Bulunan Haber Sayısı: 726
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Radikal

Politika - Bugün Suriye, yarın seçim senaryosu mu?


Ankara`da tehlikeli sorular: Askeri Suriye`ye iteklemekle AKP-MHP`ye mi göz kırpılıyor? Amaç Bahçeli`nin istediği gibi bir an önce seçime gitmek mi? Bundan en çok kim mutlu olur?


30 Haziran 2015 Salı  01:47

Radikal

Politika - Türkiye neden Suriye`ye giremez?


Türkiye-Suriye sınırında son 2 haftadır yaşanan gelişmeler ve özellikle PYD`nin IŞID`ı püskürterek sınır boyunca 400 kilometrelik bir hattı kontrolü altına alması, Ankara`da `ordu müdahale` korosunu yeniden harekete geçirdi. 2012 sonundan bu yana sınır kapılarının El-Nusra ve benzeri terör gruplarının eline geçmesine sessiz kalan Türkiye`nin, bu aşamada gerçekleştireceği bir askeri hareketin sonuçları ağır olacaktır.


30 Haziran 2015 Salı  01:11

Zaman

Ekonomi - TEOG açıklandı, tercih telaşı başladı


Milli Eğitim Bakanlığı, 1 milyon 273 bin öğrencinin merakla beklediği TEOG Yerleştirmeye Esas Puanlar`ını (YEP) dün açıkladı. 8`inci sınıf öğrencilerinin tercih ve yerleştirme süreci böylelikle başlamış oldu. Özel okullar 10 Temmuz`a kadar ön kayıt işlemlerini gerçekleştirecek. Öğrenciler devlet okulları için tercihlerini 6-16 Temmuz tarihleri arasında yapacak. Tek listede 25 okul tercih edilebilecek ve bunu ortaokul müdürlüklerine onaylatacak. Sonuçlar 14 Ağustos`ta açıklanacak, yedek yerleştirme olmayacak. Tercih başvurusunda bulunmayan ya da hiç tercih yapmayan öğrenci otomatik olarak açıköğretim kurumlarına kaydedilecek. Sonuçların açıklanmasından sonra nakil başvuruları alınacak, öğrencilerin üç tercih hakkı olacak. Milli Eğitim Bakanlığı`nın (MEB), yeni yasaklarına göre özel okullar artık TEOG, LYS ve YGS`de derece yapan öğrencileri açıklayamıyor. MEB, şubat ayında yayımladığı genelgeyle özel okulların reklam ve ilanlarında öğrenci isim ve resimlerinin yayınlanmasını yasakladı. Bu yüzden özel okullar tam puan alan öğrencilerini ilan edemedi. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi şehirlerde özel eğitim kurumlarından birçok öğrencinin 500 tam puan aldığı öğrenildi. Tam puan alan öğrencilerden birinin annesi olan Çiğdem Koçkar, “Öğretmenlerinin sınav kampları, kazanmada çok etkili oldu. İlkokuldan beri düzenli çalışmanın da başarıda etkisi var.” dedi. Bir başka veli Adem Gülcemal ise doğru okulun başarı getirdiğini vurguladı. Zirve Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanı Mehmet Aslan, öğrencilerin aile ve çevre baskısıyla tercih yapmaması gerektiğini söyledi.


30 Haziran 2015 Salı  02:05

Zaman

Manşet - Elektrikte zam kapısı açık bırakıldı


Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 25 Haziran tarihli toplantısında elektrik kullanıcıları için 1 Temmuz gününden itibaren uygulanacak yeni tarifeleri belirledi. Açıklanan EPDK Kurul kararında, zam kapısı açık bırakıldı. 25 Haziran 2015 tarihli EPDK Kurul kararının üçüncü maddesindeki şu ifadeyle elektriğe zam yapılabileceği kayda geçirildi: “3) Enerji KİT`lerinin Uygulayacağı Maliyet Bazlı Fiyatlandırma Mekanizmasının Uygulanmasına Yönelik Usul ve Esaslar Genelgesi uyarınca makroekonomik göstergelerde meydana gelebilecek değişikliklerden veya sair nedenlerden dolayı TETAŞ tarafından Kuruma tarife değişikliği teklifinde bulunulması durumunda, Kurum tarafından yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu alınan Kurul Kararı çerçevesinde tarife değişikliği yapılmasına, karar verilmiştir.” Buna göre EPDK 1 Temmuz`da uygulanacak tarifede zam olmayacağını belirtse de yeni ekonomik verilere göre zam yapılabileceğini karar altına almış oldu. Elektrik Piyasası Kanunu`nun (EPDK) 17`nci maddesi kapsamında 1 Temmuz tarihinden geçerli olmak üzere, Türkiye Elektrik Ticaret Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ) tarafından uygulanacak aktif elektrik enerji toptan satış tarifesi, dağıtım şirketlerine ve görevli tedarik şirketlerine aktif elektrik enerjisi bedeli olarak 17,30 Kuruş/kWh olarak uygulanmasına karar verildi. Yine görevli tedarik şirketlerinden elektrik enerjisi alan iletim sistemi kullanıcısı tüketicilere uygulanan tarifelerin, TETAŞ tarafından iletim sistemine doğrudan bağlı tüketicilerine uygulanmasına devam edilmesi kararlaştırıldı. EPDK Kurul kararına göre elektriğe zam yok, ancak yeni ekonomik veriler sonucu gelen talebe göre zam gelebilir. Enerji KİT`lerinin uygulayacağı maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasının uygulanmasına yönelik usul ve esaslar genelgesi uyarınca; makroekonomik göstergelerde meydana gelebilecek değişikliklerden veya sair nedenlerden dolayı TETAŞ tarafından EPDK`ya tarife değişikliği teklifinde bulunulması durumunda, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu alınan EPDK kararı çerçevesinde tarife değişikliği yapılmasına karar verildi. Böylece EPDK elektrikte zam kararını yeni kurulacak hükümete bırakmış oldu.


30 Haziran 2015 Salı  02:05

Zaman

Manşet - Mimarlar odasına tehdide 50 STK`dan tepki: Linç kampanyası Saray merkezli, susmayacağız!


Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan`a yönelik tehdit dolu açıklamalar 50`ye yakın meslek örgütünü bir araya getirdi. Yapılan ortak açıklamada, linç kampanyasının Saray merkezli olduğu dile getirildi. Candan ise, “17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının hesabını veremeyenler bizden hesap soramaz.” dedi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili açıklamaları nedeniyle birkaç gündür sosyal medyada hedef haline getirilen ve bazı gazeteler tarafından manşetlere çıkarılan Mimarlar Odası Ankara Şubesi`ne destek, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinden geldi. Oda`da bir araya gelen 50`ye yakın meslek örgütü, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi ölüm tehditleri alan Tezcan Karakuş Candan`ın yanında olduklarını belirtti. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyesi odaların başkanları ile siyasi partilerin, dernek ve vakıfların temsilcileri destek için Tezcan Karakuş Candan`ın yanındaydı. HDP, CHP temsilcilerinin yanı sıra Mülkiyeliler Birliği, Halkevleri, Emekli Subaylar Derneği, Tüketici Hakları Derneği, Ankara Tabip Odası ve TMMOB`a bağlı onlarca meslek örgütü temsilcisi de Mimarlar Odası Ankara Şubesi`ndeydi. Yapılan ortak açıklamalarda, özellikle sosyal medyada oda yöneticilerine yönelik küfür, hakaret ve linç kampanyası yürütüldüğü belirtildi. Kampanyanın ölüm tehditlerine kadar vardığı vurgulandı. Oda yöneticilerine yönelik fiziki saldırılardan endişe edildiği aktarılan açıklamada, böyle bir durum oluşması halinde sorumlunun Cumhurbaşkanı danışmanları ve yandaş medya olacağı kaydedildi. Günlerdir gazeteler tarafından hedef gösterildiğini ve tehdit aldığını belirten Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ise saldırıların Saray kaynaklı olduğunu belirtti. Candan, “Şahsımı, meslek örgütlerini, TMMOB`u ve tüm toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik bir linç kampanyası yürütülüyor. Hiç kimse bize parmak sallamasın, bize geri adım attırmaya çalışmasın. Susmuyoruz, korkmuyoruz. 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının hesabını veremeyenler bizden hesap soramaz.” diye konuştu. LİNÇ KAMPANYASI SARAY MERKEZLİ TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül ise Mimarlar Odası ve Tezcan Karakuş Candan aleyhinde yürütülen kampanyanın `Saray merkezli` olduğunu belirtti. Gül, “Çölde bir su damlası bulmuş gibi saldırıyorlar. Linç kampanyasına, yapılan haberlere baktığımızda tek bir kaynaktan çıktığı belli oluyor. Bu linç kampanyası Saray merkezli, Başdanışman Yiğit Bulut başta olmak üzere taşeron yayın kuruluşları aracılığıyla yürütülüyor. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanımız ve yöneticilerine yönelik tehditler artıyor. Buradan ifade ederiz ki, herhangi bir arkadaşımıza yönelik bir saldırı olursa bunun faili kampanyayı yürüten danışmanlar, AK-troller ve taşeron basın kuruluşlarıdır.” şeklinde konuştu. ÇAPULCU DEDİLER AMA HIRSIZ DİYEMEDİLER Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın da TMMOB`un şeffaf olduğunu belirterek, “Biz şeffaf örgütleriz. Üye sayılarımız belli, gelir giderlerimiz belli. Bizim kadar şeffaf olamayanların bizi sorgulaması boşuna. Bize bugüne kadar eşkıya dediler, örgüt dediler, çapulcu dediler ama hırsız diyemediler.” ifadelerini kullandı. TMMOB`un eski başkanlarından Yavuz Önen de, “Burada bir orantısız güç var. TMMOB ve Mimarlar Odası orantısız güçle Saray`ı darmadağın etmiştir. Bu kadar saldırmalarının, bu kadar rahatsız olmalarının sebebi, dağılmış olmalarından. Seçimde yere serilmişlerdir.” dedi.


30 Haziran 2015 Salı  02:05

Zaman

Gündem - Göçükten aile dramı çıktı


Niğde`nin Altunhisar ilçesinde kerpiç evde meydana gelen göçük, bir aile dramını gün yüzüne çıkardı. Enkaz altında ölen anne ve kızının 37 gün önce eşlerinden ayrılıp çöken evi kiraladıkları öğrenildi. Erkek kardeşi ve bir yaşındaki kızıyla göçükte hayatını kaybeden Zeliha Durukan`dan geriye aile fotoğrafları kaldı. Anne Fadimana Sabanlı (60) ve kızı Zeliha Durukan (25) eşleriyle yaşadıkları sorun nedeniyle kısa süre önce Altunhisar ilçesi Aşağı Mahalle`de bir ev kiraladılar. Fadimana Sabanlı, zihinsel engelli oğlu Remzi Sabanlı (19), kızı Zeliha Durukan ve torunu Nurcan Durukan (1) ile yaşıyordu. Ailenin kaldığı kerpiç ev, kuvvetli yağışlar nedeniyle geçtiğimiz cumartesi günü su almış ve önceki gün sabah saatlerinde çökmüştü. Anne Fadimana Sabanlı, oğlu Remzi Sabanlı, kızı Zeliha Durukan ve torunu Nurcan Durukan, enkaz altından yaralı kurtarılmıştı. Altunhisar Devlet Hastanesi`ne kaldırılan Zeliha Durukan, kızı Nurcan Durukan ve kardeşi Remzi Sabanlı hastanede hayatlarını kaybetmişti. Niğde Devlet Hastanesi`ne sevk edilen ve tedavisi süren Fadimana Sabanlı`nın durumunun ise ciddiyetini koruduğu öğrenildi. Göçükte eşini ve kızını kaybeden Abdullah Durukan, “Eşime şiddet falan uygulamadım. Kendisinin ayağı sakattı, bu yüzden engelli maaşı bağlandı. Maaşa bağlanınca kızım Nurcan`ı da alarak beni terk edip gitti. Kovmadım, dövmedim, sövmedim.” dedi.


30 Haziran 2015 Salı  02:05

Zaman

Manşet - Abdülhamit Bilici - PKK`nın üstün aklı!


Başbakanlık düzeyinde Irak`a düzenlenen kritik bir ziyaretti. Bağdat`ta Maliki ile görüşülecek, Necef`e geçilip Şii lider Sistani ile bir araya gelinecekti. Bir gazeteci olarak katıldığım Mart 2011 tarihli bu ziyaretin en anlamlı kısmı ise son durağıydı. Bir Türkiye başbakanı ilk kez Kürdistan Bölgesel Yönetimi`ni ziyaret edip Mesut Barzani ile görüşecekti. Erbil, Türk bayraklarıyla donatılmıştı. Görüşmelerden sonra heyetler konukevindeki akşam yemeğinde buluştu. Atmosfer çok samimiydi. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, salonun ortasındaki piyanoda bildiği parçaları çalıyordu. İbrahim Kalın, eline aldığı bağlamayla Yemen Türküsü`nü söylüyor, Erdoğan ve Barzani de eşlik ediyordu. Barzani, niçin bu türküyü istediğini şöyle anlatmıştı: “Babamla dağlarda savaştığımız yıllarda Cizreli bir arkadaşım vardı. Tüfeğini saz gibi tutup bu türküyü söylerdi. Şehit düştü. Ne zaman dinlesem o günleri hatırlar, duygulanırım.” Birkaç yıl önce hayali bile imkânsız tarihî; bir hadiseye şahitlik ediyorduk. Zira eski Türk dış politikasına göre Barzani ve Talabani vebalı isimlerdi. Turgut Özal, 1990`ların başında diyalog kurmaya çalışmış ama vefatından sonra resmî; politikada ve merkez medyada onların isimleri aşağılanarak anılırdı. Ankara`nın “Kuzey Irak” dediği bu bölgedeki Kürtlerin, değil bağımsızlığı, otonomiye kavuşmaları bile kabul edilemez kırmızı çizgiydi. Irak`ın parçalanarak Türkiye`ye kötü örnek olma korkusu ve PKK`nın bölgedeki varlığı nedeniyle Ankara çok soğuktu. Türkiye`nin bölgedeki doğal müttefiki Türkmenlerdi. Misak-ı milli içinde olan bölgenin Türkiye`ye katılması senaryoları sık sık konuşulurdu. Saddam yıkılıp Irak resmen federasyona dönüştüğünde bile mesafe sürdü. Anayasada geçen Kürdistan ismine bile tepki vardı. Erdoğan ile Barzani`nin birlikte söylediği türküyü dinlerken, Irak`a dair kırmızı çizgileri hatırlatan siyasetçi ve diplomatların sözleri kulağımda çınlıyordu. Hem bölge ve dış politika alt üst olmuş; artık Kürt bölgesi Türkiye`nin en yakın komşusuydu. Türkiye, ya doğru belirlediği siyaseti uygulayamadığı ya da baştan yanlış yaptığı için kırmızı çizgileri pembeleşmişti. IŞİD`in kontrolündeki Tel Abyad`ın PKK`nın Suriye versiyonu PYD`ye geçmesi üzerine Erdoğan`ın, “Suriye`nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.” sözleri, tutarsız Irak politikamızı hatırlattı. Üstelik Suriye politikası daha baştan iflas etmişti. O kadar ki, bir hafta önce Rojava denilen bölgede kontrol ettiği sahayı genişleten PYD`nin, AKP medyasında IŞİD`den daha tehlikeli olduğu söylenirken, şimdi Türk Silahlı Kuvvetleri`nin IŞİD için acilen bir şeyler yapması gerektiği yazılıyor. Hükümetin Genelkurmay`dan, Suriye sınırındaki kritik kapılar olan Öncüpınar ve Cilvegözü`nün karşısındaki bölgelerin IŞİD`e geçmemesi için tedbir almasını istiyor. Türkiye`yi kaosa çekebilecek talepte hedef belirsiz: Devlet kurmasından endişe edilen PYD mi, PYD ile mücadele eden IŞİD mi, yoksa Ankara`nın devrilmesini istediği Esed mi? Şayet tehdit IŞİD ise neden bu örgüte karşı sınırda ve ülke içinde etkin bir mücadele ve tavır yok? Suriye sınırındaki 11 kapıdan çoğu PYD, IŞİD veya diğer muhalif grupların elinde. Yani Esed`in hemen düşeceği öngörüsü tutmadığı gibi, onun boşluğunu nasıl grupların dolduracağını da görememişiz. PYD, IŞİD veya Esed`i hedef alan bir askerî; operasyonda, bunların Türkiye`de cirit atan unsurlarının yapacağı misillemeler büyük bir risk. Ayrıca Suriye`ye müdahalenin, başta enerji olmak üzere birçok açıdan bağımlı olduğumuz Rusya ve İran`la ilişkilere etkisi de mühim. Şayet tehdit PYD ise bu örgütün lideri Salih Müslim ile Ankara arasındaki görüşmelerin anlamı ne? 3 ay öncesine kadar çözüm sürecinde PKK`yı meşru aktör kabul ederek uluslararası alanda önünü açan AKP hükümeti idi. PKK ile PYD arasındaki ilişki ve ateşkes sayesinde Türkiye`de eli rahatlayan örgütün Suriye`ye öncelik vereceği baştan beri biliniyordu. Ayrıca iktidara akıl veren çevreler, çözüm sürecinin Türkiye`yi aşarak “bölgedeki sınırları belirleyen Sykes-Picot düzenini anlamsızlaştırma hamlesi olduğunu”, Irak ve Suriye Kürtlerinin er geç ayrı bir oluşum olarak ortaya çıkacaklarını, bunlarla kavga yerine önlerini açıp hâmi pozisyonu almanın daha doğru olacağını, hatta büyük Türkiye`ye giden yolu açacağını varsayıyorlardı. Dolayısıyla ortaya çıkan bu tablo, PKK`ya karşı izlenen stratejinin ve Suriye politikasının doğal sonucu. Suriye`nin kuzeyinde bugün koca bir bölgeyi kontrol eden, IŞİD`e karşı mücadelesiyle dünyanın sempatisini kazanan, TBMM`de büyük bir grup oluşturan PKK çizgisinin aklı, ne yaptığını bilmeyen ve `niyetlerinden emin olunmayan oligarşik bir kadronun kontrolüne giren` AKP Hükümetinin stratejisini yenmiş görünüyor. Bu kafayla Suriye`deki kırmızı çizgilerin sonu da Irak`takilerden farklı olmaz! Savaş tamtamlarından önce Türkiye`nin yeni ve düzgün bir stratejiye ihtiyacı var.


30 Haziran 2015 Salı  02:05

Zaman

Manşet - Ahmet Takan: Ankara`da hükümet değil devlet krizi var!


Sarayda `Suriye krizi` başlığı altında yapılan son güvenlik zirvesinde, Başbakan Ahmet Davutoğlu`nun TSK`ya `Cerablus`a girin` direktifi verdiğini iddia eden Ahmet Takan, `Ankara`da koalisyon krizi değil büyük bir devlet krizi yaşanıyor.` dedi. Güvenlik zirvesi ve ardından yaşanan gelişmeleri köşesine taşıyan Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Ahmet Takan, Erdoğan ve Davutoğlu; TSK`nın Suriye topraklarına girmesini istemesi üzerine ilk itirazın Dışişleri bürokrasisinden geldiğini yazdı. Takan, bürokratların harekat için ABD ve koalisyon güçleriyle, Rusya ile İran`ın da ikna edilmesi, Esad yönetimi ile mutabık kalınmasının gerektiği vurgulayarak emrin koalisyon hükümeti tarafından verilmesini önerdiğini belirtti. TSK, YAZILI EMİR İSTEDİ Davutoğlu`nun operasyonun bir an önce yapılmasında ısrarı üzerine TSK`nın da Başbakan`dan `gerekçeli yazılı emir` istediğini ifade eden Takan, bu direktifin de Başbakanlık tarafından Genelkurmay`a gönderdiğini de kaydetti. `Erdoğan`ın başkanlık hevesinden vaz geçmediği için maceralarına devlet koridorları daha ne kadar direnir bilemem ama önünüze konulan her senaryoya çok uyanık olun.` diyen Takan, yaşanan tüm bu gelişmeleri `Ankara`da koalisyon krizi değil büyük bir devlet krizi yaşanıyor.` diye yorumladı. İşte Ahmet Takan`ın bugünkü köşe yazısından ilgili bölüm: `Recep Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye topraklarına, Cerablus bölgesine girmesini istedi. İşte kızılca kıyamet bundan sonra koptu. İlk itiraz toplantıda bulunan Dışişleri bürokrasisinden geldi. Deneyimli diplomatlar, bunun çok kapsamlı bir harekât olacağının altını çizerek, Cerablus`a yönelik kapsamlı bir harekât için yalnızca ABD ve koalisyon güçlerinin değil, Rusya ve İran`ın da ikna edilmesi ve hatta Esad yönetimi ile mutabık kalınmasının gerektiğinde ısrar ettiler. Diplomatlar, gerekli görüşmeler yapılıp alt yapı hazırlanmadan, uluslararası haklı gerekçeler oluşturulmadan yapılacak operasyonda, sadece IŞİD ve PKK/PYD ile mücadele edilmeyeceğini, Suriye ile de karşı karşıya gelineceğini, Suriye`nin Kuzey Kuşağını inşa eden ABD ile de bozuşulacağını vurguladılar. Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından ulaştığım bilgilere göre, TSK`nın komuta kademesi de iktidar kanadından gelen öneriye gayet temkinli yaklaştı. Komuta kademesi, Süleyman Şah operasyonunu hatırlatarak operasyonun öncesi ve sonrasının çok iyi hesaplanmasını istedi. Komuta kademesi, zirvede “Türk Silahlı Kuvvetleri, Hükümet karar verir, emrederse Cerablus`a girmekte tereddüt göstermez ve başarı ile operasyonu yapar. Orada büyük yangın var. Biz o yangını da söndürürüz. Fakat yangına giderken yolda ne gibi tuzaklar var? Yangının boyutu buradan gözüktüğü kadar mı?.. Yangının gerçek boyutu ne? Yangın söndüğü zaman oradan nasıl döneceğiz? Ne kadar güçle orada kalacağız? Bu soruların net yanıtları bugünden iyice planlanmalı. Yangını söndürürüz, sonra elimizde hangi güçle döneriz. Arap çöllerinde kalır mıyız? Bunun için de biz gerekli hazırlıklarımızı yapmalıyız” denildi. Zirvede ayrıca, Recep Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu`na PYD`ninAyn-el Arap (Kobani) operasyonuna verilen desteğin nelere yol açtığı, faturası (daha önce yapılan uyarılar da hatırlatılarak) tekrar diplomatik fakat net bir dille anlatıldı. Komuta kademesi, Süleyman Şah operasyonunda bir şehit verilmesine rağmen, “geri çekilme” ve “başarısız operasyon” algısını da AKP iktidarının önüne koydu. Erdoğan ve Davutoğlu`nun “TSK Cerablus`a girsin” ısrarının aşılamaması üzerine zirve oldukça kritik bir noktaya girdi. Başbakanlık kaynaklarından edindiğim bilgiye göre Dışişleri ve TSK şu değerlendirmeyi yaptı; “Şu anda sıkıntılı bir dönemdeyiz. Sağlam bir koalisyonun acilen kurulması şart. Koalisyon Hükümeti kurulur kurulmaz konu Meclis`te sağlıklı bir şekilde görüşülsün. Operasyon emrini yeni Başbakan versin.” Ortamın iyice gerildiği anda devreye giren Ahmet Davutoğlu, operasyonun bir an önce yapılmasında ısrar edince de komuta kademesi Başbakandan “gerekçeli yazılı emir” istedi. Davutoğlu da daha önce TSK`ya sınır ötesi operasyon yapma yetkisi veren Hükümet direktiflerini hatırlatarak “daha önce verdiğimiz direktifleri kullanın” dedi. Dışişleri ve Komuta kademesinin direnci ile biten zirveden sonra Ankara`da neler oldu?. Başbakanlık kaynaklarının verdiği bilgiye göre Cerablus`a müdahale için Ahmet Davutoğlu yazılı direktifi Genelkurmay`a gönderdi. Dışişleri Bakanlığı ile TSK, daha önce hazırladığı alternatifli planlara göre çalışmalarına devam ediyor. Edindiğim izlenime gelince; Beştepe`deki zirvede diplomatik bir dille izah edilen “operasyonu tekrar seçime alet edersiniz” kaygısına göre Ankara topu çevirme eğiliminde. Devlet koridorlarında şu hassasiyetin altı devamlı çiziliyor; “Ayn-el Arap`ın bedelini ödüyoruz şu anda. Suriye`ye müdahale kararı, erken seçim ve yeni bir başkanlık kampanyasına alet edilemez. Erdoğan da, AKP Hükümetinde de operasyon ile birlikte ellerindeki büyük medya gücü ile büyük zafer oyunları ve ardından erken seçim kurgulanıyor. Türkiye böyle bir maceracı plana sokulamaz. Düşmüş bir Hükümet ile operasyona girişilmez. Güçlü bir koalisyon hükümetinin derhal kurulması lazım.” Ayn-el Arap`ta (Kobani) de IŞİD`in patlattığı son bombalardan sonra “at izi, it izine karıştı” değerlendirmelerinin yapıldığı Ankara`da şu hatırlatma da yapılıyor; “2007 Kasım YAŞ`ında Başbakan Tayyip Erdoğan`ın önüne Kürt Koridorunun net fotoğrafını koyup ayrıntılarıyla anlatmıştık. Ama o zaman aklı sadece Ergenekon operasyonu ve askerlerle kavgada olduğu için her halde tam anlayamamış...” Ey millet!.. Kafanızı kumdan çıkarın. Ankara`da koalisyon krizi değil büyük bir devlet krizi yaşanıyor. Recep Erdoğan ve AKP`sinin saray entrikaları yüzünden ülke bekası, ciddi tehdit altında. Erdoğan`ın başkanlık hevesinden vaz geçmediği için maceralarına devlet koridorları daha ne kadar direnir bilemem ama önünüze konulan her senaryoya çok uyanık olun. Oltaya gelmemek için hali hazırda yürütülen algı operasyonlarına gözlerinizi kapatın. Koalisyon çıkarları ile yalpalayan siyasilere de bir çift lafım olacak; Erdoğan ülkeyi büyük felakete sürüklüyor. Gün, koltuk savaşı yapılacak gün değil!..`


26 Haziran 2015 Cuma  15:59

Zaman

Manşet - TOBB yeni raporunda `dershane` dönüşümünden vazgeçilmeli dedi: 3 bin kurum kapanacak, 60 bin kişi işsiz kalacak


Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) dershanelerin zorla dönüştürülmesiyle ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Rapora göre dönüşüm uygulamasıyla birlikte özel okullar çok ciddi öğrenci kaybedecek. 3 binden fazla kurum kapanırken 1 milyar liralık yatırım heba olacak. 60 binden fazla insan işsiz kalacak. Temel liselere dönüşüm eğitim sisteminde domino etkisi yapacak. Yarı kapasiteyle çalışan özel okullar, kurslar ve resmi okullar dahil tüm eğitim sistemi zarar görecek. TOBB`un raporunda Milli Eğitim Bakanlığı`nın zorunlu dönüşümden vazgeçmesi çağrısı yapıldı. Raporda bununla ilgili “Cazip alternatifler sunarak pilot uygulamalarla isteğe bağlı olarak kendiliğinden geçiş sağlanmalı. Teşvikler uygulanabilir olmalı ve mevcut kurumları da kapsamalıdır.” ifadelerine yer verildi. TOBB`un 2014 Türkiye Eğitim Meclisi Sektör Raporu`nda dönüşüm masaya yatırılırken çözüm önerileri de sıralandı. Dönüşüm uygulamasıyla birlikte özel okulların çok ciddi öğrenci kaybedebileceği belirtilerek, “Yapılması planlanan okul veya açık liseye dönüşüm domino etkisi yapacak, yarı kapasite ile çalışan özel okullar, kurslar ve resmi okullar dahil tüm eğitim sistemine zarar verecektir. 3 binden fazla kurum kapanarak 1 milyarlık yatırım heba olacak ve 60 binden fazla insan işsiz kalacak.” denildi. Ayrıca kapanmak zorunda kalacak kurumlardaki 6 yılını doldurmayan öğretmenlerin, memur, hizmetli ve benzeri diğer çalışanların tazminat almadan işini kaybetmeleriyle ortaya çıkacak mağduriyetler için önlem alınması gerektiğine dikkat çekildi. Bakanlığın verilerine göre dönüşüm için başvuran 2 bin 214 dershaneden şu ana kadar 600`e yakınına ruhsat onayı verildi. Dönüşüm programı başladıktan sonra 400`ün üzerinde kurum kendiliğinden kapandı. Eğitim sektörünün öncelikli sorunları arasında yer alan Fatih projesinde e-içeriğe yeterli kaynak ayrılmaması da yer aldı. Fatih projesi kapsamında donanıma kaynak ayrıldığı ancak içeriğe yeterli kaynak ayrılmadığı belirtilen raporda, bu durumun projenin gelişmesini engellediğine değinildi. Raporda sürücü kursları ile ilgili de sorunlar ele alınıp “Trafik kazalarını azaltmak için eğitim süreleri ve niteliklerinin artması gerekirken son düzenlemelerde eğitim süreleri ve niteliklerini azaltacak adımların atıldığı düşünülmektedir.” denildi. Özel eğitim sektörünün önündeki engellerden birisinin de kararların sektörü tanımayan devlet görevlilerince verildiği tespitinde bulunulan raporda, bu durumun sektörün işini zorlaştırdığı kaydedildi. Raporda bununla ilgili şu ifadelere yer verildi: “Özel sektörle ilgili kararların sektörü hiç tanımayan, sektörün çalışma tarzını ve düzenlemelerden nasıl etkileneceğini bilmeyen devlet görevlilerince veriliyor olması, sektöre yeterince danışılmaması ya da danışılsa bile kararlarda etkisiz eleman durumunda olması sektörün işini zorlaştırmaktadır.”


29 Haziran 2015 Pazartesi  02:01

Zaman

Manşet - Şeffaflık Derneği`nden milletvekillerine çağrı: Yolsuzluklar soruşturulsun!


Uluslararası Şeffaflık Derneği, Türkiye`yi sarsan 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla ilgili Meclis`e yeni seçilen milletvekillerine açık çağrı yaptı. Dernek, birçok sivil toplum kuruluş adına hazırlanan mektubunda, `17-25 Aralık iddiaları soruşturulsun, cezasızlık hali ortadan kalksın!` çağrısı yaptı. Mektupta şu görüşler dile getirildi: `Sayın Milletvekillerimizden taleplerimizdir: TBMM Genel Kurulu`nda 17-25 Aralık iddialarıyla ilgili olarak 20 Ocak 2015 tarihinde yapılan, oylamada dört eski Bakanın Yüce Divan`a gönderilmesinin reddedilmesi; hukukun üstünlüğü, hukuk güvenliği ve adil yargılanma ilkelerine ilişkin kamuoyu güvenini sarsmıştır. Göreve başlayacağınız tarihten itibaren, 17-25 Aralık sürecine ilişkin atacağınız adımlar; sadece bu vakayla sınırlı olmaksızın ülkemizde yerleşmiş `cezasızlık` kültürünün kırılması ve hesap verebilirlik kavramının güçlendirilmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. Lütfen Meclis`teki icraatlarınıza bu durumu dikkate alarak başlayın! 1- Siz Sayın Milletvekillerimizi, 17-25 Aralık iddialarına ilişkin dört eski Bakan hakkında yeni bir Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması için önerge vermeye ve 17-25 Aralık iddialarına ilişkin soruşturmaların tekrar başlatılması ve hukuka uygun bir şekilde takip edilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Haklarında yolsuzluk iddiaları bulunan dört eski Bakan hakkında yeni bir Meclis Soruşturma Komisyonu`nun kurulması, ülkemizin bir hukuk devleti olduğuna ilişkin kamuoyunda oluşan güven kaybının tamirine ilişkin önemli bir adım olacaktır. Yeni Meclis`in 17-25 Aralık iddialarına konu olan dört eski Bakan hakkında yeni bir Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması yolunda alacağı karar, herkesin kanun önünde eşit olduğuna ilişkin evrensel ilkeyi de doğrulayacaktır. Ayrıca, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ardından her ne kadar takipsizlik kararları verilmiş olsa da, yolsuzluk suçlamalarında maddi gerçeğin titizlikle araştırılması zorunludur. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği, suçun oluştuğuna ilişkin yeterli şüphe bulunması halinde, suçla itham edilen kişilerin mahkeme önüne çıkarak adil biçimde yargılanması beklenir. Bu nedenle, 17-25 Aralık iddialarına ilişkin soruşturmaların başlatılarak hukuka uygun bir şekilde takip edilmesinin öncelikleriniz arasında olmasını beklemekteyiz. 2- Siz Sayın Milletvekillerimizi, ülkemizin en önemli sorunlarından olan yolsuzlukla mücadelenin başarılı olabilmesi için gerekli temel mevzuat eksikliklerini gidererek, ivedilikle Siyasi Etik Yasası, Siyasetin Finansmanı ve Milletvekillerinin ve Üst Düzey Bürokratların Mal Bildirimlerinin Kamuoyuyla Paylaşılması gibi yasal düzenlemeleri yapmaya, Kamu İhale Kanunu gibi konulardaki eksikliklerin giderilmesi yolunda harekete geçmeye davet ediyoruz. Biz bu çağrıda bir araya gelen sivil toplum kuruluşları olarak, 25. Dönem boyunca siyasetin şeffaflaşması adına tüm icraatlarınızın takipçisi olacağız.` CİHAN


22 Haziran 2015 Pazartesi  21:28

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

04 07 2010 fox  aydın ortaklarda cesd  çiğdem çakıcı 10 mayıs  çorum hakimiyet gazetesi 23 şubat  07 04 1979hürriyet gazetesi arsiv  barış ünal trafik kazası haber  20 mart  6 11 2009 sakarya gazetesi eskişehir  13 ekim atv ana haber  1101 2011 sabah gaztesinin ekonomi sayfasl  02kasim2009 arşivi  adana ekstrem dershanesi  kanal 7 haber arşiv 08 02 2011  antalya 8 ocak 2009 haberleri  staopaj teşviki  06 ocak fox ana haber i  25 ocak 2009  istanbul ümraniye çıkan yangın  özel yetkili cazetesi arsivi  dünya  çukurova ekİ haberlerİ 16 ocak  18 ekim 2010 yeni asır gazetesi izmir