 bin 701 taksinin geçiş işleminin 2 gün içinde bitirilmesi planlanıyor. Bunun için de geceli gündüzlü çalışılması düşünülüyor.


29 Kasım 2014 Cumartesi  02:45

Zaman

Manşet - Ne çekeyim abime!


Bir yönetmenin önünde alternatif çok. Ya bir ideolojik yapıya, lobiye yakın olup destek bulacak. Ya gişeye yönelik filmler yapıp yapımcıların desteğini alacak ya da festivallerde ilgi çekecek konuları işleyecek. Her festivalin de ayrı bir hesabı var tabii. Kendi hayat hikâyesi de başlı başına bir film konusu aslında. Babası, Belçika`ya işçi olarak giden ilk 12 kişiden biri. Bugün 75 yaşındaki bu emekli işçinin 5 çocuğu da Belçika`da kendi işini kurmuş, şimdi ülkede istihdam sağlayan iş insanları olmuş. Avrupa festivallerinde ses getiren bir filmin sahibi Sümeya Kökten ise en küçük kızı. 8 yıl polislik yaptıktan sonra sinemaya adım attı. Polislik yaptığı dönem bir yandan da elektro müzikle ilgilenmiş, profesyonel anlamda bu müziği icra etmiş. 24 yaşına kadar çok çeşitli işler yapmış, temizlikçilik bile. Sonra düzenli bir geliri ve tek başına yaşayacağı bir evi olsun diye polis olmuş. Üniformalı, silahı, uyuşturucu operasyonları ve tutuklamalarla geçen yoğun bir mesleki hayatı olmuş. “İdealim değildi ama sevmiştim bu işi.” diyor.Sümeya Kökten`in motivasyonunu bozan, maruz kaldığı ırkçılık olmuş. Kaçmak için sinemaya girmiş. İlk filmini acemice bulsa da “Genel kadraj filan vardı.” diyor. “Festivallerinde epey ilgi gördü, görmeye de devam ediyor.” dediği filminin konusunun tolerans olduğunu söylüyor. Ötekine tolerans. Filmde başörtülü kadın da var, Mevleviler de... Göçmenler, aşırı dinci geleneksel Türk ailelerin baskıcı tutumları... Yani bir Batılı`nın ilgisini çekecek çarpıcı detaylar. Asıl hikâye örgüsü, biri Türk olan eşcinsel çift üzerine kurulu. Diğerleri detayda kalıyor. Kökten`e filmde bu vurgu olmasaydı festivallerde böylesi ilgi duyulur muydu diye sorunca verdiği cevap bu haberin konusu: “Hayır tutmazdı. Hem amatör hem profesyonel arasında bir işti. Ve toleransı işliyordu. Festivallerin ilgi duymasının sebebi bir Türk`ün, bir Müslüman`ın tabuları işlemesi tabiî ki.”Kökten, inandığı şeyleri yaptığını belirtiyor. Yani festivallerde ilgi görsün diye eşcinselliğe tolerans konusunu işlememiş filminde. Diyor ki; “Belli bir toleransım var da yaptım. Sadece bu film iş yapar diye değil. İnanmadığımı savunmam. Mesela `Ermeni soykırımı evet oldu, Türkler ölmedi ama Ermeniler öldü` tezli bir film yaparsam hemen Kültür Bakanlığı`ndan bir milyon Euro almış durumdayım. Parayı alacağımı bilsem, filmin tutacağını bilsem, festivalden ödül alacağımı da bilsem yapmam. Türkler de öldü çünkü.”Bu ırkçılık değil mi?Sümeya Kökten, “Peki, bir Türk`ün eşcinsellik filmi yapmasından dolayı işinin ilgi görmesi sizi rahatsız etmez mi? Bu da bir tür ırkçılık değil mi?” diye sorunca şu cevabı veriyor: “Farkındayım ve öyle. Türk hatta Müslüman, İslam`dan etkilenen bir kültürde büyümem tabiî ki onların hoşuna gidiyor. Müslüman ama toleranslı. Şöyle rahatsız edici olur, Türklerin yaşadığı ırkçılarla ilgili bir film yaparsam ve destek olmazlarsa bana... hâlbuki inandığım bu da yaşadığım bir şey...” Bu cümlesi bitince “Destek olurlar mı?” diye soruyoruz. İkinci filmini Belçika Kültür Bakanlığı`nın desteğiyle çeken Kökten`in buna cevabı, “Olacaklarını sanmıyorum. Sonuçta Belçika`yı eleştirecek.” şeklinde.Sümeya Kökten`in hikâyesi aslında dünyadaki festivallerin ve sanat aleminin temel mantığını ortaya koyuyor. Bu konuda en keskin değerlendirmeyi sinema yazarı Nedim Hazar yapıyor. “Meselenin iki yönü var.” diyor ve şöyle açıklıyor: “Bir Batı`nın doğuya bakış açısı. Bunu kısmen oryantalizm şemsiyesi altına koyabiliriz. Batı dünyası, özellikle son birkaç yüzyıldır görmek istediği Doğu ile ilgili sanat eserlerini köpürtüp, yüz veriyor. Dolayısıyla onların bu reflekslerini bilen Doğulu sanatçılar, seçtikleri bu kulvarda ilerlemek için arzu ve talep edilen şeyleri yerine getirerek tırmanmayı deniyorlar. Aslında basit bir matematiği bile var bu işin. Sanatın hangi dalında eser veriyorsanız onun Batı dünyasının hoşuna giden kıstaslarına uyuyorsunuz ve övgü/takdir görüyorsunuz, ödüle boğuluyorsunuz.”Hazar`ın dikkat çektiği bu sebeplerden dolayı sinema dünyasında artık sanat ve gişe filmi ayırımına festival filmi de eklendi. Burada geçen aylarda yapılan festivallerde çok konuşulan bir filmden söz etmek gerek: “Neden Tarkovsky olamıyorum?” Murat Düzgünoğlu`nun Adana Film Festivali`nde Yılmaz Güney Ödülü alan filmi, Türkiye`deki sinema piyasasını ağır bir şekilde eleştiriyor. Yönetmenlerin kafa kırışıklığını, çıkmazlarını, yapımcıların ve sanat çevrelerinin tepkilerini anlatıyor.Ya sanat ya para ya da lobi...Bir yönetmenin önünde birçok alternatif var: İktidara yakın olup bakanlık ve belediyelerden destek almak, bir ideolojik yapıya, lobiye yakın olup destek bulmak Ya da gişeye yönelik filmler yapıp yapımcıların desteğini almak.Gezici Festival`in kurucularından Ahmet Boyacıoğlu, her festivalin kendine göre bir sanat anlayışı ve politikası olduğunu söylüyor. Boyacıoğlu, film seçimlerinin de bu politikaya göre yapıldığını anlatıyor. Yarışmalı festivallerde jürilerin verdiği kararlarınsa her ülkede tartışmalı olduğunu vurguluyor: “Neden şu filme ödül verildi?` sorusunun tam bir cevabı yok. Böyle bir jüri vardı, böyle bir karar verdi. Başka bir jüri olsaydı, başka bir karar verirdi. Ancak dünyada gelişen olaylar, güncel politik sorunlar jüri kararlarını etkiler. Örneğin yarın Filistin–İsrail sorunu çözülse, uzun süre kimse bu konuya değinen filmlerle ilgilenmez. İki yıl önce İstanbul Film Festivali`nde, Köprüde Buluşmalar`da, Türk–Alman Ortak Yapımları Seçici Kurul toplantısında önümüze proje olarak geldi. Kendi dilini konuşamayan yaşlı bir Kürt`ün hikâyesi. Alman üye `Bu film çekilene kadar Kürt sorunu çözülürse, o zaman bu filmin hiçbir anlamı kalmaz ki` dedi.”Ahmet Boyacıoğlu, filmlere dair kendi değerlendirme yönteminden söz açıyor: “Eğer beni şaşırtmıyorsa film değildir düşüncesiyle filmleri izlerim. Avrupalı da doğal olarak kendini şaşırtacak `farklı bir hikâye`, `farklı bir film` arayacaktır. Ancak bir Avrupa hikâyesini de `farklı` anlatarak başarı kazanmak mümkün. Nuri Bilge Ceylan`ın hepsi Cannes`dan ödüllerle dönmüş filmlerine bir bakalım. Uzak, İklimler ve Üç Maymun; bu filmler dünyanın herhangi bir ülkesinde geçebilirdi ve eşcinsellik ya da İslamofobi içermiyor. Örneğin Uzak`taki karakter Paris`te de yaşıyor olabilirdi. Yani her başarı kazanan filmde bir oryantalizm aramak gerekmiyor.”Bu tespit doğru çünkü son zamanlarda Avrupa`daki festivallerde ödül alan Küf ve Sivas gibi filmler de bahsi geçen kriterleri bulundurmuyor. Belki de Boyacıoğlu`nun sözünü ettiği `farklılık` arayışının bir sonucu bu filmlerin aldığı ödüller.Köşe başını tutmuş istediklerini yüceltiyorlarHer festivalin bir muradı, ideolojik duruşu, arayışı var. Kapitalizmin de ses getiren, çok konuşulan işler dayatması. Dolayısıyla da festivallerin ödül vermekteki bu kriterleri yönetmenleri etkiliyor. Nedim Hazar, eleştirel yaklaşıyor bu duruma. Sanat musluklarını ve köşe başlarını tutmuş, arzu ettiklerine geçit verip yükselten, istemediklerini alaşağı eden kliklerin olduğunu söylüyor. İşin bir de ahlaki boyutu olduğuna dikkat çekiyor. Sanat musluklarını tutanların da dünyanın hemen her ülkesinde ahlaken yozlaşmış bu klikler olduğunu düşünüyor. Türkiye`de de bu konuda en yüksek sesle konuşanın Cezmi Ersöz olduğunu hatırlatıyor. Hazar, “Cezmi Ersöz, böylesi bir yapı ve yapılanmadan muzdarip olduğunu yüksek sesle ifade etmişti. Bu piyasa şartları halen tamamen bitmiş değil. Dönem dönem değişen başarı kriterlerinde her daim baştacı edilen eşcinsellik, ahlaki yozlaşma gibi temalar hep ilk sıralarda dururken, kimi zaman alt maddeler ve hassasiyetler değişebiliyor. Misal, son dönem filmlerinde çok ciddi Güneydoğu ve Kürt meselesi prim yaptığı için yeni çekilen pek çok filmde benzer temalar görmek mümkün oluyor. Geçtiğimiz yıl bir festival jürisinden bizzat dinlemiştim, `İçine Nuri Bilge Ceylan kaçmış onlarca genç yönetmen aynı anda Kürt meselesini ele alıyor.` diye.”Bu konuda eleştiri getirmek, söz söylemek ise sektörün içinde yazar, yönetmen, eleştirmen ve oyuncu olarak yer alanlar için riskli bir durum. Sizi dışlarsalar bir daha bu konuda konuşamazsınız ki o sebeple çok kimse söz söylemiyor.İpek Üniversitesi Sinema Akademisi`nden Yiğit Emre Özaltın, Batı`nın sinemanın hem teknik hem de fikri altyapısını oluşturmada öncü olmasının sanatta kendi dünya görüşlerinin baskın olmasına sebep olduğunu söylüyor. Özaltın, “Biz (bu gruba Batı dışında kalan herkes dahil) kendi sinema dilimizi her şeyi derinlemesine tartışıp bulana kadar da oyunu onların kuralları ile oynamak zorundayız.” diyor. Yönetmen Hüseyin Karabey ise farklı bir boyut katıyor tartışmaya: “Festivallerin etik değerlerini kamuoyu ile paylaşıp bunlara sıkı sıkıya uyması gerek.”İstanbul`dan ötesine bakamıyorlarMurat Tolga Şen (sinema eleştirmeni): “Modern bir şehir hikâyesiyle gidip Batıdan ödül toplayamazsınız. Sinemacılar da onların görmek istediği şeyleri gösterme çabasına giriyor. Nuri Bilge Ceylan, Cannes`da yarışmasaydı Kış Uykusu`nu Kapadokya`da çekmezdi. Takdir ve yaranma duygusu işin içine girince sanatçılar kendi toplumlarına karşı çok acımasız olabiliyorlar. Bizim sinemacıların İstanbul`dan ötesine bakabilen bir gözleri yok ne yazık ki, bakınca da Batılının gözüyle bakıyorlar. Şaşırdığım örnekler de çıkıyor elbette karşıma, Sivas filmi örneğin; yönetmeni Almanya`da yaşıyor ama bizim sinemacılardan daha doğru göstermiş Anadolu`yu.”Festival tahakkümüTuba Deniz (Hayal Perdesi ve Türk Sineması Araştırmaları): “Festivaller, film seçkilerini hazırlarken ya da ödülleri dağıtırken mutlaka filmlerin estetik ve sinematografik değerlerini gözetirler fakat bunun her zaman tek referans olduğunu söylemek mümkün değil. Konjonktür, ideolojiler de en az sinematografi kadar belirleyici olabiliyor bu tercihlerde. Dünya festivallerinde belirli dönemlerde belirgin tercihler ön plana çıkabiliyor ve bir nevi festival modaları ortaya çıkıyor, mesela bir dönem İran sinemasına ödüller sık verildi, Tayland sineması gibi Türk sinemasının yükselişe geçtiği bir dönem de oldu.Türkiye`deki festivallerde de dönem dönem belirli yaklaşımlar, konular, estetik tercihler ön plana çıkabiliyor. Yakın geçmişte Kürt filmleri festival seçkilerinde sık tercih edildi, ödüller verildi ki hâlâ da Kürt filmlerine ilgi azalmış değil. Son yıllarda kadın meselelerini işleyen, karanlık, kötücül, nihilist filmlere ya da eşcinsellik meselesine değinen, klasik aile yapısını, gelenekleri ve dini irdeleyen filmlere festivallerin rağbet ettiğini söyleyebiliriz. Festivallerin belirgin tercihlerinin bir vakit sonra yönetmenler üzerinde tahakküme dönüşmesi bana kalırsa en büyük problem. Çünkü yönetmenlerin bazı festivallerde var olabilmesi ancak belirli konuları tercih etmeleri, ya da belirli estetik tercihleri gözetmeleri ile mümkün. Genç yönetmenler taltif edilen bu filmlerin türevlerini çektikçe, yeni bir estetik değer üretemeyen, yeni bir şey söylemeyen, aynı sözü geveleyen karanlık filmleri izlemeye mecburuz. Festivallerin yönetmenler üzerindeki bu tahakkümü sinemamızın geleceği açısından da belirleyici.”


29 Kasım 2014 Cumartesi  02:09

Zaman

Manşet - FT: Türkiye`nin ilk 10 ekonomi arasına girmesi için her yıl yüzde 15 büyümesi gerekiyor


İngiliz Financial Times gazetesi yazarı Daniel Dombey dünkü haberinde uluslararası piyasalarda dengelerin gelişmekte olan ülkeler aleyhine değiştiğini belirterek Türkiye`nin bir geçiş sürecinden geçtiğini yazdı.Amerika`nın ekonomik toparlanmasının beklenilenden daha hızlı gerçekleşmesi sebebiyle faiz artırımına başlayacak olmasının gelişmekte olan ülkeleri daha da kırılgan hale getireceği belirtilen haberde uzmanlar, Türkiye`nin en büyük 10. ekonomi arasına girmesi için yılda yüzde 15`lik büyüme gerçekleştirmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Son dönemde Türkiye`den büyük firmaların yurtdışına yaptıkları yatırımlara da yer verilen Financial Times haberinde Ülker`in İngiliz bisküvi devi United Biscuits`i 3 milyar dolara satın alması ve Garanti Bankası`nın yüzde 20,85 hissesini İspanyol BBVA`ya satması bulunuyor. Bu yatırımların ülkedeki ekonominin muhteşem olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekilen haberde çok az sayıda ekonomistin Türkiye`nin kısa zamanda en büyük 17. büyük ekonomik güçten 10. en büyük ekonomiden biri olacağına inandığı belirtilirken bunun gerçekleşmesi için yıllık büyüme oranının yüzde 15 olması gerektiği ifade ediliyor. Hükümet Orta Vadeli Program`ında büyüme hedefini düşürmüş bu yıl için yüzde 3,3, gelecek yıl için ise yüzde 4`lük büyüme olacağını belirtmişti. Yurtdışına yapılan yatırımların artmasına rağmen ülkeden çıkan yabancı yatırımcıların daha fazla olduğu belirtiliyor. 2007 yılından bu yana 19 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırım geçtiğimiz yıl 10 milyar dolara geriledi. FT`ın haberine göre, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody`s`in ekonomisti Alpona Banerji, bu nokta en önemli sorunun düşük büyüme performansı gösterilen bu dönemde ekonomi politikalarının yönünün belli olmamasını gösterirken Deutsche Bank ekonomisti Robert Burgers ise Türkiye`nin yakın zamanda yapısal reformlara ağırlık vermemesi durumunda ekonomik büyümenin gerileceği öngörüsünde bulunuyor.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın ekonomi üzerinde artan etkisinin ekonomi politikalarının sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediğini belirten Financial Times`ın Türkiye muhabiri Daniel Dombey 2014 yılının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için önemli bir yıl olduğunu yazdı. Dombey, bunun sebebi olarak ise Erdoğan`ın ağustos ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini tek turda kazanarak halk tarafında seçimle başa geçen ilk cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra 1 milyar 370 milyon TL`ye mal edilen bin odalı Ak Saray`a bağlıyor.


29 Kasım 2014 Cumartesi  02:09

Habertürk

Gündem - `Ve Allah kadını yarattı`


Kadınla erkeğin eşitliği memlekette yine mevzu... Ben kendi adıma şundan eminim: Kadın ve erkek elbette eşit değiller çünkü kadınlar erkeklerden daha üstün. Emin olduğunuz bir şeyi dile getirmek bazen zaman alır ya; işte o yüzden bu zorlandığım bir konu. Neyse ki içimdeki “sıkıntı”dan Cape Town`da, Volvo`nun Okyanuslar Yarışı`nda kurtuldum. Haliyle favorim “kızlar teknesi”ydi


29 Kasım 2014 Cumartesi  10:43

Zaman

Manşet - Re`sen emekli askerler: Hayvanlar kadar değerimiz yok mu?


TBMM`ye gönderilen Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) torba yasa tasarısı içeriğinin darbe süreci ve sonrasında keyfi uygulamalarla re`sen emekli edilen askerlerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak maddeleri içermemesi, re`sen emeklilerde hayal kırıklığı oluşturdu.Bu durumu sert tepki gösteren re`sen emekli edilen askerler, `Torba yasada TSK envanterinde bulunan katır, eşek, köpek gibi hayvanlarla ilgili bir düzenleme dahi yer alırken, yıllarca ülkesine hizmet etmiş, operasyonlarda şehit veya gazi olmuş, meslekten ilişiği kesildiği için ailesi dağılmış, intihar etmiş askerlerle ilgili tek bir düzenlemenin yer almaması bir insanlık ayıbı ve utanç vesikası olmuştur.` dedi.Re`Sen Emekliler Derneği Genel Başkanı Servet Kahramaner, konuyla ilişkin yaptığı açıklamada, önceki gün TBMM`ye gönderilen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) torba yasa tasarısı içeriğinin re`sen emeklilerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak maddeleri içermediğini, bu durumun kendilerinden hayal kırıklığı oluşturduğunu söyledi. Alışılagelmiş torba yasa tasarılarında, onlarca kanunda yapılması düşünülen acil ve öncelikli düzenlemelerin tek bir tasarıda toplanması ve ihtiyaç ve beklentileri karşılayacak şekilde planlandığını görüldüğünü vurgulayan Kahramaner, ancak söz konusu torba yasa tasarısında Re`Sen emekli edilen askerlerle ilgili elle tutulur, dişe dokunur tek bir düzenlemenin olmamasını üzüntüyle karşılandıklarını dile getirdi.Kahramaner, `Özellikle darbe ve darbe sonrası süreçlerde keyfi uygulamalarla disiplinsizlik adı altında re`sen emekli edilen subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaşlar ile askeri öğrenciyken ilişiği kesilenlerin, emekli astsubayların maaşlarında iyileştirme, görev ve makam tazminatları ile ilgili herhangi bir düzenlemenin yer almaması kabul edilebilir bir durum değildir.` ifadesini kullandı.Kahramaner, söz konusu torba yasada TSK`envanterindeki hayvanlarla ilgili maddelerin bile yer alırken kendileriyle ilgili bir maddenin olmamasını `Ne acıdır ki` sözleriyle değerlendirdi. Kahramaner, şu ifadeleri kullandı: `Söz konusu torba yasada TSK envanterinde bulunan katır, eşek, köpek gibi hayvanlarla ilgili bir düzenleme dahi yer alırken, yıllarca ülkesine hizmet etmiş, operasyonlarda şehit veya gazi olmuş, meslekten ilişiği kesildiği için ailesi dağılmış, intihar etmiş askerlerle ilgili tek bir düzenlemenin yer almaması bir insanlık ayıbı ve utanç vesikası olmuştur. Böylesine aşağılayıcı, onur kırıcı durumla karşı karşıya bırakılmamızı şiddetle kınıyor ve kamuoyunun takdirlerine sunuyorum.`Bakanlık ve askeri bürokratlarla yaptıkları son görüşmede `Re`sen emekli edilerek TSK ile ilişiği kesilen askerlerin mağduriyetinin giderilmesi için tarafımızdan herhangi bir engel yok. Sadece bu işin mali boyutu ile ilgili bir çalışma yapılması lazım.` denildiğini anlatan Kahramaner, fakat aradan geçen bir aylık süre zarfında herhangi bir işlem yapılmadığını kaydetti. `Re`sen emekli askerler olarak artık oyalanmak istemiyoruz.` diyen Kahramaner, `Kangren olmuş bu yaraya ivedi olarak müdahale edilmesini bekliyoruz. Bu ayıbın ortadan kaldırılması için söz konusu yasa tasarısına yetkililere sunduğumuz kanun teklifinin ilave edilmesi açık talebimizdir.` dedi.


29 Kasım 2014 Cumartesi  11:16

Zaman

Manşet - Avusturya savaş uçakları THY uçağını indirdi


Avusturya Hava Kuvvetleri, Viyana`ya acil iniş yapan Türk Hava Yolları`NIN (THY) `Tunceli` isimli TC-JFV kuyruk tescilli Boeing 737-800 tipi uçağı ile ilgili açıklama yaptı.Avusturya Hava Kuvvetleri komutanlığı basın sözcüsü Albay Michael Bauer, dün saat 16.12 itibariyle THY uçağı, `Saab 105` tipi hafif silah donanımlı savaş uçaklarının eşliğinde Viyana Havalimanı`na indirildiğini açıkladı.ASKERİ HAVA ÜSSÜNDE KIRMIZI ALARMHava Kuvvetleri Komutanlığı`ndan yapılan basın açıklamasına göre, Cuma günü Frankfurt-İstanbul seferini gerçekleştiren Boing 737-800 tipi THY`ye ait yolcu uşağının kaptanı, uçak Avusturya hava sahasındayken yardım sinyali gönderdi. Bunun üzerine Linz-Hörsching askeri havaalanında kırmızı alarm verildi ve 2 savaş uçağı THY yolcu uçağını başkent Viyana`nın uluslararsı Schwechat Havalimanı`na indirdi. Yerel saat ile 16.12 de olası operasyon için park pozisyonuna alınan uçağa müdahele hazırlıkları başladı.1 YOLCU HASTANEYE KALDIRILDIAlbay Michael Bauer açıklamasına göre kaptan pilotun uçakta havabasıncı düşmesi sonucu 1 yolcunun rahatsızlandığı ve Viyana havalimanına acil iniş için yardım çağrısında bulunduğu anlaşıldı. Askeri yetkili yaşanan krizin pilot ile kule arasındaki iletişim sorunundan kaynaklandığını duyurdu. Yolculuk sırasında rahatsızlanan 1 kişi ambulans ile hastahaneye kaldırıldı. Yapılan kısa soruşturma sonrası TC-JFV kuyruk tescilli uçak İstanbul`a hareket etti.


29 Kasım 2014 Cumartesi  11:00

Zaman

Manşet - Mehmet Kamış - Sağcılarda Rennan Hoca anlayışı


Ege Üniversitesi Fen Fakültesi`nde öğretim üyesi olan Esat Rennan Pekünlü, öğrenim özgürlüğünü engellemekten hakkında açılan davada suçlu bulundu, suçu onandığından dolayı da cezaevine girdi.Hoca, okula veda ederken gözyaşlarını tutamayıp ağladı. Bir bilim adamını, bir öğretim üyesini bu halde görmek hakikaten üzücü bir durum! Ancak öğrencilik yılları Ege Üniversitesi`nde geçmiş birisi olarak, o gözyaşlarının yüzlerce, binlerce kat fazlasını, başörtülü okumalarına müsaade edilmeyen kızların gözünden akarken de görmüştüm. Yine de 64 yaşına gelmiş bir öğretim üyesinin bu sebepten dolayı hapse girmesine üzüldüm.Rennan Hoca, yasaklayarak, ötekileştirerek, devlet gücünü kullanarak meseleleri çözümleyebileceğini düşünen bir zihniyetin temsilcisiydi. Onu çok iyi tanımıyorum ama sanıyorum laikliği devlet eliyle dinden kurtulma olarak anlıyor olabilir. Geçmiş yıllarda devlet erkini elinde tutanlar, laikliği o kadar hunhar bir din karşıtlığı olarak yürüttüler ki, özellikle başörtüsü konusunun toplumda nasıl bir travmaya sebep olduğunun farkında değillerdi. Yıllarca bu yüzden okuyamayanlar, toplumdan dışlananlar, yüreklerinde hep bir tamamlanmamışlık duygusuyla ve bir öfkeyle yaşamaya devam ettiler.Ben bugün yaşadığımız problemlerin en büyük sebebinin, Rennan Hoca anlayışıyla davranan katı laikçiler olduğunu düşünüyorum. Son dönemlerde yolsuzlukların, kötü yönetimlerin, devlet eliyle zulüm ve ötekileştirmelerin ayyuka çıkmış olmasına rağmen bu iktidarın siyasi gücünü hâlâ devam ettiriyor olmasının arkasında `Rennan Hocalar tekrar etkili mi olacak` korkusu var. Çok yakın tanıdıklarım arasında bile 100 meselenin 99`unda iktidarı eleştirenlerin, “Ama olsun, üniversitede rahatça okuyoruz.” dediklerini duyuyorum.Türk siyasetindeki pek çok çarpıklığın temelinde, bu saçma sapan dayatmaların, başörtüsü yasağı dahil inanç özgürlüğünün sağlanamamış olmasının yattığı bir gerçektir. İnsanların tercihleri belirlenirken, bugünün gerçeklerinden çok geçmiş olayların etkisinin hâlâ çok canlı olarak hafızalarda durduğu kanaatindeyim. Rennan Hoca ve onun gibi düşünenlerin anladığını sanmıyorum ama şu bir gerçek ki, bugün yolsuzlukların, hukuksuzlukların zirve yapmasına rağmen bir siyasi partinin varlığını sürdürüyor olmasının temelinde geçmişte zulme dönüştürdükleri bu yasakçı tavır ve davranışlar yatıyor.Yine de bu tutumlar, sağ kesimle ilgili yaşadığımız hayal kırıklığını açıklamaya yetmiyor. Her geçen gün Kemalizm`in devlet yönetim biçimini içselleştiren bazı sağcıların, bunca yıl eleştirdikleri yönetimi bire bir kopyalamalarını anlayabilmek mümkün değil. Daha önce söyledikleri sözlerin sadece dilde kalan, süslü konuşma metinlerinden öteye gitmemesinin travmasını nasıl atlatırız bilemiyorum.Meğer bazı sağcılar hayatı `mış` gibi yaşıyormuş! İnanıyormuş gibi, adilmiş gibi, vicdanlıymış gibi, hakperestmiş gibi, mazlumları dert ediyormuş gibi yaşarken, devlet gücüyle küçük bir imtihanda nasıl yerle bir olduklarına şahitlik ediyoruz.Meğer ne medeniyet tasavvurları varmış ne de dünyaya ulaştırma derdini taşıdıkları bir idealleri... En değerli mirasın, en kıymet verilen inancın uygun bir fiyatı varmış. Meğer iktidar olmakmış tek dertleri... İktidar olmayı da adaletle yönetmek için değil, rantta aslan payını kendine devşirmek için istiyorlarmış. Kendilerine de yediriyorlarsa yolsuzluğun, hırsızlığın, zulmetmenin bulunabilir bir fetvası varmış.Ağızları, açlığını hurma ile geçiştiren bir Peygamber`in (sas) hayatını anlatırken, gözlerinde israf, debdebe, gösteriş üzerine kurulu bir dünya varmış meğer. İktidarı, başkalarının topluma yaptığı cebriliği ortadan kaldırıp herkese özgürlük getirmek değil, onların yaptıklarının aynısını başkasına yapma arzusuyla istiyorlarmış meğer.Hasılı, dünyaya söyleyeceğiniz, anlatacağınız hiçbir şey yokmuş, bütün her şeyi kendi hesaplarınızın ihyası için istiyormuşsunuz meğer. Sağımız, solumuzdaki Rennan Hoca`dan farklı değil ne yazık ki!


29 Kasım 2014 Cumartesi  11:00

Zaman

Manşet - Mahkemenin göreve iade ettiği polis müdürleri başka yere atandı


TCDD İzmir Liman İşletme Müdürlüğü`ne yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra görevden alınan üç polis müdürü, idare mahkemesi kararıyla dün görevlerine iade edildi.Görevden alınanlardan İzmir eski Asayiş Şube Müdürü Özgür Duman, eski Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Hakan Arık ve eski Mobese Şube Müdürü Ali Coşkun için iade kararı verildi. Bunlardan ikisi aynı gün yeniden tayin edildi, biri ise şu anda yıllık izinde. Durumu değerlendiren Av. Ali Aksoy, `İzmir Valisi Mustafa Toprak ve Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, mahkeme kararlarını, moda tabirle sıfırlamış oldular.` dedi.İzmir İdare Mahkemesi`nce, hukuksuz olduğu gerekçesiyle görevlerine iade edilen üç müdürden verilen Duman ve Coşkun, dün sabah işbaşı yaptı. Aynı gün Duman Ulaştırma Şube Müdürlüğü`ne, Coşkun ise müdüriyet emrine tayin edildi. Konuyu değerlendiren Av. Aksoy, `Özellikle son dönemlerde yaşanan yargı bağımsızlığına darbe ve yargının saygınlığını ortadan kaldıran bu işlemler nedeniyle Emniyet teşkilatının hukuka olan bağlılığında önemli yaralar açılmış oldu. Başarılarıyla bir makama gelen müdürlerin, biat edip parti polisi olmadıkça teşkilatta o makamlarda kalmasının imkansız hale gelmesi, gelecekte hukukun, kanunun, devletin polisi olmak isteyen polislerde motivasyon eksikliğine sebep olmaktadır. Meslekte yükselmenin yolunun, hukuk içinde başarılı çalışmak yerine parti polisi olup parti politikalarını kanunlardan önde tutmak haline gelmesi, güvenliğimizin geleceği adına endişelere vericidir.` şeklinde konuştu.Söz konusu operasyonun ardından görevden almalar, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü`nde başlamıştı. Mali Suçlar Şube Müdürü Emin Göktaş`ın yerine Bora Köprü`nün getirilmesiyle devam eden süreçte, operasyonu yapan birimlerin başındaki Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın ve Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Behzat Tuzcu, o gün öğleden sonra görevden alınmıştı. Ardından dönemin İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay da merkeze çekilmişti. 17 Aralık operasyonlarıyla göreve getirilen ve 7 Ocak 2014 günü ilk operasyonunu TCDD İzmir Liman İşletme Müdürlüğü`ne yapan Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Köprü de 20 gün sonra açığa alınmıştı. Operasyonda, aralarında AK Parti İzmir Milletvekili, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme eski Bakanı Binali Yıldırım`ın bacanağı C.H.`nin de bulunduğu 37 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.


29 Kasım 2014 Cumartesi  10:23

Milliyet

Kültür Sanat - Kampanyalı fuhuş!


Bursa polisi, 2 aydır takibe aldığı fuhuş çetesine operasyon için düğmeye bastı. Gemlik ilçesinde 8 ev ve bir masaj salonuna eş zamanlı baskın y...


29 Kasım 2014 Cumartesi  09:48

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

ömer yılmaz trafik kazasi  hurda araç plaka alımı  brezilya maçı  öğretmen güvenlikçi oldu  14 şubat 2009 posta gazetesi arsiv  özel güvemayis hürriyet manşet  İngİltere ay yarişi sonuçlari  ülke tv sıradışı programı  analiz yayınları 4 bds sınav sonuçları 5 sınıf  13 ocakta ölen bayan sanatçı kim  etv haber arşivi 7 nisan  23 nisan 2009 show tv  15 mayıs 2009 kaza haberleri istanbul  ötv ye alınan araçlar  engin nursani son durum  İbrahim çalman ankara kaza  19 hazİran 2010 hürriyet gazetesi çukurova eki oku  çocuk taciri  melikgazi beledİyes  İzmİt motor kazasi çİğdem çakir  14 mart ege tv ana haber izle  çocuk taciri