Bulunan Haber Sayısı: 546
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Yeşeren Ümitler`den İyilik Damlaları


Yeşeren Ümitler belgeselinde anlatılan eğitim gönüllülerinin hikâyelerini işleyen `İyilik Damlaları` kitabı, beklentisiz bir şekilde fedakârlık yapan insanların hayatlarından kesitler sunuyor. Kitabın yazarı Veysel Karani Gümüşdereli, “Bir anlamda bütün iftiralara da cevap veriyorlar.” ifadelerini kullanıyor. Dünyanın dört bir yanına giden eğitim gönüllülerinin hikâyeleri filmlere, belgesellere konu oldu. Bu belgesellerden biri de `Yeşeren Ümitler`di. 21 ülkede çekilen belgeselin hikâyeleri `İyilik Damlaları` kitabında kelimelerle buluştu. Yapımcılığını ve metin yazarlığını yaptığı belgeselin ardından gördüğü fedakarlıkları kaleme alan Veysel Karani Gümüşdereli, “Son zamanlarda farklı anlatılmaya çalışılsa da gönüllülerin ne yaptıkları, ne yapmaya çalıştıkları, Türkiye sevdaları, insanlara sadece iyiliği anlatmaları gözler önüne seriliyor. Bir anlamda bütün iftiralara da cevap veriyorlar.” diyor. `İyilik Damlaları` ismiyle raflarda yerini alan kitap, beklentisiz bir şekilde fedakarlık yapan insanların gerçek yaşantılarından kesitler sunuyor. Gümüşdereli, eğitim neferlerinin insanlık adına yaşatma idealiyle koşanların beklentisizlikleri, fedakârlıkları, sevgiyle yoğrulmaları ve hayata tutunmalarını anlattığını söylüyor. Yaşanan her bir hikâyenin ayrı ayrı önemi olduğundan bahseden Gümüşdereli, kendisini en çok etkileyen hikâyeyi şöyle anlatıyor: “Mehmet Selim isimli genç, üniversiteyi okurken Azerbaycan`da öğretmene ihtiyaç olduğunu öğrenince okulunu dondurup Azerbaycan`a gidiyor. Gitmesinin ardından 6 ay sonra orada bir trafik kazasında vefat ediyor. Fakat gittiği yerde o kadar sevdiriyor ki insanlara kendisini, oradan naaşı ayrılırken birçok kişi gözyaşları içinde uğurluyor. Bu hikâyede, Selim`in o kadar kısa bir zaman içinde kendisini bu kadar sevdirmiş olması beni çok etkiledi.” Türkiye`de akrabalarını buldular Toplam 21 ülkede 73 bölümlük belgesel çektiklerini söyleyen Gümüşdereli, yeni bölümlerde Yemen, Gürcistan ve Avustralya`da çekim yaptıklarını belirtiyor. Oradaki öğretmenler, akademisyenler, devlet adamları ve kanaat önderleriyle konuştuklarını anlatan Gümüşdereli, “Yeşeren Ümitler`i çekerken Yemen`de Osmanlı torunları ile tanıştık ve onlar Samanyolu Televizyonu aracılığıyla Türkiye`deki akrabalarını buldu. Bu bizim için çok sevindirici bir hadisedir. Yemen`de Arap Baharı zamanında yaşanan onca sıkıntıya rağmen orada dev bir eğitim kompleksi de yapılmış, eğitimciler orada kalmış ve insanların güvenleri daha da artmış Türk okullarına karşı. Şu anda da aynı sıkıntılar mevcut ve öğretmenler aynı sıkıntılara göğüs geriyorlar.” ifadelerini kullanıyor.


26 Nisan 2015 Pazar  02:17

Hürriyet

Yazarlar - Ortaokul 5`e hazırlık sınıfı - Nuran ÇAKMAKÇI



26 Nisan 2015 Pazar  03:47

Zaman

Manşet - Çağlayan`da sadece `kaç İsmailler` değil, hukukçular da varmış


Anayasal ve evrensel hukuk ilkelerine ters bir şekilde işletilen `sulh ceza hukuku` sistemi aylardır yargının üstüne karabasan gibi çöktü. En ufak eleştiriden `Cumhurbaşkanına hakaret` suçu ve yolsuzluk soruşturmalarından `darbe teşebbüsü` çıkaran bu hakimlikler, önüne gelen her meslekten insanı tutuklamaya başladı. Avukat Umut Kılıç`ın `faşist` lafından dolayı tutuklanması bunun son örneği. Bu hukuksuzluk 22 Temmuz 2014`te polislere yönelik operasyonlarla başlayıp, 14 Aralık 2014`te gazete ve televizyon baskınlarına kadar ulaşmıştı. Gazetecilerin ve polislerin de tutuklandığı bu sürece en son üst mahkeme olan asliye ceza mahkemesi `dur` dedi. Yani Çağlayan Adliyesi`nde sadece `kaç İsmail kaç` hukukunun değil, evrensel ve anayasal ilkeler çerçevesinde işlem yapan hukukçu hakimler olduğu görüldü. Peki bu nasıl oldu? 17-25 Aralık 2013`teki yolsuzluk soruşturmalarından sonra özel olarak kurulan sulh ceza hakimlikleri, `sorgu` hakimi olarak yapılandırıldı. Yani sadece soruşturma sürecinde görev alıyorlar. Bu hakimlerin verdiği tutuklama kararlarına ilişkin sadece bir sonraki sulh ceza hakimine itiraz edilebiliyor. Bu haliyle `kapalı devre` bir sistem. İşte bu sistem içinde Selam Tevhid ve Tahşiye operasyonlarında tutuklanan polisler aylarca tahliye taleplerinde bulundu. Sulh ceza hakimleri, somut delil ve hukuka uygun bir gerekçe göstermeden her seferinde bu talepleri reddetti. Sulh Ceza hakimliklerinin kuruluş şekli, tahliye veren her hakimin anında görevden alınması, siyasi iktidarın ve adliye başsavcılığının bu mahkemelerle ilişkisine bakınca ortada `tarafsız ve bağımsız` bir yargıdan bahsetmek imkanı kalmadı. Bunun üzerine de ceza usul uygulamasında genel kurallardan olan `hakimin reddi` uygulamasına gidildi. Ceza Muhakemesi Kanunu`na (CMK) `redd-i hakim` talebinde üst mahkeme görevli. Bu da anayasal yargı hiyerarşisine göre sulh ceza hakimliklerinin üst mahkemesi asliye ceza mahkemesi oluyor. Nitekim, sulh ceza hakimi de kararında `ret` için kendilerinin yetkili olmadığına, üst mahkemeye gidilmesi gerektiğine işaret ediyor. Kanuna uygun bir şekilde yapılan ret talebini nöbetçi 29`uncu Asliye Ceza Mahkemesi kabul ediyor. Sulh ceza mahkemeleri hakkında `hakimin reddi` kararı olduğu için dosya kanunun görevlendirdiği şekilde ret kararı veren hakimin belirlemesiyle yeni bir mahkemeye gidiyor. Selam Tevhid ve Tahşiye operasyonlarına dair görevlendirilen İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de tüm şüpheliler hakkında tahliye kararı veriyor. Baştan sona hukuk ve kanunlar içinde işleyen (kaç İsmail kaç`ların müdahil olamadığı) bir süreç. Yani gerçek hukuk.


26 Nisan 2015 Pazar  03:47

Zaman

Manşet - Geç de olsa beklenen buydu


Mahkemenin verdiği tahliye kararına siyasilerden ve avukatlara kadar birçok kesimden destek geldi. Hidayet Karaca`nın avukatı Gültekin Avcı: Tahliye kararının UYAP`a girilmesi engellendiğinde, hakim kararını kurye ile cezaevine gönderir ve tutuklular tahliye edilir. Hakimin kararının UYAP`a girilmesini engellemek hukuka darbe yapmak anlamına geliyor. Hakim ve savcıların hiçbir merciden emir almayacağı ve engellenemeyeceği şeklinde Anayasa`nın amir hükmü çiğneniyor. Avukat Ömer Turanlı: Hakim, Türk milleti adına kararını vermiş, bunun uygulanmasını hiçbir makam engelleyemez. Engellemeye kalkarsa, alenen suç işlemiş olur. Başsavcı, başsavcı vekilleri ve adalet komisyonu başkanları, bir hakimin kararını engelleyemez. Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı: Çok sevindirici bir haber. Hâlâ bir umut ışığı olabileceğine dair emare gördüm. İşte bu akşam mahkeme, `manifesto` gibi karar vermiş. `Hırsızlar dışarıda, hırsızları yakalayan polisler içeride.` Halkın algısı buydu ve bu algı boşuna oluşmadı. Bugün, bu gece dönüm noktası. Madalyonun öbür yanında da, kararı engellemek için Hadi Bey ve diğer kişilerin kriz masası kurduğu haberleri geliyor. Bunun hukukla uzaktan yakından alakası yok. Rica ediyorum, emirle yukarıdan dikte edilmiş kararlar vermeyin. Adaleti ayaklar altına almak isteyenler çıkabilir. Tarih bunları bir film gibi yazacak. Eski Bolu Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz: Nöbetçi sulh ceza hakiminin verilmiş kararlara itiraz etme yetkisi yoktur. Zaten bu hakimliklerin kurulması Anayasa ve AİHM`ye aykırıdır. Hiçbir hakimin kararlara itiraz etme hakkı kanunda yoktur. Hakimlere itiraz edilir, hakim itiraz edemez. Savcılar itiraz edebilir. Yazılanlar doğruysa Çağlayan`da yargıya hukuksuz müdahale var, duyarsız kalmayalım. Mahkemeye müdahale ve baskı suçtur. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal: Bu karara sevinilmesi gerekirken, savcılıkta adeta tahliye olan insanlara intikam hukuku uygulanıyor. Cumhuriyet Başsavcılığı yargı üzerinde baskı uygulayarak tahliye kararlarını uygulanamaz hale getirmeye çalışmakta. Hatta tahliye kararını vatandaşlara ulaştırmaya çalışan basın mensuplarının üzerine bile saldırdılar. İzmir Bağımsız Milletvekili Ertuğrul Günay: Hidayet Karaca ve Yakub Saygılı`nın da aralarında bulunduğu emniyet mensuplarının tahliye kararı, önemli ve iyi bir haber! Mahkemenin verdiği tahliye kararının uygulanması engellenemez; bu uygulamayı savsaklayan yahut geciktiren herkes suç işlemiş olur! İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür: Hakim tahliye karar vermiş ve siz tahliye etmemek için hukuku katlediyorsunuz. Bu hem Allah katında hem vicdanlarda vebal olarak yazılır. Mahkeme kararını ancak hukuka darbe ile durdurursunuz. Hukuka darbe mi yapıyorsunuz şu an? Bu tahliye kararının geri dönüşü yok. Hidayet Karaca`nın Avukatı Fikret Duran: Asliye Ceza karar verdikten sonra başka bir mahkemenin tam tersi karar verdiği dedikodusunun aslı yoktur. Tahliye kararı uygulanacak. Tahliye müzekkereleri, engellemelere rağmen yazılıyor. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil: Tahliyeyi görmezden gelen medya mensupları, yakın gelecekteki demokrat Türkiye`de konuşma haklarını kaybeden sukutiler olacak. Bu kadarcık hukukun işleyişi bu gece hukuk dışı saltanat tesis etmeye çalışan, ona destek veren herkesin uykusunu kaçırdı. Hak batılı yok eder.


26 Nisan 2015 Pazar  03:47

Zaman

Manşet - MİT, üzerine düşeni yapmadı


Muhsin Yazıcıoğlu`nun hayatını kaybetmesine sebep olan helikopter kazası, geride zihinleri bulandıran onlarca soru bıraktı. Gazeteci Emre Soncan, “Son Akıncı-Muhsin Yazıcıoğlu`nun Sır Ölümü” isimli kitabında, 25 Mart 2009`da gerçekleşen kazanın üzerindeki sır perdesini aralıyor. 25 Mart 2009... Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin Yozgat`a giderken düştüğüne dair ilk haberin ardından başlayan heyecanlı ve endişeli bekleyiş zaman zaman yerini cılız ümitlere bırakıyordu. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi`nde toplanan kalabalık, ellerinde telefonla bir taraftan son dakika gelişmelerini takip ederken diğer taraftan da dudaklarından dökülen dualarla semaya ulaşmaya çalışıyordu. İki gün sonra gelen vefat haberi bir anda bütün ülkeyi yasa boğdu. Küskünlükler ve düşmanlıklar unutuldu. Cenazesi yüz binlerce insanı bir araya getirdi. Yıllarca peşinden koştuğu `Büyük Birlik`i vuslatında sağladı. Şüpheli kaza, arkasında birçok soru işareti bıraktı. Helikopterin üzerinde uçan savaş uçakları, kararan radarlar, çelişkili otopsi raporları, arama kurtarma faaliyetlerinde gizlenen haritalar, enkazdan çalınan cihazlar… Herhangi bir kazada bu kadar `tesadüf` bir araya gelebilir miydi? Zaman Gazetesi Cumhurbaşkanlığı muhabiri Emre Soncan, Son Akıncı - Muhsin Yazıcıoğlu`nun Sır Ölümü isimli kitabında merhum BBP lideri ve beraberindeki 5 kişinin yaşamını yitirdiği kazadaki sis perdesini aralıyor. Kitapta, Yazıcıoğlu`nun hayatı ve kaza sürecine dair ilk kez yayımlanan birçok çarpıcı bilgi ve anekdot yer alıyor. Soncan, tanık ve şüphelilerin ifadelerinden yola çıkarak, Milli İstihbarat Teşkilatı`nın (MİT), Yazıcıoğlu`nun öldüğünü üç saat gibi kısa bir sürede öğrendiğini söylüyor. Halbuki helikopter enkazına ancak 48 saat sonra ulaşılabilmişti. MİT`i, soruşturmayı yürüten savcılara gerekli yardımı yapmamakla eleştiren Soncan, “Teşkilat üzerine düşeni yapsaydı, soruşturma bambaşka bir yerde olabilirdi. Fakat bilgi paylaşmaktan hep uzak durdular.” diyor. Yazıcıoğlu`nun `ortadan kaldırıldığına inanan Soncan, `Neden?` sorusuna ise şu cevabı veriyor: “Ortadoğu`da haritalar değişirken ve terör örgütü PKK uluslararası alanda AKP hükümetinin de desteğiyle meşruluk kazanırken, Türkiye içindeki hangi ideolojik geçmişten gelirse gelsin tüm milli unsurlar tasfiye edilmeliydi. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal`dan başladılar. Ardından Muhsin Yazıcıoğlu ortadan kaldırıldı. 2009`da yaşananlar olmasaydı, Yazıcıoğlu daha sonra mutlaka hedefte olacaktı. Ardından milli unsurları tasfiyeye Hizmet Hareketi ile devam ettiler. Ülkenin milli refleksleri kör edilecek ve geleceği ipotek altına alınacaktı. Tayyip Erdoğan`ın tabiriyle `üst akıl` düğmeye basmıştı. Özellikle Hizmet Hareketi`nin tasfiye plânının taşeronluğunu Erdoğan`a verdiler.” Gazeteci-yazar Emre Soncan, 28 Şubat soruşturması sırasında, dönemin Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi başkanı olan Oğuz Kalelioğlu`nun evinde bulunan ve `Sayın Komutanım` diye başlayan iki sayfalık listeye dikkat çekiyor: “Suikasta kurban gidenlerin isim listelerinin yer aldığı belge, `askerler` ve `siviller` olarak kategorize edilmişti. Sivillere ait listenin başında 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal bulunuyordu. Özal`dan sonra suikastla öldürüldüğü belirtilen diğer isimler ise şöyle sıralanıyordu: “eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Hrant Dink.” Olayın aydınlatılması konusunda pek de ümitli olmayan Soncan, sözlerini şöyle noktalıyor: “Yargının siyasi iktidar tarafından kuşatıldığı dikkate alındığında, en azından bugün için kararı tarihe ve kamu vicdanına bırakıyorum.”


26 Nisan 2015 Pazar  02:17

Zaman

Manşet - İşte İstanbul 29.Asliye Ceza`nın reddi hakim taleplerini kabul gerekçeleri


Algı operasyonları kapsamında Silivri Cezaevin`nde tutuklu bulunan polisler ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca hakkında tahliye kararı çıktı. İşte İstanbul 29.Asliye Ceza`nın reddi hakim taleplerini kabul gerekçeleri: 1-)Reddi hakim talebinin yapıldığı 20 nisan 2015 günü Nöbetçi mahkeme 29. Asliye ceza mahkemesidir: İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı`nın `İstanbul Mahkemelerinin 01/04/2015-30/04/2015 tarihleri arasındaki nöbet çizelgesi` başlıklı çizelgeye göre 20 Nisan 2015 Pazartesi günü 29. Asliye Ceza Mahkemesi nöbetçidir. Reddi hakim talepleri de bu gün verilmiştir. Dolayısıyla mahkememiz görevlidir. 2-) Yargıtay 11 Ceza Dairesininn ve Ceza Genel Kurulunun İlhan Cihaner Kararı Değerlendirme İçin emsaldir: “Yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde nöbetçi mahkememize şüpheliler müdafileri tarafından hakimin reddi ve tahliye talepleri sunulduktan sonra, ilgili savcılık soruşturma dosyaları ve yine ilgili Sulh Ceza Hakimliklerinden hakimin reddi ile ilgili yazılı görüşlerinin gönderilmesi için yazı yazılmış olup, ilgili C.Savcıları tarafından Asliye Ceza Mahkemeleri`nin Sulh Ceza Hakimliklerinin kararlarına yönelik itiraz incelemesi yapma yetkisi olmadığı gibi tahliye hususunda da karar verme yetkisinin bulunmadığı görüşünde olması sebebiyle soruşturma dosyalarının mahkememize gönderilemediğinin belirtildiği, bazı Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından yazılı görüş verildiği, bazı Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından ise Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü`nün 06/02/2015 tarihli yazılarında belirttiği şekilde taleplerin CMK 26.maddesine aykırılık teşkil etmesi sebebiyle reddi hakim talebi ile ilgili görüş bildirmediklerinin belirtildiği anlaşılmıştır. Ceza Genel Kurulu`nun 28/09/2010 gün ve YYB/162-179 sayılı kararında; `Yargıtay 11.Ceza Dairesi tarafından sanık İ.C. hakkında yapılan yargılama sırasında, Erzurum 2.Ağır Ceza Mahkemesi`nin 2010/108 Esas sayılı dosyasının aslı gelmeden bu dosyaya ait CD`lerin kalemce kağıt ortamına aktarılarak incelenmek suretiyle, bu dosyanın Yargıtay 11.Ceza Dairesi`nin 2010/1 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nun istikrar kazanmış kararları ile buna uyumlu özel daire kararında da vurgulandığı üzere; `Ceza yargılamasında başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları, suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken, kendiliklerinden getirttikleri ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadır. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için belgenin aslının, bu mümkün olmadığı taktirde ise aslına uygunluğunun yetkili makam ve kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir. Bu uygulama gerek Ceza Genel Kurulu`nca gerek özel dairelerce bugüne kadar sürdürülmüş olup, bu uygulamadan dönülmesini gerektiren bir durum veya yasal düzenleme de bulunmamaktadır. İnceleme konusu somut olayda, Yargıtay 11. Ceza Dairesince, kurye vasıtasıyla gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dava dosyası aslının incelenerek bu dosyadaki ilgili evraklardan örnek çıkartılarak onaylandıktan sonra dosyaya konulduğu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının ise aynı mahkemenin gönderdiği CD`lerin kalemce kağıt ortamına aktarılmasını müteakiben incelendiği, ancak gönderilen CD`lerde duruşmalara ilişkin tutanaklar ile birleştirme kararının henüz CD ortamına aktarılamaması nedeniyle, tutanak ve birleştirme kararı ile ilgili incelemenin sanık müdafii tarafından sunulan örnekler üzerinden yapıldığı sabit ise de; Özel Daire ve yüksek görevli mahkeme sıfatıyla Ceza Genel Kurulunca yapılan inceleme, bu aşamada temyiz incelemesine konu olabilecek herhangi bir hüküm bulunmadığından, temyiz davası niteliğinde değildir. Hal böyle iken; olumlu birleştirme uyuşmazlığının çözümlenmesi ve karara bağlanmasıyla sınırlı olarak yapılan bu incelemede, temyiz aşamasında hükümlerin incelenmesindeki esas ve ilkelerin uygulanacağını kabul etmek, yapılan incelemenin niteliğiyle bağdaşmaz. Zira, böyle bir uyuşmazlık, yerel mahkeme ve Yargıtay özel dairesi arasında olmayıp da, Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemeleri arasında çıkmış olsaydı, nasıl ki; uyuşmazlığı çözmekle görevli bulunan Ağır Ceza Mahkemesince dosyalardaki evrakların fotokopi olup olmadığı veya aslına uygunluğunun onaylanıp onaylanmadığı denetlenemeyecek ise, bu incelemenin yüksek görevli mahkeme olması nedeniyle Yargıtay ilgili dairesince veya Ceza Genel Kurulunca yapılması halinde de sonuç değişmeyecektir. Yargıtay 11. Ceza Dairesince, her iki dosyanın istenmesinin amacı ve kapsamı dosyalar arasında hukuki ve fiili irtibat bulunup bulunmadığının saptanmasına yönelik ve bununla sınırlıdır. Zira irtibatın varlığı halinde birleştirme kararı verilerek dosyanın aslı getirtilecek, bilahare dosyada daha önceki usul işlemlerinin yasaya uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenecek, yasaya aykırı işlemler, olanaklı ise yasaya uygun hale getirilecek, onaysız belgeler var ise onaylanmak suretiyle, bunlara belge kanıtı değeri kazandırılacak, sunulan belgelerin güvenirliği sağlanacaktır. İrtibatın varlığı ile sınırlı bir incelemede, gönderilen bir kısım belgelerin fotokopi olması bu aşamada sonuca etkili olamayacağı gibi Özel Dairece verilen birleştirme kararını da hukuka aykırı hale getirmeyecektir` şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. Nöbetçi mahkememize şüpheliler müdafileri tarafından soruşturma dosyalarına ilişkin bir kısım müfettiş raporları, şüpheli ifadeleri, sorgu hakimliği ifadeleri, Sulh Ceza Hakimliklerinin 30 günlük tutukluluk incelemeleri sonucu verdikleri kararlar, hakimin reddi ve tahliye talepleri ile ilgili verdikleri kararların avukatlarca onaylanmak suretiyle sunulduğu; yine yukarıda belirtildiği şekilde ilgili savcılıklardan soruşturma dosyalarının istenilmesine rağmen gönderilmediği, yine İstanbul 9. ve 10.Sulh Ceza Hakimlikleri dışında da Sulh Ceza Hakimliklerinden görüşün gönderilmediği, mahkememizce hakimin reddi talepleri ile ilgili yapılan değerlendirmenin dosyanın esası ile ilgili bir değerlendirme olmadığı, şüphelilerin tamamının tutuklu bulunduğu, dolayısıyla işin acele işlerden olduğu, dolayısıyla soruşturma dosyaları ve reddi hakim talebi konusunda görüşlerin istenilmesine rağmen gönderilmemesinin reddi hakim talepleri konusunda incelemeye ve bir karar vermeye hukuken engel teşkil etmediği anlaşılmıştır. 3-) Sulh Ceza Hakimliklerinin Reddini Değerlendirme Görevi Asliye Ceza Mahkemelerine Aittir: Mahkemenin Gerekçesi aynen: “Hakimin reddi istemine karar verecek mahkemenin düzenlendiği, CMK`nun 27/2 maddesine göre; `Red istemi Sulh Ceza Hakimliği`ne karşı ise, yargı çevresi içinde bulunduğu Asliye Ceza Mahkemesi ve tek takime karşı ise, yargı çevresi içerisinde bulunan Ağır Ceza Mahkemesi karar verir.` demek suretiyle açıkça Sulh Ceza Hakiminin reddine ilişkin talepleri Asliye Ceza Mahkemesi`nin değerlendireceğinin belirtildiği, Sulh Ceza Hakimliklerinin Kuruluşu Hakkındaki 6545 sayılı yasanın yukarıda anılan fıkralarından da anlaşılacağı üzere hakimin reddi konusunda ayrıca bir düzenleneme yapılmamış olup, genel hükümlerin uygulanacağı konusunda tereddüt yoktur. Dolayısıyla Sulh Ceza Hakimliklerinin görev tanımı ve itiraz usulü incelendiğinde; reddi hakim kurumunun bu düzenleme kapsamında kalmadığı, dolayısıyla inceleme mercinin Asliye Ceza Mahkemesi olduğunun açık olduğu, yasal düzenleme bu şekilde iken Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü`nün 06/02/2015 tarihli yazılarında da belirtildiği şekilde `CMK 27.maddenin yeni kurulan Sulh Ceza Hakimliklerini kapsamadığı ve bu hükmün zımmen ilga olduğu` mütalaasına katılmanın hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmıştır. ”4-)Soruşturma Aşamasında Hakimin Reddinin Mümkündür: “CMK`nun hakimin reddi müessesini düzenleyen 22.ve devamı maddeleri genel hükümler başlığı altında düzenlenmiş olup, soruşturma ya da kovuşturma ayrımı yapmamaktadır. A.İ.H.S`in adil yargılamayı düzenleyen 6.maddesi `yasa ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme....` vurgusu yapmakta olup, A.İ.H.M ise içtihatları ile adil yargılanma hakkının başlangıcına vurgu yapmaktadır. A.İ.H.S`in 6.maddesi kapsamındaki garantiler sadece mahkemedeki yargılama sürecine uygulanmaz, önceki ve sonraki aşamalarda da uygulanır. (İmsroscia-İsviçre kararı) A.İ.H.M`nin bu kararı ile adil yargılanma hakkının `ithamla` başlayacağını tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. A.İ.H.M içtihatlarına göre bir kişi hakkında tutuklama emri çıkartılması itham olarak kabul edilmiştir. (Wemhoff-Almanya kararı) Kişinin resmen suçlanması, tutuklama emri çıkartılması, tutuklanması, itham olarak kabul edilmekte ve dolayısıyla A.İ.H.S`nin 6.maddesi kapsamında adil yargılanma hakkı başlamaktadır. Dolayısıyla şüpheliler müdafileri tarafından yapılan hakimin reddi taleplerinin sorgu aşamasında olmadığı, tüm şüphelilerin sorgularının tamamlandıkları, şüphelilerin yaklaşık olarak 3-9 aydır tutuklu bulundukları anlaşıldığından, gerek iç hukuka gerekse A.İ.H.M kararlarına göre soruşturma aşamasında hakimin reddi talebinde bulunulabileceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü`nün 06/02/2015 tarihli yazılarında da belirtildiği şekilde `CMK 22.madde ve devamı maddelerinde düzenlenen hakimin davaya bakamayacağı haller ve reddini gerektiren sebeplere ilişkin hükümlerin kovuşturma aşaması ile sınırlı olduğu` mütalaasına katılmanın da hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmıştır. ”5-) SULH CEZA HAKİMLİKLERİ BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLMALIDIR VE KAMUOYUNDA ÖYLE GÖRÜNMELİDİR: “Sulh Ceza Hakimliklerinin kuruluşuyla birlikte Sulh Ceza Mahkemeleri kapatılmış, HSYK`nın 16.07.2014 tarihli kararıyla Sulh Ceza Hakimliklerinin atanması yapılmıştır. Yeni Sulh Ceza Hakimliklerinin göreve başlamasından hemen sonra 22 Temmuz 2014 tarihinde bir kısım operasyonlardan sorumlu tutulan kolluk görevlilerine yönelik soruşturmalar başlatılmış, İstanbul dahilinde Sulh Ceza Hakimliklerine sevk edilen şüphelilerin ekserisi ilgili hakimliklerce tutuklama kararı verilmiştir. Sulh Ceza Hakimliklerinin kuruluş şekli ve aşaması kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Sulh Ceza Hakimliklerinin doğal yargıçlık ilkesine uygun olmadığı, AB müktesebatına aykırı olduğu, proje mahkemeler olduğu, hakimlerin özel olarak seçildiği dolayısıyla bağımsız ve tarafsız olmadıkları kamuoyunda sıkça tartışılmış değişik iddialar gündeme getirilmiştir. Tartışılan konuların başında hakimlerin bağımsızlığı, tarafsızlığı ve doğal yargıçlık ilkesi olmuştur. Doğal yargıçlık ilkesi; bir uyuşmazlık hakkında karar verecek olan hakimin, o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olmasını ön gören ilkedir. Bu prensiple uyuşmazlığın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından yargılamasının yapılması yasaklanmaktadır. Aydınlanma çağında keyfiliğe engel olmak üzere geliştirilen bu ilkeyle kişiye ve olaya özel mahkeme kurma imkanının ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. İç hukukumuzda 1982 Anayasanın 37.maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 20 Ekim 1990 tarih, K 1990/30 sayılı kararıyla hukuk devletinde doğal yargıçlık ilkesinin tanımı yapılarak çerçevesi çizilmiştir. Anayasa Mahkemesi Sulh Ceza Hakimliklerinin kuruluşunu öngören 6545 sayılı yasanın 48 ve 74. maddelerinin anayasaya aykırılık taleplerini reddetse de, yetki itirazı, kapalı devre yargı sistemi oluşturduğu yönündeki iptal talebi konusunda henüz bir karar vermemiştir.Sulh Ceza Hakimliklerinin kapalı devre yargı düzenini getirdiği dolayısıyla AİHS Ek 7 nolu protokolün 2. maddesinde düzenlenen `cezai konularda iki dereceli yargılama hakkı` ilkesine aykırı olduğu kamuoyunda gündeme getirilen konular arasında yer almış ve Sulh Ceza Hakimliklerinin kuruluşuyla ilgili tartışmalarda son bulmamıştır. Hakimin bağımsızlığı; hakimlerin bağımsız bir organ tarafından atanması, atandıktan sonra siyasi ve idari etki, telkin ve baskılardan uzak durması, ortamdan bağımsız hareket etmesidir. Yargının devlet organlarının etki ve müdahalesine karşı korunmasına `dış bağımsızlık`, meslek içi etki ve baskılara karşı korunmasına ise `iç bağımsızlık` denmektedir. a-) Sulh Ceza Mahkemeleri Tarafsız Görüntüsünü Yitirmiştir:“Yargı bağımsızlığını tamamlayan en önemli ilkelerden birisi ise yargının (hakimin) tarafsızlığıdır. Hakimlerin kararlarında vicdani kanaatlerine göre karar vermesi; hukuka olan güvenin yerleşmesi açısından önemlidir. Yargının tarafsızlığı hukuk sisteminin meşruiyet kazanması ve bu meşruiyeti devam ettirmesinde hayati öneme sahiptir.Hakimin Tarafsızlığı; yargılamada taraf tutmaması, objektif olması, karar verirken kişiliğinden soyutlanmasıdır. Tarafsızlık AİHS`nin 6.maddesinde yeralan gerekliliklerden birisidir. Madde `yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız `mahkemenin zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. Mahkeme çeşitli içtihatlarıyla tarafsızlık konusunda kriterler ortaya koymuştur. Bunun yanında referans kabul edilen çeşitli uluslararası belgelerde de hakimin tarafsızlığı konusunda hassasiyetle vurgu yapılmaktadır.İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10.maddesinde `bağımsız ve tarafsız mahkemeye` dikkat çekmektedir. Kişisel ve siyasi haklara ilişkin uluslararası sözleşmenin 14.maddesinde `Herkesin yasayla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ve açık olarak yargılanmaya hakkı vardır.` denilmektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, R(94)12 Sayılı tavsiye kararında; Hakimlerin sorumlulukları başlığı altında; ` bütün davalarda herhangi bir dış etkiye maruz kalmaksızın, bağımsız olarak hareket etmek` (3/a), `kanun hükümlerinin uygulanmasında davaları tarafsız bir şekilde yürütmek` (3/b) şeklinde hakimlere mükellefiyet yüklenmiştir.Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Raporu (Venedik Komisyonu, 12-13 Mart 2010) `Reddi hakim kuralları yargı bağımsızlığının temel unsurlarıdır.` şeklinde dikkat çekici vurgu yapılmıştır. AİHM`si içtihatlarına göre; her ne kadar tarafsızlık normalde önyargı ve peşin hükümlü olmamak anlamına gelse de, bunun varlığı ya da yokluğu çeşitli yöntemlerle denenebilir. Bu bağlamda öznel (subjektif) yaklaşım, belirli bir yargıcın belirli bir davada şahsi hükmünün değerlendirilmesi ile yargıcın bu anlamda tüm meşru şüpheleri bertaraf etmeye yetecek teminat sağlayıp sağlamadığını belirlemek üzere nesnel (objektif) yaklaşım arasındaki farka işaret edilmektedir. (Piersack-Belçika) AİHM tarafsızlık konusunda; öznel (subjektif), nesnel (objekkif) kriterler getirmektedir. Öznel (Subjektif) tarafsızlık; aksi sabit oluncaya kadar yargıcın tarafsız olduğu kabul edilmektedir. Ancak kimi haklı nedenlerle tarafsızlığından şüpheye düşülmesi halinde yargıcın o davadan çekilmesi gerekir. (Rosa morales-İtalya)Nesnel (objektif) tarafsızlık; Mahkemenin ortaya koyduğu görünümü dikkate alır. Mahkemenin taraflarda meydana getirdiği güven hissiyle değerlendirilir.(Fey-Avusturya, Gautrin ve diğerleri-Fransa) AİHM, hakkında tarafsızlığından korku duyulması için meşru neden bulunan tüm yargıçların çekilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.(Piersack-Belçika) Tarafsızlık konusu gündeme getirildiğinde, tamamen esastan yoksun değilse mutlaka araştırılmalıdır. (Remli-Fransa)AİHM çoğu kararında; `adaletin yerine gelmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi de lazımdır.` denilmektedir. AİHM göre; `demokratik bir toplumun mahkemelerinin taraflara güven verme zorunluluğu vardır. Kesin bir rol oynaması gerekmezse bile mahkemede bağımsızlık ve tarafsızlık bulunmadığı konusunda haklı bir nedenin varlığını ifade etmek için, sanığın görüşü dikkate alınır. Belirleyici unsur ilgili kişinin değerlendirmelerinin objektif olarak haklı sayılabilir olmasıdır.`(İncal -Türkiye)b-)Tutuklamaya Karar Verebilecek Olan Makam:“AİHM`nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre, hürriyetlerin en fazla kısıtlandığı bir tedbir olan tutuklamaya, yargısal bazı güvencelerle donatılmış bir `hakimin` karar vermesi gerekmektedir.AİHM`nin Megyeri/Almanya (12 Mayıs 1992 tarihli) ile Brannigan ve McBride/Birleşik Kırallık (26 Mayıs 1993 tarihli ) kararlarına göre, AİHM`nin 5. maddesi kapsamında bahsedilen `hakim` veya `mahkemenin` bazı özelliklere, yargısal güvence ve niteliklere sahip olması gerekmektedir. Bu özellikleri taşımayan makamların sözleşmenin 5. maddesi kapsamındaki hakim yada mahkeme olarak kabulü mümkün değildir.Tutuklamaya karar verebilecek hakim veya mahkemenin sahip olması gereken nitelik ve yargısal güvencelerin başlıcaları şöyle sayılabilir; `Tarafsız ve bağımsız olmaları gerekir` (AİHM`nin D.N./İsviçre, 29 Mart 2001 tarihli Büyük Daire Kararı , `Kanunla kurulmuş olmaları gerekir` (AİHM`nin Lavents/Letonya, 28 Kasım 2002 tarihli kararı), `Çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine saygılı olmalıdır` (AİHM`nin Nikolova/Bulgaristan, 1999 tarihli Büyük Daire Kararı ).AİHM`nin Brudnicka ve diğerleri/Polonya kararına göre, bağımsızlığın olup olmadığının anlaşılması açısından özellikle yargılamayı yapan hakimin yada mahkeme üyelerinin atanması usulü, görev süresi, dış etkilere karşı garantilerin olup olmadığı ve bu mahkeme ya da hakimin dışarıdan bakıldığında bağımsız görünüp görünmediği gibi hususlar da göz önüne alınmalıdır.Sayılan bu özellikler göz önüne alındığında; kişilerin hürriyetine ağır bir kısıtlama getiren tutuklama ya da tutuklamanın devamına, tahliye talebinin reddine karar verecek makam ile tahliye talebinin reddi durumunda itiraza bakacak olan mahkemenin; soruşturma makamları tarafından suç olduğu iddia edilen fiillerin işlenmesinden önce kanunla kurulmuş, tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde görev yapan bir makam olması gerekmektedir. 6-)İSTANBUL SULH CEZA HAKİMLERİ TARAFSIZLIKLARINI YİTİRMİŞTİR: -Yürütme organlarının Sulh Ceza Hakimlikleri kurulmadan önce ve sonra Sulh Ceza Hakimlikleri konusunda basına yansıyan söylemleri,-Sulh Ceza Hakimliklerindeki sorgu aşamasında basına da yansıyan bir kısım iddialar,-Sulh Ceza Hakimliklerine atanan hakimlerden bir kısmının görevi kabulden imtina etmeleri, tutuklama kararı vermeyen yada tahliye kararı veren Sulh Ceza Hakimlerinin yetkilerinin değişmesi, -Sulh Ceza Hakimlikleri kurulduktan sonra çeşitli soruşturmalardaki kolluk operasyondan önce ve operasyon sırasında tutuklanacak kişilerin sosyal medya hesaplarından önceden ilan edilmesi,-Tutukluluğun devamına ilişkin tüm hakimlerin benzer şablon kararlar vermesi, hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüpheliler müdafilerinin hakimlerin tarafsız olmadığı yönündeki iddialarının AİHM`ce çerçevesi çizilen objektif tarafsızlık kriterlerinden haklı sayılabilir yeterli somut nedenin bulunduğu, kanaatine varıldığı”


26 Nisan 2015 Pazar  01:59

Zaman

Manşet - `Dünyanın en pahalı sarayında oturanlar, bu vebali taşıyamaz`


İç Güvenlik Yasası`nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Polis Koleji ve Polis Akademisi`nin kapısına kilit vuruldu. Bu okullarda okuyan ve mezuniyetlerine kısa bir süre kalan öğrencilerin hakları ise yok sayıldı. Seslerini duyurmak için Ankara`da bir araya gelen öğrenciler, mağduriyetlerinin giderilmesini istedi. Mezuniyetlerine yaklaşık iki ay kala okulları kapatılan ve tasdiknameleri verilen Polis Koleji ve Polis Akademisi öğrencileri, Ankara`daki Güven Park`ta bir araya geldi. Uğradıkları haksızlığa tepki gösteren öğrenciler, mağduriyetlerinin giderilmesini istedi. 16-17 yaşındaki çocuklardan korkan bir yönetimden fazla bir şey beklemenin doğru olmadığını söyleyen eski Polis Koleji üçüncü sınıf öğrencisi Melih Karanfil, “Biz gençliğimizi, belki de ömrümüzün en değerli vaktini kolejde geçirdik, devlet için feda ettik. Bu yüzden de devlete değil, bu dönemde onu yöneten ve 16-17 yaşındaki bir grup gençten bile korkan hastalıklı zihniyetedir kızgınlığımız. Dünyanın en pahalı, en lüks saraylarında oturanlaradır sözlerimiz.” dedi. Milletin aptal yerine konamayacağını da ifade eden Karanfil, “Bu ülkede sadece bize haksızlık yapılmadı. Bu ülkede işçi canından, emekli ekmeğinden, emniyet müdürü rütbesinden, gazeteci-yazar ve nice haklı fert hürriyetinden oldu. Akademi ve kolejliler de hayallerinden oldu.” diye konuştu. `TÜRK MİLLETİ BÖYLE BİR ZİLLETİ BUGÜNE KADAR HİÇ YAŞAMADI` Kadrosuzluk nedeni ile dört bine yakın emniyet amirinin tasfiye edildiğini kaydeden Polis Koleji Mezunlar Derneği Başkanı Mustafa Özgen de, “Türk milleti böyle bir zilleti hiç yaşamadı. Yeniçeri Ocağı`nın kapatılışı bile bu şekilde olmadı. Polis Akademi`siz, Polis Koleji`siz polis (teşkilatı) olabilir mi?” diyerek tepkisini dile getirdi. İç Güvenlik Yasası`yla birlikte emekli edilen 1776 emniyet müdüründen biri olan Mehmet Erdem de mağduriyetlerinin her hafta dile getirmeye devam edeceklerinin altını çizdi. Ortada büyük bir hukuksuzluğun olduğunu kaydeden Erdem, şöyle devam etti: “Bizim bundan sonra mücadelemiz tamamen hukuk. Önümüzdeki hafta dava süreçlerini başlatıyoruz. Her türlü idari mahkemelere dava açacağız. Neden biz emekliye sevk edildik?”


26 Nisan 2015 Pazar  02:17

Zaman

Manşet - Şerif Ali Tekalan`ın avukatı: Arandığı iddiası yalan, iftiracılardan şikâyetçiyiz


AKP hükümetine yakın gazetelerin Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan`ın KPSS soruşturmasında arandığı, bu nedenle yurtdışına kaçtığı iftirasına avukatından cevap geldi. Avukat Yüksel Cora, müvekkilinin devam eden soruşturmayla hiçbir ilgisinin olmadığını, hakkında arama kararı da bulunmadığını bildirdi. Avukat Cora, gerçek dışı haberlerde yurtdışına kaçtığı iftirası atılan Şerif Ali Tekalan`ın, üniversitenin görevlendirmesi ile yurtdışında bulunduğu belirtildi. Avukat Yüksel Cora tarafından yapılan açıklamada, “Bugün birkaç gazete ve internet sitesinde Müvekkilim Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan`ın KPSS soruşturmasında şüpheli olduğu, yurtdışına kaçtığı şeklinde asılsız ve gerçek dışı haberler yayınlanmıştır. Müvekkilimin KPSS soruşturması ile en ufak bir ilgisi bulunmamaktadır. Asılsız ve gerçek dışı iddialar ile bir şekilde müvekkilimi bu soruşturma ile irtibatlandırma gayreti içerisinde olanlar var ise de bunun akli, hukuki, mantıki ve vicdani hiçbir izahı yoktur, olamaz. Müvekkilim halen rektörü olduğu üniversitenin görevlendirmesi ile yurtdışında bulunmakta olup asılsız ve gerçek dışı haberlerde yer aldığı şekilde kaçmış veya firar etmiş değildir. Kaldı ki, bir kısım malum medya tarafından müvekkilim hakkında yapılan haberlere istinaden henüz geçtiğimiz hafta soruşturma savcısına dilekçe verilmiş, dilekçede müvekkilim şüpheli ise ve ayrıca ifadesine ihtiyaç duyuluyor ise uygun gün ve saatte ifade için hazır bulundurabileceğimiz ifade edilmiştir. Ne var ki, bu zamana kadar sayın savcıdan bu yönde bir talep de tarafımıza ulaşmış değildir. Durum bu kadar açık iken müvekkilimin şüpheli olduğu, yurtdışına kaçtığı şeklinde masumiyet karinesini de hiçe sayan, kişilik haklarını ihlal eden bu haberi yapan sorumlular hakkında ceza ve hukuk mahkemelerine başvuru ile müvekkilimin yasal haklarını sonuna kadar takip edeceğimizi kamuoyunun bilgisine saygılarımızla arz ederiz. Unutmamak gerekir ki, hukuka sadece bu gün değil bir gün herkesin ihtiyacı olacaktır.”


26 Nisan 2015 Pazar  02:17

Zaman

Manşet - Efkan Ala, soruları alaya aldı


Meclis, 24. yasama döneminde denetim görevini yerine getiremedi. Başbakan Davutoğlu ve bakanlar, toplam 68 bin 784 yazılı soru önergesinden sadece 13 bin 970`ine cevap verdi. Bu konuda rekoru elinde bulunduran eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, kendisine yöneltilen her 10 önergeden 9`unu cevaplamadı. Meydan Gazetesi`nin haberine göre, TBMM İçtüzüğü`ne göre denetim faaliyetleri soru önergeleri, araştırma önergeleri, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla yapılıyor. Son yasama döneminde özellikle muhalefet milletvekillerinin kullandığı denetim yöntemi olan soru önergelerine, ilgili bakanların hiç cevap vermediği veya zamanı geçtikten sonra cevap verdiği görülüyor. Önergelere cevap vermeme konusundaki rekor, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala`da bulunuyor. Atanmış bir bakan olarak toplam 437 gün görevde kalan Ala, bu süre zarfında seçilmiş milletvekillerinin 4 bin 782 soru önergesine muhatap oldu. Ala, bu soruların sadece 3`üne normal süre olan 1 ay içinde cevap verdi. Önergelerden 437`si süre geçtikten sonra cevaplanırken, 4 bin 232 önergeye hiç cevap vermedi. MUHALEFETİN HİÇBİR ARAŞTIRMA ÖNERGESİ KABUL EDİLMEDİ TBMM`nin en önemli denetim mekanizmalarından biri olan araştırma önergeleri, özellikle geçen yıl Soma`da 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan facia sonrasında gündeme gelmişti. CHP milletvekillerinin faciadan 20 gün önce TBMM`de görüşülen önergeleri, tüm muhalefet önergelerinde olduğu gibi iktidar milletvekillerinin çoğunluk oyuyla reddedildi. TBMM`de son yasama döneminde muhalefet milletvekillerin tarafından verilen yüzlerce araştırma önergesinin tamamı reddedildi. Kabul edilen 7 önergenin tamamı ise hükümetin onayıyla, AK Partili milletvekilleri tarafından verilen önergeler oldu.


25 Nisan 2015 Cumartesi  08:17

Zaman

Manşet - Soruları `ALA`ya aldı


Meclis, 24. yasama döneminde denetim görevini yerine getiremedi. Başbakan Davutoğlu ve bakanlar, toplam 68 bin 784 yazılı soru önergesinden sadece 13 bin 970`ine cevap verdi. Bu konuda rekoru elinde bulunduran eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, kendisine yöneltilen her 10 önergeden 9`unu cevaplamadı. Meydan Gazetesi`nin haberine göre, TBMM İçtüzüğü`ne göre denetim faaliyetleri soru önergeleri, araştırma önergeleri, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla yapılıyor. Son yasama döneminde özellikle muhalefet milletvekillerinin kullandığı denetim yöntemi olan soru önergelerine, ilgili bakanların hiç cevap vermediği veya zamanı geçtikten sonra cevap verdiği görülüyor. Önergelere cevap vermeme konusundaki rekor, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala`da bulunuyor. Atanmış bir bakan olarak toplam 437 gün görevde kalan Ala, bu süre zarfında seçilmiş milletvekillerinin 4 bin 782 soru önergesine muhatap oldu. Ala, bu soruların sadece 3`üne normal süre olan 1 ay içinde cevap verdi. Önergelerden 437`si süre geçtikten sonra cevaplanırken, 4 bin 232 önergeye hiç cevap vermedi. MUHALEFETİN HİÇBİR ARAŞTIRMA ÖNERGESİ KABUL EDİLMEDİ TBMM`nin en önemli denetim mekanizmalarından biri olan araştırma önergeleri, özellikle geçen yıl Soma`da 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan facia sonrasında gündeme gelmişti. CHP milletvekillerinin faciadan 20 gün önce TBMM`de görüşülen önergeleri, tüm muhalefet önergelerinde olduğu gibi iktidar milletvekillerinin çoğunluk oyuyla reddedildi. TBMM`de son yasama döneminde muhalefet milletvekillerin tarafından verilen yüzlerce araştırma önergesinin tamamı reddedildi. Kabul edilen 7 önergenin tamamı ise hükümetin onayıyla, AK Partili milletvekilleri tarafından verilen önergeler oldu.


25 Nisan 2015 Cumartesi  07:59

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

isparta erotikfantezishop com  posta gazetesi 10 aralık günü  cristiana udoka  13 eylül hürriyet gazetesi  odak gazetesi 23 ekim 2010 haberleri  mali  ali naili erdem anadolu lisesi  fox haber arşivi 29042011  balo hilton  gümüldür motorsiklet kaza  bursa olay gazetesi trafik kaza  01 15 2009 fox ana haber izle  13 eylül hürriyet gazetesi  necati  3kasım 20aralk at yars blteni  konya ılgın  serkan esen ceset  bursa olay gazetesi trafik kaza  cuma gü  çayyolu baris ünal trafik kaz  19 mart öss cevap anahtarı  1 aylık hava durumu aydın didim