Bulunan Haber Sayısı: 7.829
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Sivil polis zannedilen Cihan ekibine linç girişimi


İstanbul Şişli`de Cihan Haber Ajansı kameramanı ile şoförüne linç girişimi yaşandı.Olay, Kuştepe Polis Merkezi`nde, önceki gece saat 23.00 sularında yaşandı. Polis ekipleri, çocuğa cinsel istismarda bulunduğu şüphesiyle bir şahsı polis merkezine götürdü. Polis merkezine taş ve sopalarla saldıran mahalleliye Çevik Kuvvet ekibi müdahale etti. Bu sırada olay yerine giden Cihan Haber Ajansı aracını sivil polis ekibi zannedenler linç girişiminde bulundu. Aracın etrafını yaklaşık 40 kişinin sarmasıyla sürücü Ş.Ş., olay yerinden uzaklaşmak istedi. Ara sokakta yeniden yolu kesilen ajans aracına, bu kez elleri sopalı ve taşlı grup saldırdı. Sürücü Ş.Ş. ile haber kameramanı A.U. kalabalığın hışmına uğradı. Saldırıda ikili mahalleden yaya kaçarak esnafa sığındı. Hastaneye götürülen sürücü ve kameraman tedavi altına alındı. Çeşitli tetkikler yapıldıktan sonra ilerleyen saatlerde taburcu edilen Cihan ekibi, saldırganlar hakkında şikâyetçi oldu. Polis merkezine saldırıdan 300 kadar mahalle sakiniyle Çevik Kuvvet arasında da çatışma çıktı. Polisler bu sırada şüpheli şahsı zırhlı araçla karakoldan götürmek istedi. Kontrolden çıkanlar etrafa saldırmaya başladı. Çevik Kuvvet ekipleri gruba biber gazıyla müdahale etti. Gazdan etkilenenler ambulansla hastaneye kaldırıldı. Gözaltına alınan şahsın, ilk ifadesinde, çocuğa cinsel istismarda bulunmadığını iddia ettiği öğrenildi.


15 Eylül 2014 Pazartesi  02:13

Zaman

Manşet - NYT: Ankara, IŞİD`in kaçak petrol satışına göz yumuyor


The New York Times gazetesi, Obama yönetiminin, IŞİD`in en büyük gelir kalemlerinden kaçak petrol satışına engel olması konusunda Ankara`yı ikna edemediğini yazdı. Bu konuda gerginlik yaşandığını kaydeden gazete, bazı hükümet yetkililerinin bu petrol ticaretinden yararlanması ihtimaline dikkat çekti.Dünyanın saygın gazetelerinden The New York Times, Obama yönetiminin IŞİD`in Irak ve Suriye`de zenginleşmesine sebep olan milyonlarca dolarlık kaçak petrol ticaretinin önünü kesmeye çalıştığını, ancak henüz Türkiye`yi ikna edemediğini yazdı. Gazete önceki gün yayımladığı haberde Washington`ın bu konuda Türkiye`yi açıktan eleştirmekten kaçındığını, perde arkasında ise IŞİD`in finans kaynaklarını kurutma konusundaki müzakerelerin gittikçe gerginleştiğini iddia etti.IŞİD, Suriye ve Irak`ta 10 kadar petrol sahasını elinde tutuyor. Batılı kaynaklara göre örgüt, bu sahalardan çıkardığı petrolün satışından günlük 1 ile 2 milyon dolar arasında gelir elde ediyor. Elde edilen bu para da militan devşirmede, militanların artan ücretlerini karşılamada ve iki ülkenin sınırları içindeki erişim ve operasyon kabiliyetini artırmada kullanılıyor. NY Times, Batılı istihbarat birimlerinin, IŞİD`in Irak üzerinden Türkiye`ye gerçekleştirdiği petrol sevkıyatının izini sürebildiklerini belirtti. Pentagon`daki yoğun tartışmalara rağmen ABD`nin petrol tankerlerine henüz saldırma kararı almadığını yazan gazete, ismini vermediği üst düzey bir Amerikalı yetkilinin, “Bu seçenek hâlen duruyor.” dediğini aktardı. Örgütün, Suriye üzerinden de Türkiye sınırına döşenen borularla, eşeklerle, araçlara eklenen büyük yakıt depolarıyla, Asi Nehri`nden sallarla kaçak akaryakıtı Türkiye`ye soktuğu biliniyor. Haberde, son iki haftada Obama`nın milli güvenlik ekibinin defalarca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer Türk yetkililerle görüştüğü ve IŞİD`le mali mücadelenin de bu görüşmelerin önemli bir parçası olduğu bildirildi. Gazete ancak Ankara`nın bu konuda işbirliğinde isteksiz olduğunu kaydetti. Ancak Obama yönetiminin eğer isterse Türkiye`nin IŞİD`in para akışını ciddi oranda kesebileceğine hâlâ inandığını da belirtti. Gazete, haberinde Washington merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation`ın tecrübeli uzmanı James Phillips`in, “Türkiye yasa dışı yollarla gelen petrolün düşük fiyatından dolayı kaçakçılığı görmezden geliyor. Eminim çok sayıda Türk bundan avantaj sağlıyordur.” sözlerini de aktardı. Phillips, kaçakçılıktan yarar sağlayanlar arasında hükümet yetkililerinin bulunmasının da mümkün olduğunu öne sürdü. NYT`ye konuşan ABD`nin muteber düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü dış politika uzmanlarından Luay El Hatip, “Bu kara borsaya giriş kapısının anahtarı Türkiye`nin güney koridoru. Türkiye bu kara borsanın bir parçası hâline geliyor.” derken, Obama yönetimine en yakın düşünce kuruluşu olarak bilinen Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) danışmanı Juan Zarate de, “Bu büyük bir hayal kırıklığı. Temel bir NATO müttefikiniz var ve IŞİD`in para ve militan hareketliliğinin önünü kesmeye niyetinin ve gücünün olup olmadığı net değil.” ifadelerini kullandı.


15 Eylül 2014 Pazartesi  02:13

Hürriyet

Yazarlar - Tuz aklandı mı ? - Osman MÜFTÜOĞLU


Gazetemiz Hürriyet`in cumartesi baskısında şu haber vardı: `Yoksa tuz masum mu?` Yazıyı okuyunca daha iyi anlayacaksınız ama baştan söyleyeyim: Yiyip içtiğimiz hiçbir şeyin fazlası/aşırısı masum değildir! Suyu bile gereğinden fazla tüketirseniz `su zehirlenmesi`ne yakalanabilirsiniz...


15 Eylül 2014 Pazartesi  03:26

Hürriyet

Yazarlar - Erken emeklilik - Şükrü KIZILOT


Torba Yasa yazı dizimizin üçüncü gününe müjdeli haberle giriyoruz. Yasayla üç ayrı kesime `erken emeklilik` müjdesi veriliyor. Belli şartları sağladığında erken emeklilik kazanan kesimler, çalışan anneler, Bağ-Kur borcu olanlar ve madenciler.


15 Eylül 2014 Pazartesi  03:26

Zaman

Manşet - M.Nedim Hazar - Kod 111


Galiba insana en çok acı veren ve hayrete düşüren şey; haksızlıklar, zulümler ve insafsızlıklardan ziyade, vaktiyle bunlara maruz kalanların geçmiştekinden daha insafsız şekilde daha beterini yapması. Üstelik pervasızca...Yoksa, zulüm ve haksızlık tarih boyunca insanlığın imtihanı olmuş. En iptidai kavimlerden en modern toplumlara kadar insanlık benzer sıkıntılarla sınanmış. Bir dönemin mazlum ve mağdurlarının gücü ellerine geçirdiklerine ne denli zalimleştiklerine şahit olmak meselenin en çok yaralayan kısmı.Fişleme örneğin… Kısa süre öncesine kadar, bir tür dedikodu ve fısıltı olarak dolaşır, iktidar çevrelerinde şiddetle reddedilen ve hatta iftira olarak görülürdü. Misal, çok değil yaklaşık bir yıl kadar önce, Başbakan Erdoğan bir yurtdışı seyahati öncesinde şöyle demişti: “Bizim böyle fişleme gibi bir sanatımız yok. Böyle bir derdimiz de yok. Ben fişlendiğimi biliyorum, arkadaşlarımın fişlendiğini biliyorum ama biz böyle bir yola hiçbir zaman tevessül etmedik, bunları hiçbir zaman da doğru bulmadık. Bulmadığımızı da açıkladık.” Dahası da vardı. İktidar partisinden çeşitli kişilerin fişlemeyi `alçaklık, uğursuzluk, kalleşlik` gibi kelimelerle nitelendirdiği dönemler asırlar önceye ait değil.Gerçi arada, Milletvekili Avni Doğan gibi kişilerin, “bugüne kadar başkaları fişledi, şimdi sıra bizde” gibi açıklamaları duyuldu ama sonradan yapılan tashihlerde, sözlerin maksadını aştığı ifade edilmişti.Ve nasıl olduysa birdenbire iktidarın cumhuriyet tarihinin belki de en büyük ve kapsamlı fişlemeleri yaptığı ortaya saçıldı. `Mavi-Yeşil-Kırmızı` renkli fişlemelerden inanç orijinine, oy verdiği partiden seyrettiği televizyona, okuduğu gazeteye, alışveriş yaptığı markete kadar akıl almaz bir fişleme düzeneğinin uygulandığı her geçen gün daha da gizlenemez bir şekilde ortaya çıkıyor.Üstelik sadece günümüze ait de değil. Geçmişe yönelik giderek derinleşen bir fişleme faaliyetinden bahsediyor haberler.Evler, yurtlar, okullar, dershanelerde kalan tüm öğrencilerin, şirket, vakıf, dernek, okul, yurtlarda çalışan tüm personelin, basın yayın kuruluşlarında çalışanların, ülke dışındaki tüm okullar ve personellerinin, birliklerin, derneklerin, vakıfların, bankaların, matbaaların, yayınevlerinin, dergilerin, ajansların, mağazaların ve hatta arsa/arazilerin bile fişlendiği belgeleriyle yazıldı çizildi. Burada da durmadı, işi resmi yazıya bile döktü bazıları ve illere gönderilen emirlerle özel olarak fişleme ekipleri ve takip sistemleri kuruldu. Her türlü eğitim, ticari ve sosyal faaliyet anında rapor edildi vs…Haberi gördünüz mü bilmiyorum, son olarak Aile Bakanlığı, hükümetin 2004`ten beri sürdürdüğü fişlemede yeni bir dönem başlatmış. Dün bu yazı kaleme alınana kadar herhangi bir yalanlama gelmedi. Hoş gelse de çok anlamı olmazdı, zira haberde belgeler, tüm açıklığıyla yazılanların doğruluğunu ortaya koyuyordu.Bütün personeli fişleyen bakanlık, başta Hizmet Hareketi ile irtibatlı olduğunu düşündüğü kişileri `111` kodu ile işaretlemiş. Haber doğal olarak uygulamanın tek parti döneminde azınlık cemaatlerine verilen `Rumlar 1, Ermeniler 2, Yahudiler 3` şeklindeki soy kodunu hatırlattığını yazıyordu.Yayınlanan belgelere göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı`nda kurulan özel ekip, fişleme listelerinde `kod` kullanmaya başlamış. Bakanlık müsteşarı ve yardımcılarının yönettiği ekip, kendi personeli arasında Hizmet Hareketi ile irtibatlı olduğunu düşündükleri kişileri `111` kodu ile fişlemeye başlamış.Esas korkutucu olan ise bu çağ dışı uygulamalarla ilgili tepkisizlik. Kiralık vicdanlardan elbette kaygı ve endişe duymasını beklemek saflık ama… Bu gidişle Fiş İşleri Bakanlığı (FİB) kurulması yakındır. Yoksa her bakanlığa fişleme için ayrı bütçe, ayrı kadro… Zor iş!


15 Eylül 2014 Pazartesi  02:13

Habertürk

Gündem - Ünlü oyuncu Kim`le fena dalga geçti!


`O ne kötü vücut, ne kötü kılık kız!`


15 Eylül 2014 Pazartesi  04:55

Habertürk

Gündem - `Sabırlı ol`


Prandelli, oyundan çıkarken kendisine tavır yapan Sneijder`ı uyardı


15 Eylül 2014 Pazartesi  04:55

Habertürk

Gündem - Seni riske edemem Ba!


Bilic, perşembe günkü Asteras Tripolis maçını düşünerek Demba Ba`yı bugün yedek soyundurma kararı aldı. Oynamak isteyen Senegalli yıldıza da “Kusura bakma, risk alamam” savunması yaptı


15 Eylül 2014 Pazartesi  04:55

Zaman

Manşet - Fethullah Gülen Hocaefendi: İstişare etmeyen hüsrandan kurtulamaz


Fethullah Gülen Hocaefendi`nin, “Hayırhah Arkadaş ve Mâbeyn-i Hümâyûn” konulu yeni sohbeti Herkul.org`da yayınlandı. İstişarenin önemine dikkat çeken Hocaefendi, arkadaş seçimi konusunda çeşitli tavsiyelerde bulundu. İşte Hocaefendi`nin sohbetinden satırbaşları:SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..Herkes, Kusurlarını Kendisine Söyleyebilecek Hakperest Bir Arkadaş Edinmeli!..*Her mü`min, zaaflarını bilen bir insan basireti ve idrakiyle, kendisine yer yer kusurlarını hatırlatacak bir arkadaş edinmelidir.*İzmir`e ilk gittiğim yıllarda Erzurumlu, hayatını Sünnet-i Seniyye çizgisinde sürdürmeye çalışan kıymetli bir arkadaşım vardı. Gözünün içine baktığınızda, onda size Allah`ı hatırlatabilecek mânâlar görürdünüz. Bu arkadaşıma bir gün şöyle bir teklifte bulundum: “Yanlışlarımı gördüğün zaman sen beni ikaz edeceksin. Senin bir yanlışın olduğu zaman da ben seni uyaracağım.” Böylece çizgimizi bulma, Allah`ın bizi koyduğu yerde yörüngemizi takip etme ve yanlış yolda yürümeme adına birbirimize yardımcı olacaktık. İşte böyle bir mukaveleden sonra, namazın secde ve rükûlarında tesbihleri istenen seviyede söylememem karşısında bir gün yanıma geldi ve bana şöyle bir ikazda bulundu: “Falanlar gibi ne öyle namazı verip veriştiriyorsun. Allah`a en yakın olunan o hâli niye dolu dolu dua ile zenginleştirmiyorsun?” Onunla bu konuda bir kardeşlik mukavelesi yapmış bulunmamıza ve bunu da benim teklif etmiş olmama rağmen kemal-i teessüfle itiraf etmeliyim ki, fren yemiş araba gibi sarsıldım. Ancak, Rabbime hamd olsun ki, hemen kendi içime dönerek, “Gerçek sabır ilk anda gösterilen tahammüldür. Şimdi iradenin hakkını verme zamanı. Bu onun vazifesi olduğu için benim mukabelede bulunmamam gerekir. Zaten ben de bunu hak etmiştim. Namazda böyle bir hususa dikkat etmeliydim.” dedim.*Eğer kendi kendimizi göremiyorsak, mutlaka bize bazı yanlarımızı hatırlatabilecek, “Bakışlarında, irisinde okuduğuma göre sende az kibir var gibi, tepeden bakıyorsun!” diyebilecek arkadaş edinelim. Böyle dediği zaman da rahatsız olmayalım. Çünkü bu iç dünyamız itibarıyla bizi tamire sevk eder.Arkadaşlık Hukukunda da Usûl ve Üsluba Riayet Edilmelidir!..*Hayırhah arkadaşı, bir eğri büğrüyü, bir kırık döküğü haber verdiği zaman insan darılmamalı; fakat o da üslup açısından muhatabını tepkiye sevk etmeyecek bir üslup kullanmalı; usûlü üsluba feda etmemeli. Denmesi gerekli olan şeyi mutlaka söylemek bir esastır; ama onu, rencide etmeyecek ve reaksiyona sebebiyet vermeyecek bir tarzda söylemek de üsluptur. Bu açıdan bu tür durumlarda söylenecek şeyleri usûlüne göre söylemeliyiz. Karşımızdaki insanın karakterini iyi okumalı, ne ölçüde tepki verebileceğinin tespitini yapmalı ve işte buna göre alternatif üsluplar bulma yoluna gitmeliyiz. Aksi takdirde kusurları düzeltelim derken, insanları rencide edip incitirsek üslupta yapacağımız böyle bir hatayla her şeyi yıkıp yerle bir eder ve hiç beklemediğimiz sonuçlarla karşılaşırız.*Herkesin bir hayırhah arkadaşa olan ihtiyacını o büyük sultanlar şeyhülislamlarını dinleyerek gidermişlerdir. Kanunî gibi büyük bir sultan adımını atarken bile Şeyhülislam Ebussuud Efendi`ye soruyordu. Fatih, Akşemseddin`in ve Molla Hüsrev`in gözünün içine bakıyordu. Onlar gibi, hakkın hatırını âlî tutan ve “Hünkârım, bu doğru değil!” diyecek kadar hakperest olan insanlardan birer mâbeyn-i hümâyûn oluşturmuşlardı.Hazreti Fatih`in Adalet Karşısında Boyun Eğişi ve Hızır Çelebi`nin Hakperestliği*Büyük sultanların hak karşısında boyun eğişlerine misal sadedinde şu hadise anlatılır: Fatih Sultan Mehmed Hazretleri, daha yirmi bir yaşında iken Peygamber Efendimiz`in (sallallâhu aleyhi ve sellem) övgüsünemazhar olup en muallâ mevkiye ulaşan bir ulu sultandır. O, İstanbul`u fethettikten sonra, yaptıracağı caminin belli bir sayıda sütuna oturtulmasını ister ve mimar Sinan Atik`e bu mevzuda talimat verir. Ne var ki mimar, bu talimata uymayarak sütun sayısını eksik tutar ve Fatih`e göre önemli bir mimarî hata işler. Bunun üzerine Fatih, onun elinin kesilmesini veya kırılmasını emreder. Cezası uygulanan Sinan Atik, mahkemeye müracaat eder ve mahkemece davasında haklı bulunur. Derken, Fatih mahkemeye celb edilir ve Hızır Çelebi`nin hâkimliğini yaptığı mahkemede Fatih`in de elinin kesilmesine ya da kırılmasına karar verilir. Hükmü öğrenen büyük sultan, gayet mütevekkil bir şekilde cezalandırılmayı kabul eder. Bu manzarayı gören Sinan Atik, hemen meseleye müdahale eder ve bu adaleti gördükten sonra, ailesinin geçinebileceği nafakayı Fatih`in vermesi şartıyla davasından vazgeçer. Böylece Fatih kısastan kurtulmuş olur. Sultan Fatih, mahkemeden sonra Hızır Çelebi`ye döner ve “Eğer Allah`ın hükmüyle hükmetmeseydin, şu kılıçla/topuzla senin kelleni indirecektim!” diye kükrer. Bu kükreyiş karşısında Hızır Çelebi de, “Eğer verdiğim hükmü kabul etmeseydin, ben de sana aynı şeyi yapacaktım!” sözleriyle karşılık verir ve sakladığı hançeri çıkarıp padişaha gösterir.Hazreti Bediüzzaman, Allâme Hamdi Yazır ve Mehmet Akif de Mâbeyn`in Gazabına Uğramışlardı!..*Ertuğrul Düzdağ Bey der ki: “Esas Abdülhamid`in (cennet-mekân) başına gelen o gailelerin arkasında mâbeyn-i hümâyûn vardı.” Mâbeyn-i hümâyûn dediğimiz o kalem-i mahsus (özel kalem) müdürleri, danışmanlar, mütebasbıs insanlar çevreyi sarınca, hiçbir hakikat doğrudan doğruya merciine ulaşmıyordu. Düşünün ki, Hazreti Üstad yüz sene önce güneydoğuda, doğuda üniversite yapma meselesini teklif etmişti. Doğunun problemi cehaletti, ilimle giderilecekti; ihtilaftı, ittifakla giderilecekti; fakirlikti, millete kazanma yolları gösterilmekle giderilecekti. Bediüzzaman bu reçeteyle gelmiş, mâbeyn-i hümâyûna müracaat etmişti. Heyhat, sesi yukarıya çok farklı ve çarpık aksettirilmiş; neticede hakkında deli denmiş ve Hazret tımarhaneye gönderilmişti. Bu, mâbeyn-i hümâyûnun, o çevrenin, o danışmanların, o kalem-i mahsus müdürlerinin gazabına uğrama demekti.*Dolayısıyla o dönemde Abdülhamid`e (Mekânı Cennet olsun, ona karşı hürmetim yürektendir) alerji duymayan, ondan rahatsız olmayan bir elit yok gibiydi; hemen herkes rahatsızdı ondan. Mesela büyük müfessir Allâme Hamdi Yazır küstürülmüştü; Sultan hal` edilirken fetvanın metnini o yazmıştı. Mehmet Akif gibi bir insan diyor ki, hal edildikten sonra, “Ne melunsun ki rahmet okuttun ruh-u iblise!” Siz zannediyorum sıradan bir insan için bile kullanmazsınız bu tabiri. “Yıkıldın gittin ey mülevves devr-i istibdad” şiirinde açıktan açığa “Ne melunsun ki rahmet okuttun ruh-u iblise!” diyor. Fakat bunu dedirten nedir? O mâbeyn-i hümâyûn. O her dediğine “Efendimiz, ne buyuruyorsanız, doğrusu odur! Nasıl ferman ediyorsanız, ne dediyseniz mahz-ı hikmettir efendim, mahz-ı maslahattır efendim, mahz-ı istihsandır efendim; siz kat`iyen yanlış söylemezsiniz!..” diyen kimselerdir.“İstişare etmeyen hüsrandan kurtulamaz; iktisat etmeyen de fakirlik cenderesinden sıyrılamaz.”*Allah Rasûlü, her meseleyi ashabıyla istişare ederek onların düşünce ve görüşlerini alıyor, planladığı her işi mâşerî vicdana mâl ediyor ve onun hissiyat, duygu ve temayüllerini âdeta blokaj gibi kullanarak, karar verdiği işlere mukavemet açısından ayrı bir güç kazandırıyordu. Efendimiz, şöyle buyuruyordu: “İktisat eden fakir olmaz. İstişare eden de hüsrana uğramaz, pişmanlık yaşamaz.” Bunun mefhum-u muhalifi şudur: İstişare etmeyen haybetten, hüsrandan kurtulamaz; iktisat etmeyen de fakirlik cenderesinden sıyrılamaz.*Hudeybiye Antlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Öyle ki, herkes öldüren bir gerginlik içine girmişti. Bu arada Allah Rasûlü, kendisiyle umreye gelenlere, kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretmişti. Ancak sahabe, acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu diye, meseleyi biraz ağırdan alıyordu. Allah Rasûlü, emrini bir kere daha tekrarladı. Ancak, sahabedeki o ümitli bekleyiş tavrı değişmedi. Aslında bu ağırdan alma, Allah Rasûlü`ne karşı asla bir muhalefet değildi; sadece başka bir alternatifin olup olmadığını öğrenmekti. Zira Kâbe`yi tavaf etmek üzere yola çıkmışlardı ve bu mülâhaza ile Hudeybiye Antlaşması`ndaki şartlarda bir değişiklik beklentisi içinde bulunuyorlardı. İki Cihan Serveri, sahabedeki bu durumu sezince hemen çadırına girdi ve zevcesi Ümmü Seleme validemizle istişarede bulundu. Bu ufku geniş annemiz, istişarenin hakkını vermek için fikrini beyan etti. Çünkü o da biliyordu ki, Allah Rasûlü onun diyeceklerine muhtaç değildi; ne ki, böyle bir istişare ile bize içtimaî bir ders veriyordu. Validemiz, Allah Rasûlü`ne şu mealde sözler söyledi: “Yâ Rasûlallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Fakat sen, kendi kurbanlarını kes ve onlara bir şey demeden ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca, ister istemez sana itaat edeceklerdir.” Allah Rasûlü de zaten böyle düşünüyordu. Hemen bıçağını eline aldı ve çadırından çıkarak kendine ait kurbanları kesmeye başladı. Onu böyle gören sahabe de kendi kurbanlarını kesmeye koyuldu. Çünkü artık verilen karardan dönüş olmadığını anlamışlardı.“Sen Ne Olmuşsun Böyle?!.”*Fert planında hayırhah arkadaş edinmeden, toplum çapında da işler hakperest mâbeyn-i hümâyûnla götürülmeden hatalar sarmalından kurtulmak mümkün değildir. Kendilerine yahşi çeken, “Sen yahşisin, herkes yaman!” diyen kimselerin dürtülerini fikir kabul eden muhakemesiz insanlar ümmetin başına musallat oldukları sürece de ümmet, başındaki gailelerden, problemler sarmalından katiyen sıyrılamaz. Hem fert hem aile hem de toplum planında yanlışımızı hatırlatıp düzeltebilecek, yanlış yola girmemize meydan vermeyecek ve şehrahta yürümemizi sağlayabilecek hakikatbîn (hakikati gören) yol göstericilere ihtiyaç var.*Talebelik arkadaşlarımdan biri, bir Ramazan-ı şerifte Edirne`ye uğramıştı. Ziyaretime geldiği bir gün pencerenin kenarına dayanmış konuşuyorduk. Ben bir münasebetle, “Hazreti Muhammed böyle buyuruyor, Hazreti Muhammed şöyle buyuruyor…” gibi bir-iki söz ettim. Haddizatında, bugün çoğu kimse öyle bir ifadeyi saygı sayıyor, kimi İlahiyatçılar dahi “Peygamber” deyip geçiştiriyor. Fakat son dönemde “Sen kimsin?” diye bağıran birine adeta “Sahi, Sen kimsin?” diyerek ilk cevap verenlerden olan o arkadaşım yüzüme garip garip baktı, gözlerini gözlerime dikti ve “Yahu, sen ne olmuşsun böyle! O senin babanın oğlu mu ki, O`ndan bu kadar rahat bahsedebiliyorsun?” dedi. Böyle bir ikaz karşısında, ilk anda fren yemiş araba gibi biraz zangırdadım. O anda içimde hâsıl olan sarsıntıyı tam ifade edemem; fakat çok sarsıldığımı söyleyebilirim. Ne var ki, biraz düşününce, -Rabbim şahit- içimden ona “Allah senden razı olsun! Gerçekten ben ne olmuşum!..” dedim. Evet, söylediğim sözlerde, şimdikilerin hürmet ifadesi için fazla bile buldukları “Hazret” tabiri vardı; ama o, benim nazarımda Rasûl-ü Ekrem Efendimiz`i (aleyhi ekmelüttehâyâ) tebcile yetmemeliydi ve medrese arkadaşım haklı olarak beni ikaz etmişti.*Böyle arkadaş edinin eksiğinizi gediğinizi usulüne göre söylesin; siz de bu sayede kendinizi okuma fırsatını elde etmiş olun.


15 Eylül 2014 Pazartesi  04:19

Sözcü

Gündem - Burdur`da trafik kazası: 3 ölü



15 Eylül 2014 Pazartesi  03:26

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

çiğlide trafik kazası  04 01 2010 ege tv ana haber izle  01 07 2010 sabah akdeniz arşivi  geçen haftanın hava durumu ankara  27 şubat 2011 hürriyet gazetesi 14 sayfa  03 30 2009 haberleri  05 11 2009  05 10 2009 tv41 akşam haberleri video izle  1 aylik hava durumu trabzon  1 aylik hava durumu nevşehir  06 03 2010  victoria  milliyet ankara eki arşivi 21 kasım 2011  05 subat rize tv haberleri izle 2010  03 10 2009 yeni asır gazetesi  çengel bulmaca 3 mart cevap posta gazetesi  çay yolu baris ünal trafik kazasi haber  motor kazası pendik  İsa video  03 05 1960  04 02 2009 ana haber  02 10 2009 posta gazetesi oku