Bulunan Haber Sayısı: 3.754
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - AKPM, basın özgürlüğü raporunu kabul etti: Türkiye kötüye gidiyor


Türkiye`nin de üye olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, `Avrupa`da basın özgürlüğünün korunması` başlıklı raporu 19 `hayır` oyuna karşı 77 `evet` ile kabul etti. Türkiye`de basına yapılan baskılar da raporda yer aldı. Raporda 30 madde ile en çok Ukrayna`dan bahsedilirken, Türkiye 23 madde ile ikinci sırada yer aldı.Sabah tartışılmaya başlana konu yeni ekleme ve düzeltmelerle birlikte öğleden sonra yapılan oturumlarda yapılan oylama ile kabul edildi. Sabahki tartışmalarda medyaya baskı, medya yönetimlerinin şeffaflaşması, medya patronlarına baskı, gazetecilere yönelik şiddet, iktidarların medyayı kontrol altına almak istemeleri gibi konular dile getirildi.Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi`nin iki senede bir yaptığı `basın özgürlüğünün korunması` raporuna göre Türkiye geçtiğimiz yıllara oranla basın özgürlüğü konusunda kötüye gidişini sürdürüyor. Hırvat Raportör Gvozden Flego son üç raporda `Türkiye kötüye gidiyor, Türkiye eskisi gibi özgür bir ülke değil` ifadelerini kullandı.Flego`nun hazırladığı raporda Türkiye ile ilgili 23 madde yer alırken, Samanyolu TV ve Zaman gazetesine 14 Aralık`ta yapılan baskınlar ve gazeteci Sedef Kabaş hakkında tweet attığı için dava açılması da son verilen önergelerle rapora girdi.BASIN MENSUPLARINA BOYUN EĞDİRİLMEK İSTENİYOROylamanın ardından Cihan Haber Ajansı`na konuşan Gvozden Flego, somut olaylara dayanarak bir rapor hazırladıklarını ve siyasi değerlendirmelerden kaçındıklarını vurguladı. Flego, `Edindiğimiz izlenim, Türkiye`de durumun kötüye gittiğidir.` dedi. Buna örnek veren Flego, bazı gazetecilerin almaya hak kazandığı sürekli basın kartlarının verilmemesi ve bununla ilgili tatmin edici bir açıklama yapılamamasını gösterdi. 14 Aralık`ta Zaman Gazetesi ve Samanyolu Televizyonu`na yapılan baskınlar ve gazetecilerin gözaltına alınmasını da değerlendiren Flego, `Bence durum öncekinden daha şiddetli ve dışarıdan baktığımızda öyle görünüyor ki Türkiye`de önceden olduğu gibi bir basın özgürlüğü yok.` ifadelerini kullandı.Herhangi bir davada tutuklamalara ilk değil en son çare olarak başvurulması gerektiğini belirten Flego, demir parmaklıklar ardına gönderilen basın mensuplarının boyun eğmelerinin amaçlandığını vurguladı.Rapor için yapılan oylamada CHP`li üyeler `kabul`, AK Partili üyeler ise `ret` oyu kullandı. MHP Milletvekili Tuğrul Türkeş de ret oyu kullanan üyeler arasında yer aldı.VENEDİK KOMİSYONU`NA ÇAĞRIBu arada AKPM ilk kez Venedik Komisyonu`na çağrı yaparak, Türkiye`de basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerden olan Türk ceza kanunun 5651 numaralı ` internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla islenen suçlarla mücadele` kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`ne uygun olup olmadığını incelenmesini istedi.


29 Ocak 2015 Perşembe  20:28

Milliyet

Ekonomi - Ferit Şahenk TV kanalını ABD`ye satıyor!


Bloomberg CNBC-e`nin ABD`li Discovery ile satış görüşmeleri için konuştuğunu yazdı. Bloomberg`in haberine göre Amerikalı ünlü Discovery, Türki...


29 Ocak 2015 Perşembe  21:41

Sözcü

Gündem - Halk Arenası – Canlı Yayın



29 Ocak 2015 Perşembe  21:23

Sabah

Gündem - Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında


Cumhurbaşkanlığı Sarayı`nın kapıları ilk kez açılıyor. TRT özel yayınında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Nasuhi Güngör`ün modaratörlüğünde Akif Beki, Hilal Kaplan, Saadet Oruç ve Mahmut Övür`ün sorularını...Devamı için tıklayınız


29 Ocak 2015 Perşembe  21:05

ODATV

Gündem - Zekeriya Öz hangi karikatürü yayınladığının farkında değil


Nedeni ise...


29 Ocak 2015 Perşembe  18:23

Milliyet

Ekonomi - teknolojiyi giydirecek!


Cep telefonu alanına Venus`le iddialı giriş yapan Vestel, giyilebilir teknoloji için de düğmeye bastı. Vestel İcra Kurulu Başkanı Turan Erdoğan, cep telefonunun üç dört yıl içinde beyaz eşya ve TV gibi ana faaliyet alanlarından biri olacağını belirterek, “Türkiye`de yıllık TV satış adedi 3.5 ...


29 Ocak 2015 Perşembe  01:04

Zaman

Manşet - Sabah ve Takvim`in internet haberlerine durdurma


Sabah ve Takvim gazetelerinde 22.01.2015 tarihinde manşetten `Ege imamı firarda ve Kütahya il imamı` başlıklı haberlerine internetten erişimine mahkemeden durdurma kararı çıktı. Eğitimci Ali Peksöz`ün, avukatı Halil Özcan aracılığıyla yaptığı müracaatı değerlendiren Kütahya Sulh Ceza Hakimliği, `Açıkça kişilik haklarını ihlal edici mahiyette bulunulduğu` gerekçesiyle haberlerin internet yayınının durdurulmasına hükmetti.Av. Halil Özcan tarafından yapılan açıklamada; Sabah ve Takvim gazetelerinin 22.01.2015 tarihli baskısında manşetten ve devamında 12. ve 17. sayfalarında ve yine aynı gruba ait ve isimli internet sitelerinde `Ege imamı firarda ve Kütahya il imamı` başlıklı ve Şaban Arslan ile Hayrettin Bektaş imzalı fotoğraflı haberlerde, ilahiyatçı eğitimci Ali Peksöz hakkında hayal ürünü ve tamamen iftira niteliğinde bir haber yayınlandığı hatırlatıldı. Bu hayal mahsulü habere göre `Paralel devlet yapılanması örgütü` isimli bir örgüt olduğu ve bu örgütün sözde Kütahya imamı olduğu iddiasına yer verildiğini kaydeden Av. Özcan, Ali Peksöz`ün kişilik haklarına saldırıldığı gerekçesiyle bahse konu olan haberleri yargıya taşıdıklarını ifade etti.Avukat Halil Özcan mahkemeye verdiği dilekçesinde, `Müvekkilim hakkında yazılanlar ve iddia edilen şeyler tamamen hayal ürünü ve aşağılık bir iftiradır. Bu haberi yapanlar hiçbir somut bilgi ve belgeye dayanmadan müvekkilime iftira atarak açıkça suç işlemekte masum bir insanı bir örgüt yöneticisi gibi göstermektedir. Müvekkilim İlahiyat Fakültesi mezunu ve bütün meslek hayatını insanların eğitimine adamış bir eğitimcidir ve iddia edildiği gibi hiçbir zaman ne bir örgütün üyesi ne de yöneticisidir. Yayınlanan haber içerik olarak hem TCK`ya hem Anayasa`ya hem de Avrupa İnsan Hakları`na göre açıkça aykırılık teşkil etmektedir. AİHM, hoşgörüsüzlüğün her türüne karşı mücadelenin, insan haklarını korumanın ayrılmaz bir parçası olduğunu, nefreti, hoşgörüsüzlüğü besleyecek yorumlarda bulunmaktan kaçınmalarının büyük önem taşıdığını ısrarla vurgulamaktadır. İnternet sitesinde yayınlanan haber içerik olarak açıkça 5237 Sayılı Yasanın 125/1, 135, 136, 267, 271, 285 maddelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu kadar alçakça ve haince bir iftira karşısında ilgili haberin içeriğinin engellenmesi için 5651 Sayılı Yasanın 9/3 maddesi gereği sayın hakimliğinize başvurma zarureti hasıl olmuştur.` dedi.Kütahya Sulh Ceza Mahkemesi kararında ise şikayetçi olunan her iki gazetenin yazılı ve internet sayfalarında yer alan haberlerde Ali Peksöz`ün kişilik haklarına ihlal bulunulduğuna vurgu yapılarak, şunlar kaydedildi: `Hakimliğimize bildirilen internet adreslerinin sitelerdeki haber ve yayınlarında; 22 Ocak 2015 tarihli `Ege imamı firarda ve Kütahya il imamı` başlıklı internet sayfalarındaki müvekkili Ali Peksöz aleyhinde beyanlarda bulunulmuştur. Haberlerde ve internet sitesinde yapılan yayınlar ve habere ilişkin hakaret içerikli yorumlar kişilik haklarına ihlal edici mahiyette olduğu açıktır. 5651 sayılı Kanunun 9. maddesine göre mağdur kişiyle ilgili yapılan gerçek dışı yapılan haberlerin erişiminin engellenmesine, kararın bir suretinin kararın infazı ve internet içeriğine erişiminin engellenmesi için Erişim Sağlayıcıları Birliği`ne gönderilmesine karar verildi.`Avukat Halil Özcan, kişilik haklarını aşağılayıcı hayal ürünü yapılan haberin kararını Basın Konseyi`ne de göndererek, `Toplumun inandığı adalet, gerçeğe aykırı haber yapan basın yayın kuruluşlarına da bir gün lazım olacaktır.` şeklindeki dilekçeyle, söz konusu yayın kuruluşunu ve haberi şikayet etti.


29 Ocak 2015 Perşembe  14:10

Zaman

Manşet - TRT ve Anadolu Ajansı, hemen özelleştirilmeli


Özelleştirme meselesi büyük ölçüde özelleştirilmesi gündemde olan kurumların, iktisadi birimlerin ne ürettikleri ile ilgili bir mesele; iktisatçı, kamu maliyecisi terminolojisi ile konuşursak, özel mal ya da hizmet üreten firmaların, birimlerin devlet kontrolünde olmasının, firmanın hisselerinin büyük bölümünün devlette olmasının yani karar mekanizmasının siyasette (Yönetim Kurulu anlamında) ve bürokraside (genel müdür, CEO anlamında) olmasının bir anlamı yoktur.Tam kamusal mal ve hizmet üreten firmalar, üretici birimler de siyasetin kontrolündedirler ve kuramsal olarak da öyle olmalıdır; milli savunma, adalet, diplomasi gibi kurumlar da kamusal mal ve hizmet üreten birimlere en tipik örneklerdir. Özelleştirme meselesine ya da meseleyi tersten koyarsak, üretici birimin özel firmaların mı yoksa devlet kontrolünde mi olacağı konusuna söz konusu birimlerin ürettikleri mal ve hizmetlerin niteliği üzerinden yaklaşmak bilimsel açıdan çok daha anlamlı duruyor. Bugünkü Yorum yazımda tahlil etmeye gayret edeceğim iki üretici birim, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ve Anadolu Ajansı (AA); aslında tahlil bu kurumlarla ilgili değil, bu kurumların ürettikleri mal ve hizmetlerin doğası, niteliği ile ilgili. Anayasal, yasal statüleri ve kullanılan terminolojiden (mesela özerklik, mesela bağımsızlık) hareket ederek bu kurumların tipik devlet kurumları olmadığı öne sürülebilir ama bu iddianın inandırıcılık boyutunun çok yüksek olmadığı kanısındayım zira söz konusu her iki kurumun da, TRT ve Anadolu Ajansı, yönetimleri, genel müdürleri doğrudan siyasi otorite tarafından atanmaktadırlar; üstelik söz konusu yöneticilerin görevden alınmaları da yine aynı mekanizmayla, siyasi kararla gerçekleştiği için bu kurumların başka devlet kurumlarından yönetim anlamında bir farkı bulunmamaktadır.kamu hizmetine aykırıFinansal ve yönetimsel yapıAncak, acaba, söz konusu iki kurumun ürettikleri mal ve hizmetler bu kurumların yönetiminin siyaseten tayinini gerektirecek, meşru kılabilecek ölçüde kamusal nitelik taşımakta mıdırlar? Bu soruya bugün, 2015 itibarıyla olumlu cevap vermek mümkün değildir. Sadece bu nedenden bile TRT`nin, AA`nın mevcut kamusal statüsünü savunmak artık imkansızdır. Şunu unutmayalım, daha doğrusu çok iyi değerlendirelim, kamu hizmeti tanımı da teknolojik gelişmeye paralel, koşut olarak zaman içinde değişebilmekte, dönüşebilmektedir. 1977 senesinde ilk kez kamu ekonomisi dersini Boğaziçi Üniversitesi`nde Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu Hoca`dan aldığımda TRT`nin Çamlıca`dan yaptığı tekel televizyon yayınının tipik bir kamu hizmeti olarak tanımlandığını çok iyi hatırlıyorum ama bugün itibarıyla, kırk sene içinde, yaşanan olağanüstü bilgi ve iletişim teknolojilerindeki dönüşüme bağlı olarak, bilgiye, habere ulaşım, bu bilginin ve haberi aktarımı rekabetçi bir yapıya ulaşmıştır ve bu alanın bir kamu hizmeti olarak tanımlanması artık olanaksızlaşmıştır. Kamu hizmeti niteliğini kaybetmiş ve bir kez daha da gelecekte bu niteliği kazanması olanaksız bir hizmetin de 2015 Türkiye`sinde hâlâ büyük ölçüde kamu gelirleri ile finanse ediliyor olması kabul edilebilir bir mesele değildir, bu iki kurumun, TRT ve AA hemen, ivedilikle özelleştirilmesi gerekmektedir. Mesele, bugün için, TRT ve AA`nın ağır ve rahatsız edici bir biçimde iktidar partisi yanında bir habercilik yapmalarından kaynaklanan bir konu da değildir zira bu iki kurum her zaman iktidar partisine yakın olmuşlardır, zaten yöneticisinin siyasi iktidar tarafından atandığı bir kurumdan farklı bir şey beklemek de çok anlamlı değildir. TRT yayınlarının tarafsızlık ilkesi dışına çıkmış olmasının rahatsız edici yanı bu yayınların son olarak, dün, 78 milyon olarak belirtilen nüfusun tamamı tarafından finanse ediliyor oluşudur.TRT`nin hâlâ bir kamu kuruluşu olmasının altında yatan temel mantık muhtemelen “kamu yayıncılığı” kavramından kaynaklanmaktadır. Bu kavram eski, teknolojinin kamu tekelini adeta zorunlu kıldığı bir döneme ilişkin bir kavramdır ve bugün için tümüyle anlamsızlaşmıştır. “Kamu Hizmeti Yayıncılığı” kavramı BBC (British Broadcasting Company) çıkışlı bir kavramdır ve aşağıdaki formül ile tanımlanır: “Halk için yapılan, halk tarafından finanse edilen ve halk tarafından kontrol edilen yayıncılık.” Bu tanımı iyi tahlil ederseniz, bugün için anlamını tümüyle kaybetmiş bir kavram olduğunu fark edeceksiniz. Bir yayının halk için yapılması ne demektir? Her yayın politikası halkın bir bölümünün ilgisini çeker, bir bölümünün ise ilgi alanının dışında kalır. Halk tarafından finanse edilmesi ilkesi ise tümüyle çok tartışmalı bir ilkedir. Zira 2015 yılında başka kanallarla rekabet eden bir kamu yayıncılık kanalının, mesela TRT`nin, vergi gelirleri ve başka kamusal kaynaklarla finanse edilmesi kabul edilebilir bir durum olamaz. 1984 tarihli TRT Kurumu Gelirleri Kanunu`nda TRT için dört temel gelir tanımlanmıştır: 1- Cihazlardan alınan ücretler, 2- Elektrik gelirlerinden alınan paylar, 3- Vergi gelirlerinden yapılan katkılar, 4- Reklam gelirleri. Diğer televizyon kanalları ile rekabet eden bir kurumun, reklam gelirleri dışında elde ettiği gelirlerini rekabet anlayışı ile, hakkaniyetle bağdaştırmak mümkün müdür? Bir yayıncılık kuruluşuna vergi geliri aktarmanın tek anlamı olabilir (idi), bu anlam da kamu hizmeti yayıncılığı mantığıdır ama bu kavramın da artık anlamsızlaştığı ortadadır. TRT`nin bugünkü finansman yapısı, yönetim tarzı tümüyle demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırıdır.Eski teknoloji çağının kalıntısıBenzer bir mantığı bugün Anadolu Ajansı için de yürütmek mümkün ve doğrudur. Konu tarihsel bir konu değildir, önemli olan 2015 senesinde bu kurumun, hisse yapısının bile tam belli olmadığı, yüzde elliye yakın bir kısmının Hazine tarafından kontrol edildiği Anadolu Ajansı`nın vergi gelirleri ile finanse edilmesidir. Yine kuramsal olarak Anadolu Ajansı`nın başka haber ajanslarından hiçbir farkı yoktur ama ilaveten bu ajans başka gelirleri dışında vergi gelirleri ile de desteklenmektedir. Bu satırların yazarı cep telefonu üzerinden Anadolu Ajansı`nın bir kısa haber hizmetine üyedir ve sadece bu hizmeti bedel karşılığı alırken bile habercilik anlayışının tarafsızlık ilkesinden ne kadar uzak olduğunu görmektedir. Burada kanımca anormal olan bir haber ajansının habercilik anlayışında bir ölçüde taraf olması değil, bu ajansın kamusal bir statüye sahip olması ve vergi gelirleriyle finanse edilmesidir.TRT, AA gibi kurumların hâlâ sürmekte olan kamusal statüsü eski teknoloji çağının kalıntısıdır, isterseniz bu duruma “eski Türkiye” bile diyebilirsiniz. Devletin vatandaşına hocalık etmesi argümanı dışında TRT`nin bugün bir devlet kuruluşu olmasını, vergi gelirleriyle finanse edilmesini açıklamak mümkün değildir. Aynı durum Anadolu Ajansı için de geçerlidir. TRT ve Anadolu Ajansı hemen özelleştirilmelidirler.


29 Ocak 2015 Perşembe  02:15

Zaman

Manşet - Rober Koptaş, Agos`tan istifa etti


Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş, yaklaşık 5 yıldır sürdürdüğü görevinden istifa etti. Koptaş`ın görevini Yetvart Danzikyan üstlenecek.Rober Koptaş, Agos`un bu haftaki sayısında `Agos`a Veda` başlıklı bir yazı kaleme alarak okuyucularına veda etti. Koptaş`ın `Agos`a veda` başlıklı yazısı şöyle:`Bu bir veda yazısı. Kurulduğu tarihten, yani Nisan 1996`dan beri okuru, 2006`dan beri yazarı, 2008`den beri çalışanı, 2010`dan beri genel yayın yönetmeni olduğum Agos`tan ayrılıyorum. Etyen Mahçupyan`dan devraldığım görevi Yetvart Danzikyan`a devrederek, gazetemizin sade okurluğuna yeniden merhaba diyorum.Hrant Dink ve arkadaşlarının emekle, adanmışlık, yaratıcılık, irade ve sabırla yoktan var ettiği Agos`un takım kaptanı olarak geçirdiğim beş yıl, neresinden bakarsanız bakın, çok öğretici, eşsiz bir deneyimdi. Bu sürede tanıdığım insanlar, tanıklık ettiğim olaylar, yazı işlerindeki tartışmalarımız, iyisiyle kötüsüyle tüm yaşadıklarım, bana çok şey kattı. Acısıyla tatlısıyla tüm hatıraların yüreğimde yeri var; bunların hepsi için hayata müteşekkirim.Türkiye`nın giderek kutuplaşan, safların alabildiğine keskinleştiği siyasi ortamında Agos gibi bağımsız, kendi küçük ama simgeledikleri büyük bir gazeteyi çıkarmak, sözün ağırlığına, fikri tutarlılığa, entelektüel ahlaka sahip çıkmak kolay iş değil. Agos`un demokrasi ve insan hakları değerlerine bağlı, her türden ayrımcılığa karşı çizgisini korurken, geçmiş adaletsizlikleri barışçı bir gelecek perspektifiyle gündeme getirmek; yaşadığımız ülkeyi daha özgür, daha adil bir yere dönüştürme mücadelesine katkıda bulunmaya çalışmak; bunu da sadece Türkiye`yi değil, diaspora ve Ermenistan kamuoylarını da olumlu yönde etkileyecek bir yol ve yordamla yapabilmek gibi çok boyutlu bir misyonu hakkıyla yerine getirmek, ağır bir sorumluluk.İtiraf etmek gerekir ki, gazetenin her şeyi olan Hrant Dink`in aramızdan alınış biçimi, bu büyük kaybın ve hâlâ kanayan yaranın pek çok insanın ruhunda yarattığı tahribatın getirdiği çok yönlü beklenti ve kimi zaman ihtiraslar da, Agos olmayı, Agos`ta olmayı zorlaştıran bir ağır yüktü. 19 Ocak 2007 tarihine kadar Agos`u eline almamış insanların dahi, yayın yönetmeni gazetesinin önünde öldürülmüş bir gazete için bunu yapmanın ne kadar hoyratça olduğunu belki de hiç fark etmeden `eski Agos - yeni Agos` kıyaslamalarına girişebilmesine yol açan bu yükü sırtlanmayı boynumuzun vebali sayarak, türlü zorluklara karşın hep daha iyi bir gazete çıkarmaya çalıştık.Agos, başladığı günden bugüne, tüm kimliklere saygılı, her bir kimliğin var olma ve kendini geliştirme hakkını sonuna dek savunan, ancak, başta Ermeni kimliği olmak üzere tüm kimliklerle aynı zamanda meselesi olan, eleştirel bir çizgi tutturdu. Bu çizgiyi korumaya ve derinleştirmeye uğraştık. Hataya düştüğümüz çok oldu elbette, ancak ana kavşaklarda doğru yerlerde durduğumuza inanıyor ve bunun için üzerime düşeni yaparken verdiğim emeğin vicdani rahatlığını taşıyorum.Kurumlarda devamlılık ve o devamlılığın içindeki değişim esastır; besleyici ve gereklidir. Ben de, artık kendi adıma da yeni bir şeyler yapmanın zamanının geldiğini düşünerek, beş yıldır sevinçle ve heyecanla yürüttüğüm Agos genel yayın yönetmenliği görevinden ayrılma kararı aldım. Bütün bu yıllar süresince eksik etmedikleri manevi desteği bu kararımdan sonra da esirgemedikleri için tüm Dink ailesine teşekkür borçluyum. Agos`un benden sonraki yayın yönetmeninin kim olacağı konusundaki çalışma ve görüşmeleri el birliğiyle yürüttük. Şunu çok açık söyleyeyim ki, bu süreçte danıştığımız, fikrini aldığımız kişilerin hemen hepsinin aklına gelen ilk isim Yetvart Danzikyan`dı. Agos`un o pirûpak harcının karıldığı ilk dönemde de yoğun emeği olan Yeto`nun, mesleki birikimi, entelektüel kapasitesi ve tutarlı çizgisiyle, gazetemizi çok iyi yerlere getireceğinden şüphe duymuyor ve kendisine başarılar diliyorum.Agos, kurulduğu günden bu yana pek çok genç için bir okul oldu. Benim yönettiğim dönemde de, bu özellik değişmedi. Yayın yönetmenliğine geldiğimde 32 yaşındaydım ve benden çok daha genç, pek çoğu ilk mesleki deneyimini yaşayan arkadaşlarla yan yana çalışarak çıkardık bu gazeteyi. Birlikte ve birbirimizden öğrenerek… Bu gazete için ortaklaşa emek verdiğimiz çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Karin Karakaşlı ve Ferda Balancar ise, hem mesai arkadaşı, hem de dost olarak epey nazımı çektiler, eksik olmasınlar... Etyen Mahçupyan, herhalde siyasi olarak gazeteyi onunkinden epeyce farklı bir çizgide tutacağımı bildiği halde bu görevi bana devretme nezaketini göstermişti. Bana bu imkânı sağladığı için ona da bir kez daha teşekkürler.Bu köşede yazmaya başladığım 2006 yılında, yüksek lisans tezim için, geç Osmanlı döneminin en önemli edebi ve siyasi figürlerinden, Medz Yeğern kurbanı Krikor Zohrab`la yatıp onunla kalkıyordum. `Hayat, olduğu gibi` adı da, Zohrab`ın, 1913`te Osmanlıca olarak da basılan `Giankı inçbes vor e` kitabından geliyordu. Bu yazıyla birlikte, `Hayat, olduğu gibi` köşesi de son buluyor. Bana ayrılan sütunları, tepesinde yazan bu isme yakışır bir şekilde doldurmuş olduğumu umut ediyorum.Okumaktan her zaman büyük zevk aldığım William Saroyan`ın hikâye kitaplarından birinin adı `Gitme, ama gitmen gerekiyorsa merhaba de herkese`ydi.Herkese merhaba…`


29 Ocak 2015 Perşembe  11:11

Zaman

Gündem - Baransu, yine gözaltına alınıp serbest bırakıldı


`Özgür medyaya darbe` girişimleri devam ediyor. 14 Aralık`ta `iki yazı, bir haber ve TV dizisi` sebebiyle operasyona maruz kalan gazetecilere her gün yenileri ekleniyor.Gazeteci Mehmet Baransu, 2 ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alınarak Kartal`daki Anadolu Adalet Sarayı`nda ifade verdi. Baransu, Bakan Efkan Ala`nın kardeşi Atıf Ala`nın açtığı davada serbest kaldığını belirterek, sosyal medya üzerinden hakaret ve küfür içerikli dava hakkında da eski Bakan Binali Yıldırım`ın avukatları hakkında karşı dava açacağını söyledi.Mehmet Baransu, gözaltına alınması ve sonrasındaki gelişmeleri serbest kaldıktan sonra Twitter hesabından duyurdu. Cihan Haber Ajansı`na konuşan Baransu, “`Yalan, iftira ve hakaret` içerikli dava için, CHP ve MHP`lilerin fişlenmesiyle ilgili dava açıldı. Ben de belgelerimi sundum. Bir de Milli Eğitim Bakanlığı`nın resmî e-mail adresinden bana belgelerin geldiğine dair e-maili de sundum ve konu kapandı. Dava devam ediyor ama ben serbest kaldım.” dedi. Binali Yıldırım`ın avukatları aracılığıyla açılan diğer davada da ifade veren Baransu, Yıldırım`ın davayı kendisine hakaret ve küfür edildiği iddiasıyla açtığını belirterek, “30-40 tane ayrı ayrı tweet`ler koymuşlar dosyaya. Başkalarının yazdığı tweet`ler. Yıldırım ve o dönemki yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduğumu, tazminat davası açtığımı ve kabul edilğini ve mahkemenin de devam ettiğini söyledim.” şeklinde konuştu.


29 Ocak 2015 Perşembe  02:15

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

kırsehir a d  blues fest  06 haziran 2009 habertürk  melek ipek umre  son dakika kzaları  23nisan 2009 hürriyet ekini oku  zaman denemesi sonuçları  8nisan 2009 ana haber  12 03 2012 haberleri  sinem ozan namdaroğlu  fotomaç altılı ferdi akıncı  12 mart 2009 kanal 24 darwin  bugün gazete  roj tv haber video 06 01 2011  star tv haber arşivi 11062001  04 şubat 2009 milliyet gazetesi sbs soruları  töder sınav sonuçları 2009 öss  dugun 19 kasım 2011  22 mar  9 temmuz 2010 trafik kazaları  torba yasada hükümlülere ceza indirimi varmı  ismail zengin roportaj