Bulunan Haber Sayısı: 10.167
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Selçuk Gültaşlı - `Fethullahçı BBC` de Samanyolu`na girdi


Zaman hakikatin, yandaş medya hamakatin, kizb-i mübalağanın remiz ve timsali oldu, 17 Aralık sürecinde. `Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez` diye sefere çıkanlar sahil-i selamet yerine, yalan limanına demir attılar.Erdoğan öyle konuşmalar yapıyor ki ilk duyduğunuzda Zaytungçuların keskin zekasının mamulüdür diye düşünüyorsunuz. Akademisyen hüviyetiyle en tabii hakkı olan iktidarı eleştirdi diye İhsan Yılmaz`ı hain ilan eden Erdoğan, kendi milletini Afrika`da `hain` olarak yaftalıyor. Milletinin büyük eseri okulları, şimdiye kadar katarakt ameliyatları ile 27 bin 586 Afrikalının gözünü açan, Kara Kıta`nın 18 ülkesinde açtığı su kuyuları ile 3 milyon kişiye temiz içme suyu temin eden Kimse Yok mu`nun bağış toplama hakkını elinden almak kesmemiş olacak ki, nefret seferini sınır ötesine taşıyor. Bu kurumların kapatılması için hem devletin hem kendisinin itibarını son kuruşuna kadar harcamaktan imtina etmeyeceğini her vesile ile izhar ediyor. Ne kadar ciddiye alındığını, bekleyip göreceğiz.Bu dönemde Zaytung`un tek rakibi iktidar medyası. Hangisinin kurgu, hangisinin hakikat olduğu konusunda ciddi meşakkat çekildiği bir zaman diliminden geçiyoruz (Sevgi Akarçeşme`nin harika makalesi Zaytung`la Gerçek Arasında`yı hatırlamanın tam zamanı : http:///sevgi-akarcesme/zaytungla-gercek-arasinda-_2242796.html).Sabah gazetesinin başmuharriri, Erdoğan`ın devasa başarılarının ardından ülkesini yalnızlığa sürüklediğini yazması üzerine BBC ve muhabirini `Fethullahçı` ilan etmiş. “Ama İngilizlerin ve özellikle BBC`nin Fethullahçı olmaları akıl alır iş değil... BBC`nin Türkiye`ye ilişkin haberlerini izlemek yerine Samanyolu`na bakın, Zaman`ı okuyun aynı bakış açısına ulaşırsınız.” diyor başyazar. İnanması zor ama ilerleyen satırlarda haberin yazarı Mark Lowen de `BBC`nin Fethullahçı muhabiri` olarak tespit ediliyor. Metinde bir istihza ya da mecaz yok. Sermuharrir, düpedüz Lowen`in `Fethullahçı` olduğunu yazıyor. Haberin arkasındaki kötü niyet de hemen ortaya çıkıyor: Lowen`e bu aklı verenler, Zaman, Samanyolu ve Pensilvanya. BBC, Türkiye`de ne olup bittiğini anlayamayacak kadar aciz.Şöyle kısaca bir göz gezdirdim ve 17 Aralık`tan sonra Avrupa`da neredeyse `Fethullahçı` olmayan ya da `Fethullahçılar`dan etkilenmeyen matbuat yok gibi. Hangisine göz gezdirseniz Erdoğan`ı ya otoriterleşmekle itham ediyor, ya basın hürriyetini yok etmekle ya da yolsuzluk iddialarını örtbas etmekle.Sadece Avrupa matbuatı da değil, koca koca Avrupa kurumları da `Fethullahçı kumpasa` gelmiş görünüyor. Avrupa Parlamentosu da Avrupa Birliği Komisyonu da yayınladıkları Türkiye raporlarında `yolsuzluk yok, paralelci darbe var` tezinden ziyade ülkede demokrasinin gerilediğine, yargı bağımsızlığının büyük yara aldığına, basın hürriyetinin daraldığına, işinden kovulan gazeteci sayısında muazzam artış olduğuna ve en mühimi 17 Aralık yolsuzluk iddialarının araştırılmadığına odaklanmış.`Fethullahçı BBC muhabiri Mark Lowen` iddiası, geçtiğimiz yıl Brüksel`i ziyaret eden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu`nun dönemin Sosyalist lideri Hannes Swoboda ile iptal edilen toplantısını akla getiriyor. Kılıçdaroğlu, Erdoğan`ı diktatörlükle suçlamış, Swoboda bu sözlerin tadil etmesini istemiş, CHP lideri de reddedince ikili görüşme iptal edilmişti. Hadisenin hemen ardından CHP`ye yakın gazetelerde toplantının Fethullahçı kumpas sonucu yapılamadığı, Swoboda`nın bazı danışmanlarının `Fethullahçı` olduğu yer almıştı.Kendinden başka herkesi suçlu gören, devleti kutsayan, kuvvetler ayrılığından hazzetmeyen, dini kontrol eden ve çatlakları hep `dış ve iç düşmanlarla` sıvayan Kemalist zihniyetin AKP`yi zaptetmesine şahitlik ediyoruz. CHP bu hatalarından vazgeçme işaretleri verirken, AKP bu boşluğa talip. Laik Kemalizm`i `dindar` Kemalizm`le ikame eden AKP ve medyası, AB raporlarında, BBC haberlerinde, bütün eleştirel beyanların arkasında `Fethullahçıları` tespit etmeye devam edecek. Zaytung`la iktidar medyasının arasındaki fark da kapandıkça kapanacak.


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:44

Zaman

Manşet - Selçuk Gültaşlı - `Fethullahçı BBC` de Samanyolu`na girdi


Zaman hakikatin, yandaş medya hamakatin, kizb-i mübalağanın remiz ve timsali oldu, 17 Aralık sürecinde. `Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez` diye sefere çıkanlar sahil-i selamet yerine, yalan limanına demir attılar.Erdoğan öyle konuşmalar yapıyor ki ilk duyduğunuzda Zaytungçuların keskin zekasının mamulüdür diye düşünüyorsunuz. Akademisyen hüviyetiyle en tabii hakkı olan iktidarı eleştirdi diye İhsan Yılmaz`ı hain ilan eden Erdoğan, kendi milletini Afrika`da `hain` olarak yaftalıyor. Milletinin büyük eseri okulları, şimdiye kadar katarakt ameliyatları ile 27 bin 586 Afrikalının gözünü açan, Kara Kıta`nın 18 ülkesinde açtığı su kuyuları ile 3 milyon kişiye temiz içme suyu temin eden Kimse Yok mu`nun bağış toplama hakkını elinden almak kesmemiş olacak ki, nefret seferini sınır ötesine taşıyor. Bu kurumların kapatılması için hem devletin hem kendisinin itibarını son kuruşuna kadar harcamaktan imtina etmeyeceğini her vesile ile izhar ediyor. Ne kadar ciddiye alındığını, bekleyip göreceğiz.Bu dönemde Zaytung`un tek rakibi iktidar medyası. Hangisinin kurgu, hangisinin hakikat olduğu konusunda ciddi meşakkat çekildiği bir zaman diliminden geçiyoruz (Sevgi Akarçeşme`nin harika makalesi Zaytung`la Gerçek Arasında`yı hatırlamanın tam zamanı : http:///sevgi-akarcesme/zaytungla-gercek-arasinda-_2242796.html).Sabah gazetesinin başmuharriri, Erdoğan`ın devasa başarılarının ardından ülkesini yalnızlığa sürüklediğini yazması üzerine BBC ve muhabirini `Fethullahçı` ilan etmiş. “Ama İngilizlerin ve özellikle BBC`nin Fethullahçı olmaları akıl alır iş değil... BBC`nin Türkiye`ye ilişkin haberlerini izlemek yerine Samanyolu`na bakın, Zaman`ı okuyun aynı bakış açısına ulaşırsınız.” diyor başyazar. İnanması zor ama ilerleyen satırlarda haberin yazarı Mark Lowen de `BBC`nin Fethullahçı muhabiri` olarak tespit ediliyor. Metinde bir istihza ya da mecaz yok. Sermuharrir, düpedüz Lowen`in `Fethullahçı` olduğunu yazıyor. Haberin arkasındaki kötü niyet de hemen ortaya çıkıyor: Lowen`e bu aklı verenler, Zaman, Samanyolu ve Pensilvanya. BBC, Türkiye`de ne olup bittiğini anlayamayacak kadar aciz.Şöyle kısaca bir göz gezdirdim ve 17 Aralık`tan sonra Avrupa`da neredeyse `Fethullahçı` olmayan ya da `Fethullahçılar`dan etkilenmeyen matbuat yok gibi. Hangisine göz gezdirseniz Erdoğan`ı ya otoriterleşmekle itham ediyor, ya basın hürriyetini yok etmekle ya da yolsuzluk iddialarını örtbas etmekle.Sadece Avrupa matbuatı da değil, koca koca Avrupa kurumları da `Fethullahçı kumpasa` gelmiş görünüyor. Avrupa Parlamentosu da Avrupa Birliği Komisyonu da yayınladıkları Türkiye raporlarında `yolsuzluk yok, paralelci darbe var` tezinden ziyade ülkede demokrasinin gerilediğine, yargı bağımsızlığının büyük yara aldığına, basın hürriyetinin daraldığına, işinden kovulan gazeteci sayısında muazzam artış olduğuna ve en mühimi 17 Aralık yolsuzluk iddialarının araştırılmadığına odaklanmış.`Fethullahçı BBC muhabiri Mark Lowen` iddiası, geçtiğimiz yıl Brüksel`i ziyaret eden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu`nun dönemin Sosyalist lideri Hannes Swoboda ile iptal edilen toplantısını akla getiriyor. Kılıçdaroğlu, Erdoğan`ı diktatörlükle suçlamış, Swoboda bu sözlerin tadil etmesini istemiş, CHP lideri de reddedince ikili görüşme iptal edilmişti. Hadisenin hemen ardından CHP`ye yakın gazetelerde toplantının Fethullahçı kumpas sonucu yapılamadığı, Swoboda`nın bazı danışmanlarının `Fethullahçı` olduğu yer almıştı.Kendinden başka herkesi suçlu gören, devleti kutsayan, kuvvetler ayrılığından hazzetmeyen, dini kontrol eden ve çatlakları hep `dış ve iç düşmanlarla` sıvayan Kemalist zihniyetin AKP`yi zaptetmesine şahitlik ediyoruz. CHP bu hatalarından vazgeçme işaretleri verirken, AKP bu boşluğa talip. Laik Kemalizm`i `dindar` Kemalizm`le ikame eden AKP ve medyası, AB raporlarında, BBC haberlerinde, bütün eleştirel beyanların arkasında `Fethullahçıları` tespit etmeye devam edecek. Zaytung`la iktidar medyasının arasındaki fark da kapandıkça kapanacak.


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:08

Zaman

Manşet - Ekrem Dumanlı - Altından kalkamazsınız


İhtiras ve hasedi yüzünden yapayalnız kalmış ve çöllere düşmüş biri, kumların içinde bir lamba bulur.Bir cin çıkar lambanın içinden “Dile benden ne dilersen!” der ve hemen ikazını yapar: “Aman dikkat et ben kötü bir cinim.” Kendi kıskançlığının tutsağı olan adam umursamaz o ikazı. “Ben falandan nefret ediyorum, bir daha gözüm görmesin onu.” deyiverir. Cin derhal harekete geçer ve adamın gözlerini kör eder. Yanlış birinden akıl aldığını anlamıştır ama iş işten geçmiştir. “Yandaş”ın akıbeti de bu. Rehber edindiği medya modeli onu kör etti, kendi nefretinin altında ezilip zalim bir canavara dönüştü.Üzülerek belirtmek zorundayım ki muhafazakâr kesimde gazeteciliğin teorik arka planına kafa yorulmadı. Haber nedir, haber nakledilirken nelere riayet edilir, haber-yorum farkı niçin gereklidir gibi sorulara cevap aranmadı. Bu nedenle kendisini “muhafazakâr, Müslüman, İslamcı” sayan medyanın üstündeki eğreti boyayı kazısanız altından o bildik baskıcı yaklaşımlar çıkar. Her mesleğin ruhu, ona dair teorik tartışmalar ve alınan pozisyonlar sayesinde bir beden bulur. Siz, kendinize uygun bir ruhla hadiseye yaklaşmaz, özentilere saplanırsanız dinî-millî-ideolojik kimliğiniz palavraya; çıkardığınız gazete de paçavraya dönüşür. “Yandaş medya”nın başına gelen de budur!Siz kendiniz olamayınca başkasının paltosuna saklanmak zorunda kalırsınız ve bir zamanlar mağduru olduğunuz mezalimi herkese reva görürsünüz. Ne yazık ki “yandaş medya” mutant bir varlığa dönüştü. Onlara sorarsanız hâl⠓dindar”, “muhafazakâr”, “İslamcı”; ama yayınlarına bakarsanız eski medyada şikâyet edegeldikleri yalan, iftira, karalama gibi bütün arızalar kendilerinde mevcut.Şimdilerde eskilere dair en riskli metodu rehber edinmiş görünüyorlar: Hedef gösterme. Eski medya düzeni “eski Türkiye”nin doğurduğu anomali bir varlıktı ve her an bir canavara dönüşerek insanların hayatını karartırdı. Şimdiki de “eski Türkiye”nin ürünüdür; bakmayın “yeni Türkiye” diye allanıp pullandığına.Neydi eski sistem? İstemedikleri bir kişiyi ya da bir grubu yalan ve kara propagandayla hedef tahtasına oturturlardı. Sonra o insanların itibarı sarsılır ve ardından “vur” emri verilirdi. Zavallı tetikçilerin (!) mazereti hep bir kenarda bekletilirdi. “Milli hislerine yenik düşen gençler” ya da “milli duyguları rencide olan kimselerden” bahsedilirdi. Güdümlü medya vasıtasıyla “düşman” haline getirilen kişilerin hemen hepsinin alnına “hain”, “casus”, “örgüt mensubu” gibi yaftalar yapıştırılırdı. Yine garip bir benzeşmedir ki medyanın hedef tahtasına koyduğu kişilerle ilgili ülkenin güvenlik birimleri (MİT, Emniyet, askeriye) devreye girer, “hainlerin” bertaraf edilmesi için kanun dışı işler yapılırdı.Tâ 1948`de Sabahattin Ali`nin başına gelen, aslında pek çok aydının talihine çarpıcı bir örnektir. Hapse atıldı. İlk kez düşmemişti hapse. O hücrelerden yükselen “Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma” sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. İşte o adamı, serbest bıraktılar ama iş bulmasına müsaade etmediler. Yurtdışına çıkacaktı, pasaport vermediler. Doğduğu topraklara, Gümülcine`ye dönmek istedi. “Sana yardımcı oluruz” diyen ve kimliğini gizli tutan bir MİT ajanı tarafından yolda öldürüldü. Resmî kaynaklara göre katil `milli hisleri tahrik ettiği için” işlemişti cinayeti. MİT ajanı, yoğun tepkiler nedeniyle tutuklandı. O “milli hisleri tahrik” nasıl bir bahaneyse, 24 yıl ceza alması gereken katil 4 yıl hüküm giydi. Birkaç hafta sonra aftan yararlanıp serbest kaldı.Örnek çok. Ali Şükrü Bey`in Ankara`ya matbaa getiriyor olması ve Tan Gazetesi`ni çıkarmayı planlaması üzerine Topal Osman tarafından tuzak kurulup katledilmesinden Abdi İpekçi cinayetindeki karanlık sokakların istihbarat teşkilatına çıkıyor olmasına kadar nakletmeye değer pek çok vak`a var; ama bu olumsuz hadiseleri tek tek sıralamaya da gerek yok; sizleri karamsarlığa sevk etmeye de. Çünkü hiçbir katil huzur içinde ruhunu teslim etmedi, hiçbir zulmü tarih unutmadı…En sıcak iki misal: Ahmet Kaya, Hrant Dink. Her ikisi de hedef tahtasına konuldu. Biri kahrından çekip gittiği yaban illerde ülkesine hasret bir şekilde vefat etti; öbürü acımasız bir kurşunla sokak ortasında infaz edildi. Şimdi onları “hedef göstermekle” suçlanan meslektaşlarımız bu iddiaları kabul etmiyor; ama o güne bugünden bakılarak dönülseydi aynı yayınları yaparlar mıydı? Sanmıyorum.Yandaş medya, kaba saba üslupları ve gazetecilikten uzak yaklaşımlarıyla o kadim ve kirli metotları bugün uygulamaya yelteniyor. Aylardır insanları karalıyor, onlar hakkında kışkırtıcı yayınlar yapıyor. Bu satırların yazarı dâhil pek çok meslektaşımızı hedef gösteren Pravda medyası ve onun arkasındaki güçler çok iyi bilmeli ki itibarsızlaştırmaya çalıştığınız o kişilerden herhangi birisine bir zarar gelirse alnınızın tam orta yerine katil hükmü yapışacak ve kıyamete kadar o sıfatın ezici vebalinden kurtulamayacaksınız.Gelinen noktaya bakar mısınız: Son iki yılda Gezi Parkı`ndan başlayın, Soma`ya, Ermenek`e, 6-7 Ekim hadiselerindeki 67 faili meçhul`e, katilleri bulunamayan polis ve asker cinayetlerine değin, hesabı sorulamayan o kadar hadise yaşandı ki… Bu karanlık atmosferi beslemenin vebali var.”Hep bir ağızdan şöyle demeye mecburuz: Yürüdüğünüz yol yanlış; bu akılla hem kendinizi bitirirsiniz hem de bu ülkeyi. Türkiye, bu cinneti de yenecek, bundan şüpheniz olmasın. Olan, memleketi tımarhaneye çeviren “ham yobaz”a değil; ona inanan saf insanlara olacak. Yazık! Hem de çok yazık…`Yobazlaşma`ya doğru“Ham yobaz, kaba softa”. Necip Fazıl`ın başvurduğu terkiplerdendi. Bu tabirleri Arvasi`den aldığını söylerdi ve bu terimlerle cehaleti, hoşgörüsüzlüğü, tahammülsüzlüğü, taklitçiliği, sathiliği yerden yere vururdu. “Sahte kahraman” dediği kişilerin “fikir sancısı” çekmediğini söylerdi. Yerden göğe kadar haklıydı Üstad.Bugün Türkiye “yobazlık”a doğru hızla savruluyor. Bir partiye destek vermiyorsanız size zulmediliyor. Şirketlere vergi memurları gönderiliyor, en demokratik haklarınız ihlal ediliyor, her türlü hakaret sizin için meşru sayılıyor.Furkan Vakfı yöneticileri hafta içinde isyan etti, kendilerine bir salon bile verilmediğini, engel çıkarıldığını, zulmedildiğini iddia etti. İddiaları o ki AK Parti`yi derin güçler ele geçirdi. Partinin yeni müttefikleri “bütün cemaatleri yok etmek” için sözleşti. Haksız da değiller.Risale-i Nurların devlet kontrolüne fiilen geçirilmesi ve Nur`ların gasp edilmesi feci bir durum. Bugün Risale-i Nur`lara müdahale eden, yarın hangi kitapların “telif hakkı”na müdahale etmez ki. Nur talebelerinden büyük bir kesim hükümetin ayrımcılığından, partizanlığından rahatsız. “Süleymancılar”ın AK Parti ile ilgili endişeleri çok erken yıllarda başladı ve haklı bir itiraz yaptıklarını hadiseler ispat etmiş oldu. Türkiye öyle bir noktaya geldi ki bir siyasi parti, kuruluş toplantısını bir otelin lobisinde yapamıyor. Bu hafta sıra İdris Naim Şahin`deydi. Parti kurmak için düzenlediği basın toplantısına birkaç saat kala salonsuz kalıverdi.Unutmamak lazım ki demokrasi, farklılığı yaşatmak üzerine kurulan tahammül rejimidir. Öyle olmasaydı AK Parti kurulmazdı, büyüyemezdi, iktidara gelemezdi. Demek ki hiçbir dönemde baskı insanları bu kadar dar bir alana hapsetmemişti. Tek Parti döneminin o boğucu atmosferinden bu yana, böyle ağır bir korku düzeni kurulmamıştı.Ajan mısın gazeteci mi?Eskiden bir gazeteye “istihbaratla ilişkisi var” denildi mi itham altında bulunan kişilerin yüzü kızarırdı.. Şimdi kendini” istihbarat elemanı” diye tanıtan arsız köşe yazarları ve muhabirler türedi. İnsanları tehdit etme cüretini gösteren bu nadanlara ne gazete yönetimleri “ayıptır, yapma” diyor; ne de devletin istihbarat örgütü “yahu kendini rezil ettiğin bir tarafa, bizim itibarımızı sarsıyorsunuz” diyor. Hal böyle olunca tehdit, şantaj, korkutma, yıldırma gibi insanlık dışı mafyatik davranışlar medya dünyasında kol geziyor. Geçenlerde Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Yeni Şafak`taki biri ile ilgili devlet yöneticilerini göreve çağırarak bu tür kişilerin kimlikleri, görevleri vs. hakkında açıklama istedi. Haklı. Bu tip adamlar kendilerine meslek seçmeli; ya gazeteci olsunlar yahut ajan. İkisini beraber götürürüm deyip ona buna şantaj yapanlar, eninde sonunda adaletin karşısına çıkar ve hesaba çekilir. Üstelik yeryüzünde böyle bir gazetecilik modeli de yok, istihbarat şekli de…


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:08

Zaman

Manşet - Uyuşturucuyla Mücadelede `Neler Oluyor?` Dedirten 7 Olay


Uyuşturucuyla ilgili gün geçmiyor ki ürkütücü bir rapor ya da haber duymayalım. Özellikle son dönemde korkunç haberlerin yanı sıra `garip` hadiseler de yaşanmaya başladı.En son İzmir`de narkotikçilerin yakaladığı uyuşturucu haplar depodan kayıplara karıştı. Yıllardır çözülemeyen uyuşturucu denkleminde son dönemde neler oldu birlikte hatırlayalım istedik.1-Narkotik operasyonunda yakalanan 3 bin uyuşturucu hap kayıplara karıştıİzmir`de narkotik operasyonunda ele geçirilen 3 bin uyuşturucu hap imha edilmek üzere bekletildiği depoda kayıplara karıştı. Özel bölümde küçük poşet içerisinde bulunan haplar kimliği belirsiz kişilerce alındı. Olay ortaya çıkınca soruşturma başlatıldı. Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya olayı doğruladı ve `Oradan nasıl kaybolduğuna yönelik araştırma sürüyor. O hapların aranması da devam ediyor` dedi.2- Silahların gölgesinde uyuşturucu tarlalarıDiyarbakır ile Bingöl arasındaki kırsal bölge uçsuz bucaksız kenevir tarlalarıyla doluydu. Bu bölgedeki 80 köy ve mezrada yaklaşık 500 ton esrar yetiştiriliyordu. Zaman bölgeyi havadan görüntüleyerek şok gerçeği ortaya çıkardı. 2012`de manşetten verilen Aziz İstegün ve İsmail Avcı imzalı haberde denetimsiz alanlar gözler önüne serildi. Diyarbakır-Bingöl kırsalının nasıl uyuşturucu üretim merkezine dönüştüğünü ortaya çıkaran haberle birlikte terörün bir başka boyutu da gün yüzüne çıkmış oldu.3- Tonlarca uyuşturucu yakalandı, tek kişi tutuklanmadıZaman`ın manşetinin ardından Diyarbakır`da uyuşturucu ekimi yapılan tarlalara yönelik bölgede onlarca operasyon yapıldı. Arazilere yapılan başarılı operasyonlarda 48 milyon kök Hint keneviri ele geçirildi. 60`tan fazla kişi hakkında işlem yapıldı. Ancak yakalanan tüm şahıslar adliyenin bir kapısından girip başka kapısından ellerini kollarını sallayarak çıktı. Devam eden süreç içerisinde davalarda hiç kimse tutuklanmadı. Yasalarda esrar ekiminin cezai karşılığı 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası olarak tanımlanıyor. Bu da uygulama 1 yılla sınırlı kalıyor. Mahkemelerin verdiği cezalar 2 yılın altında olduğundan sanıklar denetimli serbestlikten yararlanarak dışarı çıkıyor. Cezanın alt sınırının en az 3 yıla çıkarılmasının önleyici olacağı belirtiliyor. Ancak şu anki uygulamada dışarı çıkan zehir tacirleri aynı şekilde hatta aynı arazide tekrar uyuşturucu ekimine devam ediyor.Diyarbakır`da yapılan uyuşturucu operasyonlarında tarihi rekorlar kırıldı. Ancak hiç kimse tutuklanmadı.4- Uyuşturucuda uzman polis müdürleri tasfiye edildiZaman`ın manşetinin ardından ciddi bir kamuoyu oluştu ve uyuşturucuyla mücadelede önemli bir noktaya gelindi. Önceki yıl Diyarbakır`da toplam 635 narkotik operasyonu gerçekleştirildi ve yapılan baskınlarda toplam 89 ton esrar ve 56 milyon kök Hint keneviri ele geçirildi. Bu miktarın 70 tona yakınını Diyarbakır Emniyeti Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri yakaladı. Ancak tarihe bir rekor olarak geçen bu operasyonların sonucunda ne mi oldu dersiniz? Uyuşturucuyla mücadeleye yıllarını veren uzman ekipler sürgünle ödüllendirildi. Önce 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından başlatılan tasfiye furyasında Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven görevden alındı. Ardından da 9 şube müdürünün yeri değiştirildi. Türkiye tarihinin en çok esrar yakalayan müdürü olarak kayda geçen Narkotik Şube Müdürü Dr. Hakan Cem Çetin ve ekibinin görev yerleri değiştirildi. Tasfiyeler müdür ve amirlerle de sınırlı kalmadı. Yıllardır bu alanda çalışan deneyimli polis memurları da şubeden alınarak karakollara gönderildi. Yıllardır gidilemeyen Lice dağlarına düzenlenen narkotik operasyonlarının mimarı olan bu kişilerin görevden alınmasının ardından operasyon ve yakalamalar da azaldı.5- Diyarbakır adli emanetten yarım ton uyuşturucu çalındıİzmir`deki olayın bir benzeri geçmişte Diyarbakır Adliyesi`nde de yaşanmıştı. Üstelik bir kaç kez. 2012 yılının Ekim ayında Türkiye`nin en sıkı korunan devlet kurumlarından biri olan Diyarbakır Adliyesi`ndeki adli emanetten 115 kilogram eroin, 15 kilogram sentetik uyuşturucu hap ve miktarı belirlenemeyen kilolarca toz esrar çalındı. Devamında da benzer olaylar yaşandı ve Diyarbakır Adliyesi`ndeki adli emanetten toplam yaklaşık 328 kilogram eroin, 55 kilogram esrar, 97 kilogram hintkeneviri ile 11 bin 715 captagon hap çalındı. Soruşturmada, temizlik şirketi şefinin kardeşi olan M.O. adlı kişinin adliye binasında taşeron şirket adına kaçak olarak 4 ay çalıştırıldığı; nezarethaneler, güvenlik kamerası odası, özel yetkili hâkim ve savcı katlarında adliye personeli gibi rahatlıkla gezdiği ve hırsızlığın bu kişi tarafından yapıldığı belirtildi. Savcının talebi üzerine kaçak olarak çalışan M.O. ile kuzeni B. O tutuklanırken, temizlik şirketi şefi M.O. ise kaçtı. Yapılan incelemede bugüne kadar adlî emanete defalarca giren kişi ya da kişiler, eroin ya da toz esrar çuvallarını alttan keserek uyuşturucu maddeyi aldı ve yerine un koydu. Uyuşturucu maddeyi imhaya götüren savcılar ise çuvalların ağzındaki mührün bozulmadığını görerek imha etti. Böylece asıl imha edilmesi gereken uyuşturucu yerine un imha edildi. 12 dosyaya ait uyuşturucu maddenin çalındığı belirtilen iddianamede, olayın fark edilmesi üzerine şüphelilerin evlerine operasyon düzenlendiği, ancak uyuşturucunun bulunamadığı belirtildi. BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Diyarbakır Adliyesi Adli Emenetten çalınan uyuşturucu madde ile ilgili İçişleri Bakanı Muammer Güler`e soru önergesi verdi. Bu olaylardan 4 yıl önce de adli emanetteki uyuşturucu maddenin çalınması üzerine aralarında özel kalem müdürlerinin de olduğu çok sayıda adliye personeli hakkında dava açılmıştı.6- Esrar tarlalarının hasat mevsiminde yollar trafiğe kapatıldıYaz aylarında PKK`nın gençlik yapılanması tarafından trafiğe kapatılan Diyarbakır-Bingöl-Lice kara yolları ancak 24 gün sonra açıldı. Buna benzer birçok ilçe ve köy yolu da kapatılmış ve köprüler yıkılarak yollar tarla haline getirilmişti. Bu yol kesmelerin de esrar tarlalarının hasatlarıyla ilgili olabileceği ifade ediliyor. Çünkü bölgede binlerce dönümden oluşan esrar tarlaları bulunuyor. Geçtiğimiz yıl da aynı dönemde yine benzer yol kesme eylemleri olmuştu. Yol kesme eylemleri için bahane edilen kalekol inşaatları zaten çok öncesinden beri devam ediyordu. Eylemler sırasında çok sayıda köprü tahrip edildi, yollara hendekler açıldı. Birçok geçiş noktası tarlaya dönüştürüldü. Bu hasarların giderilmesi uzun zaman aldı.7- Polis örnek almak için esrar ekti, bakanlık cevap vermeyince ortada kaldıDiyarbakır-Bingöl kırsalında birçok arazide yasadışı hint keneviri ekimi yapılıyor. Bölgede hint keneviri ekimi yapılan arazilerin tespiti için “uydu görüntüsü” ile takip yapılması gerekiyor. Her bitki için farklı olan `yansıma değeri` sayesinde hint kenevirinin renk ısısını algılayan uydular otuz santime kadar olan bir alanı bile hangi bölgelerde ekim yapıldığını çok rahatlıkla tespit edebiliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ülke genelinde tarım ürünlerinin takibi için bu sistemi kullanıyor. Uyuşturucu ekilen alanların tespiti için de kullanılacaktı ve 2012`de duyurulan çalışmada pilot ekim yapıldı. Fakat bakanlık gerekli işlemleri yapmadığı için sistem başlatılamadı ve pilot bölgede ekilen hint kenevirleri yakılarak yok edildi. Ayrıca bölgede ekim yapılan arazilerin kime ait olduğunun belirlenmesi için yapılması gereken bir başka çalışma ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın kadastro çalışmalarını tamamlanması. O da henüz yapılabilmiş değil.Uyuşturucuyla mücadele konusunda siyasilerden ve STK`lardan her gün onlarca plan ve proje duyuyoruz. Peki; verilen onca söze ve yapılan yatırımlara rağmen uyuşturucunun önlenmesine yönelik projeler neden sürekli olarak `gizemli` bir şekilde engelleniyor veya atıl bırakılıyor?


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:08

Hürriyet

Yazarlar - Mide gribi de seyahat eder - Mesude ERŞAN


ABD`de Crown Princess adlı lüks yolcu gemisindeki yolcu ve mürettebatta görülen norovirüs salgını geçen haftanın haber bültenlerinde yer aldı.


24 Kasım 2014 Pazartesi  03:21

Milliyet

Ekonomi - Müşteri bilgilerini satan bankalara çok ağır ceza geliyor


Star Gazetesi`nden Ercan Baysal`ın haberine göre; tüketicinin korunmasına yönelik yeni strateji planı uygulamaya geçiyor. Bankacılık Düzenleme v...


24 Kasım 2014 Pazartesi  03:40

Habertürk

Gündem - Meclis`te sahte MİT belgeli 5 kişi yakalandı!


Sahte MİT belgeleriyle Meclis`te dolaşıp vekilleri ziyaret eden biri kadın 5 kişi, gözaltına alındı. İlk etapta “dolandırıcılık” değerlendirmesi yapan polis, daha sonra soruşturmayı genişletti. Yasadışı örgütler ve yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantı olup olmadığı araştırılıyor


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:45

ODATV

Gündem - Cemil Ertem: Medya içindeki hırsızlara, mülk düşkünlerine, kendi patronunu soyanlara karşı çıkın


Yandaş yazar kovulunca çözülmeye başladı


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:45

Sözcü

Gündem - Bir gün `lüzumsuz adam` olmak beni mutlu eder



24 Kasım 2014 Pazartesi  02:27

Zaman

Manşet - Etyen Mahçupyan`a sert tepki: Yalandan hicap duymuyor


Başbakanlık Başdanışmanı Akşam Gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, dünkü köşesinde Hizmet Hareketi`ne ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı`na (GYV) iftira niteliğinde bir yazı kaleme aldı.Mahçupyan yazısında 8 Ocak 2014`te Mabeyin Restorant`ta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı`nın 3 ayda bir düzenlediği değerlendirme toplantısından söz ediyor. Aynı toplantıda Zaman Gazetesi yazarları Ali Bulaç, Mümtaz`er Türköne ve Şahin Alpay ile Ergun Özbudun, Fatih Üniversitesi Rektörü Şerif Ali Tekalan ve gazetenin eski yöneticisi Alaattin Kaya`nın olduğunu da anlatıyor. 17 Aralık sonrasında yaşananların konuşulduğu toplantıda Hizmet mensuplarından birinin bir gazeteciye, “Bizde değişen bir şey yok. Bir ay içinde netice alırız.” dediğini ileri sürüyor. “Konuşma sessiz bir ana rastladığı için herkesin duymuş olması beklenir. Cevaptan sonra bir sessizlik olması da bu cevabın ne anlama geldiğinin hazirun tarafından gayet iyi anlaşıldığının göstergesi olmalı.” diyor. Mahçupyan`ın kimin söylediğini açıklayamadığı bu sözlere toplantıya katılanlardan yalanlama geldi. İşte o toplantıda yer alan yazar ve akademisyenlerin değerlendirmeleri:Prof. Dr. Ergun Özbudun:Bu çok önem vereceğim bir konu değil. Böyle bir konuşma da benim hatırladığım kadarıyla geçmedi. Bu tarz bir konuşmaya orada şahit olmadım. Bu konu ile ilgili söylenecek başka bir şey de yok.Ali Bulaç: Sabahtan beri hafızamı yokluyorum. Ama kesinlikle böyle bir cümlenin kullanıldığını veya böyle bir konuşmanın geçtiğini hatırlamıyorum. Yalnız “Türkiye nereye gidiyor? Ne yapmak gerekir? Bu olayları nasıl anlamak gerekir?” konuları üzerinde herkes fikrini söyledi. Ama Etyen Bey`in iddia ettiği gibi ne böyle bir konuşma geçti ne de böyle bir cümle kullanıldı. Etyen Bey`in bahsettiği tarzda bir konuşmanın ve öyle bir cümlenin geçtiğine kesinlikle şahit olmadım.Mümtazer Türköne: Böyle bir konuşma vaki olmadı. Tam tersine, GYV`deki söz sahibi kişilerin meseleyi anlamakta ve cemaatle irtibatlandırılmasını yorumlamakta zorluk çektiklerini gözledim. Mustafa Yeşil ile 17 Aralık`tan bir hafta sonra aramızda şöyle bir konuşma geçti. Dedim ki “Tayyip Bey`in bu işleri fatura edecek bir düşmana ihtiyacı var. Ve Cemaat`i de muhtemelen hedef alacak.” Mustafa Yeşil de cevaben “Peki bunu nasıl yapacak? Bizim nasıl bir alakamız olabilir. Yani cemaat böyle işleri nasıl yapabilir?” mealinde bir cevap vermişti, şaşkınlığını ifade etmişti. Özellikle cemaatte, 17-25 Aralık soruşturmalarının irtibatlandırılması konusunda şaşkınlık ve hayret dışında hiçbir şey gözlemlemedim, duymadım. Etyen Mahçupyan`ın söylediği tarzda bir konuşma veya benzeri hiçbir yerde olmadı. Zaten kendisi de hikayeyi çok zayıf bir kurgu ile anlatıyor. Özellikle inandırıcılığı olmayan paralel hikâyelerine, hükümete yandaş olanların daha doğrusu Tayyip Bey`e yandaş olanların güçleri nispetinde devam hikâyelerle destek vermeye çalıştıklarını düşünüyorum.Şahin Alpay: Giderek keyfileşen, otoriterleşen ve kibirlenen, hakkında ağır yolsuzluk iddiaları bulunan, bunları örtbas etmek için hukuk devletini tahrip eden bir hükümeti savunmak için bin bir dereden su getiren kimseler olduğunu biliyoruz. Şimdi bunlardan uzun yıllar Zaman`da köşe yazmış olan birinin Hizmet Hareketi`ni suçlamak için yalan uydurmaktan da hicap duymadığı anlaşılıyor. Bu hale düşmesine sadece üzülüyorum.Mustafa Yeşil (GYV Başkanı / Twitter mesajı): Etyen Mahçupyan`ın iftira ve yalanına ihtimal vermezdim. 20 kişinin bulunduğu ama sadece kendisinin duyduğu bir cümleyi, hem de 9 ay sonra yazmış. Zift medyasına yakın durup da kirlenmedik kimseye rastlamadım. Bir diğer örnek Etyen Mahçupyan. Mahkemede şahide ihtiyacı olacak. Bulursa tabii…Erkam Tufan Aytav (GYV Mütevelli Heyeti üyesi): Oradaydım. O anlamı çağrıştıracak bir kelime dahi söylenmedi. Bu apaçık bir iftiradır. Sayın Mahçupyan`ı şahsen yıllardır tanırım. Olmayan bir sözü olmuş gibi göstermek sayın Mahçupyan`a hiç yakışmadı.


24 Kasım 2014 Pazartesi  02:26

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

17 01 2010 fox tv habrler  15 11 2009 ankara eskişehir yolazası  ömer cabir top  habertürk ve mehmet kutman  ülke tv arşivci kürt sorunu izle  21 şubat trt1 yayınlanan tv yayın akışı  04 02 2009 show tv ana haber bülteni  şubat ayı hav  ölen üniversiteli ı  14 mart 2010 fen bilimleri denemesi cevap anahtarı  habertürk gazetesi ankara eki14eylül  durdu kavak 09 06 2010  ötv hakkında son haber 12  10 mayıs 2009 hava durumu  24eylül2011 cumartesi kanal d haber arşivi  ömer faruk eminağaoğlu kimdir  27 02 2010 milliyet gazetesi akdeniz eki  02 04 2009 kanal d haber izle  18 aralık yeni asır haberleri  ülke tv arşiv programını izle sıra dışı 5 şubat  mayıs 2003 posta gazetesi arşİvİ  19 01 2010 fanatik son sayfa