Bulunan Haber Sayısı: 108.741
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Ekonomi - Bursa`nın tramvayı Bursa`da üretilecek


Bursa`daki hafif raylı taşıma sisteminde artık Bursa`da üretilen tramvay ve vagonlar hizmet verecek. Durmazlar tarafından üretilecek olan 12 tramvay, 14 ay içinde Bursaray`a teslim edilecek. Şirketin Bursaray için üreteceği 60 vagon da 30 ay içinde hizmet vermeye hazır hale getirilecek.Bursa Büyükşehir Belediyesi ulaşım şirketiBursaray`ın düzenlenen 60 vagon ve 12 tramvay ihalesiniBursafirması olan Durmazlar kazandı. Türkiye`nin ilk yerli tramvayını üreten firma, ihalenin onaylanması halinde sözleşme imzalandıktan sonraki ilk 6 ay içinde araçları teslim etmeye başlayacak. Şirket, 30 ay içindeBursaray vagonlarını, 14 ay içinde de tramvayların tamamını teslim etmiş olacak. İhalenin sonuçlanmasının ardından Siemens ve Bombardier`in sonra raylı sistem ağında Durmazlar`ın ürettiği yerli vagonlar yolcu taşıyacak. Hafif raylı sistem ağında kullanılmak amacıyla 60 adet vagon ve şehir içi tramvay hatlarında kullanılacak 12 adet tramvay alımı için açılan ihalede 4 firma dosya aldı, 2 firma dosyasını teslim etti. Dosyasını teslim eden firmalardan Durmazlar, 117 milyon 873 bin 600 Euro teklifte bulundu, Bozankaya Otomotiv Makine İmalat İthalat İhracat AŞ ise fiyat vermeyip, teşekkür mektubu sundu.TEK KALEMDE REKOR ALIMBursaBüyükşehir Belediyesi tarafından açılan bu ihale aynı zamandaBursa`nın raylı sistemle tanıştığı 2002 yılından bu yana en büyük araç alımı ihalesi oldu.Bursaray seferlere başladığı 2002 yılında Siemens marka 48 araçla yolcu taşımaya başlamıştı. Daha sonraBursaray Görükle hattının ihalesiyle birlikte de 2008 yılında Bombardier firmasından 30 adet araç alımı için sözleşme imzalanmıştı. Tek kalemde 60 adet hafif raylı sistem aracı ve 12 adet tramvay alımı için açılan ihaleye Durmazlar firmasının en uygun teklifi verdiği açıklandı. BursaBüyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, Durmazlar firmasının ihaleyi almasıyla kaynaklarından yüzde 50 tasarruf edildiği belirtildi. Durmazlar`ın 1 vagon için 1 milyon 634 bin Euro teklif verdiği ifade edilen açıklamada şu bilgilere yer verildi: “Durmazlar tramvaylar için de 1 milyon 649 bin 800 Euro fiyat verdi. Büyükşehir Belediyesi ihale komisyonu verilen teklifler üzerindeki çalışmaları sürdürürken, ihalenin sonuçlanmasının ardından Durmazlar sözleşme imza tarihini müteakip ilk 6`ncı ayda 2 vagon, 2 tramvay teslim ederek, teslimata başlayacak ve 30 ay içinde hafif raylı sistem araçlarını, 14 ay içinde de tramvayların tamamını teslim etmiş olacak.”


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Ekonomi - At eti tehdidine karşı güvenilir firmaları tercih edin


Bursa`da son günlerde vatandaşları tedirgin eden at eti iddiaları en çok kasap, şarküteri ve yemek sektörünü etkiledi.Bursa`da yemek sektöründe verdiği kaliteli hizmetle adından söz ettirenİzgünBahar Et ve Süt Ürünleri Kalite Güvence Koordinatörü Dursun Tutu, öncelikle et alınırken güvenilir firmanın tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Tutu, “Aksi takdirde hem sağlığımız hem de paramızı kaybedebiliriz.” uyarısı yaptı.Hazır kıymadan uzak durulmasını tavsiye eden Tutu, “Kıymayı gözünüzün önünde çektirin. Hazır kıymadan uzak durun, çünkü içine sakatat, hindi, tavuk eti ve taşlık katılabilir. Bu tür kıymalar daha parlak, yağsız görünür. Eti dövdürmeyin. Sucuk, sosis ve salam gibi ürünler bilinen ve güvenilir firma ve markalı olmalı. Etiketleri okunarak dana eti olanlar tercih edilmeli. İşlenmiş et ürünlerinde hile tağşiş daha çoktur. Döner ve kavurma gibi pişmiş ürünlerde de vasıfsız etlerin kullanımı ve renk, tat, kıvam ve koruyucu katkı madde kullanımları konusunda dikkatli olunmalı ve güvenilir firma ve ürünleri tercih edilmeli.”AT VE EŞEK ETİ NASIL ANLAŞILIR?At ve eşek eti ile domuz etinin nasıl anlaşılacağı konusunda da ipucu veren Dursun Tutu, bu tür etlerin anlaşılması için çoğu zaman laboratuvar incelemesi gerektirdiğine işaret ederken, şu bilgileri verdi: “At ve eşek etleri renkleri çok koyu, ciğer renginde ve lifli sert etlerdir. At etinin yağı oldukça koyu sarıdır. Tat olarak ayırt edilmesi oldukça güçtür. Domuz etini ayırmak daha kolaydır. Çünkü et rengi pembe beyaz veya açık pembedir ve yağları belirgindir.”


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Ekonomi - BEBKA projelerini Bursa`da tanıttı


Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA), 2015 yılı mali destek programları Bursa`da yapılan bir toplantı ile tanıtıldı. Plaza 16 Kongre ve Etkinlik Merkezi`nde gerçekleştirilen toplantıya Bursa Vali Yardımcısı Ahmet Hamdi Usta ve BEBKA Kalkınma Kurulu Başkanı Hasan Çepni katıldı.BEBKA`nın bölgesinde önemli çalışmalara imza attığını kaydeden BEBKA Kalkınma Kurulu Başkanı Hasan Çepni, “Bölgemiz Türkiye`nin lokomotifidir. Bursa`da lokomotif iller arasındadır. Ve bu lokomotife uygun bir kalkınma ajansımız bulunuyor. Ajansımızın iki başlıkta açtığı çağrıya gösterilen bu ilgiye de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu salonda oluşan tablo Bursa`nın bu konudaki hassasiyetini gösteriyor ki projelerin hazırlanması ve sunumunda da Bursa`nın her zaman farklı olduğu görülmektedir.” dedi. Geniş bir katılımın sağlandığı tanıtım toplantısı 2015 yılı Mali Destek Programları hakkında gerçekleştirilen bilgilendirme sunumunun ardından katılımcıların sorularının cevaplandırılmasıyla sonuçlandı.


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Ekonomi - Bursa`nın çatısı kar ve lodosa dayanamadı


İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi Başkanı Basri Akyıldız, yoğun kar ve yaşanan şiddetli lodosun Bursa`da ciddi tahribata yol açtığını söyledi.Kar sonucu çöken çatıların gündemde fazla yer almadığını söyleyen Basri Akyıldız, “Lodos, ülke gündemine yeniden çöken, uçan çatıları, savrulan tabelaları, cephe kaplamalarını, kırılan camları, devrilen TIR`ları getirdi.” dedi.Ortalama hızı saatte 110 kilometreyi, en yüksek hızı saatte 130 kilometreyi bulan lodos şehri afete maruz kalmış yapı görünümüne soktu. Akyıldız, hayatı durma noktasına getiren lodos sebebiyle 5 kişinin öldüğünü, 100`den kişinin de yaralandığını ifade etti. Sanayi yapılarının zarar gördüğünü ve şehir ulaşımının etkilendiğini kaydeden Akyıldız, “Bursaray çalışamaz duruma geldi. Kısacası lodos çatılarımızı, işyerlerimizi, cephelerimizi, enerji hatlarımızı, trafiğimizi, kıyılarımızı yani şehir yaşamımızı felç etti.” diye konuştu. Yaşanan olumsuz görüntülerden ders çıkarılması gerektiğini belirten Akyıldız, şunları dile getirdi: “Kar ve lodos, bizleri bir kez daha uyarmıştır. Bu bakımdan önce mühendisler olarak bizler, yerel yönetimler ve yapı sahipleri yaşananlardan ders çıkarmalı, bir daha böylesi üzücü olaylar yaşamamak için önlemlerimizi derhal almalıyız.” dedi.İMO Bursa Şube Başkanı Basri Akyıldız, bir daha olumsuz görüntülerin yaşanmaması için ise şu önerilerde bulundu: “Özellikle yüksek yapılardaki ve spor tesislerindeki, cam yüzeylerin ve cephe kaplamalarının mutlaka hesabı yapılmalı ve uzman ekipler tarafından montajı gerçekleştirilmeli. Yol kenarlarındaki reklam panolarının, totemlerin ve asılan tabelaların da mutlaka bir mühendislik hizmeti görmesi gerekiyor.”


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Ekonomi - Trafik kazaları ve ölümler Uludağ`a, imaj ve prestij kaybettirdi


Bursa Orhangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Muharrem Aydın, kış turizminin önemli merkezlerinden Uludağ`da son 1 ayda meydana gelen ölümlü kazaların `beyaz cennet`in imajını olumsuz etkilediğini söyledi. Aydın, kazaların ardından insanların Uludağ`a gitme konusunda tedirginlik yaşadığını ifade etti.Geçen yıl `Bursa Turizm Merkezleri` isimli bir araştırma yapan Aydın, katılımcıların yüzde 88`inin birinci öncelikli turizm merkezi olarak Uludağ`ı tercih ettiğini ve bu araştırmaya göre Uludağ`ın Bursa`nın en çok bilinen ve tercih edilen turizm merkezi olduğunu belirtti. Doğal güzelliğinin ve kış turizmi imkânlarıyla Uludağ`ın insanları cezbettiğini dile getiren Aydın, “Ziyaretçilerin ölümleriyle sonuçlanan kazalardan sonra insanlarda kış turizmi faaliyetleri için Uludağ`a gitme konusunda tedirginlik oluşmuştur. İhmaller zinciri ve yetersiz önlemler sonucunda üç can kaybedilmiştir. Bursa ve Türkiye turizminin önemli bir merkezi olan Uludağ, can kayıplarıyla çok büyük bir imaj ve prestij kaybına uğramıştır.” ifadelerini kullandı.Aydın, Uludağ`da 8 yaşındaki Elif Uymuşlar`ın annesinin kucağında kızak kayarken dere yatağına yuvarlanarak hayatını kaybettiğini hatırlatarak, şunları kaydetti: “Minik Elif`in ölümü kayıtlara `kazaen ölüm` olarak geçti fakat henüz dosya kapanmadı. Yine Manisa`dan sömestr tatili için Uludağ`a giden 49 yaşındaki Necla Aladağ, arkadaşı ve oğlu Doğukan ile yürüyüş yaparken buzda kayan otomobilin altında kaldı. Can kayıplarının ardından yeni bir anket çalışması yaptığını vurgulayan Aydın, “Katılımcıların yüzde 82`si can güvenliği tedbirlerinin yetersiz olduğunu, bu nedenle Uludağ`a çıkmaktan çekindiklerini ifade etmişlerdir. Yaşanan kayıplar ve sorunlar neticesinde hem Bursa hem Türkiye turizmi açısından önemli bir imaj ve maddi kayıp oluşmuştur. Küçük ama önemli birkaç adımla bu kayıplar yaşanmayabilirdi. Yaşanan acıların tekrar etmemesi için gerekli tedbirler artırılmalıdır. Özellikle uyarı levhalarının sayısı çoğalmalı, tüm ziyaretçilere yönelik güvenlik tedbirleri alınmalıdır.” diye konuştu.Kış turizmi merkezi Uludağ`daki ihmaller ve yaşanan acı kayıplar sonucunda bu hedeften uzaklaşıldığını savunan Aydın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye ve Bursa için Uludağ önemli bir turizm merkezidir. İmaj ve prestij kaybına uğramaması için tüm ilgili kurumların işbirliği içerisinde hareket etmesi, acilen önlem ve tedbirlerin alınması gerekmektedir.”


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Ekonomi - Osmanlı İmparatorluğu`nun doğduğu şehir: Bursa


Bursa, Buhara`dan, Tebriz`den gelen mimarların, nakkaşların, taş ustalarının, hattatların ve bilumum zanaat-kârların adeta yarışırcasına imar ettikleri şehirdir. Abidevi eserlerde mimari üslupların can bulduğu ve tüm coğrafyaya yayıldığı şehirdir. Bursa, kendine özgü yapılarıyla Osmanlı şehir düzeninin ilk örneğidir.Bursa, bir medeniyet ve kültür imparatorluğu Osmanlı`yı kuran şehirdir. Osman Bey`in Şeyh Edebali eşiğinde gördüğü rüyanın, kıvılcımdan yangına dönüştüğü imparatorluk muştusunun ilk başkentidir.Bütün Türk ve İslam coğrafyalarından akın akın gelen dervişlerin, ilim adamlarının ilim meclislerinde ders verdiği şehir. Anadolu erenlerinin her erguvan bayramında Emir Sultan halkasının irfan meclislerinde toplandığı şehirdir. Anadolu`dan, Semerkant`tan, Buhara`dan, Tebriz`den gelen mimarların, nakkaşların, taş ustalarının, hattatların ve bilumum zanaatkârların adeta yarışırcasına imar ettikleri şehirdir. Abidevi eserlerde mimari üslupların can bulduğu ve tüm coğrafyaya yayıldığı şehirdir. Osmanlı şehir düzeninin ilk örneğidir. Şehrin kalesi ve eteğinden itibaren başlayan çarşısı, bunu saran mahalleler. Birçok Anadolu şehrinde göreceğiniz bu şehir planı özellikle Balkan coğrafyasında daha belirgin olarak kendisini hissettirir. Bu sebeple Üsküp, Saray Bosna ve Prizren`de dolaşırken hiç de yabancılık çekmezsiniz. Hemen hemen Bursa ile aynı dönem mimari eserler size pek tanıdık gelir. Mihail Gazi, Hacı Evrenos, Malkoçoğlu, Turanoğlu gibi akıncı beylerinin Osmanlı yurdu yaptıkları Balkanlar, Sarı Saltuk gibi post seren Alp Eren dervişler birer İslam coğrafyası haline gelmesini sağlamışlardır bu diyarların. Bursa`nın ilim ve irfan meclislerinde, medreselerinde yetişen ilim orduları buradan başta Balkanlar olmak üzere tüm coğrafyaya yayılmış, imparatorluğun mayasını oluşturmuşlardır. Bu yüzdendir ki `Osmanlı Bursa`da kuruldu, Balkanlar`da imparatorluk oldu` diye bir tabir kullanılır. Kale İçinden İbaret Bir ŞehirBursa 11 yıl süren ve Osman Gazi tarafından başlatılan kuşatmanın ardından 1326 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilir. Yaklaşık 3400 m uzunluğundaki kale surları, 14 burç ve altı kapısıyla bir kale kent kimliğindeki şehrin Uludağ tarafında yer alan bölümü çift surlarla korunmakta idi. Kale şehirden dünya şehrine Orhan Gazi ilk iş olarak şehri surlar dışına taşıma çalışmalarını başlatarak, Gökdere çayının oluşturduğu bataklık alanları kurutup şehrin nüvesini Orhan Külliyesiyle oturtuverir. Bundan sonra gelecek olan her bir sultan `şenlendirme` politikası çerçevesinde şehrin odak noktalarını oluşturacak külliyelerini seçtikleri bölgelere itinayla yerleştirmişlerdir. Kentin en doğusuna Yıldırım Külliyesi, en batısına I. Murad Hüdavendigar Külliyesi. Bu ikisi arasına ise yeşil Külliyesi ve II. Murad Külliyesi yerlerini alırlar. Külliyeleriyle Sultanlar Şehri Beş sultan külliyesine ev sahipliği yapan Bursa, altı Osmanlı sultanını ağırlıyor. Bir dünya imparatorluğunun kurucusu Osman Gazi ve Bursa Fatihi oğlu Orhan Gazi Hisar içinde Tophane Parkı`ndaki mütevazı türbelerinde yatmaktadırlar. Kosova şehidi Balkanlar`ın Sultan Murad`ı, I. Murad Hüdavendigar tarihi şehir merkezinin batısında kaplıcalar bölgesi Çekirge`de yaptırmış olduğu külliyesinde bulunan türbesinde yer almaktadır. Cesaretin ve azmin sultanı olduğu kadar yaşadıklarından ötürü hüznün de sultanı Yıldırım Beyazıd şehrin en doğusunda yaptırdığı külliyesindeki türbesinde mahzun mahzun bekler Bursa`yı. Belki de yeniden doğuşun, şahlanışın,dosta ve düşmana haykırışın timsali abidevi yeşil külliyesinde haklı gururu yaşar Çelebi Mehmed. Ahmet Hamdi Tanpınar`ın `Sabrın acı meyvesı.` diye kısaca özetleyiverdiği Muradiye Külliyesi`nde şehzadeler, hanım sultanlarla birlikte mütevazı türbesinde yatar.


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Manşet - Hakiki Müslümanlığın yolu şefkatten geçiyor


Gün geçmiyor ki yeni bir cinayet haberi gelmesin ya da Meclis`te kavga çıkmasın. Haberlere, eşimize dostumuza, sokaktaki manzaralara baktığımızda şefkat duygusundan ne kadar mahrum olduğumuzu görmemek mümkün değil.Haberleri açıyorsunuz; bir kanalda cinayet haberleri, diğerinde Meclis`te kafa göz yaran vekiller. Sokağa çıkıyorsunuz; mendil satan çocuğa `yürü git ulan` diyenler, gördüğü kediye tekme atanlar. Komşularla diyaloğumuz varla yok arası, sıla-i rahim ayak bağı... Çevre duyarlılığı deseniz mirasyediden farkımız yok. Toplum şefkatsizlikten can çekişiyor adeta. Yitirdiğimiz bu duygu bizi cinnetin eşiğine getiriyor.Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhit Mert, toplumun şefkat duygularının yerlerde süründüğünü ifade ediyor. “İslam`ın bu öğretisi neredeyse silinmek üzere.” diyen Mert, üçüncü sayfa haberlerine konu olan vahşet dolu hikâyelerin şefkatsizlik eseri olduğunu kaydediyor. Tabii bunu anlamak için illa ki haberlere ihtiyaç yok. Çevremize baktığımızda da bu durumun türlü yansımalarını görüyoruz.Mert, “Herkes iman ettiğini düşünebilir ama ancak hakiki iman eden insan şefkat duyabilir.” diyor. Nitekim Fethullah Gülen Hocaefendi`nin yaklaşımı da `Sev ve şefkat et ki gerçek Müslüman olasın` şeklinde. Sevmek için bilmek gerektiğini dile getiren Hocaefendi, hilkatteki manaları anlayan insanların Cenâb-ı Hakk`ın sanat eseri olmaları açısından her mahlûka sevgi ve şefkatle bakacaklarını, hatta bazen ağaca sarılıp, çiçeği öpüp koklayıp “Bu da O`ndan!” diyeceklerini anlatıyor.Mert`in ifadesiyle, şefkat merhametin daha ince şekli ve Müslümanlık bu inceliği yakalamak demek. Kaba ve şefkatten uzak insanların kâmil Müslümanlığa erişmesi çok zor. Tabandan şefkat duygusunu kaldırdığınız anda insanlığımız çöküyor. Zira yardımseverlik, cömertlik, hoşgörü gibi müspet duygular da şefkatin bir uzantısı.Şefkatin kendini belli ettiği yürekte; sevgi, merhamet, acıma, paylaşma, koruma ve kollama hisleri uyanıyor. Bu duygular ona hakiki bir lezzet veriyor. Üstad Said Nursî Hazretleri`nin tabiriyle “Bir şeyin lezzeti, hüsnü, cemâli, emsal ve ezdadına bakmaktan ziyade, mazharlarına bakarlar. Hem bir şefkat ve merhamet sahibi, şefkat ettiği mahlûkların istirahatleri derecesinde hakikî bir lezzet alır. Meselâ, bir validenin, evlâdının mes`udiyetlerinden ve istirahatlerinden şefkat vasıtasıyla aldığı lezzet o derece kuvvetlidir ki, onların rahatı için ruhunu feda eder derecesine getirir.”Muhit Mert, kaba söz söylemenin, insanları aşağılamanın, ayrıştırmanın, yaftalamanın da şefkatsizlik örneği olduğunu düşünüyor. Günümüzde insanları alaya almak, onları tahkir etmek bir meziyet haline geldi. Ancak incelik, gerek sözlerde gerek davranışlarda kendini ele veriyor ve Müslümanlık, bu inceliklerde yatıyor. Kabalaşan insanlardan oluşan toplum ise yaşanmaz hale geliyor.Prof. Dr. Muhit Mert, “Allah Teâlâ rahme­tini yüz parçaya ayırdı. 99`unu kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi, işte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet eder. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır.” hadisini nazara veriyor. Cenab-ı Hakk`ın şefkatinden pay biçmemiz gerektiğini söylüyor. Öyle ki at bile yavrusu rahat emsin diye ona göre şekil alıyor.Allah Resulü, şefakatte zirveAllah Resulü şefkat konusunda zirveleri tutuyor. Diyebiliriz ki hayatının her karesi bu şefkatin bir tecellisi. Kendisini taşlayan, yollarına diken serpen, üstüne işkembeler atanların hidayetini istiyor. Kendisine kötü muameleyi reva görenlere dahi dua ediyor. Cenab-ı Hak, “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz O`na çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128) buyurarak, Rahmet Peygamberi`nin şefkatini ve ümmetine düşkünlüğünü nazara veriyor.O, sevgi ve saygının toplumun tüm kesimlerine yayılmasını istiyor. Örneğin bir gün yaşlı biri Efendimiz`i görmeye geliyor ama oradakiler ona yer açmakta gecikiyor. Durumu gören Allah Resulü, “Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize de saygı göstermeyen bizden değildir.” buyuruyor. Efendimiz`in (sas) çocuklarla olan diyaloğundan da şefkat akıyor. Çocuklarla karşılaştığında mutlaka selamlaşıyor, kucaklıyor, onları bineğinin terkisine alıyor, seviyelerine göre sohbet ediyor. Ebu Ümame`nin serçesi ölünce ona başsağlığına gitmesi de şefkatinin enginliğine bir örnek. Cansız varlıklardan bitkilere ve hayvanlara varıncaya kadar bütün mahlûkatı kuşatan şefkate sahip olan Allah Resulü, ashabına ve ümmetine de şefkat odaklı yaşamayı öğütlüyor.Dört esastan biri...Said Nursi, Haşir Risalesi`nde, Allah`ın şefkatini, O`nun rahmetini anlatırken açıklıyor. Üstad`a göre Allah`ın rahmeti, şefkati, en aciz ve en zayıftan en kuvvetliye kadar, her canlıya bir rızık verilmesiyle, en dertlilere derman yetiştirilmesiyle, çiçeklerin açıp meyvelerin takdim edilmesiyle, zehirli bir böceğin eliyle balın yedirilmesiyle, elsiz bir böceğin eliyle ipeğin giydirilmesiyle ortaya çıkıyor. Diğer taraftan, gerek nebati, gerek hayvani ve gerekse insani bütün validelerin o rahim şefkatleriyle ve süt gibi o latif gıda ile aciz ve zayıf yavruların terbiyesi, geniş bir rahmetin cilvesini gösteriyor.Üstad, Risale-i Nur`un dört esasından birisinin şefkat olduğunu söylüyor: Acz, fakr, şefkat ve tefekkür… Bu esaslar birbiriyle doğrudan bağlantılı. Acz; yani kuvvetsizlik, kendi ihtiyaçlarını karşılamayacak kadar zayıf olmak anlamına geliyor. İnsan kendi iktidarının hiç hükmünde olduğunu anlıyor. Kula verilen aczden maksat, insanın haddini bilip Allah`ın sonsuz kudretini idrak etmesi ve O`na iltica etmesi manasını taşıyor. Bu sebeple acz yolu, aşk yolundan daha tesirli ve daha selâmetli.Fakr; insanın muhtaçlığını ifade ediyor. Fakr sayesinde, insan Allah`ın Ehad ve Samed olduğunu, her şeyin O`na muhtaç olduğunu ve O`nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını anlamamızı sağlıyor. Hatta insan fakr yoluyla Rahman ismine ulaşıyor.Şefkat ise; Allah`ın rahmet ve hikmetinin bir cilvesi ve bir tezahürü. Hatta insanın mahiyetindeki cüz`i şefkat, Allah`ın küllî şefkatine açılan bir pencere gibi. İnsan bu cüz`i şefkati ile kıyas yapıp, külli şefkate intikal ediyor. Şefkat yoluyla, sonsuz şefkat sahibi olan Cenâb-ı Hakk`a ulaşıyor. Zira insandaki bu cüz`i şefkat olmasaydı, insan hiçbir zaman Allah`ın küllî şefkatini anlayamayacaktı.Allah`ın insanlara kainattaki her şeyi musahhar etmesi, O`nun şefkatini gösteriyor. Allah`ın şefkati ancak tefekkür ile anlaşılacak bir durum. Tefekkür ise gafleti izale etmesi yönüyle karşımıza çıkıyor. Nitekim Allah`ı tanımanın en güzel yolu eserlerinden hareket ederek Eser Sahibi`ni tanımak. Yarattıkları üzerindeki marifet parıltılarını düşünmek, bizi yine Rahman`a ulaştırıyor. Risale-i Nur mesleğinin bu dört esasının ana hedefi nefis terbiyesi ve kâmil Müslüman olmak. Nitekim Allah Rasûlü (sas) de “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” buyurarak bizi müspet duygulara davet ediyor.


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Manşet - MEDYAYA DARBENİN 76. GÜNÜ


Özgür medyaya yapılan darbe operasyonunda 76.gün. Bir dizi senaryosundan terör örgütü kurma suçlaması ile tutuklanan ilk gazeteci olan Hidayet Karaca Silivri Cezaevi`nde hukuksuz bir şekilde tutukluluğa devam ediyor. İşte hukuksuz biçimde yürütülen operasyonun süreci.HUKUKSUZ KARARLARA İMZA ATAN HÂKİMLERE DAVA AÇILDI14 Aralık 2014, özgür medyaya darbe olarak tarihe geçti. İki makale, bir haber ve bir senaryo gerekçe gösterilerek Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve Zaman Gazetesi Genel Müdürü Ekrem Dumanlı`nın da aralarında yer aldığı 27 kişi senaryodan bahanelerle gözaltına alındı. Karaca ve 3 emniyet müdürü tutuklandı. Emniyetin yönlendirmesiyle yürütülen soruşturmada proje hâkimliklerin verdiği tutukluluk kararı tam bir zulme dönüştü. Hukuki hiçbir gerekçe bulunmamasına karşın Hidayet Karaca 75 gündür hürriyetinden mahrum bırakılıyor. 11 Aralık akşamı sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde bazı gazeteciler hakkında soruşturma açıldığına dair haberler ortaya çıktı. Karaca, bu durum üzerine ertesi gün avukatlarıyla birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu`na gitti. Başsavcıyla yüz yüze görüşen Karaca`ya Salihoğlu, yazılı ve sözlü olarak, “Sizinle ilgili herhangi bir soruşturma yoktur.” cevabını verdi. Ancak 14 Aralık Pazar günü 27 kişi hakkında operasyon başlatıldı. Gözaltına alınan 9 kişi emniyetten serbest bırakılırken 16 kişi ise hiçbir somut delil olmamasına rağmen 4 gün nezarethanede alıkonuldu. Emniyetteki savcılık sorgusundan sonra ise adliye nezaretinde kanuna aykırı olarak zorla tutuldu. 19 Aralık günü Hidayet Karaca, dizi senaryosundan terör örgütü kurmak, 3 emniyet müdürü ise bu örgüte üye olmak suçlaması ile tutuklandı. Karaca, bu suçlamayla tutuklanan tarihteki ilk gazeteci oldu. Karaca hakkında bugüne kadar 2 tutukluluk incelemesi yapıldı ve tutukluluğa devam kararı verildi. 12 kez tutukluluğa itiraz edildi, reddihâkim taleplerinde bulunuldu ancak hepsi reddedildi. Hukuksuz kararlara imza atan hâkimler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu`na (HSYK) şikayet edildi. Haklarında tazminat davaları açıldı. 2 ay önce Anayasa Mahkemesi`ne (AYM) başvuruldu. Karaca hakkındaki AYM ve HSYK süreci devam ediyor.DARBE DÖNEMİ UYGULAMASI: SİLAHLARIN GÖLGESİNDE SAVCILIK SORGUSUKaraca, tam dört gün boyunca kendisine tek bir soru dahi yöneltilmeksizin nezarette bekletildi. Dördüncü günün sonunda Karaca`nın savcılık ifadesi adliye yerine İstanbul Emniyeti`nde silahların gölgesi altında alınmaya başlandı. Sorgu için emniyet binasının seçilmesi tam bir darbe dönemi uygulaması olarak hayata geçti. Sorgulara, Savcı Hasan Yılmaz ile birlikte Savcı İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğdu da katıldı. Karaca`ya dizi senaryosu üzerinden, “terör örgütü yöneticisi olmak, iftira, iftira suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak ve belgede sahtecilik” suçlamaları yöneltildi. Karaca`nın, hakkındaki tek `suç` delili ise Samanyolu TV`de yayınlanan Tek Türkiye dizisinin senaryosunda geçen bir replik oldu. Savcılığın iddiasına göre Karaca, Fethullah Gülen Hocaefen-di`nin 6 Nisan 2009 tarihindeki “Birileri oyun peşinde, irtica paranoyası” başlıklı sohbetinde geçen “Tahşiye” kelimesinin 9 Nisan 2009 ve 23 Nisan 2009 tarihlerinde yayınlanan Tek Türkiye dizisindeki diyaloglarda da yer alması sebebiyle terör örgütü yöneticisi olmakla suçlanıyordu. Savcılığa göre, Karaca diziler vasıtasıyla polise operasyon talimatı vermişti. Polis ise diziden aldığı sinyalle harekete geçerek Tahşiye grubuna operasyon gerçekleştirmişti.SAVCININ YASA DIŞI DİYE DOSYADAN ÇIKARDIĞI KAYDI, HÂKİM TUTUKLULUĞA DELİL SAYDIKaraca`yı terör örgütü yöneticisi olmakla itham eden savcılığın elinde dizi senaryoları dışında delil olarak dosyaya dâhil edilmiş bir de yasa dışı ses kaydı bulunuyordu. Savcı Yılmaz, sorgu esnasında bu ses kaydının legal olmayan bir açık kaynak çalışması olduğunu bizzat kendisi de ifade etmişti. Avukatların itirazı üzerine söz konusu kayıtlar dosyadan çıkarıldı. Hidayet Karaca, ortada hiçbir somut delil olmadan tutuklama talebi ile mahkemeye sevk edildi. 1. Sulh Ceza Hâkimi Bekir Altun, savcının yasadışı olduğu için dosyadan çıkardığı illegal ses kayıtlarını ve dizi senaryosunu delil sayarak yeni bir hukuk garabetine imza attı. Oysa hem Fethullah Gülen`in hem Hidayet Karaca`nın avukatları iddia edilen yasa dışı ses kayıtlarını reddederek suç duyurusunda bulunduklarını belgelerle savcılığa sunmuşlardı.DİZİ SENARYOSUNDAN TERÖR ÖRGÜTÜKaraca, silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçlamasıyla tutuklandı. Ancak terör kapsamına giren suçlar, devletin kurumlarına karşı işlenirken Tahşiye grubuyla ilgili soruşturmada mağdur olduğu iddia edilenler ise bir anayasal kurum değil özel kişilerdi. Ayrıca savcılık ve mahkeme tarafından, Karaca`ya yöneltilen terör örgütü suçlamasıyla alakalı; kurulmuş terör örgütünün merkezi, üyeleri, silahları ve gerçekleştirdiği cebir ve şiddet içeren terör eylemlerine dair hiçbir somut delil ortaya konulamadı. Bununla beraber, bir dizi senaryosu üzerinden mağdur edildiklerini iddia eden Tahşiye sanıkları, diziyle alakalı ne RTÜK`e şikâyetçi oldu ne de bir tekzip talebinde bulundu.Karaca`ya yöneltilen komik sorularKaraca`nın savcılık sorgusu “terör örgütü yöneticisi” olmak gibi ciddi bir suçlamanın altının adeta bir anket gibi komik sorularla doldurulmak istendiğini gözler önüne serdi: `Rahle`nin kelime anlamını biliyor musunuz? `Tahşiye`nin kelime anlamını biliyor musunuz? Fethullah Gülen ile tanışıklığınız var mı? Fethullah Gülen`in demeçlerini, kitaplarını ve bu kişi ile ilgili haberleri takip eder misiniz? Tek Türkiye dizisinin 64. bölümünü seyrettiniz mi? Televizyonun yayın politikasını kim belirler? Samanyolu TV`de yayınlanan Tek Türkiye - Şefkat Tepe dizilerinin projesi kime ait? Bu dizilere katkınız nedir? Fethullah Gülen talimat verir mi? Yayın politikasına karışır mı? Dizilerin yapımcısını kim seçer? Senarist nasıl seçilir?YANDAŞ MEDYA, SORUŞTURMADAN AYLAR ÖNCE HEDEF GÖSTERDİÖzgür medyayı hedef alan 14 Aralık soruşturması, iddia edildiğine göre şikâyetçi M. Nuri Turan`ın 16 Mayıs 2014 tarihinde Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü`ne gönderdiği bir ihbar üzerine başlatıldı. Turan, daha sonra 31 Mayıs 2014 ve 11 Kasım 2014 tarihlerinde İstanbul TEM Şube`ye gelerek ifade verdi. Savcı Yılmaz, polislere Tahşiye operasyonunun talimatının medya üzerinden verildiğini iddia etmişti. Oysaki “Tahşiye grubuna kumpas kurulduğu”na yönelik iddialar da savcılığa gelen ihbardan yaklaşık iki ay, operasyondan ise sekiz ay önce 23 Mart 2014 tarihli Sabah gazetesinde yer aldı. Nazif Karaman`a ait “Kardeşlerine de paralel operasyon” başlıklı haberde, Tahşiye grubuna kumpas kurulduğu iddia edildi. Yine yandaş Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak da Tahşiye grubuna kumpas kurulduğu iddiasıyla Savcı Yılmaz`ın operasyonundan yaklaşık beş ay önce 30 Temmuz 2014`te sosyal medya üzerinden açıklamalarda bulunmuş, köşe yazıları kaleme almıştı.Hükümete yakın isimler soruşturmaya dahil edilmediSavcılık, operasyon emrini veren dönemin Emniyet Genel Müdürü ve AKP milletvekili Oğuz Kağan Köksal`ı ise soruşturmaya dâhil etmedi. Ayrıca, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler`in düzenlediği basın toplantısında Tahşiyeciler operasyonunun El Kaide`nin Türkiye ayağına ilişkin olduğu yönündeki açıklamalarına da dosyada yer verilmedi.TAHŞİYECİLERİN LİDERİ: BİN LADİN`İ MÜSLÜMAN OLDUĞU İÇİN SEVERİMOperasyon sonrası, kendisine yönelik komplo kurulduğu iddia edilen Mehmet Doğan, CNN Türk`te Akif Beki`ye (Eski Başbakanlık Basın Sözcüsü) canlı yayında, “Bin Ladin`i Müslüman olduğu için severim.” dedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın “İki gözü görmüyor.” dediği Doğan`ın canlı yayında elindeki belgeleri gözlük takmadan okuması da dikkat çekti.TAHŞİYE KUMPASI, RESMÎ RAPORLARLA ÇÖKTÜÖzgür medyaya yönelik gözaltı ve tutuklama tezgâhının merkezinde şu senaryo yer alıyordu: Önce polis fezlekelerine, daha sonra iddianameye yansıyan iddiaya göre 6 Nisan 2009`da Fethullah Gülen Hocaefendi `tahşiye` konulu bir vaaz vermişti. Bu önce makale olarak köşe yazılarına konu olmuş, sonra STV`deki dizilerde konu edilmiş, Ocak 2010`da ise Emniyet içindeki sözde paralel yapı operasyon yapıp Tahşiyecileri gözaltına almış ve sonra bu isimler tutuklanmıştı. Operasyon talimatının dizilerden alındığı iddia ediliyordu. Ancak daha sonra ortaya çıkan belge ve haberler savcılığın Tahşiyecilerle ilgili devlet raporlarını açıkça gizlediğini ortaya koydu. Grubun ismi ilk olarak 2003 yılında, Bediüzzaman`ın talebelerinden merhum Abdülkadir Badıllı`nın resailinnur.tr adlı internet sitesinde yayımlanan gruba yönelik ağır eleştirilerin yer aldığı bir yazısında “Tahşiyeciler” olarak geçiyordu. Ancak MİT, Genelkurmay ve Emniyet`in, iddia edilen senaryonun aksine Tahşiye örgütünü, Gülen`in konuşmasından yıllar önce takibe aldığı ortaya çıktı.DEVLETİN 3 KURUMU, TAHŞİYE ÖRGÜTÜYLE İLGİLİ ONLARCA RAPOR YAZMIŞMilli İstihbarat Teşkilatı (MİT), 14 Mart 2008 ve 16 Ekim 2009 tarihlerinde Emniyet Müdürlüğü`ne yazdığı raporlarda “Radikal El-Kaide bağlantılı Mehmet Doğan Grubu”ndan “Tahşiyeciler” olarak bahsediyor ve bir yazıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü`nü “Tahşiye örgütüyle” ilgili uyarıyordu. Aynı zamanda İlker Başbuğ`un Genelkurmay başkanı olduğu 13 Mart 2009 tarihinde eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin imzalı 6 sayfalık bir rapor “Tahşiyecilerin El-Kaide bağlantıları” başlığıyla Kara Kuvvetleri komutanına gönderiliyor. Yine `Tahşiye` grubuna yönelik soruşturma başlatılmasıyla ilgili talimat, 3 Aralık 2008 tarihinde, şu an AK Parti Kırıkkale Milletvekili olan dönemin Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal tarafından veriliyor.GENELKURMAY İSTİHBARAT RAPORUNA GÖRE TAHŞİYE BÖYLE DÜŞÜNÜYOR: “EL KAİDE SÜPER GÜÇ, BİN LADİN MEHDİ, TC HÜKÜMETİ KAFİR”Askerî rapora göre Tahşiyeciler, El-Kaide`ye tam destek veriyor. Askerî istihbarat raporlarında grubun lideri Mehmet Doğan`ın, “El-Kaide ile ümmetçi kimlikli bir İslâm ordusu kurulduğu, bu ordunun Mehdi`nin emriyle kâfirlere savaş başlattığı” gibi ifadeler kullandığı belirtiliyor. Doğan`ın, Üsame bin Ladin ve El Kaide terör örgütüne tam anlamıyla destek verdiği, “El Kaide`nin süper bir güç olduğu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kâfir olduğu, kendisinin öncelikli hedefinin Türkiye`deki bütün medreseleri kontrolü altına alarak El Kaide`nin hizmetine sunmak olduğu” şeklinde açıklamalarda bulunduğu aktarılıyor. Tahşiyecilerin “uyuşturucu bağlantıları olduğu” ve “Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde de örgütlenmek istedikleri” de raporlarda yer alıyor.HAYALİ SENARYODAN TUTUKLAMAYA GİDEN SÜREÇBin kişiye yakın insanın gözaltına alınacağı doğru mudur?CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığı`na soru önergesi verdi. Tanrıkulu, “43 ilde bin kişiye yakın insanın gözaltına alınacağı iddiası doğru mudur?” diye sordu.Fuat Avni: 150`si gazeteci, 400 kişi gözaltına alınacakTwitter fenomeni Fuat Avni, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının intikamını almak için, ülke çapında 400 kişinin gözaltına alınacağını yazdı. Bunların 150`sinin gazeteci olduğu bilgisini paylaştı.Cumhuriyet Başsavcısı: Sizinle ilgili herhangi bir soruşturma yokHidayet Karaca, hakkında soruşturma açıldığına dair haberler üzerine Çağlayan Adliyesi`ne giderek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu ile görüştü. Salihoğlu, “Sizinle ilgili herhangi bir soruşturma yok.” dedi.“Hazırım, gelirlerse eşyalarımı hazırladım, Tv`de bekliyorum”Fuat Avni, daha önce yapılması planlanan ve deşifre olması üzerine ertelenen operasyonun başlatılacağını duyurdu. Hidayet Karaca, gözaltına alınacağı iddiaları üzerine “Hazırım, gelirlerse eşyalarımı hazırladım, televizyonda bekliyorum.” ifadelerini kullandı.Karaca, hukuksuzca gözaltına alındıPolis, Hidayet Karaca`nın evine baskın düzenledi. Karaca`nın Samanyolu TV`de olduğunu öğrenen ekipler, Vatan Caddesi`ndeki Emniyet Müdürlüğü`ne gelmesini iletti. Eşi ve oğlu ile Emniyet`e giden Karaca, dizi senaryosundan örgüt kurmak suçlaması ile gözaltına alındı.“Gözaltı süreci 4 güne uzarsa, hatmi bitireceğim”Gözaltında bulunan Hidayet Karaca, avukatı Fikret Duran aracılığıyla açıklama yaptı ve “Gözaltı süreci dört güne uzarsa hatmi bitireceğim inşallah.” dedi.Hayalî dizi senaryosundan tutuklama talebiKaraca`nın savcılık ifadesi 80 saat sonra, dördüncü günün sonunda alındı. Emniyet`teki savcılık ifadesi yaklaşık yedi saat sürdü. Savcılık ifadesi tamamlanan Karaca, tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk edildi.“Bir dizi filminden terör örgütü oluşturuluyor”Hidayet Karaca, sağlık kontrolünden geçirildi. Karaca, burada yaptığı açıklamada, “Bir dizi filminden terör örgütü oluşturuluyor. Özgür Türkiye! Özgür basın susmaz!” dedi“Mahkeme tarafsız değil, savunma yapmayı reddediyorum”Dizi senaryosundan silahlı terör örgütü kurmak suçlaması ile mahkemeye sevk edilen Hidayet Karaca, mahkemenin tarafsız olmadığı gerekçesiyle savunma yapmayı reddetti.Dizi senaryosundan tutuklanan tarihteki ilk gazeteci olduBeş gündür hürriyetinden alıkonulan Hidayet Karaca, tarihte bir dizi senaryosu gerekçe gösterilerek tutuklanan ilk gazeteci oldu. Karaca, mahkemede yaptığı açıklamada, “Bu kararı verenler bugün oturduğum yere oturacaklar. Tarih buna şahit olacak. Allah rızası için üzülmeyin, çalışın. Demokrasi için çalışın.” dedi.KARACA, CEZAEVİNDEN VİCDANLARA SESLENDİHidayet Karaca, avukatı aracılığıyla Silivri Cezaevi`nden kamuoyuna bir mektup gönderdi. “Bugün siyasîlerin hukuksuz talimatlarına boyun eğen bürokrat, hakîm ve savcılar yarın sanık sandalyesine oturacak.” diyen Karaca, “Siyasîlere dersi zaten vermesi gerekenler verecek. Mahkeme-i kübrada da görüşeceğiz.” ifadelerini kullandı.TUTUKLULUĞA İTİRAZ REDDEDİLDİKaraca`nın avukatları 6 sulh ceza hakimine de tutukluluğa itiraz başvurusunda bulundu. İtirazların tamamı reddedildi. Karaca`nın kaçma şüphesi bulunduğu iddia edildi. Hâkimlerin tamamı HSYK`ya şikâyet edildi. Yaşanan hukuksuzlar son olarak Anayasa Mahkemesi`ne taşındı.


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Manşet - Can Dündar: Yolsuzluğun halktan kaçırılmasına göz yummayacağız


Yolsuzluk haberleri yapan gazeteciler dava kuşatması altında. İstanbul Adliyesi`nde dün 6 gazeteci hâkim karşısına çıktı. Davaların kendilerini yıldıramayacağını söyleyen Can Dündar, “Askerî yönetim dönemlerinde de olmuş ancak sonuç vermemiş şeyler bunlar. Biz susmayacağız. Yolsuzlukların üzerine gitmeye devam edeceğiz.” dedi.Yolsuzluğu yazan gazetecilere yönelik davalara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Dün de basın davalarına bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi`nde 6 gazeteci hâkim karşısına çıktı. Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, ilk olarak 17-25 Aralık yolsuzluk fezlekelerine ilişkin yazdığı bir köşe yazısı sebebiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan`a hakaret ettiği suçlamasıyla açılan davada savunma yaptı. Daha sonra, yolsuzluk fezlekesini konu alan yazı dizisi sebebiyle `gizliliği ihlal ettiği` ve eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile Yasin el Kadı`nın da aralarında bulunduğu 4 kişiye hakaret ettiği gerekçesiyle ifade verdi. İki dava da ileri bir tarihe ertelendi. Dündar`ı adliyede bir soruşturma daha bekliyordu. 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu yürüten savcılardan Celal Kara ile gerçekleştirdiği röportajdan dolayı da Erdoğan`ın şikâyeti üzerine açılan soruşturma sebebiyle savcılıkça ifadesi alındı. Dündar`ın Basın Suçları Savcısı Umut Tepe`ye verdiği ifade yaklaşık bir saat sürdü.Can Dündar, adliye girişinde basın açıklaması yaptı. Yayın yasakları ve sansürler yetmeyince yargılayarak yıldırmaya çalıştıklarını ifade eden Dündar, “Erdoğan, kendisiyle ilgili her sözü, her eleştiriyi hakaret sayarak, onunla ilgili dava açarak bir tür kendince yıldırma politikası izliyor.” dedi. Muhasara altına alınmış bir basın ve medya ortamında ses veren herkesin cezalandırıldığının altını çizen Dündar, şöyle devam etti: “Bunun bir karşılığı olmadığını göreceksiniz. Çünkü biz söylemeye, yazmaya devam edeceğiz. Belki yargılanarak, belki tehditlere maruz kalarak ama elbette devam edeceğiz buna. Birçok meslektaşım burada yargılanacaklar. Mahkemelerde buluşuyor olacağız ama hiçbir şekilde yılmayacağız ve devam edeceğiz. Bu bir yönteme dönüştü, yayın yasakları, sansürler yetmeyince yargılayarak yıldırma yöntemini deniyorlar. Doğal artık mesleğin bir parçası oldu. Biz mesleğimizi yapıyoruz ve büyük bir hırsızlığın, yolsuzluğun halkın gözünün önünden kaçırılmasına göz yummayacağız gazeteciler olarak.”Adliye çıkışında da açıklama yapan Dündar, tutuklanan ve işsiz kalan gazetecileri ilişkin soru üzerine şu ifadeleri kullandı: “Bu yeni bir sansür mekanizmasına dönüştü. Askeri yönetim dönemlerinde de olmuş şeyler, denenmiş sonuç vermemiş şeyler bunlar. Biz susmayacağız. Yazmaya, çizmeye söylemeye, kendimizi savunmaya ve yolsuzlukların üzerine gitmeye devam edeceğiz.”5 GAZETECİ DAHA HÂKİM KARŞISINDACan Dündar dışında 5 gazeteci daha dün adliye koridorlarını aşındırdı. Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, Vatan Caddesi`nde yer alan bir afet toplanma merkezinin imara açılmasına ilişkin yazdığı köşe yazısı sebebiyle mahkemeye çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş`ın şikâyeti üzerine açılan davada Toker, yazısında kamuoyuna yansımış belgelere dayanarak sorular sorduğunu ve bu soruların hakaret kastı taşımadığını dile getirdi. Barış İnce hakkında ise Birgün gazetesinde yayımlanan `Ceplerine duble yol yapmışlar` başlıklı haber gerekçesiyle `gizliliği ihlal` ve `hakaret` suçlamalarıyla açılan davanın ikinci duruşması görüldü. Yalnızca avukatların savunma yaptığı dava ertelendi. Ayrıca Birgün Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü İlker Yaşar, gazetenin imtiyaz sahibi Bülent Yılmaz ve eski internet editörü Ufuk Çalışkan da hâkim karşısına çıkarak savunma yaptı. Davalar, avukatların yazılı savunmasını hazırlaması için ek süre verilerek ertelendi.Savcı, yolsuzluk çarkını Dündar`a anlatmıştıCumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yürüttüğü için görevden el çektirilen Savcı Celal Kara ile geçtiğimiz ay röportaj yaptı. Erdoğan`ın şikâyeti üzerine Can Dündar`ın savcıya ifade vermek zorunda kaldığı röportaj, önemli açıklamalar içeriyor. Celal Kara, yolsuzluk davası açıldığı takdirde şüphelilerin 500 yılla yargılanacağını belirtiyor. “Yolsuzluğa yol oldular” dediği şüpheli 4 bakanın Yüce Divan`a gönderilmeyeceklerini tahmin ettiğini de kaydederken, gerekçesini, “Çünkü onlar Yüce Divan`a gitseydi peşinden Bilal de giderdi.” sözleriyle açıklıyor. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan`ın da işin içinde olduğunu belirterek, şöyle konuşuyor: “Dönen işlerin Başbakan`dan habersiz ve izinsiz dönmesine imkan ve ihtimal yok. Sarraf, Happani`ye Egemen Bağış`tan bahsederken `O beni bir numaraya ulaştıracak.` diyor. 1 numara kim olabilir? Başbakan`dır.”


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Zaman

Manşet - Şam`da Esed`e ziyaret Fransa`yı karıştırdı


Fransa`da Cumhurbaşkanı François Hollande ve iktidar partisi, Fransız milletvekillerinin Suriye`ye giderek Beşşar Esed`le görüşmesine sert tepki gösterdi. Muhalefet ise Avrupa`da Esed`le yeniden irtibata geçilmesinin tartışıldığı bir dönemde düzenlenen ziyaretin Hollande`ın onayı ile gerçekleştiğini iddia etti.Fransa`da 4 kişilik bir milletvekili heyetinin çarşamba günü Şam`da Beşşar Esed`le görüşmesi Fransa`yı karıştırdı. Esed rejimine karşı Türkiye`yle birlikte en sert tavır alan Fransa`nın Cumhurbaşkanı François Hollande, Şam ile diplomatik ilişkileri kesmelerinden 3 yıl sonra Esed`le ilk siyasi temasa tepki gösterdi. Ziyaretin kendisinden habersiz yapıldığını belirterek kınadı. Hollande, “Fransız parlamenterler sadece kendi yetkilerini kullanarak 200 bin insanın hayatına mal olan iç savaşın sorumlusu olan bir diktatörle görüşmüştür.” dedi. Ziyareti sert şekilde eleştiren Başbakan Manuel Valls de, “On binlerce kişinin ölümünden sorumlu Beşşar Esed ile görüşmeye gittiler. Ben bu girişimi en sert ifadelerle kınıyorum.” dedi. İktidardaki Sosyalist Parti Genel Sekreteri Jean-Christophe Cambadelis ise Esed`in sadece bir “diktatör” değil aynı zamanda bir “kasap” olduğunu söyledi. Şam`a giden heyetin liderliğini yapan Sosyalist Parti Milletvekili Gerard Bapt`ın da disipline sevk edileceğini açıkladı. Bapt, kendi partisinden gelen tepkiler üzerine Esed`le görüşmeye katılmadığını açıkladı. Ancak, Esed rejiminin propaganda amacıyla yayınladığı görüntülerde Fransız milletvekilinin de Esed`le görüşen heyette yer aldığı ortaya çıktı. Ziyaretin, Suriye`de iç savaşın başlamasının üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen Esed`in hâlâ koltuğunu koruması ve artan IŞİD tehdidi sebebiyle Avrupa Birliği`nde Esed`i `tekrar muhatap alalım` tartışmalarının başladığı bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekti.Şam heyetinde yer alan muhalefetteki Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Jacques Myard ise ziyareti savunarak, “Suriye`deki durumu anlamak için buraya geldik. Esed`le görüşmemiz çok verimli geçti. Hastaneleri ve okulları ziyaret ettik. İlaç ve gıdalara yönelik ambargo uygulanması büyük bir skandal. Suriye`de Fransızca eğitim veren öğretmenlerimizi de devlet yüzüstü bırakmış durumda.” dedi. Suriye`yle ilişkilerin kesildiği eski Cumhurbaşkanı Sarkozy döneminde başbakanlık yapan UMP üyesi François Fillon da ziyaretin doğru bir karar olduğunu savunarak, “Her iki tarafı da dinlemek lazım.” dedi. Aşırı sağcı Milli Cephe adına açıklama yapan Florian Philippot da ziyareti desteklediklerini açıkladı.DIŞİŞLERİ`NİN HABERİ YOK MUYDU?Tartışmalara katılan yurtdışındaki Fransızlardan sorumlu Sosyalist Parti Milletvekili Pouria Amirshahi, Fransa Dışişleri Bakanlığı`nın Esed ziyaretinden önceden haberdar olduğunu ifade ederek, “Herkes şimdi `ben bilmiyordum` demeyi tercih ediyor.” eleştirisinde bulundu. Ortadoğu`da yaşayan Fransızları parlamentoda temsil eden UMP milletvekili Alain Marsaud da, “Böyle bir ziyaretin Cumhurbaşkanlığı Sarayı`nın onayı olmadan düzenlenebileceğini düşünmek naiflik olur. Ciddi bir siyasetçi olan Bapt`ı yakından tanıyan biri olarak Hollande`ın onayı olmadan bu ziyareti düzenleyeceğine inanmam.” ifadelerini kullandı. ABD`nin şimdiden Esed rejimiyle yakınlaşma sinyalleri verdiğini savunan Marsaud, “Önümüzdeki yıl Fransa IŞİD`e karşı Esed`in yanında yer alacak. Bu ziyaret iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması için küçük bir pencere açmış oldu.” ifadelerini kullandı. Le Monde gazetesi de,`Esed görüşmesinin karanlık noktaları` başlıklı haberinde milletvekillerinin yanında Fransa`nın Lübnan Büyükelçiliği`nde ve Fransız Savunma Bakanlığı`nda görev almış iki eski bürokratın yer aldığına dikkat çekti.


27 Şubat 2015 Cuma  02:19

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

11 mayıs 2009 ana haber  habertürk ege eki izmirden haberler  ülke tv sıradışı programı arşivi 7 ekim 2011  3 mayıs posta gazetesi arşivi  adapazarında olan tır kazası 19 ocak  26 08 09 ahmet arar seydişehir kaza video  ntv dünkü haberler video  uyuşturucu baskınları  fox tv oj  05 ocak flaş tv ana haber izle  ege tv 13 11 09 yayn  fox geçmiş haberler izle  ülke tv sıradışı programı arşivi 3 kasım 2011  hepsi26  17 mart akp beypazarı mitingi  26 ocak haber türk egeeki  i20  istanbul atv ana haber 27 ocak 2009 erotik cinayet  01 03 2010 gaziantep kanal 27 haber izle  25 10 2009 posta gazetesi oku  balçiçek pamir 17 11 2010  14 şubat fox ana haber bülteni başlıkları