Bulunan Haber Sayısı: 2.335
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Gündem - Oktay Ekşi: Dumanlı duruşmaya çıksa gider arkasında dururum


14 Aralık`ta Zaman Gazetesi`ne giderek Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı`ya destek olan eski Basın Konseyi Başkanı ve CHP Milletvekili Oktay Ekşi, ziyaretinin sebebini açıkladı.Basına her dönemde baskı uygulandığını ancak bu kadar alçakçasının hiçbir zaman yaşanmadığını söyleyen Ekşi, “(Dumanlı ile aramda) biraz kırgınlık vardı ama o gün yanında olmam gerekiyordu. Gazetecilik yaparak birilerini kızdırmış bir adama sahip çıkmayacağım da kime çıkacağım? Eğer mahkemeye çıkarsa duruşmasına da gider arkasında dururum.” dedi.Ekşi, 14 Aralık`ta Zaman`da yaşadıklarını da şöyle anlattı: “Dumanlı`nın odasına çıktığımızda `Abi` dedi, `Ben size bayram tebriki gönderdim ama cevap alamadım.` Ben de `Ekrem benim tabiatım, biri beni ararsa muhakkak dönerim.` dedim. Mesaj gönderdiği numarayı gösterdi baktım eski numaram. Meğer o oraya mesaj atarmış, dönmüyor diye de kendi içinde kırılırmış. Ona beraber olduğumuzu, ifade özgürlüğünü desteklediğimi söyledim. Dün Tuncay`ın Nedim`in yanındaydım bugün de Ekrem`in yanındayım. Ergenekon ve Balyoz dava sanıklarını ziyaret ettiğimde söylediklerimi tekrarlayacağım. Maalesef, Türkiye böyle bir memleket. Nasıl onlar siyasi bir davaysa bu da siyasi bir dava. Siyasi davalarda mahkeme hükmünün bir önemi yoktur. Hâlâ Türkiye`de bağımsız bir yargının hepimiz ve kendileri için de ne kadar önemli olduğunu idrak edecek devlet adamı yok. Adnan Menderes dönemini yaşadım, gazeteciydim. O dönemde Adnan Bey de gazetecilere, gazetelere kızardı. Bunları yaşadık ama böyle bir kadronun tertipler hazırlayarak hapse attırması gibi durumlar söz konusu değildi.”


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - A. Turan Alkan - öz veriyorum Yâ Rab!


17-25 Aralık 2013 tarihinden bu yana yaşananlar, -siyâset bir tarafa-toplumda derin bir duygu kırılmasına ve ayrışmaya sebep oldu. Aşağıda okuyacağınız yazı, geçirdiğimiz cinnetin gündelik hayatta ve ruhlarda nasıl dramatik kopuş ve kanamalara yol açtığını gösteriyor. Anlayacağınız sebeplerden ötürü yazarın ismini saklı tutuyor ve sizi bu farklı edebiyatla baş başa bırakıyorum. *Yollar boyu bana refakat etmiş, lâkin önümüze çıkan ilk yokuşta “Demek ki buraya kadarmış azizim. Beni bundan sonra mazur gör” diyerek yolunu değiştirenlere; o an gönlümden geçen Necip Fazıl`ın “Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin hem de dostunu…” sözünü, bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a telaffuz etmeyeceğim.Ahd veriyorum Yâ Rab!Yıllar boyu omuz omuza beraber koşturmuş, lâkin hazan mevsimi kapıyı çaldığında “Başlangıçta iyiydiniz hoştunuz. Ama zaman geçtikçe niyetiniz de söyleminiz de değişti. Ne işiniz var bu işlerde?” diyerek ömrünün kalan yıllarını bensiz geçirmeye niyetlenenlere; o an gönlümden geçen “Demek ki hava soğuduğunda, dostlar gölge veren ağaçları da unuturmuş” lafzını, bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a dillendirmeyeceğim.Yemin veriyorum Yâ Rab!Bir ömür boyu “Dünya-ahret komşumsun” diyen; gel gör ki eşin-dostun, akraba-i taâllukâtın “Nene lazım… Onunla gözükme, aynı karede yer alma” ikazı üzerine “Mantıklı konuşuyorsun, hatta haklı da olabilirsin; ama benim de malım-mülküm, yıkılası hanede evlad-ı iyalim var” diyerek komşuluktan beni talak-ı selâsede boşayanlara; o an gönlümden geçen Nurettin Topçu`nun “Yarınki Türkiye”1 manifestosunu; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a ima etmeyeceğim.Sözüm olsun Allah`ım!Güneşli günlerde “Hadi gidiyoruz!” diyen her telefonuna zinhar “Nereye, nasıl, niçin, kiminle” demeden tek cevap olan “Ne zaman?”ı vermiş olan ben, yalancı ve yabancı bulutların güneşi gölgelediği ilk sabah “Azizim, sen yine de iyisin; ama ah onlar yok mu onlar! Benim lafım da tavrım da onlara!” diyerek artık telefonlarıma dahi çıkmayışlarına; o an gönlümden geçen “İyi de; bir bedende ayak nereye giderse kalp de oraya gider; diş ağrırsa tüm vücut keyifsiz olur. Bir vasıtada ön tekerlekler hangi yöne giderse, arka tekerler ve haliyle yolcular da o yöne gider; motor arıza yaparsa tüm araç stop eder” mantık yürütmesini; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a hatıra düşürmeyeceğim.Ahdim olsun Allah`ım!Gündüzler boyu her gördüğünde kollarını makas gibi açıp “Dostum, destanımın başkahramanı!” diyerek beni bağrına basan, lâkin güneş batıp aysız gece zuhur ettiğinde “Seninle yürüyemem, senin fenerin yok. Kaybolurum seninle!” diyerek makas değiştirenlere; o an gönlümden geçen Necip Fazıl`ın Destan`ını2; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a yüzlerine haykırmayacağım.Yeminim olsun Allah`ım!Seneler boyu yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen, hanede pişen tek kâse çorbaya beraber kaşık sallayıp bir somun ekmeği ikiye böldüğüm insanlar, lokmasına ilk el uzatılacağı imasını aldıklarında “Canımsın, ciğerimsin. Ama ben bu süreçte suya sabuna dokunmasam; sen de bana…” diyerek sofrasını ayırınca; o an gönlümden geçen “Suya sabuna dokunmadan temizlik mi olur?” ve dahi “Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır” sitemlerini, bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a laf arasında dokundurmayacağım.Namusum üzerine sözüm olsun Allah`ım!Yazlar boyu her gördüğünde selam-kelam faslından sonra “Bir ihtiyacın, eksiğin var mı? Aman diyeyim, ne lazımsa bana söyle; Allah aşkına -bak Allah`ın adını and verdim- ilk bana dillendir” diyenlerin; ilk yağmur tanesi yeryüzüne misafir olduğunda evvela şemsiyesini saklayıp ardından da “Ah ah, olsa, dükkân senin? Lafı mı olur? Hem beni bilmez misin sen azizim?” diyenlere dair; bu günler de geçtiğinde o hilaf-ı vaki beyanlarını kaktüs yercesine yutup ses etmeyeceğim; “Benim kulaklarım tok, gözlerim aç!” serzenişini dillendirmeyeceğim ve Nurullah Genç`in Yağmur şiirini3 asla ve kat`a okumayacağım.Şerefim üzerine ahdim olsun Allah`ım!Her sohbet meclisinde “Sen benim gören gözüm, işiten kulağım oldun” deyip sitâyişlerde bulunan; lâkin görsel ve yazılı medyada iftira ve yalan olduğu tescilli haberleri görüp okuyunca; “Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu” diyerek artık aynı gökkubbe altında bulunmak istemediğini gizli-açık izhar edenlere; o an gönlümden geçen; “İç gözleri daha iyi görsün diye dış gözlerini Allah`ın görmez hale getirdiği Cemil Meriç`vari, umarım sizin şu an kapalı olan iç gözleriniz ışık ile tanışır ve de görür, aynen dış gözleriniz gibi.” temennisini; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a mevzu bahis etmeyeceğim.Haysiyetim üzerine yeminim olsun Allah`ım!Bensiz hiçbir yola çıkmayıp, gün aşırı “Pazara değil, mezara kadar beraberiz.” türküleri çığıran; lâkin rüzgârlar esip ilk sarı yapraklar yere düşmeye başladığında “İş başka, dostluk başka imiş. Seni hâlâ Allah için seviyorum, ama…” diyerek uzaklaşanlara ve sessiz kalmayı seçenlere; o an gönlümden geçen “Bir gün gelir, ben de sana Waldo`nun Hikâyesini4 anlatmaz mıyım?” tahayyülünü ve de Aliya İzzetbegoviç`in “Ve her şey bittiğinde hatırlayacağım şey; düşmanlarımın sözleri değil, dostlarımın sessizliği olacaktır.” serzenişini; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a hatırlamayacağım, hatırlatmayacağım.Şahit ol Allah`ım!Spora ilgimi bildiğinden, oradan mütevellit, bir İngiliz takımının “I`ll never walk alone (Asla yalnız yürümeyeceksin)” mottosunu bermutad her sıkıntılı zaman ve mekânda hatırlatan; lâkin ilk gök gürlemesinde saçak altına koşup, evine çekilen ve “Dostum, bir başına… Bir başına ne yapar ne edersin? Don Kişot`luğun ne âlemi var?” deyişine; o an gönlümden geçen Tevbe Sûresi`nin 40. âyet-i kerimesinin meâlini5; bu günler de geçtiğinde asla ve kat`a cevap olarak okumayacağım.Söz veriyorum, ahd veriyorum, yemin veriyorum Yâ Rab!Şahit ol, Şahit ol, Şahit ol Allah`ım! --1- “Yarınki Türkiye`nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümâyişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir…”2- Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,3- Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü.Mahkûmlar yargılıyor; hâkimler mahkûm şimdi,Hakların temeline sanki bir volkan düştü.4- Henry David Thoreau, ABD`nin Meksika`ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi, “Ödediği her dolar, bir adam öldürmek üzere başka bir adam veya tüfek satın almaya yarayacak” gerekçesiyle vermeyi reddedince hapse atılır.Kendisinden 14 yaş büyük olan ve özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Ralph Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçer:- Henry, neden buradasın?- Waldo, sen neden burada değilsin?5- “Onu çıkardıkları sırada mağarada bulunan ikinin biri iken Allah ona yardım etmişti ki, o arkadaşına: “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Bunun üzerine Allah ona manevî güç ve huzur verdi, onu görmediğiniz ordularla destekledi.”


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - Aslan`dan muhteşem geri dönüş


Galatasaray, Mersin İdman Yurdu karşısında geriye düştüğü maçı 3-2 kazandı. Güven Varol bir rakip bir de kendi filelerini havalandırdı. Mitrovic penaltıdan konuk takımı öne geçirdi. Aslan`ı liderlik koltuğuna oturtan goller; Burak (pen.) ve Umut`tan geldi. Penaltı tartışmalarının çokça yaşandığı kritik müsabakada Vederson kırmızı kartla atıldı.Süper Lig`de zirveye konmak isteyen Galatasaray, iki kez geriye düştüğü maçta Mersin İdman Yurdu`nu geçmeyi başardı: 3-2. Sarı-Kırmızılı futbolseverler, Roberto Mancini ve Cesare Prandelli döneminde saymayı unuttuğu 11`ini Hamza Hamzaoğlu ile birlikte yeniden ezberledi. Genç hoca, geçen hafta deplasmanda Konyaspor`a 5 atan takımını değiştirmedi. Rıza Çalımbay`la ligin üst sıralarını zorlayan Akdeniz temsilcisi ise eksik olmasına rağmen puanlar için Arena`ya geldiğini başlama düdüğüyle birlikte gösterdi. İlk yarının başrol oyuncusu Güven Varol oldu. 33 yaşındaki futbolcu, 9`da perdeyi açtı. Telles`in arkasına atılan topu Nakoulma, dokunması için Güven Varol`a güzel asist yaptı: 1-0. 18`de Güven Varol bir kez daha sahneye çıktı. Galatasaray`da Telles, soldan ceza alanına sert orta yaptı. Şanssız oyuncu, uzaklaştırmak isterken meşin yuvarlağı kendi kalesine yolladı: 1-1. 25`te hakem Fırat Aydınus, Chedjou`nun Futacs`ı kale alanında düşürdüğüne ikna olunca penaltı nortasını işaret etti. Mitrovic, Muslera`yı ters köşeye yolladı: 2-1. Sarı-Kırmızılılar, ikinci bölümde oyunu ciddiye aldı. 50`de Hamit`le direği sıyıran Aslan, 4 dakika sonra penaltı kazandı. Burak, uzun topta kaleciyle karşı karşıya iken yerde kaldı. Aydınus`un parmağı yine beyaz noktadaydı. Burak eşitliği sağladı: 2-2. Vites artıran Cim Bom, 65`te Chedjou`yla direğe takıldı. İyi oynayan Mersin, savunma güvenliğini unutunca 79`da golü yedi. Sabri Sarıoğlu, atağa kalkmak isteyen rakibini önce durdurdu. Sonra takipçiliğiyle boştaki Umut`a galibiyet golünü attırdı: 3-2.Chedjou`dan net penaltı itirafıGalatasaray`ın yıldızı Aurelien Chedjou, sebep olduğu penaltı pozisyonuyla ilgili Twitter hesabından samimi itirafta bulundu. Savunma oyuncusu, “Maçta yaptığım hareket net penaltıydı. Bunu kabul ediyorum. Sonuç olarak kazandık mı? Evet. Mutluyuz.” dedi. Deneyimli isim, önceki gün Fenerbahçe`nin Erciyes karşısında kazandığı penaltı golü sonrası ise “Şu anda televizyondan komedi filmi izliyorum.” ifadesini kullanmış ve Sarı-Lacivertlilerin tepkisini çekmişti. Fenerbahçeli bir taraftarın küfretmesi üzerine ise, “Bunu gel de yüzüme söyle.” diye karşılık vermişti.`Gerekirse Terim`den yardım isterim`Galatasaray Teknik Direktörü Hamza Hamzaoğlu, Mersin İdman Yurdu karşısında geriye düşmelerine rağmen oyunu bırakmadıklarını ve futbolcularının kazanma azminden memnun olduğunu söyledi. Genç hoca, Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim`den ihtiyaç duyması halinde yardım isteyeceğini ifade etti. Hakemlerin maçlardaki rolleri için ise Hamzaoğlu, “Hakemlerin kasıtlı olacağını düşünmüyorum. Mutlaka zaman zaman hatalı kararlar veriyorlar. Biz de isyan ediyoruz. Kazanmayı arzulayan bir yapımız var. Belki bazı pozisyonlarda etki altında kalmış olabilirler.” dedi.Nihat: Burak`a hakkımı helal etmiyorumMersin İdman Yurdu kalecisi Nihat Şahin, Galatasaray`ın kazandığı penaltı pozisyonunda Burak Yılmaz`ın kendini yere attığını belirtti. Sarı-Kırmızılıların golcüsüne hakkını helal etmediğini söyleyen file bekçisi, “Pozisyonun penaltıyla uzaktan yakından alakası yok. Ben topa dokunamıyorum, ama Burak bana çarpıyor ve her zaman yaptığı gibi kendini yere atıyor. Sabri ağabey pozisyonun penaltı olmadığını söylüyor. Burak da arkadan gülüyor. Hakkımı helal etmiyorum. Biri penaltı desin kaleciliği bırakırım. Sneijder ile Melo da hakeme küfretti. Hakem görmezden geldi.” diye konuştu.


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - Suna Vidinli: Bu yapılan Türkiye`nin geleceğini ipotek altına alma sürecidir


Kısa bir süre önce NTV Televizyonu`nda işine son verilen gazeteci Suna Vidinli, medyaya darbe operasyonunda serbest bırakılan Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı`yı ziyaret etti.Geçmiş olsun dileklerini ileten Vidinli, böyle dönemlerde takınılan tavırları önemsediğini belirtti. Vidinli, “Oktay Ekşi`nin, Hasan Cemal`in CHP`li milletvekillerinin destek vermesi önemli. Çünkü bu sadece Zaman Gazetesi ya da Samanyolu Medya Grubu ile alakalı bir durum değil. Türk medyası ile alakalı bir durum ve kritik günlerdir böyle günler.” dedi. Operasyonla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Vidinli, “Bu Türkiye`nin geleceğinin ipotek altına alınma sürecidir. Biz bağımsız bir Türkiye istiyorsak, başımız dik yürümek istiyorsak, ulusal çıkarlarımızı düşünüyorsak, kendi insanlarımıza sahip çıkmalıyız.” ifadelerini kullandı. Bu süreçte, `Bana dokunmayan bin yaşasın` diyenlerin de etkileneceğinin altını çizen Vidinli, şöyle devam etti: “Bir Türk vatandaşı olarak, bir meslektaş olarak gelip burada desteklerimi dile getirmek istedim. Biz bağımsız bir Türkiye istiyorsak, başımız dik yürümek istiyorsak, ulusal çıkarlarımızı düşünüyorsak kendi insanlarımıza sahip çıkmalıyız. Böyle bir noktada pimi kimin çektiği önemli değil. Hesap yaparken ahların bir hesabı olduğu unutulmamalı.”


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - MAZLUMDER: Adil yargılama hakkının istisnası olamaz!


14 Aralık medya ve demokrasiye darbe operasyonunda yaşanan hukuksuzluklara İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) de tepki gösterdi.Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan derneğin Genel Başkan Yardımcısı M. Arif Koçer, adil yargılama uyarısına dikkat çekti. Açıklama özetle şöyle: “28 Şubat sürecinde yaşanan brifingli yargılamalardan, son on yılda yaşanan El-Kaide, Hizbuttahrir, İBDA-C, Hizbullah, KCK, ÇHD`li avukatlar vb. davalara kadar sıkça dile getirdiğimiz hukuksuzluklar Terörle Mücadele Kanunu ve örgüt iddialı dosyalardaki özel yargılama usulleri dolayısıyla hız kesmeden devam ediyor. Kamuoyunun gündeminde olan Zaman ve STV grubuna yönelik soruşturma sürecinde de aynı sıkıntılar kendini göstermiş bulunmaktadır.İktidarından muhalefetine, toplumundan cemaatine kadar bu ülkenin her grup ve ferdine hatırlatırız ki `adil yargılanma hakkı`nın istisnası olamaz. Bu kapsamda; yürütülen soruşturmalarda bir kısım şüpheliler hakkındaki iddiaların medya ve siyasiler tarafından masumiyet karinesine aykırı olarak uluorta dillendirilmesi ve yine `gizlilik kararı` adı altındaki -kaldırılmasına rağmen 8 ay sonra tekrar uygulamaya sokulan- savunmadan delil gizleme mekanizmasının varlığı ve `makul şüphe` adil yargılanma hakkı açısından ciddi ihlaller doğurmaktadır. Hukukun ve özellikle ceza yargılamasının herkes için hak temelli olarak eşit mesafede konumlanması, yargılamaların toplum vicdanı açısından adil bir görünüm arz etmesinin zorunluluğu artık dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda gündemdeki Zaman Gazetesi ve STV grubuna yönelik soruşturma dahil bütün soruşturmalarda Masumiyet karinesine öncelikle yargıyı etkileme gücü açık olan siyasiler ve medyanın dikkat etmesi ve `adil yargılama hakkı`nın özünü zedeleyecek yayın, açıklama ve uygulamalardan uzak durulması gerekmektedir.”


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Gündem - Kararı mahkemeden önce TRT verdi


Fethullah Gülen Hocaefendi hakkındaki yakalama kararı 14 Aralık soruşturma dosyasına kısıtlama getirilerek çıkartıldı.Dosya kapsamında hem verilen gözaltı kararı hem de daha sonra verilen yakalama kararı mahkemeye dahi gitmeden önce sızdı. Halkın vergileriyle yayın yapan TRT, yakalama kararını daha mahkeme tarafından verilmiş bir hüküm yokken izleyicilerine duyurdu. Bu durum kararın hakim dışında başka bir merci tarafından verildiği şüphesine yol açtı.Bu operasyon kapsamında henüz Gülen dosyada şüpheli olarak bile yer almıyorken Başbakan Ahmet Davutoğlu`nun, iade talebine ilişkin sorulara cevabı gündeme düştü. Davutoğlu, “Fethullah Gülen`le ilgili soruşturma neyi gerektiriyorsa yargı gereğini yapacak. Kırmızı bülten talebi olursa o yapılır.” dedi. Bu sözler talebin siyasi olduğunu ortaya koydu. Medyaya darbe soruşturması, 4 yıl önce başlayan ve henüz devam eden bir `terör davasına` dayandırıldı. Hukukun ayaklar altına alındığı, hatta 28 Şubat`tan beter bir süreçten geçildiği böylece daha net anlaşıldı. Eski dosyalar raflardan indiriliyor, kişilere şikayetçi olmaları yönünde değişik şekillerde telkinlerde bulunuluyor ve soruşturmalar için düğmeye basılıyor.


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Gündem - `Tek Türkiye`den örgüt çıkarmaya çalıştılar


14 Aralık demokrasiye ve özgür medyaya darbe operasyonunda hakkında tutuklama kararı çıkarılan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca`nın savcılık sorgusunda STV`de yayınlanan bir dizinin senaryosundaki kurgu metinler suç gibi sunuldu.Karaca`ya, öncelikle `Tek Türkiye` ve `Şefkat Tepe` dizilerindeki senaryo metinleri üzerinden suçlamalar yöneltildi. Senaryo üzerinden örgüt iddiaları dayanaksız kalınca ikinci aşamada hiçbir mahkeme kararına dayanmayan daha önce yalanlanan kaynağı belirsiz bir ses kaydı soruldu. Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hidayet Karaca arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı daha önce her iki ismin müdafii avukatlarca yalanlanmış, işlemi yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. Karaca`nın avukatları, savcıya yaptığı savunmasında, Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 135. maddesine göre yasa dışı bir ses kaydının delil olarak kabul edilemeyeceğini hatırlattı. Savcı da Fethullah Gülen`in müdafii avukat Nurullah Albayrak tarafından yapılan yalanlama ve suç duyurusunu dikkate alarak, bu soruya kaynak konuşmayı delil sorusu olmaktan çıkardı. Savcılıktaki bu net ifadeye rağmen, hiçbir mahkeme kararına dayanmayan ve kaynağı belirsiz ses kayıtları delil olarak kabul edilmek suretiyle hukuksuzluğa imza atıldı. Bu kararla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında birçok kez ifade edilen, `hukuka aykırı yollarla elde edilen kayıtlar delil olarak kullanılamaz` yasağı bizzat mahkeme tarafından ihlal edildi. DİZİ SEKTÖRÜNÜN HEPSİ SUÇLU OLURHidayet Karaca`nın savcıya verdiği 19 sayfalık ifade, tutuklama gerekçesi komik soruları da deşifre etti. İfadesinde 20 yıldır gazetecilik yaptığını söyleyen Karaca, dünyanın her yerinde dizilerde hayalî karakterler ve komplo teorileri işlendiğini vurguladı. Karaca, farklı kanallarda yayınlanan Kurtlar Vadisi, Reaksiyon gibi dizileri de bu duruma örnek göstererek, “Eğer hayal ürünü bir dizide böyle soruşturmalar çıkarsa dizi sektörü çöker. Ve yarın bir başkası da ATV yayın grubunun yaptığı dizilerden dolayı hedef gösterdiğini iddia etse Serhat Albayrak`ı da örgüt idarecisi olarak mı suçlayacak.” dedi. Hidayet Karaca`ya dizi senarist, yönetmen ve grafikerlerin de olduğu gibi `Tek Türkiye` dizisinde yayınlanan Karanlık Karar Kurulu sahnesinde bölümler izletilerek sorular soruldu. Oyuncular arasında geçen konuşmada, bir oyuncunun, “Beyler, bu Tahşiye planıyla bizim üzerimize yeni dalgalar gelmeden, biz onların üzerine irtica dalgalarıyla gideceğiz.” şeklinde diyalog geçtiği belirtildi. Bu diyalogdan yola çıkarak, “Oyuncular arasında geçen bu diyaloğu kim neye göre belirliyor, Gülen`in konuşmasında belirttiği, `Karanlık kurullarında alınan kararlarla yapılan şeylerdir.` söyleminden kasıt Tek Türkiye dizisindeki karanlık karar kurulu mudur?” şeklindeki sorular yöneltildi. Karaca, “Hayal ürünü olan bir diziden gerçek hayatta bir silahlı terör örgütü çıkarmak dünyanın en komik konusudur.” diye cevap verdi. Tüm bu cevaplara rağmen mahkeme, `Terör örgütü yöneticiliği` için diziyi delil gösterdi ve internet ortamında da yayılmış bu delillerin yok edilme şüphesi olduğunu savundu.


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Gündem - Adım adım kirli tezgâh


Medyaya darbe operasyonunda ortada silah yok, şiddet eylemi yokken niye tutuklamalar gerçekleşti? Savcılar ortada suç yokken niye tutuklamaya sevk eder ve hakim de tutuklar? Bunun cevabı son birkaç yıldaki siyasi gelişmeler, siyasi irade açıklamaları ile ayan beyan ortaya çıkıyor. Bu yargı sürecinin bir proje olduğu açıkça görülüyor.14 Aralık operasyonu, Türkiye`de medyaya yönelik en ciddi saldırılardan biri oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla gazeteciler Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca`nın aralarında bulunduğu 31 kişi gözaltına alındı. Kanunlara ve teamüllere aykırı gözaltı ve ifade işlemlerinin ardından Dumanlı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Karaca terör örgütü yöneticiliğinden tutuklandı. Dumanlı, bir haber ve iki yazı ile suçlandı, Karaca ise bir dizideki replikten tutuklandı. Dumanlı ve Karaca ile avukatları, hakim Bekir Altun`a `haklarındaki delillerin bunlar mı olduğu`nu sorunca `Budur` cevabını aldılar. Altun, tutuklama gerekçesinde bugüne kadar cebir ya da şiddet eylemi tespit edilemediğini de belirtti. Peki ortada silah yok, cebir ya da şiddet eylemi yokken niye tutuklamalar gerçekleşti? Savcılar niye ortada suç yokken tutuklamaya sevk eder ve niye hakim de tutuklar? Bunun cevabı son birkaç yıldaki siyasi gelişmeler, siyasi irade açıklamaları ile ayan beyan ortaya çıkıyor. Bu yargı sürecinin bir proje olduğu açıkça görülüyor.Tayyip Erdoğan iktidarı ile Hizmet`in karşı karşıya gelmesi, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının ortaya çıkmasıyla olmadı. Erdoğan iktidarının daha eskiden Camia`ya ilişkin bir mücadeleye giriştiği anlaşılıyor. Dershanelerin kapatılması hamlesinden önce kamuda `cemaatçi` denilerek yapılan fişlemeler ve tasfiyeler 2012`den beri konuşuluyor. Bugün ise geçmişte yapılan fişlemelerin devamı olarak bir yargı projesinin hayata geçirilmesi. Peki bu proje nasıl hayata geçirildi? Bu projenin işaret fişeği, Erdoğan`ın Aralık 2013`teki Ordu mitinginde `İnlerine gireceğiz, didik didik edeceğiz` diyerek atıldı. İlk adım olarak da kanunlar izin vermediği için hukuk dışı girişimler oldu. İdari tasarrufla emniyette, TÜBİTAK`ta görevden almalar oldu. Devamında ise yeni bir sistem inşa edildi. Şubat 2014`te HSYK`nın yapısı değiştirildi. Hemen devamında MİT mensuplarına koruma zırhı olan düzenlemeler yapıldı, vatandaşları fişleme yetkileri tanındı. HSYK Kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilse de MİT Kanunu hâlâ yürürlükte.Erdoğan: Proje geliştiriyoruz, binlerce dava açılacakYargıyı, yürütmenin emrine veren yasal değişiklikler bu şekilde yapılırken Erdoğan da açıklamaları ile sürece birinci ağızdan destek verdi. Erdoğan, hukuk devletinin yerle bir olmasının ilanı olması açısından tarihe geçecek bir açıklama yaptı. 22 Haziran 2014`te Fransa ve Avusturya ziyaretinden dönerken gazetecilere “Yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı`nın önünde. Bir proje geliştiriyoruz. Bu işin altyapısını oluşturuyoruz.” dedi. Daha da ibret verici olan ise “İnlerine kadar gireceğiz diyorsunuz, girmeye başladınız mı?” sorusuna Erdoğan`ın verdiği şu cevaptı: “Yürütmenin adımlarını paralel yargı köstekliyor. Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı`nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak.” Erdoğan, “Soruşturmalar bitince, tüm dosyalar veya davalar, tek bir mahkemede toplanabilir mi?” sorusu üzerine de “Kırmızı bültenler yayınlamaktan dava açmaya kadar her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” diyerek hukuksuz projeyi ilan etmiş oldu.Nitekim bu konuşmada belirtildiği gibi, altyapı hazırlandıktan sonra 18 Temmuz`da HSYK, `doğal hâkimlik ilkesi`ni yok sayarak 6 sulh ceza hâkimi atadı. Atananlar arasında 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması zanlılarını serbest bırakan, Başbakan hayranlığını sosyal medyada açıkça beyan eden hâkim de bulunuyordu. İlginç bir nokta da, iş yükü daha fazla olan İstanbul Adliyesi`nde 6 sulh ceza hakimi görevlendirilirken, daha az olan Ankara`da 8 hakim görevlendirilmesi. 18 Temmuz`da sulh ceza hakimleri atandı, 22 Temmuz`da da yolsuzluk ve terör soruşturmalarını yürüten polislere operasyon yapıldı.Makul şüphe yasası çıktı, medyaya darbe operasyonu geldiBu yargı projesinde bir gelenek halini aldı. Önce kanun yapılıyor, sonra buna göre atama yapılıyordu. Ve ardından da operasyon yapılıyordu. 14 Aralık medyaya darbe soruşturması da `makul şüphe` yasası Erdoğan`ın onayından geçtikten hemen sonra başladı. Aradan sadece bir gün geçmişti. 12 Aralık 2014`te saat 16.30`da gözaltına alma için `makul şüphe` şartı ve soruşturma dosyalarında avukatlara belge, delilleri görme kısıtlaması getiren yasa, Erdoğan tarafından onaylandı. Hemen ertesi gün Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca`nın aralarında bulunduğu 31 kişi hakkında `terör örgütü` suçlaması ile soruşturma açıldı. 14 Aralık`ta da operasyon yapılarak gözaltına alındılar.Erdoğan: İnlerine girdikBütün bunlar yaşanırken, 15 Aralık`ta Erdoğan`dan `süreci aydınlatan` yeni bir açıklama daha geldi. TÜBİTAK toplantısında hukuksuz ve kanunsuz yargı projesine değinen Erdoğan, “Bir yıl boyunca biz yetkimiz dahilinde bunların inlerine girdik. Bütün delilleri ortaya koymamıza rağmen yargı bu ihanetin üzerine gitmiyor, gidemiyordu. Yargıyı da bu tehdit ve şantajdan kurtardık. İşte şu anda yargı da bu değişim dönüşümle birlikte bir normalleşme sürecinin içerisine girecektir.” dedi. Bu ifadeler, intikam ve yok etme amaçlı yargı projesinin üstüne döndürülmüş bir projektör oldu adeta. “İnlerine girdik” lafı, bağımsız yargıyı aradan çıkarıp, topyekün bir Camia`yı hedef almanın tarifi.Öyle ki, bu yargı projesinde görev alan savcılar, gözaltına aldırdıkları şüpheliler hakkında tutuklama talep ederken skandal bir hata yaptı. Anayasa Mahkemesi kararı ile 2011`de yürürlükten kaldırılmış TCK`nın 267/7`de düzenlenen `iftira` suçundan tutuklama talep etti. Hakim de, bu suçun 2011`de Anayasa Mahkemesi kararı ile yürürlükten kaldırıldığını belirterek talebi reddetti. Bu da şunu gösteriyor, ya yargı mensupları kanunlara bakarak soruşturma yapmıyor ya da savcılar dışında hukukçu olmayan, hukuk bilmeyen birileri dosyaları hazırlayıp savcıya teslim ediyor. Yoksa, savcı kendi yürüttüğü bir soruşturmada yürürlükte olmayan bir maddeden niye tutuklama talep etsin. İşte bunlar hep `proje yargı` delilleri. Nitekim 14 Aralık medyaya darbe operasyonu bahane edilerek Fethullah Gülen Hocaefendi hedef alındı. Oysa Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Haziran 2008`de 28 Şubat darbesinin ürünü `terör suçlaması` hakkında kararını vererek Gülen`i beraat ettirmişti. Gülen hakkında yakalama kararı çıkarılarak da `kırmızı bülten`in yolu açılmış oldu. Bu da `Erdoğan talimatlı bir proje mahkemeler ve yargı süreci` işlediğinin en net göstergesi.


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - Dumanlı: Suç delili iki makale bir haber. Hepsi bu mu?; Hakim: EVET...


Medyaya darbe operasyonunda hukuk dışı bir gözaltı sürecinden sonra serbest bırakılan Ekrem Dumanlı, dün genel yayın müdürlüğünü yaptığı Zaman`daydı. Mesai arkadaşları tarafından sevinçle karşılanan Dumanlı, “Eğer savcılık ve adliyede sizi utandıracak bir soruyla karşılaşsam ve cevap veremeseydim bu binaya bir daha dönmezdim. Başımız daima dik.” dedi.Özgür medyayı hedef alan operasyonda gözaltına alındıktan 6 gün sonra serbest kalan Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, gazetedeki mesaisine başladı. Dumanlı, Zaman`ın Yenibosna`daki binasına gelişinde mesai arkadaşları tarafından karanfillerle karşılandı. `Ekrem abi hoş geldin`, `Ne paşalı ne saraylı, delikanlı Ekrem abi`, `Özgür basın susturulamaz`, `Hidayet Karaca Allah`a emanet` sloganları altında binaya giriş yapan Dumanlı, burada gazete çalışanlarına seslendi. Sergiledikleri demokratik tavırdan ötürü mesai arkadaşlarına teşekkür ederek, “Temel hak ve özgürlükler konusunda asla ve kata susmayacağız. Eğer savcılık ve adliyede sizi utandıracak bir soruyla karşılaşsam ve cevapsız bıraksaydım bu binaya bir daha dönmezdim. Sizi utandıracak bir şey yapmadık, o yüzden başımız daima dik.” dedi. Baskınlarla, operasyonlarla korkmayacaklarının da altını çizen Ekrem Dumanlı, şöyle devam etti:KARINCA BİLE EZMEYEN İNSANLARI ÖRGÜTLE SUÇLAMAK HAKARETTİRİnsanlar hakkında bir şeyler söylerken eğer müminse ahiretini de düşünmesi gerekir. Terör örgütü kimdir, terör örgütü nedir, terör örgütü kurucuları kimlerdir, terör örgütünün silahlı elemanları kimlerdir bunu Türkiye çok iyi bilir. Bizim gibi karınca ezmez insanlara, haktan hukuktan ayrılmayan insanlara terör örgütü suçlamasında bulunmak tarihe karşı hakarettir, insanlığa karşı hakarettir ve basın özgürlüğüne vurulmuş en büyük darbedir. Bizi öyle baskınlarla korkutacaklarını sananlar, korkmayacağımızı herhâlde görmüşlerdir. Daha ötede de kötü şeyler yapabilirler, yine korkmayacağımızı bilsinler.ADALET KARŞISINDA HESAP VERECEKLERGözaltına alındığım gün mesai arkadaşlarım tarafından alkışlarla uğurlandım. Ben bu binadan ayrılırken; size samimiyetimle söylüyorum, hiçbir şeye üzülmedim. Bazı kardeşlerimin beni uğurlarken gözyaşı döktüğünü görmek, yüreğimi burktu. Biz suçlu değiliz ki polis nezaretinde karakola gidelim. Hesabını veremeyeceğimiz bir şey yok ki adliyelerde, hâkimler karşısında, savcılar karşısında dizlerimizin bağı çözülsün. Suçu olanların, bu ülkeye ihanet edenlerin, hayatında karınca ezmeyen insanlara terörist diyenlerin bir gün dizlerinin bağı çözülecek. Adalet karşısında hesap verecekler. Siyaseti meydanlarda mazlum insanlara hakaret sananlar, demokrasiyi istedikleri gibi eğip bükenler, `Adalet mülkün temelidir` ilkesini ayaklar altına alıp kendini savcı, hâkim yerine koyan, suçsuzu suçlu ilan edenler hukuk karşısında, adalet karşısında, bağımsız ve tarafsız yargı karşısında mutlaka hesaplarını vereceklerdir.DEMOKRASİ TARİHİNDE AYRI BİR SAYFA AÇILDIÇağlayan Adliyesi ve İstanbul Emniyeti önünde demokrasi nöbeti tutanlar tarihte ayrı bir sayfa açtı. Her yaştan, her kesimden insanlar kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle demokratik hak nasıl aranır dersini verdi. Demokrasi nöbetlerinde binlerce kişi hiç kimseye zarar vermeden hatta çöplerini dahi toplayarak özgürlüğe sahip çıktı. İstanbul başta olmak üzere Türkiye, Amerika ve Avrupa gibi birçok yerde `Özgür basın susturulamaz` yürüyüşü yapanlara tek tek teşekkür ediyorum.MESELE DEMOKRASİNİN ESARET ALTINA ALINMASIYiğitçe sahip çıkarak temel hak ve özgürlükler konusunda hep beraberiz, diyen arkadaşlarıma, kendi kafasına göre mazeret uyduran meslektaşlarıma da söylüyorum; mesele Zaman Gazetesi`ne yapılan bir baskın değildir. Sadece Zaman Gazetesi`nin Genel Yayın Yönetmeni`ne yapılan bir haksızlık değildir. Mesele sadece Hidayet Karaca Beyefendi meselesi değildir. Mesele Türkiye`de demokrasinin ve Türkiye`de basın özgürlüğünün esaret altına alınmasıdır. Görüldüğü üzere adım adım her bir gruba karşı değişik yollarla, hilelerle, baskılarla demokrasi ve basın özgürlüğü ayaklar altına alınıyor.BİRBİRİMİZE SAYGI DUYMAK ZORUNDAYIZİlk defa basın tarihinde yobazlık bu kadar dibe vurmuştur. Onlarca yıl arkadaşları olduğu halde canını alırcasına, IŞİD misali saldırgan bir şekilde gazetecilik yapan insanları ilk defa görüyorum. Ergenekon davası devam ederken bizimle birebir zıt görüşte olan nice gazeteciyle sütunlarımızdan atıştık ama hep aramızda bir merhaba oldu, selamlaşma oldu, konuşma oldu, telefonlaşma oldu. Çünkü hepimiz inandık ki bütün düşüncelerin aynı olması, hayat tarzlarımızın aynı olması, fikirlerimizin aynı olması mümkün değil. Ama birbirimize saygı duymak zorundayız. Sen de bu mesleği yapıyorsun, ben de yapıyorum. Sen istedin diye ben buharlaşacak değilim. Ben seni sevmiyorum diye senin de buharlaşman mümkün değil.OKTAY EKŞİ GELİNCE ÇOK MUTLU OLDUMOktay Ekşi, gözaltına alındığım gün kalkmış destek olmaya gelmiş. Çok mutlu oldum. Gazeteciler arasında zaman zaman tartışmalar yaşanabilir. Oktay Ekşi abiyle zamanında bir atışmada bulunmuştuk. Buna rağmen her bayram ona tebrik kartı gönderiyorum, mesaj atıyorum. O gün desteğe geldiğinde ona dedim ki, “Sen bir büyüksün, velev ki sen haklısın, ben haksızım; bir kerecik mesajlarıma dönüp de `Kardeşim senin de bayramın mübarek olsun` niye demedin?” Dedi ki; “Bir dakika ben öyle bir mesaj almadım.” Telefonlara baktık. Meğer telefonunu değiştirmiş. Yıllardır boş yere başka telefona mesaj atmışım. Ama yine de çok sevindim.ÖZGÜR MEDYA DENİNCE KENETLENMEK GEREKİYORMedya bağımsızlığı denince akan sular durmalı. Bu süreçte de birçok gazeteci duayen dostlarımızın desteğini gördük. Türk medyasında aslanlar gibi duran yılların gazetecileri ne bileyim Hasan Cemal Bey. Yanlış hatırlamıyorsam Tiflis`ten aradı olayı duyar duymaz. “Ben Tiflis`teyim ilk fırsatta geleceğim, yanınızdayım, bu bir despotizmdir, baskıdır, beraberiz kardeşim.” dedi, bunu asla unutamam. O özgürlük belgesine Cengiz Çandar`dan Nuray Mert`e, Can Dündar`dan Pınar Türenç`e çok değerli isimler imza attı. Demokrasiden geriye dönüş yok. Yezidlere boyun eğmek yok. Özgürlüklerden geriye adım atmak yok. Her kes sussa Zaman susmaz. Bu ses büyüyecek, büyüyecek, büyüyecek zalimi içinden çıkılamaz hale getirecek. Buradan herkesin vicdanlarına sesleniyorum. Türkiye`de demokrasiden geriye adım atmak mümkün değil. Siz ne kadar isterseniz isteyin, ne kadar arzu ederseniz edin önemli değil, artık geriye dönüş yok.Hakimden suçunu soran Dumanlı`ya: İki yazı bir haberÖzgür basına darbe operasyonu kapsamında Zaman`da yer alan iki yorum yazısı ve bir haber suç kabul edilerek tutuklanması talep edilen Ekrem Dumanlı, 1. Sulh Ceza Mahkemesi`nde tarihî bir savunma yaptı. Avukatlarından alınan bilgilere göre Dumanlı, Hakim Bekir Altun`a hakkındaki suçlamalara ait delilleri sordu. `Anlatacağım` diyen Altun, Nisan 2009`da yazılmış bir haber ve iki makaleyi sıraladı. Bunun üzerine yargının siyasi operasyonlara alet olmaması gerektiğine dikkat çeken Dumanlı, “İki yazı bir haberden dolayı benim gözaltına alındığımı kimse dünyaya izah edemez.” dedi.Ekrem Dumanlı`nın savunmasını avukatlar Gazi Tanır, Hasan Günaydın, Nazif Aktaş ve Orhan Erdemli yaptı. Mahkeme sürecine ilişkin bilgi veren Avukat Hasan Günaydın, Dumanlı`nın duruşma salonunda hâkim Bekir Altun`a dönüp “Bana istinat edilen suç nedir?” diye sorduğunu aktardı. Bunun üzerine hâkimin Dumanlı`ya istinat edilen suçun iki köşe yazısı ve bir haberden dolayı olduğunu söylediğini belirterek şöyle devam etti: “Ekrem Dumanlı da `Hâkim bey tekrar soruyorum bu soruşturmadaki delil iki köşe yazısı bir haber mi?` şeklinde soru yöneltti. Hâkim, delillerin iki köşe yazısı ve bir haber olduğunu söylemesi üzerine Dumanlı, bize dönerek, `Eğer suçlama 2 köşe yazısı bir haberse ben savunma vermek istiyorum.` dedi. Suçlamaları palavra olarak niteledi ve `Bunların benimle ne alakası var. Ahmed Şahin ve Hüseyin Gülerce yazı yazmış. Hocaefendi`nin herkul.org internet sitesinde halka açık konuşması Zaman`ın 3. sayfasında yayımlanmış. Bundan başka bir şey yok. Bu nasıl bir şeydir ki hiç ortada olmayan bir silahlı terör örgütü ile irtibatlandırılıyorum? Bu ne saçmalıktır?` diye konuştu. Ertuğrul Özkök`ün de `Tahşiye` konulu yazı kaleme aldığını hatırlatarak, `Eğer Tahşiye ile alakalı yazı yazmak suç oluyorsa Özkök`ün buraya davet edilmesi gerekir.` ifadesini kullandı.”Hakim Bekir Altun, Dumanlı`nın savunmasının ardından savcının tutuklama talebini reddetti. Kararında şu ifadelere yer verdi: “Ekrem Dumanlı`nın üzerine atılı suçu işlediği yönünde bu aşamada tutuklamayı gerektirecek ölçüde kuvvetli suç şüphesine dayalı somut deliller bulunmadığından adli kontrol hükümlerinin yeterli olacağı, tutuk-lamanın ölçülü olmayacağı kanaatine varılmakla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı`nın tutuklama talebinin reddine.” YAKUP ÇETİN, MUSTAFA GÜRLEK - İSTANBUL


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Zaman

Manşet - Mümtaz`er Türköne - Kırık kalpler


99`un bahar aylarıydı. Ankara`dan kalkıp, Pınarhisar Cezaevi`nde Tayyip Bey`in ziyaretine gitmiştim.Hafıza duyguları, somut gözlemler ve tecrübeler gibi saklamıyor. Duygular uçuyor, derinlerde isim koyamadığınız, kararlarınıza sebebini kavrayamadığınız biçimde yön veren tortulara dönüşüyor. Pınarhisar bu yüzden hafızama, demokrasi ve özgürlük eksikliğinin sembolü olarak kazınmış. Halkın oyları ile seçilmiş bir adamı yok etmeye karar veriyorsunuz, okuduğu, üstelik ders kitaplarında yer alan bir şiirden dolayı hapse atıyorsunuz.Pınarhisar Cezaevi`nde Tayyip Bey`in kaldığı hücreye kadar gitmiş ve orada görüşmüştüm. Halkın sevgisini ve desteğini kazanmış bir politikacıyı bu hücreye tıkarak doğrudan halka ceza vermişlerdi. Ülkesi için adalet isteyen herkes için yapacak şey belliydi. Zulme ve aleni bir haksızlığa uğrayan bu adama destek olmak. “Acaba?” diyorum, “Pınarhisar Cezaevi bir zamanlar kısa bir süre için ağırlamış olmasaydı Erdoğan diye bir adam kendisine benzeyen diğer politikacıların önüne geçer ve bugün bulunduğu yere gelebilir miydi?”Aradan tam 15 yıl geçmiş. Tamamen benzer duygular. Ülkeniz adına umutsuzluk, bir kişinin şahsında herkese yapıldığını düşündüğünüz haksızlığa uğramanın kırgınlığı ve öfkesi. “Ne geçiyor ellerine, bu ülkeye zarar vermekten başka” diye düşünüyorsunuz. Tamamen aynı duygular ve ben bu duyguları altı gün boyunca gittiğim Çağlayan Adliyesi`nde tekrar yaşadım. Fazlası bu sefer zulmü, o gün o tek kişilik hücrede kalan adamın, bir zamanlar siyasî yakınlığınız olmamasına rağmen sahip çıktığımız adamın yapması. Kendilerine yapılan zulmü, aynı nobranlık ve zorbalıkla başkalarına yapacak kadar bir insanı bozan şey nedir? Güç ve iktidar mı?Bir senaryodan, iki yazıdan silahlı örgüt çıkartmak için, şiir okuduğu için hapse atılmış adamın çok büyük bir istihale geçirmesi gerekirdi. 2010 yılı bitip, 2011 seçimlerinde Erdoğan ustalığını ilan ettiği zaman hepimiz, şiir okuduğu için artık kimsenin hapse atılmayacağından emindik. Olmaz mıydı? Bugün dizi senaryosundan dolayı basın mensuplarının gözaltına alındığı, hapse atıldığı bir Türkiye`yi kim tahmin edebilirdi? Allah aşkına dün Tayyip Bey`i hapse attıran Bir generalle, Ekrem Dumanlı`yı Hidayet Karaca`yı suçlu ilan eden adam arasında ne fark var? Bugünün duyguları da geleceğe kalmayacak. Kırılmış camdan kalplerimiz onarılamayacak. İktidarın bir zamanlar zulme uğramış bir politikacıyı bile nasıl zalimleştirebildiğini hatırlayacağız sadece. Bir de iktidar etrafında pozisyon alanların görgüsüzlüğünü. Onlar bir ideolojiyi, bir prensibi değil sadece iktidarı savundular. Sadece gücü savunmanın, sadece güçlü olduğu için birini haklı çıkartmanın zavallılığına mahkum oldular. Ne nezaketten, ne nezahetten, ne mertlikten eser kalmadı. Güç sahibini bozarken, o güce yakın duranları da ahlaken çürütmüş, demek ki.Bütün hikâye bir iktidar hesabından ibaret. Ortada rakip kalmadığını görünce iktidarı kendi ellerinde toplayabilmek için dünkü yol arkadaşlarını, destekçilerini yok etmeye çalışan bir despotun hesapları bunlar. Gücün ve iktidarın ideal ve hizmet aracı olmaktan çıkıp, başlı başına bir amaca dönüştüğü durumda, güce yakın duranlar da her şeylerini kaybediyorlar. Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca için “oh olsun” yazısı yazanların üslubundaki düşüklüğe, ekranlardan aynı lafları söyleyenlerin yüzlerinden akan riya ve sahteliğe dikkat ettiniz mi?15 yıl önce girdiği hücreye, aynı suçtan masumları sokmaya kalkan biri birçok şeyi kırıp dökmek zorunda. Ona destek olanlar da. Neyse ki bizim sadece kalbimiz kırık. Azmimiz dimdik ayakta.


21 Aralık 2014 Pazar  02:08

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

fahr amurtrafk kazasi  01 06 1982 hürriyet gazetesi arsiv  btk  habertürk tv arşivi 25 10 2011  hürriyet gazetesi 7 şubat 2009 tarihli haberler  dunki haber özeti  izmir karaburun yolu  şafak hoca  muğlada cinayet  dünkü flaş haber izle  türkiyenin en iyi tursucusu  bmc  31 aralık 2010 fox tv ana haber izle  flash tv haber arşivi 27 05 2010 tarihli haberleri  kanal 7 haber arşiv 03 11 2009  bursa olay gazetesi 4 eylül cuma 2009 kaza haberıe  aralık ayı hava durumu düzce  egem tv haberleri intihar  bora bağış düğün  karagedik bilkent  18 10 1979  izmirde buse kardelen dönmez intihar