Bulunan Haber Sayısı: 117
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Habertürk

Gündem - Öğrencilerin sınav sorularını öğretmenler hazırladı


İlk 6`sı 26-27 Kasım`da yapılacak TEOG sorularını Türkiye`nin çeşitli illerinde görev yapan yaklaşık 70 öğretmen hazırladı. Öğretmenler önce üniversite hocalarından soru hazırlama teknikleri dersi aldı, ardından bakanlığın yaklaşık 50 kişilik soru hazırlama ekibi gözetiminde soruları ücretsiz yazdı


21 Kasım 2014 Cuma  10:06

Hürriyet

Yazarlar - Unuttuğumuz Avrupa`yı yeniden hatırlamak... - İsmet BERKAN


SURİYE`de içsavaşın o kadar kolay ve çabuk bitmeyeceği, hatta hiç bitmeyebileceğine ilişkin analizler 2013 yaz aylarında yapılmaya başlanmıştı.


21 Kasım 2014 Cuma  04:17

Zaman

Manşet - Şakayla attığı şiş arkadaşını öldürdü


Adana`da bir genç kebap şişi ile şakalaştığı arkadaşının ölümüne sebep oldu. Olay, önceki akşam merkez Çukurova ilçesi Yurt Mahallesi`nde yaşandı.Kurttepe Teknik Meslek Lisesi 1`inci sınıf öğrencisi 15 yaşındaki Arif Ünler, arkadaşı 16 yaşındaki O.P. ile apartmanın depo olarak kullanılan bölümünde şakalaştı. Bu sırada O.P., depodaki kebap şişlerinden birini fırlattı. Şiş, arkasını dönen Ünler`in sırtına isabet etti. Kanlar içinde kalan genç, haber verilmesi üzerine olay yerine sevk edilen ambulansla hastaneye kaldırıldı. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Adana Adli Tıp Kurumu`nda yapılan otopside, Ünler`in sırtına saplanan kebap şişinin kalbe giden ana damarlardan birini parçaladığı ortaya çıktı. Ünler`in cenazesi Kabasakal Mezarlığı`nda toprağa verildi. Polis, olayın ardından şakayla arkadaşının ölümüne yol açmakla suçlanan O.P.`yi gözaltına aldı. Emniyet Çocuk Şubesi ekiplerince psikologlar eşliğinde ifadesi alınan gencin sağlık kontrolünde oldukça sakin olduğu gözlendi. O.P., adlî mercilere sevk edildi. Bu arada vefat eden Ünler`in 3 Kasım günü sosyal paylaşım sitesine, “Hayat bir sınavdır ama diğer sınavlara pek de benzemez. Çünkü bazen yaptığın bir yanlış, tüm doğrularını götürebilir.” yazması dikkat çekti.


21 Kasım 2014 Cuma  03:22

Zaman

Manşet - MEB hukuktan sınıfta kaldı


Millî Eğitim Bakanlığı, idari yargı kararlarına rağmen şube müdürlüğü atamalarını yalnızca sözlü sınavı baz alarak yaptı. Haksızlığa uğrayan binlerce aday, mahkeme hükümlerinin 8 aydır yok sayılmasına tepki gösteriyor.AK Parti hükümetlerinin 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra başlattığı yargı kararlarına uymama geleneği devam ediyor. Mahkeme kararları yok hükmünde sayılıyor. Mülkün temeli konumundaki “adalet” kavramının içi boşaltılmış durumda. Başbakan Ahmet Davutoğlu`nun sıkça dile getirdiği “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı davrananlar mutlaka cezalandırılacaktır.” sözü pratikte karşılık bulmuyor. Yüksek yargının iradesi bile görmezden geliniyor.Yürütme erkinin zirvesi mahkeme hükümlerine kulak asmayınca diğer kurumlar ve bürokrasi de bu fiilî duruma göre şekilleniyor. İllegalitede bir yarış içindeler âdeta. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) da, taşra teşkilatı şube müdürlüğü görevde yükselme sınavında Danıştay`ın ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi`nin kararlarını 8 aydır uygulamıyor. “Yazılı sınav da dikkate alınmalı” hükmü ortadayken “sözlü sınavla” yetinmede ısrar ediyor.Danıştay haksızlığı tescillediŞube müdürleri tayinleri öncesinde eğitim sendikaları, değerlendirmenin yalnızca sözlüye (mülakata) dayandırılamayacağı mevzuunu Danıştay`a taşımıştı. Yüksek mahkemenin 5`inci ve 2`nci daireleri, objektifliğin temini adına yazılıların saf dışı bırakılamayacağına atamalar öncesinde (Mart 2014) hükmetti. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu`nca çerçeve yönetmelik temmuz ayında değiştirildi. Yazılı ve sözlünün aritmetik ortalamasının alınması yönünde yeniden düzenlendi. MEB de resmî web sitesinde aynı doğrultudaki çalışmalarının sürdüğünü duyurdu. Bu arada yerel mahkemelerden de (Ankara 1, 4 ve 7`nci İdare) benzer kararlar çıktı. Özetle, 1709 şube müdürünü yalnızca sözlü sınava bakarak belirleme işlemi durduruldu. Fakat yargının kararı kâğıtta kalmaktan öteye geçemedi.MEB Müsteşarı Yusuf Tekin`in tabloyu yorumlaması bir hayli ilginç ve manidar: “Danıştay 2. Dairesi (2013/10363 Esas sayılı kararıyla) yönetmeliğin yürütmesini durdurdu, şube müdürü atamalarını iptal etmedi. Şayet atamalara iptal gelirse bile atananları korumak için farklı A, B ve C planlarımız var.” Anayasa`nın 138. maddesinin son fıkrasında `idare mahkemesi kararları hiçbir suretle değiştirilemez ve bunların yerine getirilmesi geciktirilemez` deniyor oysa. MEB, 30 gün içerisinde mahkeme kararlarının gereğini yerine getirmek zorunda.“MEB Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik” dâhilinde öğretmenlikte 10 yılını doldurup da şube müdürü olmak isteyenler iki aşamalı sınava tabi tutuldu. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi`nce (ÖSYM) 2013 yılının 29 Aralık`ında organize edilen yazılıya 30 binden fazla aday katıldı. 70 puan barajını aşan 5922 kişi Şubat 2014`teki sözlü sınava girmeye hak kazandı. 16 Nisan`da sonuçlar açıklandığında herkes şaşkındı. Atamalar salt sözlü bazlıydı. Yazılı, formaliteden ibaretti.Büyük haksızlığa uğrayan adaylar, bakanlığın hukuk tanımaz tavrından şikâyetçi. Osman D. de onlardan biri. Mülakatta, “Avrupa Birliği Komisyonu`nun marşını kim besteledi?” suali yöneltilmiş kendisine. Mantık yürüterek `Beethoven` demiş. Cevabı doğru olmasına karşın düşük puan verilmiş. Şöyle anlatıyor düşünce ve sitemlerini: “Mülakat demek torpil demek. İktidar kendi yandaşlarını alıyor. Bu zaten bilinen bir durum. Mevcut atamalarla şube müdürü açığı kapanmıyor. Bakanlık sorunu yama çözümle -öğretmenlerden şartları tutanlar arasında görevlendirme yaparak- çözüyor. Görevlendirme demek emir kulu demek. Hâlbuki yazılı sınavı geçenlerin hepsi atansa bu sorun kökten çözülür.” Hasan G. İse 15 senelik eğitimci. Yazılı sınavda ilk yüze girmiş. Mülakatta 80 puanı aşamayınca(!) amacına erişememiş: “Beni esas üzen gece gündüz çalışmalarımızın neticesini alamamak ya da mülakatlardaki haksızlıklar değil. Mahkemenin kararlarına uyulmaması iki çocuk babası biri olarak benim canımı yakıyor. Çünkü evlatlarımın demokratik hukuk devletinde yaşamasını istiyorum.”Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk:HİÇ KİMSE MAHKEMELERİN ÜZERİNDE DEĞİLDİR“MEB`de kadrolaşma şube müdürlüklerinde de söz konusu. Atamalardan önce, Türk Eğitim-Sen tarafından, sadece sözlü sınav puanı esas alınarak atama yapılması işlemi ve çeşitli maddelerin iptali için ilgili yönetmelikler Danıştay nezdinde davaya konu edilmiştir. Bu doğrultuda Danıştay 2. ve 5. Daireleri yürütmeyi durdurma yönünde karar verdi. Her iki kararda da özetle, şube müdürlüklerine sadece sözlü sınavla atama yapılamayacağından, objektif olan yazılı sınavının değerlendirme dışı bırakılamayıp belirleyici olması gerektiğinden söz edilmiştir. Sendikamız, 22.07.2014 tarih ve 1122 sayılı yazı ile davalı idareye başvuruda bulunarak Danıştay 2. Dairesi tarafından yürütmesi durdurulan 21/1. Madde kapsamında tek başına sözlü sınav sonuçlarına göre oluşturulan başarı sıralamaları esas alınarak yapılan şube müdürü atamalarının tümünün iptalini talep etti. Ancak, MEB yapılan atamaları iptal etmediği gibi sendikamızın başvurusuna yasal süre içerisinde cevap vermemiş ve talebimizi zımnen reddetmiştir. Sorumlu sendikacılık anlayışı gereği konu yargıya taşınmıştır. Unutulmamalıdır ki kimse Türk Milleti adına karar veren mahkemelerin üzerinde değildir. Hiçbir güç yargı kararını yok saymaya, uygulamamakta direnmeye devam edemez. İhtilal dönemlerinde dahi uygulanan yargı kararlarının ileri demokrasiden bahsedilen bu dönemde uygulanmayacağının bu kadar açık, bu kadar fütursuzca ilan edilmesi ileride yaşanacak idari işlemlerle ilgili soru işaretleri doğurmaktadır. Hukuksuzlukla mücadeleyi ilke hâline getirmiş olan Türk Eğitim Sen, Danıştay 2. Dairesi`nin 2013/10363 esas sayılı kararını uygulamayan MEB yetkilileri ile MEB Müsteşarı Yusuf Tekin hakkında yargı kararını uygulamamaktan suç duyurusunda bulunmuştur. Bu işin sonuna kadar gidecek, kazandığımız bir davanın gereğinin yapılmasını sağlayacağız. Mülakatla iktidara yakın kişilerin şube müdürü yapılmasına, emek, alın teri, liyakat, kul hakkının hiçe sayılmasına hiçbir şekilde tahammülümüz yoktur.”


21 Kasım 2014 Cuma  02:10

Zaman

Gündem - Yavuz Turgul-Şener Şen birlikteliğini bozmaya çalıştım


Yönetmen - oyuncu işbirliğinin en güzel örneği Yavuz Turgul-Şener Şen`dir. Bu birlikteliği bozmaya çalıştığını itiraf eden Şen, “Başka senaryolar olsun istedim ama olmadı.” dedi.Türk sinemasının ustalarından yönetmen Yavuz Turgul ve oyuncu Şener Şen, birlikte pek çok güzel filme imza attı. `Muhsin Bey`, `Eşkıya`, `Gönül Yarası` bu filmlerden bazıları. İki usta önceki akşam Sakıp Sabancı Müzesi`ndeki söyleşide bir araya geldi. Çok fazla röportaj vermeyen Şener Şen, bir itirafta bulundu: “Yavuz Turgul ve Şener Şen birlikteliğini bozmaya çalıştım.” Turgul ile sinemaya bakış açılarının odak noktaları olduğunu belirten Şen, “Bazen bu birliktelik benim canımı da sıkmıştır açıkçası. Hep Yavuz Turgul-Şener Şen. Başka senaryolar olsun bu defa istedim. Fakat bakıyorum bakıyorum bir şey yok. Sonra Yavuz şöyle bir şey var, ne dersin diyor. Kabul ediyorum.” dedi. Turgul`u 1975`ten beri tanıdığını dile getiren Şen, “Muhsin Bey`i 1986`da çektik. Yani 10 yılda birbirimiz hakkında baya fikir sahibi olduk. Yavuz`da o zamandan başlayan bir alçakgönüllülük var. Çok özel biri olduğuna inanıyorum. Bu kadar işini ciddiye alıyor, ona rağmen saflığını koruyabiliyor.” ifadelerini kullandı.Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay`ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide Yavuz Turgul ve Şener Şen, sanat hayatlarına dair bilinmeyenleri anlattı. Turgul ve Şen`i Arzu Film`de çalıştıkları dönemde usta yönetmen Ertem Eğilmez tanıştırmış. Zaten her iki sanatçının da sinemaya attıkları ilk büyük adım Eğilmez vasıtasıyla olmuş. Gazetecilik yapan Turgul`u senaryo konusunda ikna edip Arzu Film`e davet eden Eğilmez, Hababam Sınıfı`nın Badi Ekrem`i olarak da Şener Şen`i seçmiş. Oyunculuğa başladığı yıllarda sinemayı ciddiye almadığını, tiyatroya ağırlık verdiğini söyledi. Yeşilçam`da sinemacıların bir arada yaşadığını hatırlatan Turgul ise, “Herkes birbirini görür, biz böyle gruplar halinde gezerdik. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe, Kemal Sunal, Adile Naşit, Münir Özkul senaryo grubunun içindeydi. Bu insanlar bir araya gelir, o filmde oynasın ya da oynamasın düşüncelerini söylerlerdi.”Nesli Çölgeçen`in çektiği Züğürt Ağa filmini `şahane` diye niteleyen Turgul, “Çok şey kattı bu filme ve büyük bir kahramanlık yaptı. Hiçbir şeyine dokunmadı senaryonun. Nesli`nin bu saygılı tavrı onu da beni de yüceltmiş oldu.” yorumunu yaptı. Şen ise Züğürt Ağa`nın senaryosunu okuyunca uykularının kaçtığını anlattı; “Senaryoyu okuyup etkilenmemek mümkün değil. Bir oyuncu için özel bir roldü.” dedi.Bu hayatta derdim oyunculukİlkokul öğretmeni olduğunu hatırlatan Şener Şen, Gönül Yarası`nda Nazım karakteriyle benzer yanlarının bulunduğunu dile getirdi. Av Mevsimi`ndeki rolünü sevdiğini aktaran Şen, “Benim de derdim bende oyunculukla ilgili gizli kalan yönleri ortaya çıkarmak. Bu hayatta derdim oyunculuk. Orada da başka bir şeyi deneme, oyunculuğun başka bir yanını yapma heyecanını tattım.” diye konuştu. Turgul ise Gönül Yarası filmini “Şen`in oyunculuğunun değişmeye başladığı dönem” diye değerlendirdi. Usta yönetmen şöyle devam etti: “Oyuncu, parlamayı seviyor. Benim silme dönemimdi. Kendim dahil, oyuncu dahil. Bundan dolayı Şener`in oyunculuğu da değişmeye başladı. Ona çok fazla imkân tanımadım. Gönül Yarası ve Av Mevsimi`nde olan o Şener`i diğerlerinden daha çok seviyorum.”


21 Kasım 2014 Cuma  02:10

Zaman

Manşet - 17 Aralık operasyonunu gerçekleştiren polisler, Meclis Komisyonu`na başvurdu


17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gerçekleştirenler arasında yer alan İstanbul Organize Suçlarla Mücadele eski Şube Müdürü Nazmi Ardıç ve eski Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu, rüşvet aldığı iddia edilen dört bakanla ilgili TBMM`de kurulan soruşturma komisyonuna ifade vermek için TBMM Başkanlığı`na başvurdu.Bugün öğlen saatlerinde TBMM`ye gelen iki eski polis, dilekçelerini TBMM Başkanlığı`na verdi. `Soruşturma süreci içerisinde yaşanan bütün hadiseler, dosya içerisinde hangi delilin nasıl elde edildiğine yönelik yapılan tüm aşamalar çalışmalar bunların tamamı ile ilgili olarak tanıklık yapabilecek bir pozisyonum var.` diyen Ardıç, soruşturmaya daha sonra atanan Cumhuriyet Savcısı`nın da bazı delilleri görmezden geldiğini, planlanan delilleri de temin etmediğini söyledi. Topçu ise `Yaptığımız inceleme neticesinde hem dosyadaki somut maddi gerçeklerle çelişen hem de şu andaki yasal mevzuatla çelişen bazı unsurlar tespit ettik. Tespit ettiğimiz bu unsurların değerlendirmelerin konuyu şu an Meclis`te inceleyen komisyonumuzca da ele alınıp değerlendirilebilmesi için biz de tarih önünde tarihi bir sorumluluk gereği milletimiz bizi yetiştiren devletimize ve milletimize borcumuzu ödemek adına tarihi sorumluluğumuz gereği dilekçemizi sunduk.` diye konuştu.SORUŞTURMA SÜRECİNİN BAŞTAN AYAĞA BÜTÜN AŞAMALARINA VAKIFIMDilekçelerini sunduktan sonra çıkışta gazetecilere açıklamalar yapan Nazmi Ardıç, başvuru sebeplerini `17 Aralık yolsuzluk soruşturma süreci sonrasında Meclis`te bir soruşturma komisyonu oluşturuldu dört bakanla ilgili olarak. Bu komisyona dilekçe vermek üzere geldim. Komisyonun yapmış olduğu çalışmalarda birçok kişiyi dinliyor komisyon. Ben de bu soruşturma ile ilgili olarak özellikle soruşturmanın Çevre Bakanlığı, Anıtlar Kurulu Fatih Belediyesi ve TOKİ`deki yolsuzluk boyutuyla ilgili aşamalarında bu süreci yürüten emniyet ayağında kolluk ayağındaki işlemeleri yürüten Organize Suçlar Şubesi`nin o dönemdeki şube müdürüydüm. Adli kolluk Amiri sıfatıyla soruşturma sürecinin kolluk ayağındaki tüm işlemlerin koordinesinden yönetiminden sorumluydum. Ve o soruşturma sürecinin baştan ayağa bütün aşamalarına vakıfım.` diye açıkladı.`Soruşturma süreci içerisinde yaşanan bütün hadiseler, dosya içerisinde hangi delilin nasıl elde edildiğine yönelik yapılan tüm aşamalar çalışmalar bunların tamamı ile ilgili olarak tanıklık yapabilecek bir pozisyonum var.` diyen Arıç, bu komisyona böyle bir tanık olarak beyan vermenin gerekli olduğunu düşündüğünü belirtti. Nazmi Ardıç, `Bir Türk vatandaşı olarak milletime borcumu ödemek adına bu tarihi süreçte komisyona tanılık müracaatımı yapmamın bir borç olduğunu düşündüğüm için geldim, dilekçemi yazdım ve Meclis Başkanlığı`na sundum. Kabul ettiler kayda aldılar, değerlendirecekler.` diye ekledi.`TAKİPSİZLİK KARARI YANLI`Ardıç, sözlerini şöyle sürdürdü: `Ayrıca komisyona dilekçemde de bunu özellikle belirttim. Kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verildi savcılıktan. Birkaç karar var. 17 Aralık soruşturması ile ilgili olarak. Bu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların bütün detaylarını da inceledim. Soruşturma sürecinin de tüm detaylarına vakıf olduğum için savcının elbetteki takdiridir bir soruşturma makamıdır yetkili makamdır ancak biz de bu işi ilk defa yapmıyoruz ve bu zaman kadar birçok soruşturmada görev aldım yer aldım. İddianameler nasıl hazırlanır takipsizlik kararı nasıl verilir, delil nasıl elde edilir bunlarla ilgili tüm süreçleri yüzlerce defa binlerce defa yaşamış biriyim. Bu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yansız bir soruşturma sonrasında yapılmış olduğuna dair kalbim mutmain değil. Yanlı olduğu yönünde bir kanaatim var bu kararın. Bu benim şahsi kanaatim tabi. Bununla ilgili de şu anda Meclis`te bir komisyon var. Ben bu komisyonun incelemesine katkı sunacağımı düşünüyorum.``SAVCININ TOPLAMADIĞI BİRÇOK DELİL VAR`Takipsizlik kararı veren savcının da dosya içerisinde görmezden geldiği deliller olduğunu söyleyen Ardıç, `Bir de toplamadığı deliller var. Çünkü o soruşturma sürecinde birçok delil operasyon sürecinden sonra toplanmak üzere planlanmış ve o süreçten sonra toplanacak delillerle soyanın ikmal edilmesi düşünülmüştü. Çünkü soruşturmanın operasyon yapılacağı ana kadarki aşamasında birçok delil toplanıyor ama örtülü bir soruşturma süreci yürütülüyor. Daha sonraki aşamada aleniyet kazandıktan sonra bir açık soruşturmayla birçok kurumla yazışmalarla alacağınız kayıtlar deliler belediyeden bankalardan vergi dairesinden birçok kurumdan yazışmayla alabileceğiniz birçok delil daha sonraya bırakılıyor operasyon sürecine ve ondan sonraki soruşturmaya bırakılıyor. Sebebi soruşturmanın gizliliğinin ihmal edilmemesi ve açığa çıkmadan soruşturmanın yürütülebilir olması. Bütün soruşturmalar böyle yürütülür bu soruşturmaya mahsus değil. Tüm soruşturmalarda soruşturmanın açığa çıkmasına neden olacak deliller planlanır programlanır operasyon sürecinden sonra ayniyet kazandıktan sonra yazışmalar yapılmak suretiyle alınır ve dosyaya eklenir. Planlanan birçok delilin hiç birisini Cumhuriyet Savcısı dosyayı devraldıktan sonra temin etmedi, almadı bunları. Toplamadığı birçok delil var. Dosyanın içerisinde toplanması gerektiği açık bir şekilde görülen. Benim böyle yanlı bir soruşturma yapıldığı kanaatini sahip olmamın ana etkeni bu. Toplanması gereken birçok delilin toplanmamış olması.`İkinci etkenin de cumhuriyet savcısının kararında, dosyada açık bir şekilde görülen delillerin olmadığını beyan etmesi olduğunu söyleyen Ardıç, `Takipsizlik kararında, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında. Bu gerekçeyle ben bu takipsizlik kararını çok da sağlıklı bir soruşturma sürecinden sonra verilmiş bir karar olmadığını, ya da tarafsız yansız yürütülen bir soruşturma sonrasında verilmiş bir karar olmadığı kanaatindeyim. Bu kanaatimi de vicdanen bu meseleyle alakalı bir komisyon kurulmuş meclis bu konuya el atmış bu konuyla ilgili şu anda başlangıcı itibariyle aksayan birçok yönleri olsa bile halihazırda yürüyen bir Meclis soruşturma komisyonu var. Bu komisyonda bu meselelerin ele alındığı değerlendirildiğini biliyorum ve vicdani bir kararla Meclis`e gelmek, düşüncemi ve tanıklık yapabileceğim hususları Meclis komisyonuna Meclis Başkanlığı`na arz etmek, tanıklık yağabileceğimi beyan etmek, tanıklığım kabul edilmesi durumunda da bildiğim her şeyi kendilerine anlatabileceğimi izah edebileceğimi ifade etmek adına yazdığım dilekçemi Meclis Başkanlığı`na sundum.` şeklinde konuştu.Kendisine görmezden gelinen delillerin neler olduğu sorulan Ardıç, bu konuda kamuoyuna açıklama yapamayacağını ama yetkili kişilere açıklayabileceğini ifade etti: `Bu husus çok ayrıntılı bir konu. Sormuş olduğunuz soru çok ayrıntılı bir konu. Henüz takipsizlik kararına itirazlar sonuçlanmadı kesinleşmediğinden dolayı bu konuda açık bir beyanda bulunmam çok mümkün değil şu an itibari ile. Soruşturmanın gizliliği yasal süreçler halen devam ediyor. Bunu ancak yetkili bir makamın bana sorması durumunda ifade edebileceğim. Kamuoyuna bunu deklare etmem yasal olarak sorumluluk doğurur. Bundan dolayı şu an ifade etmem mümkün değil. Ancak günü geldiğinde bunları da ifade etmek mümkün hale gelebilir.``ŞÜPHELİLERLE YAKIN İLİŞKİSİ OLANLARI DİNLEDİLER, AMA POLİSLERİ DİNLEMEDİLER``Komisyondan beklentiniz ne?` diye de sorulan Ardıç, şu cevabı verdi: `Milletin iradesini temsilen oluşmuş bir Meclis`te yine milletin iradesinin ortaya konması icra edilmesi millet adına burada bir soruşturma komisyonunda bir soruşturma görevi ifa etmesi bu komisyonun yükümlülüğü. Şu ana kadarki süreçte aslında ben komisyonun kendiliğinden bizi çağırmasını beni çağırmasını Yakup Saygılı`yı çağırmasını ya da benim yardımcılarını da çağırmasını ya da bu soruşturma sürecinde aktif görev almış arkadaşlarımızı çağırıp görüşmesini beklerdim. Komisyonun kendisi böyle bir irade beyanında bulunmadı. Bizim vakıf olduğumuz bilgilerden çok daha sınırlı boyutlarda dahli olan müdahalesi olan ya da tanıklık potansiyeli olan kişileri çağırdılar. Ve bunları dinlediler. Bu dinlemiş oldukları kişilerin de çoğunluğu aslında şüphelilerin ilişkili olduğu kişiler. Şüpheliler ile direkt ilişkisi ve irtibatı olan kişiler. Kaldı ki bunlar bile komisyona dosya verilerini kısmen doğrulayan açıklamalar yapıyorlar bir kısmı itibariyle. Ama Meclis`in çağırmış olduğu kişiler daha çok şüphelilerin birebir ilişkili olduğu taraf olma ihtimali potansiyeli olan kişiler. Bunları dinliyor komisyon. Ben Komisyondan tarafsızlığı konusunda tarafsız ve etkin bir soruşturma yürütüyor olmalarının temini açısından gereklilikleri gözetmelerini bekliyorum. Millet iradesini temsil ediyorlar. Bu iradenin gereğini ifa etmelerini bekliyorum. Henüz komisyon da çalışıyor peşin bir hükümde bulunmamak gerekir şu aşamada. Komisyon çalışmasını tamamladığında ancak net bir değerlendirme yapmak mümkün olacaktır. Şu an itibariyle benim umduğum kişileri çağırıp dinlemedi komisyon. Umarım dinlerler. Ama komisyonun da sınırlı az bir süresi kaldı. Bunu da bildiğim için süre geçmeden geleyim ben de borcumu ödeyeyim, milletime olan borcumu ödeyeyim istedim. Onun için bu müracaatımı yaptım.`Son olarak 17 Aralık`ın ardından ne görevler yaptığı ve şu an hangi konumda bulunduğu sorulan Ardıç, `Süreçten sonra 5 tane tayin gördüm. 3`ü İstanbul içerisinde geçekleşen tayinlerdi polis okullarına. Önce müdüriyet emrine görevden el çektirilip görev verilmeyen kızak pozisyonunda müdüriyet emrini aldım. Daha sonra iki polis okulunda görev aldıktan sonra Yozgat ardından Karaman iline tayinim yapıldı. Karaman ilinde göreve başladığım gün de açığa alındım görevden el çektirildim. Şu an itibariyle yaklaşık 3 ayı aşkın bir süredir açıktayım. Karaman Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görünüyorum ancak 17 Aralık`tan sonra 18 Aralık sabahı 18 Aralık 2013 tarihinden itibaren nasip olmadı bir gün hizmet etmek, görev yapmak. Ben halen görevde görünüyorum emniyet teşkilatı personeli görünüyorum ama bir gün bile aktif fiili bir hizmet sunabilmem mümkün olmadı. Çünkü daha önce verildiğim kadrolarda da bir iki saat bir iki hafta ders verme imkanım oldu ama onu istisna tutarsak herhalde hiç görev verilmeden bekletilen bir pozisyondaydım. Şu anki durumumu budur.`YASİN TOPÇU: ASAL VE OBJEKTİF ŞEKİLDE ELDE EDİLEN DELİLLER GÖRMEZDEN GELİNDİKomisyona dilekçe veren bir diğer isim olan eski Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu ise şu açıklamada bulundu: `Ben İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı`nın Rıza Sarraf ve arkadaşları ile ilgili yürüttüğü soruşturmanın adli kolluk ayağını yürüten İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde Şube Müdür Yardımcısı olarak görevliyken operasyonun gerçekleştirilmesinin ardından 18 Aralık günü görevden alındım. Komisyonun şu an incelediği soruşturmanın başlangıç aşamasından görevden alındığım tarihe kadarki bütün aşamalarında olayları delilleri tarafımdan biliniyor. Bu soruşturma kapsamında yakalamalar ve aramalar icra edilene kadarki süreçte yasalar gereği gizli soruşturma teknikleri kullanıldı ve bu kapsamda oluşturulan süreç sonrasında yakalama faaliyetleri başladı. Akabinde biz görevden alındıktan sonra aslında yasalar gereği gizli olarak yürümesi gereken soruşturma tekniklerinden sonra işte aleniyet kazandıktan sonra operasyonla yakalamalarla aleniyet kazandıktan sonra dosyaya dosyanın tam olarak ikmal edilebilmesi için aramalarda elde edilen delillerin değerlendirilmesi analiz yapılması banka idarelerinden gümrük idarelerinden tapu idarelerinde belediye idarelerinden soruşturma kapsamında bağlantısı olan belgelerin temini bu temin edilen belgelerin kaynağından doğrulatılması, elde edilen bilgisayarlar el koyulan bilgisayarlar üzerinde yapılan incelemelerle ilgili analiz çalışmaları gibi çalışmalar operasyon aleniyet kazandıktan sonra gerçekleşecekti. Fakat bu delillere vakıf olan olaylara kişilere fiillerle failler arasındaki nedensellik bağını ortaya koymaya yarayan bütün unsurlara vakıf olan personel bu tasfiye sürecinde görevden alındıktan sonra bu süreç tamamlanamadı. Bu süreci gereği Cumhuriyet Savcısının tamamlaması gerekirken Cumhuriyet Savcısı da ilave bir delil eklemek yerine tamamen yasal ve objektif şekilde elde edilmiş delilleri de görmezden gelerek doya hakkında takipsizlik kararı verdi. Dosyaya verilen bu takipsizlik kararı ile ilgili bir inceleme yaptık. Yaptığımız inceleme neticesinde hem dosyadaki somut maddi gerçeklerle çelişen hem de şu andaki yasal mevzuatla çelişen bazı unsurlar tespit ettik. Tespit ettiğimiz bu unsurların değerlendirmelerin konuyu şu an Meclis`te inceleyen komisyonumuzca da ele alınıp değerlendirilebilmesi için biz de tarih önünde tarihi bir sorumluluk gereği milletimiz bizi yetiştiren devletimize ve milletimize borcumuzu ödemek adına tarihi sorumluluğumuz gereği dilekçemizi sunduk. Eğer arzu ederler ve uygun görürlerse biz değerlendirmelerimizi sayın komisyon başkanlığınca paylaşabileceğimizi ifade ettik. Uygun görürlerse kendilerinden davet bekliyoruz.`Topçu, 17 Aralık sonrası yaşadıklarını ise şöyle özetledi: `Operasyonun gerçekleştirildiği 17 Aralık gününden bir gün sonra soruşturma savcısının talimatı gereği o ana kadarki gizli soruşturma teknikleri ile elde edilmiş deliller üzerinden bir rapor hazırlanarak 309 sayfalık bir rapor hazırlanarak Meclisimize gönderilmek üzere Cumhuriyet savcılığına teslim ettik. Sonraki süreçte Meclisimize gönderdiğimiz bu raporla ilgili İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu önce bir disiplin soruşturması açıldı ve bu kapsamda soruşturma kapsamındaki bakanlarla ilgili el aldığımız unsurlar onlarla ilgili elde edilen delilleri anlatmamız nedeniyle kendileri hakkında suç isnadında bulunduğumuz, görevi kötüye kullandığımız iddia edilerek meslekten ihraç talepli bir soruşturma başlatıldı. Ve ben 20 Ekim itibariyle meslekten ihraç edildim. Şu an meslekten ayrıyım.`


21 Kasım 2014 Cuma  09:45

Zaman

Manşet - Hilmi Yavuz - `AK Saray`ın `Ak`ı


Sayın Cumhurbaşkanı, yeni devlethânelerine niçin `Ak Saray` adını tensip buyurdular?Önce herkesçe malûm olan gerekçeyi tekrarlayayım: `Ak Saray`, ABD başkanlarının resmî konutunun adına, `Beyaz Saray`a özenilerek ya da onu anıştırması istenerek seçilmiş olabilir. Ancak bu binanın orijinal adı olan `The White House`ı, sadık bir tercüme ile `Beyaz Ev` diye çevirmek gerekirken, biz Türkler, herhalde koskoca ABD başkanının resmî konutuna `ev` denilmesini, başkanın şânına uygun bulmadığımızdan, `House`a `Saray` demeyi tercih etmişiz. Öyle ya, Dünya`nın amiral gemisi olan ABD`nin Başkanı, hiç `ev`de oturur mu? O elbette `Saray`lara lâyıktır!İkinci gerekçe, Ak Saray`ın `Ak`ının, eşanlamlısı olan `beyaz`ı değil de, AK Parti`nin `AK`ını çağrıştırmasının amaçlanmış olmasıdır,-ki bu ihtimal, Sayın Cumhurbaşkanı`nın bu konudaki beyanlarıyla çelişmektedir. Zira Sayın Cumhurbaşkanı, `Ak Saray`ın, kendisine değil millete ait olduğunu beyan buyurmuştur. Dolayısıyla, `milletin malı` olduğu bildirilen bir binanın adındaki `Ak`ın, AK Parti`nin `AK`ını temsil ediyor olması elbette söz konusu olamaz! Olmamalıdır!Lâkin, şu ihtimali de göz ardı edemeyiz: Sayın Cumhurbaşkanı`ndan sonra, bir başka parti mensubunun, mesela bir CHP`linin [`mesela`, dedik!] Cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde, `Ak Saray` adını değiştirmek istemeyeceğini kim temin edebilir? Hele ki `Ak Saray`ın `Ak`ının, AK Parti`yi çağrıştırıyor olduğu ihtimalini hesaba katıyorsa?Hiç şüpheniz olmasın: Türkiye`mizde kamu binalarına konulan adlarda, tıpkı her alanda olduğu gibi, süreklilik ve devamlılık esas değildir. Bir iktidar gelir, bir önceki iktidarın koyduğu adları bir çırpıda değiştiriverir!!!Fakat asıl mesele, `Saray` kelimesinin, Cumhuriyet`ten sonra o büyülü ve emperyal manasını kaybetmiş olmasıdır. Önce `palas` olarak sıradanlaştırılan [`Palace` -ki `Palas` okunur, Batı dillerinde `Saray` demektir!] bu kelime, bırakınız ihtişamlı olanını, kıytırık apartmanlara bile ad olarak konulur olmuştur.`Saray` ise emperyal manasını, bürokratik yapılara taşımıştır. Vesayetin artık Sultan`a değil de Cumhuriyet bürokrasisine ait olduğunu göstermenin semiyotik yollarından biri de, Adliye ve Emniyet binalarına `Saray` denilmeye başlanmasıdır: `Adalet Sarayı`, `Emniyet Sarayı` gibi! Dikkat edilsin, `Saray`, yargıya ve polise ait binalara verilmektedir!Ama, `Palas`ın sıradanlaşması gibi, Türkiye`miz demokratlaştıkça, `Saray`ın da sıradanlaştığına tanık oluyoruz. `Saray`, artık bürokratik değil, ticarî kurumlara bir statü kazandırma bağlamı içinde düşünülüyor: `Simit Sarayı` gibi!Sayın Cumhurbaşkanı`mızın çok değerli danışmanları acaba bütün bunları hiç düşünmediler mi?Hâmiş: Bu konuyla ilgilenmem yeni değildir: Bundan on yıl kadar önce [belki de daha eski!] bir yazımda `Saray` meselesini ele almıştım: `Saray Üzerine Bir Deneme` [Bkz. Türkiye`nin Zihin Tarihi, Timaş Yayınları, 2009]


16 Kasım 2014 Pazar  02:04

Milliyet

Spor - `Sabote ettiler!`


SBS`nin yerine önümüzdeki perşembe-cuma günleri Mili Eğitim Bakanlığı`nın merkezi olarak yapacağı sınav için hazırlıklar sürerken Bakan Avcı `Mi...


20 Kasım 2014 Perşembe  06:39

Zaman

Manşet - Nargile, gençleri uyuşturucu bağımlılığına sürüklüyor


Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi.Gençler arasında her geçen gün artan uyuşturucu bağımlılığı, ortaokul düzeyine kadar indi. Türkiye Yeşilay Cemiyeti`nin geçen haziranda düzenlediği `Önleme, Tedavi ve Rehabilitasyon Çalıştayı`nda uyuşturucu madde kullanımının boyutları, temel sorunları tartışıldı. Çalıştayda bağımlılık ile ilgili çarpıcı araştırma sonuçları paylaşıldı. Buna göre 2012 yılında İstanbul`un 15 farklı ilçesinde 45 okulda yapılan anket çalışmasında ilk sırada yüzde 45,4 ile nargile kullanımı geliyor. Yani gençler madde bağımlılığına ilk adımı nargile ile atıyor. İkinci sırada ise yüzde 34,2 ile alkol yer alıyor. Aynı araştırma gençler arasında bonzai kullanım oranının yüzde 3,8; esrarın yüzde 2,9, kokainin yüzde 0,6, eroinin ise yüzde 0,4 olduğunu gösteriyor. Kullanım oranı erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek. 4 bin 957 olgu temel alınarak yürütülen analizde nargile, yaşam boyu en az bir kez deneme oranı ile ilk sırada yer alıyor.Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi`nde uyuşturucu önemli bir problem. Gaziantep`teki tedavi merkezindeki son araştırmaya göre madde bağımlılığında ortalama yaşın 11 ila 26 olduğu belirlenmiştir.” diyor. İstanbul ve Ankara`da da yapılan araştırmada aynı yaş ortalaması dikkat çekiyor. Karaman, gençlerin nargile kullanmaya başlamasının onları ileriki aşamada uyuşturucuya yönelttiğini söylüyor. Dünyada nargile ile alakalı ilk bilinçlendirme ve farkındalık kampanyasını Yeşilay`ın başlattığını kaydeden Karaman, nargile ile ilgili kampanyanın ciddi geri dönüşleri olduğunu vurguluyor. Karaman, şunları söylüyor: “Kampanya kapsamında nargilenin, gösterildiği gibi masum olmadığını, nargilenin de bir tütün ürünü olduğunu, sigaranın ne kadar zararı varsa nargilenin de en az o kadar zararı olduğunu bu spotla medyaya duyurmuş olduk. Ayrıca nargile spot filmlerini İngilizce, Fransızca ve Arapça dillerine çevirdik. Yakında Arap ülkelerinde Yeşilay`ın nargile spotu yayınlayacak.”


17 Kasım 2014 Pazartesi  02:05

Sözcü

Gündem - KPSS`de değişiklik



19 Kasım 2014 Çarşamba  12:42

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  

24 nisan 2009 okullar liselere tatil mi  İsveç ten bir aşk hikayesi  behçet uz çocuk hastanesi karantina haberleri  çakma logo  şirince ile ilgili haber  fox tv dün akşamki haberler  çöp kamyonunun girdigi ev  05 ocak fox ana haber izle  İstanbul fox 10 ana haber izle  bicki deresi  ölüm haberleri 15 12 2010  çöp taksİ  İstanbul da okullar tatilmi  01 01 2010 ege tv ana haber izle  İstanbul 3 boyutlu haritası  7 sınıf töder sınavı soruları cevapları  30 yaş üstü hurda araçlar ne zaman toplanacak  trafik kazası ankara yaşamkent  İstanbul bıçaklı ölüm haberlerİ 26 aanbul bıçaklı  01 11 2009 tarihli hürriyet gazetesi  ça10 2009 kilyos trafik kazası  İstanbul fox 10 ana haber izle