Bulunan Haber Sayısı: 1.125
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Fethullah Gülen Hocaefendi`den `geçmiş olsun` mesajı


Fethullah Gülen Hocaefendi, 101 gün IŞİD`in elinde rehin kalan konsolosluk çalışanlarımızın serbest kalması sebebiyle `geçmiş olsun` mesajı yayınladı.Hürriyetlerine kavuşan konsolosluk çalışanlarımıza, ailelerine ve diplomasi camiasına geçmiş olsun temennisinde bulanan Hocaefendi, kurtarma operayonu için `cansiparane çalışan` devlet görevlilerine de teşekkür etti. Hocaefendi, `Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve 45 vatandaşımızın ülkemize sağ salim dönmesi onları endişeyle bekleyen ailelerini ve bizleri sevince gark etti.` ifadelerini kullandı.İşte Hocaefendi`nin mesajının tam metni:Üç ayı aşkın bir süredir rehin tutulan Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve 45 vatandaşımızın ülkemize sağ salim dönmesi onları endişeyle bekleyen ailelerini ve bizleri sevince gark etti.Hürriyetlerine kavuşan konsolosluk çalışanlarımıza, ailelerine ve diplomasi camiamıza geçmiş olsun der, onların serbest kalması için cansiparane çalışan devlet görevlilerine şükranlarımı sunarım.Cenab-ı Allah bize, önümüze çıkacak badire ve tuzakları basiretle atlatma feraseti lutfetsin, benzer hadise ve sıkıntılardan muhafaza buyursun.M. Fethullah GülenFethullah Gülen Hocaefendi,


21 Eylül 2014 Pazar  02:30

Zaman

Manşet - 15 bin polisle eş zamanlı operasyon!


İstanbul`un bütün ilçelerinde 15 bin polisin katıldığı eş zamanlı asayiş operasyonu yapıldı.İlçe emniyet müdürlükleri ile Terör, İstihbarat, Organize Suçlar, Narkotik, Güvenlik, Asayiş, Çevik Kuvvet ve Çocuk Şube müdürlüklerine bağlı ekipler ile Güven ve Yunus timlerinin de katıldığı operasyon kapsamındaki uygulamaların saat 01.00`a kadar süreceği öğrenildi. Operasyona bir de polis helikopteri destek veriyor.(DHA)


21 Eylül 2014 Pazar  01:01

Zaman

Manşet - İhsan Özkes: Görmez cüppesini çıkarıp siyaset yapsın


CHP İstanbul Milletvekili eski emekli müftü İhsan Özkes, ikinci kez seçildiği Parti Meclisi`nde bu kez en yüksek oy alan isimdi. Uzun yıllar Diyanet`in içinde çalışan bir isim olan Özkes ile Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki düşüncelerini, dinin siyasallaştırılmasını, AYM`den cevap bekleyen Üsküdar belediye başkanı adaylığını ve ekseni kaydığı söylenen partisini konuştuk.İkinci kez seçildiği CHP Parti Meclisi`nde en yüksek oyu alarak dikkat çeken emekli müftü İhsan Özkes`e göre AKP`nin 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yaptıkları, `maneviyatı çalmak`. Olup bitenleri `paralel din kurmak` olarak özetleyen Özkes, `AKP iktidarı dinî söylemlerle iktidar olmuştur ve aynı söylemlerle iktidarını pekiştirip ömrünü uzatmaya çalışıyor. Dini saltanat ve iktidar aracı olarak kullanıyor.` diyor.2010`da ilk 10`dan girmiştiniz CHP Parti Meclisi`ne. Bu kez en yüksek oyla PM üyesi seçildiniz. Nasıl tepkiler geliyor? 18. kurultayda emekli bir müftü olan şahsıma 665 gibi en yüksek oy verildi. Bu CHP`nin dinle bir sorunu olmadığını gösteriyor. Bilakis dine saygılı olduğunu dindarı da baş üstü yaptığını tescillemiş oldu. Beni birçok imam, hoca ve muhafazakâr insanlar arayıp tebrik etti. CHP`nin bu yaklaşımını takdir ettiler. Kendi adıma, dini yaşamaya çalışanlar ve partim adıma gurur duyuyorum.Geçen hafta bir TV programında kızınızın idari personel olarak Medeniyet Üniversitesi`ne başvurduğunu ama CHP`li bir vekilin kızı olduğu için işe alınmadığını söylediniz…2011 seçimlerinden bir hafta önceydi. Kızım aradı, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Biraz zorlayınca anlatmaya başladı. Medeniyet Üniversitesi`ne personel olarak başvurduğunu, rektörle görüştüğünü, hatta `Tam aradığımız elemansın` bile dediklerini söyledi, ta ki İhsan Özkes`in kızı olduğumu öğrenene kadar. O zaman `Hadi tamamdır, kalk mülakat bitti` diyerek resmen kovmuşlar. Kızımdan o an sadece özür dileyebildim, benim yüzümden böyle bir şey yaşadığı için. Oysa ben hep yaşıyordum.Bu konuyu neden daha önce değil de şimdi dile getirdiniz?İslam ülkeleri parlamenterler birliği üyesi olarak bazı uluslararası toplantılara beraber katıldığım bazı AK Partili vekillere anlattım bu durumu aslında. Ama basın önünde hiç dile getirmedim. Çünkü dile getirsem de değişen bir şey olmayacağını biliyordum. Çıktığım TV programında da `başörtüye zulüm` söz konusu olunca o an aklıma geldi. Ve AKP`nin de başörtülüler kendinden olmadığında nasıl da zulüm yaptığını anlatmak istedim. Ben CHP`li değil, MHP`li olsaydım AKP`nin iktidar olduğu bu dönemde benim kızım yine iş bulamazdı. AKP`ye oy vermediğini anladığı anda bir başörtülüye iş vermezdi. Kendinden olmayana ellerinden gelse nefes bile aldırmayacaklar. Gerek açık gerek kapalı olsun önce partiye gidip üye olacaksın, sonra iş başvurusunda bulunacaksın. Muhataplarının dindar olup olmaması değil mesele, kendilerinden olup olmaması. 12 yıldır bu böyle.Diyanet İşleri Başkanlığı`nın (DİB), 17 Aralık`tan beri rüşvet ve yolsuzlukla ilgili ayet ve hadisleri sansürlendiğine dair bir soru önergesi sunmuştunuz. Bir cevap geldi mi? 17 Aralık`la birlikte Türkiye`de her şey dizayn edilmeye başlandı. Bu dizaynın içine Diyanet`in de girmiş olması üzücü. 17 Aralık Salı gününe denk geliyordu. Tam üç gün sonra 20 Aralık Cuma bir hutbe okunacak İstanbul`da ve konu rüşvet. Bu hutbe İstanbul Müftülüğü`nün internet sitesinde yayınlanıyor. Ama operasyon yapıldığı için, imamlara mesaj atılıyor `Yolsuzluk konulu hutbe yerine Kur`an`ı anlamak konulu hutbe okunacak.` diye. Ben bunu soru önergesi olarak ve birçok basın açıklamasında dile getirdim. Daha sonra bizim soru önergemize verilen cevap inkâr oldu. Bunu hep yapıyorlar. Çıkış yolunu inkârda buluyorlar. Ama bu apaçık bir gerçekti. Hocalarla imamlarla görüşüp bu konuyu doğrulattıktan sonra dile getirdim. Hatta Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile baş başa yaptığım görüşmede o da kabul etti. “Biz bu hutbe konusunu değiştirdik ama rüşvet –yolsuzluk operasyonundan dolayı değil, seçim atmosferine giriyoruz diye değiştirdik.” dedi. Görmez`in kabul ettiği şeyi bakanlık bana verdiği cevapta inkâr etti. 25 Aralık`tan sonra ise İstanbul`da DİB bir toplantı organize etti. İslam Ansiklopedisi`nin son cildi tamamlandığı için toplanılmıştı. Asgari 2 bin 5 yüz din görevlisi toplanmıştı. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının yapıldığı haftada, DİB o toplantıda Tayyip Erdoğan`ı hocalara, imamlara alkışlattı. Bu Erdoğan`ın hocaları akladığı algısını oluşturmaya yönelikti`Bilal`in gemiciğini deldirmeyin` hutbesi Daha sonra da DİB`in bu şekilde hutbelere müdahalesi oldu mu? Olmaz olur mu? 30 Mart yerel seçimlerinden önceki cuma 28 Mart`ta bir hutbe okundu İstanbul`da. `Bilal`in gemiciğini deldirmeyin` hutbesi gibiydi. Ben hadise üzerine ihtisas yaptım. Bahsi geçen hadiste Efendimiz “Allah`ın hududunu aşmayınız. (Yani haram kıldığı yasakladığı şeyleri) Aşarsanız, bu gemiyi delen insanları Allah`ın haramlarını delen insanlara benzetiyor. Rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk haramdır delmeyin gibi örnekleri genel olarak vurguluyor. Bu hududu delen gemiyi delen gibidir diyor. Şimdi böyle bir hutbe okunuyor, Türkçesi verilmiyor. Zorlama bir yorumla `Yolsuzluk, hırsızlık da yapılsa, hile de olsa, siz buna ses çıkarmayın, destek olun, istikrar bozulmasın gemi yürüsün, delinmesine dönüştürülüyor.Bu tevile bir açıklama yapıldı mı? Ben bunu da sordum Mehmet Görmez`e. “Bu hutbeyi kim hazırladı bu hutbeyi?” dedim. “İşin garibi kendisi hazırlamış. Nasıl hazırlarsınız?” dediğimde “Hutbeyi daha önceden hazırlamıştım. Arkadaşlar da, `tam zamanı bu hutbeyi kullanalım mı?` dediler. Ben de kullanın dedim.” şeklinde açıkladı. Anlamını neden koymadınız, anlamı olsa vatandaş zaten hadisin ne demek istediğini anlardı, hadisi iktidara göre uyarlamak için zorlanmamış olurdunuz dedim. Sadece `Oldu bu iş napalım` dedi. Bunlar kabul edilebilecek şeyler değil. AKP gelir gider, fanidir. Baki olan Allah`tır, Allah`ın dinidir. Siz bu dini AKP`ye göre uyarlarsanız, bu dine ihanet etmiş olursunuz. Görmez Allah`a ve peygambere karşı haddi aşıyor. Çünkü Allah`ın dinini, kitabını AKP`ye göre uyarlıyor. Dini bakımdan kabul edilemez vahim bir tablo.Bu tarz uygulamalar dine bakışı nasıl etkiler? AKP iktidarı boyunca dinden çıkanların sayısını merak ettim, soru önergesi sundum. Cevap alamadım. AKP`nin din iman adına yaptığı ama din imana uymayan uygulamaları, DİB`in de bu uygulamalara çanak tutması, AKP`ye taşeron olma yoluna girmesi, koltuk değneği olması gibi durumlar dini imanı kitaplardan değil de, insanların davranışlarında görenler dinden soğuyor. Hatta 17 Aralık`tan sonra bir kişinin `Din buysa, ben bu dini kabul etmiyorum` dediği basına da yansımıştı. Bugün IŞİD`in El Nusra`nın Müslümanlık adı altında yaptıkları ortada. Bunun üstüne AKP`nin dini kendine araç olarak kullanması, kuralsız bir şekilde istismar etmesi insanlar da hayal kırıklığına, dinden soğuma ve uzaklaşmaya sebep oluyor.“Elbette hırsızlık kötü bir şeydir. Ancak milletin maneviyatını çalmak çok daha kötü bir şeydir.` ifadelerini kullandı DİB başkanı Mehmet Görmez…Bu sipariş bir fetvadır. Bu açıklama dinin AKP siyasetinin vesayetine girdiğinin delilidir. Sıradan, sokaktaki bir insan söylemiyor bu cümleyi. Cenab-ı Allah diyor ki; “Hırsızın elini kesin.” Hz. Muhammed diyor ki; “Kızım Fatıma da olsa hırsızlık yaptıysa elini keserim.” Diyanet İşleri Başkanı ise `Hırsızlık kötüdür ama..` diye başlayan bir cümle kuruyor. Bu dinle örtüşmeyen, dinin hükümlerini, ayetleri hadisleri hafife alan çok talihsiz bir açıklama. Milletin maneviyatını çalmak daha kötüdür diyor. Maneviyat nedir diye bir sözlüğe bakın. Maneviyat kişinin iç dünyasıyla alakalı şeyler. Buna din, ahlak, moral, vicdan girer. Hırsızlık hakkında Allah`ın hüküm koyduğu tartışılmaz bir hüküm.Hadis-i Şerif`e yeni bir içtihad mi getirmiş oluyor?Böyle bir hükmü alanı daha geniş ve hüküm olarak da hırsızlıkla kıyas edilemeyecek noktada olan hafif hükümlerle karşılaştırması o makamda oturacak bir kişinin söyleyeceği bir cümle değildir. Bu Gayretullah`a dokunacak bir sözdür. Hakikaten Görmez, hakikatleri görmüyor. Kendince içtihad yapıyor ama dinle ters düşen bir içtihad bu. Hakikatleri çarpıtarak içtihad yapıyor. Hırsızlığı meşru ve hafif, mubah gösterme gibi bir gayret var burada. Asıl maneviyatı çalma budur. İnsanların dine diyanete karşı olan samimi düşüncesini yanıltma, hırsızlığı yolsuzluğu rüşveti meşru göstermek maneviyatı çalmaktır. AKP`nin 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yaptıkları maneviyatı çalmaktır. Hırsızlığı yapan onlar, maneviyatı çalan da. Hırsız kim ortada. Bu açıklamalar AKP`yi aklama çabasından başka bir şey değil. DİB başkanı dinen ve ahlaken o makamı işgal etmesi doğru değil. Hani Başbakan hakimlere, yargıçlara `cübbeni çıkar da siyaset yap` diyor ya, Görmez de tam olarak aynısını yapmalı. Sarığını cübbesini çıkarıp, AKP`de siyaset yapsın. İl başkanı mı olacak milletvekili mi olacak ne olacaksa olsun. Sarığın altında cübbenin içinde siyaset sırıtıyor.Emevi Siyaseti Dinin Saltanata Dönüştürülmesi isimli bir kitabınız var. Geçmişten bugüne dinin saltanata dönüştürüldüğüne dair ne gibi örnekler var? Emeviler üzerine uzun süre çalışmalar yaptım. Keşke bu çalışmayı 20`li yaşlarda yapsaydım. Hem hayatı, hem siyaseti daha iyi anlar, İslam dünyasını değerlendirirken daha isabetli olurdum diye hayıflanıyorum zaman zaman. 1400 yıl öncesinde yaşanan o olaylar, 2014 yılında yaşadıklarımızla örtüşüyor. Sadece zamanla versiyon farklılıkları ortaya çıkıyor. İslam tarihinde ilk defa Muaviye Şam`da `Yeşil Saray` yaptırmıştı. Dönemin sahabesi Ebu Zer el Gıfari, Muaviye`ye `Şayet bu sarayı milletin parasıyla yaptıysan mücrimsin (hırsız), kendi paranla yaptıysan müsrifsin` diyor. Kur`an`da Firavun`un vasıflarından birini müsrif olarak belirliyor. Hocaların bir kısmı bunu `dinde haddi aşmakta ısrar etti` diye yorumlar. Oysa gerçekten de Firavun müsriftir. Müsriflik deyince akla ilk gelen ekonomi ve maddi şeylerdir. Milletin malını çarçur etme, istediği gibi harcamak müsrifliktir. Bugün yapılan şeylere baktığınızda bunların 77 milyonun vergileriyle yapıldığını görürüz. Oysa bu 77 milyon içinde bir simit alacak, minibüse binecek parası olmayanlar var. Bu yetimin hakkını, kulun hakkını saraylara, uçaklara harcama yolunda ciddi şekilde israfa girilmesi doğru değil.AKP iktidarı dini söylemlerle iktidar olmuştur ve aynı söylemlerle iktidarını pekiştirip ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bunu da acımasız bir şekilde kullanıyor. Dini saltanat ve iktidar aracı olarak kullanıyor. Emevi siyaseti dini saltanata dönüştürmüştü, AKP iktidarı da o yolda.CHP DİNE NE ZAMAN YAKINLAŞSA AKP RAHATSIZ OLUYOR Yerel seçimlerde Üsküdar belediye başkan adayıydınız. Üsküdar`da oylar sayıldıkça gitti geldi AKP-CHP arasında. Tek başınıza mücadele ettiniz neredeyse… Yaramı hiç deşmeyin desem. Anayasa Mahkemesi`ne başvurduk. Kararı bekliyoruz. Gerçi Ankara için mahkemeden olumlu bir karar çıkmadı. Ama Üsküdar bizim hakkımızdı. Ülkede hâlâ küçük bir hukuk kırıntısı varsa, benim de küçük bir umut kırıntım var. Yaşananlar ortada, Allah`a havale.CHP sol çizgisinden kaymakla eleştiriliyor… Cumhuriyet Halk Partisi`ne Türkiye`de biçilen bir kılıf var. Bu biraz da AKP`nin çizdiği bir kılıf. AKP diyor ki; CHP dinden uzak, dinle lakası olmayan bir parti. Biz kazanamazsak CHP gelir ve size zulmeder korkusu yayıyor. AKP`yi dinin temsilcisi gibi gösteriyor ve başarılı da oluyor. Din kaymağı üzerinden kendi iktidarını yürütmek istiyor.Gerçekten de dinle bir sorunu yok mu CHP`nin? CHP`nin dinle ne gibi bir sorunu olabilir. Geçmişine baktığınızda DİB`i kurmuş, Elmalılı Hamdi Yazır`a Kur`an tefsirini Atatürk yaptırmış. 1924`te imam hatip okulunu ve ilahiyat fakültesini CHP açmış. Atatürk döneminde ilk defa mevlit radyodan canlı olarak okutulmuş. Kocatepe Camii`nin yapılmasını sağlayan CHP`li dernek üyeleridir. CHP-Ecevit koalisyon hükümeti zamanında hac organizasyonu Diyanet`e verilmiştir. CHP-Erbakan koalisyon hükümeti zamanında vekil imamlar kadroya geçirilmiştir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.Verdiğiniz örnekler hep Tek Parti iktidarı dışındaki tarihlere denk geliyor. CHP`nin talihsizliği İnönü dönemindeki uygulamalar olabilir mi? Camilerin ahırlara çevrilmesi gibi mesela… Camileri ahıra çevirme olayı külliyen iftiradır. Erdoğan başbakan iken, hangi cami, hangi tarihte ahıra çevrilmiştir belgesi ile gösterilsin diye sordum, cevap verilmedi. Ellerinde belgesi olsa, Tayyip Erdoğan o belgeyi çerçeveletir, boynuna asar, meydan meydan, miting miting dolaşır, avazı çıktığı kadar bağırır ve o belgeyi gösterirdi. Camilerin ahır yapılması mevzuunu `Dünden Bugüne Cami Yalanları` isimli kitabımda da detaylı bir şekilde anlatıyorum. İstiklal Harbi`nde Yunanlılar ülkemizi işgal ettiğinde özellikle Yunan işgali altında kalan bölgelerde camileri ahıra çevirmiş, giderken çoğu yeri talan edip yakıp yıkarak gitmiştir. Atatürk Yunanlılar tarafından ahıra çevrilen yerlerin ihya edilip tekrar ibadete açılmasını sağlamış. Bunu da propaganda malzemesi yapılmasına ve din istismarına dönüştürülmesine izin vermemiştir.Peki, CHP`nin muhafazakâr kesime yaklaşmasında ne gibi bir sakınca olabilir? Bu CHP`nin dindarlara saygısından sevgisinden duruşundan başka bir şey değil. Yani sol çizgiden kayıldığı falan yok. CHP dine, dindarlara ne zaman yakınlaşsa AKP bundan rahatsız oluyor. Geçmişteki hadiseleri temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sunuyor. Elinden oyuncağı alınan çocuğun hırçınlığıyla AKP hırçınlaşıyor CHP`nin bu girişimleri karşısında. Çünkü kendi iktidarını dinle daha çok güçlendireceğine inanıyor ve o alana başkası girmiş ve alanı daralmış gibi hissediyor.Parti içinde sosyal demokrat-ulusalcı çatışması yüzünden parti içinde her kafadan bir ses çıkıyor imajı verildiği söyleniyor. Parti içinde çatlak olduğunu düşünüyor musunuz? AKP kaynayan bir kazan. Kaynayan AKP kazananı örtbas ederek hissettirilmiyor. CHP`de parti içinde de dışında da demokrasi var. Siz grup başkan vekilinin AKP genel başkanını eleştirdiğini göremezsiniz. AKP genel başkanının kendisine rakip olan bir kişiyi yanına çağırıp beraber el kaldırdığını göremezsiniz. CHP insanca ve hakça yaşamaya çalışan bir parti. İnsanlar orada özgür. İstedikleri gibi düşünür, düşündükleri gibi de konuşurlar. Dolayısıyla bu bir çatlak olarak değil, parti içi demokrasinin çalıştığının göstergesidir. Diğer partilerin de örnek alması gereken bir durum.AKP`nin 12 yıldır en büyük şansı CHP gibi bir muhalefetin olması deniyor. CHP bu anlamda muhalefet tarzında yeni dönemde bir değişikliğe gidecek mi? AKP bugün benim valim, savcım rektörüm memurum diyor. Ciddi şekilde baskıcı sindirici horlayıcı ayrıştırıcı ötekileştirici kutuplaştırıcı bir siyaset izliyor. Kendisinden olmayanı yok etme, terbiye etme, hizaya çekme gibi bir amacı var. Muhalefetin alanını daraltmaya ve bunu halka yansıtmamaya çalışıyor. En basitinden Meclis TV`ye sadece belli saatler içerisinde yayın yapma yetkisi vererek meclisteki bizim yürüttüğümüz çalışmaları halkın görmesine engel oluyor. Biz CHP olarak elbette sürekli muhalefet olmaktan mutlu değiliz. Biz iktidar olma çabasına girince eksen kayıyor eleştirilerine maruz kalıyoruz. Biz Allah`ın izniyle iktidar olacağız ve AKP`nin zulmüne `dur` diyeceğiz.17 Aralık`tan sonra `paralel, haşhaşi, virüs` gibi söylemlerle Hizmet Hareketi`ni terör örgütü gibi lanse etme çabası var. Dini bir grubu tehdit ya da terör örgütü gibi gösterme girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP, paralel diyor ya kendisi `paralel` bir din oluşturuyor. Ülke farkında değil. Rüşveti, hırsızlığı, yolsuzluğu meşru gören yeni bir din oluşturuyor. Bir milletvekili çıkıp, Allah`ın bütün vasıfları üzerinde dedi, diğeri ikinci peygamber dedi. Bir başkası Tayyip`e dokunmak ibadettir dedi. Bakara`yı makara yaptılar. Mekke`nin fethinde Peygamber gurura kapıldı biz kapılmadık dediler. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. AKP`nin Gerçek Yüzü isimli kitabımda da dine diyanete uymayan uygulamalarını yazdım. Bu ve benzeri söylemlerle baktığımızda dinle doğrudan doğruya ters düşen, söyleyeni dinen küfre götüren söz ve eylemler bu ülkede meşru normal algısı oluşturdular. Bu İslam`a ters, taban tabana zıt, dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan ve dinin dibine dinamit koyan söz ve eylemleri var. Bu bir paralel din kurma çabasıdır. Bu sebeple asıl paralel AKP`nin ta kendisidir. Bir mitinginde AKP gençlik teşkilatında gençler kefenle karşıladı. Bu `Ölümüne tabiyiz. Sana karşı kusursuz itaat içindeyiz” demekti. Oysa kusursuz itaat ancak Allah`a olur. Bağlılıkları kefenle gösterdiler. İşte o görüntüler tam bir haşhaşi zihniyeti ürünü. Haşhaşi arıyorlarsa o mitingdeki kefenlilere baksınlar.`ALLAH`IM SANA VE KULLARINA HİZMET EDECEKSEM, VEKİLLİĞİ NASİP ET` Bir gününüz nasıl geçiyor? Benim kendime ait bir günüm yok desem abartmış olmam herhalde. Bir üniversite öğrencisinden daha çok çalışıyorum. Bir ameleden daha fazla yoruluyorum. Ameleyi küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın, ben de bir amele çocuğuyum ve gurur duyuyorum. Yoğun çalışıyorum. Türkiye`nin sorunları çok. Milletvekili olmadan önce “Allah`ım Sana ve kullarına hizmet edebileceksem bana milletvekilliğini nasip et.” diye dua ettim. Duam kabul oldu şimdi sadece Allah`a ve kullarına nasıl hizmet ederim düşüncesi ile çalışmakla geçiyor günlerim. Tatil yapmam. Anadolu insanı gibi yaşıyorum. Sıradan bir insanım. Hâlâ eski mahallemde oturuyorum. Allah`ın sıradan bir kulu olmaktan mutluyum.Takım tutuyor musunuz? Müftü takım tutuyormuş diyecekler ama Fenerbahçeliyim.Hangi tür kitaplar okursunuz? Edebiyatı kitap okumayı severim. Mısır`da iki sene kalmıştım. 500 kilo kitap getirmiştim. Parasını ödediğim için kilosunu da biliyorum. Arapça kitaplarım çok fazla. Hadis alanında uzman olduğum için hadis okumaları çok yapıyorum.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - `O görüntüleri bize de izlettiler`


Türkiye`nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, rehin kaldıkları 101 günde yaşadıklarını anlattı.Yılmaz, `Bunlar yüz defa Kuran`a el basarlar. Yüz defa yalan söylerler. Bunların hiçbir şeyi beli olmaz. Söyledikleri hiçbir şeye inanamazsınız. Hep yalandır. Sizi Türkiye`ye teslim ediyorum der. Döner başka bir yere gider bunu bilemezsiniz` dedi.Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, NTV kanalında yaşadıklarını anlatarak sorulara yanıt verdi. Yılmaz,`Bizim dışarıyı görmemizi nerede olduğumuzu bilmemizi istemiyorlardı. Genelde kapalı mekanlar, pek ışığın olmadığı alanlardı` dedi.Türkiye ile olan telefon bağlantılarına ilişkin Yılmaz, `Bizim için bir nevi umut ışığıydı. Ülkeme haber vermem gerekiyordu. Sağ olsun bana yardımcı olan bir arkadaşım oldu. Biz onunla hep paslaşarak götürdük. Sürekli çıkışlarda, girişlerde nasıl yaparız, nasıl saklarız bunu. Çünkü sürekli bir taraftan denetim oluyor ve aranıyoruz. Yani en ufak bir bilginin sinyalin çıkmaması isteniyor. Günlük bazen 3-5 defa, bazen günde 1 defa mutlaka görüşme oluyor. Neredeyiz ne yapıyoruz, ne yiyoruz, ne içiyoruz. İrtibat benim kendi telefonum. Ama o telefonu saklama işini ben bir kişi ile yapıyorum. Bazen bölüyor sonra tekrar birleştiriyorduk. Zor bir şey` diye konuştu.İşte Yılmaz`ın konuşmasından satır başları:`65 GÜN GALİBA BİZ AYNI YEMEĞİ YEMİŞİZ 14 KİLO VERDİM`14 kilo verdim. 65 gün galiba biz aynı yemeği yemişiz. Öğle akşam aynı yemeği yedik. Sürekli aynı şeydi. Gıda beslenmemiz yetersizdi. Bütün arkadaşlarım kilo verdi. Ben de 14 kilo verdim. Spor yapmamamıza rağmen kilo veriyorduk.`MORALİMİZİ BOZMAK İÇİN GÖRÜNTÜLERİ BİZLERE DE İZLETTİLER`Ülke olarak gururu duymamız gereken somut bir örnek. Başka ülkelerin gazetecileri hunharca başları kesildi. Bazen televizyon izleme şansımız oldu bazen de aylarca izleyemedik. Video izletmeyi çok seviyorlardı. Moralimizi bozmak için görüntüleri bizlere de izlettiler. Amaçları morallerimizi bozmaktı`KÖTÜ FİZİKİ MUAMELELERİ OLMADI TEHDİTLERİ HER ZAMAN OLDU`Onların bize kötü fiziki muameleleri olmadı. Ama tehditleri her zaman oldu. fiziki muameleyi bir yöntem olarak yapmıyorlar. Bunlar öldürüyor veya kesiyorlar. Bunların öyle fiziki muamele ile harcayacakları zamanları yok. Karasal bombalamaya alışkındım. Yol kenarına yerleştirilmiş olanlardı. İki defa bulunduğum alan da bombalandık. Çok yakın bir mesafede. Bazen de aracımız ya çok kısa bir mesafede ya da geçtikten sonra bombalandı. Bombaya alışmıştık ama, bu defa uçakla bombalandık birkaç defa. Çok yakın mesafeden. 2 terörist o bombalama esnasında isabet etti onlar öldü.`SERBEST KALACAĞIMIZI SINIRA GİDERKEN DE BİLMİYORDUK`Serbest kalacağımızı sınıra giderken de bilmiyorduk. Onların söylediği hiçbir şeye inanamazdık ve inanmadık. Sınıra geldiğimizde sayın Başbakanıma haber vermek istedim ve aradım, Ben daha alo demeden ` Öztürk hoşgeldiniz` dedi. O kadar da Ankara bu sürecin içindeydi. Ben geldiğim zaman haber vermek istedim alo demeden `Öztürk hoşgeldiniz` dedi. O zaman anladım tamam bu bitmiştir. Bütün arkadaşlar o zaman büyük bir coşku yaşandı.`BUNLAR YÜZ DEFA KURAN`A EL BASARLAR YÜZ DEFA YALAN SÖYLERLER`Bunlar yüz defa Kuran`a el basarlar. Yüz defa yalan söylerler. Bunların hiçbir şeyi beli olmaz. Söyledikleri hiçbir şeye inanamazsınız. Hep yalandır. Sizi Türkiye`ye teslim ediyorum der. Döner başka bir yere gider bunu bilemezsiniz.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - 40 zaman dilimine uyumlu saat


Seiko`nun Türkiye distribütörü Aydın Saat, GPS güneş enerjili Seiko Astron GPS Solar Kronograf modelini tanıttı.Seiko, kendi çatısı altında patentli, düşük enerji tüketimli GPS alıcısını geliştirerek, GPS uydularının global ağını kullanarak GPS sinyallerini alan ve zaman dilimlerini, saati ve takvimi belirleyen saat üretti. Yeni Seiko Astron GPS Solar Kronograf modeli, dünyadaki 40 ayrı saat dilimini algılayabiliyor. Aydın Saat pazarlama yöneticisi Zeynep Tunç, “Seiko Astron GPS Solar Kronograf, günde bir kez otomatik olarak saat bilgisini alır. Ayrıca istenildiğinde dünyanın yörüngesindeki dört ya da daha fazla GPS`e bağlanarak yerini, zaman dilimini ve doğru saati belirler. İbreler atom saati hassasiyeti ile otomatik olarak doğru saati gösterir. Yeni Seiko Astron, güneş ışığı ile çalıştığından pil değişimi gerektirmez. Ayrıca sınırsız takvim işlevi sayesinde her zaman doğru tarihi gösterir.” dedi.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Mustafa Ünal - Mutlu son


İyi haber sabaha karşı geldi. Türkiye güne sevinçle uyandı. Rehine krizi mutlu sonla bitti.100 gün önce IŞİD`in Musul`da esir aldığı 49 konsolosluk görevlisi erken saatlerde sınırdan giriş yaptı. Hepsinin yüzünde mutluluk. Çok zor günler geçirdiklerini tahmin etmek zor değil. IŞİD`in nasıl tehlikeli bir örgüt olduğunu anlatmaya gerek yok herhalde. Yaptıkları ortada... Çok şükür 49 vatandaşımızın sağlığı yerinde. Başkonsolos Öztürk Yılmaz`ın alnındaki iz gözden kaçmadı. `Çizik` demekle yetindi. Başka yorum yapmadı. Bütün sorumluluk onun omuzlarındaydı Başına iki üç kez silah dayadıkları haberlere yansıdı. IŞİD açıklama yapmasını istemiş. Kabul etmemiş. Başkonsolos`un `Türkiye`nin gururuyla, şerefiyle oynatmam` diyerek ölümü göze aldığını anlattı bir arkadaşı. Ne kameraya izin verdi, ne fotoğraf çekimine. Destansı bir duruş.100 uzun gün yaşadı ülke. Cumhurbaşkanı değişti, Başbakan ve Dışişleri Bakanı da... Krizin derinleşmemesi için az konuştu herkes. Mahkeme kararı vardı zaten. Sonucu güzel oldu, herkesi sevindirdi. Bayram hediyesi gibi geldi. Hükümet sözcüsü `Ramazan`da` dedi, Kurban`a nasip oldu. Bu başarılı operasyonda en alttan en üste emeği geçenleri takdir etmemek mümkün mü? Bölge malum, ölüm kol gezmekte. Eller tetikte, her gün çatışma haberleri. Savaş kapıda. ABD, müttefikleriyle hazırlık içinde. Türkiye tam da büyük felaketin yaklaşmakta olduğu sırada 49 rehineyi IŞİD gibi eli kanlı yapının elinden almayı başardı. İyi haberi kamuoyuna Başbakan Davutoğlu duyurdu. Bakü`deydi, ziyaretini yarıda kesti, Şanlıurfa`dan Ankara`ya özgürlüğüne kavuşan rehinelerle döndü. `Şimdi bayram zamanı` dedi. Güzel neticeden iktidarın siyasi pay çıkarmaya hakkı var elbette. Bu sorun iktidarın üzerinde büyük bir baskıydı. O psikolojinin de etkisiyle konuştu. `Maskeler düştü` gibi ifadelerle muhalefete ve Musul`u eleştirenlere yüklenmesinin zamanı değildi, şık olmadı. Fotoğrafın bizatihi kendisi yeterliydi. Sert üslupla söze dökmenin anlamı yoktu. Mutlu sonla bitmesini herkes istedi. Siyasi görüşü ne olursa olsun. Mesele, iktidar muhalefet değil çünkü. Devlet söz konusu. İlk gün de politize edilmesi yanlıştı, son gün de... En azından muhalefeti siyaset yapmakla eleştirenlerin daha dikkatli konuşmaları gerekirdi. Eleştiriler elbette olacak. `Bu kriz hiç yaşanmayabilirdi` denecek. En başta şehrin valisinin uyarısı ortaya çıktı. `Ben gidiyorum, siz de Musul`u terk edin` diye... Anlık bir olay değil bu, tehlikenin adım adım yaklaştığı belliydi. En azından çocuk ve kadın gibi görevliler tahliye edilebilirdi. Bunlar söylenmeyecek mi? İktidara siyasi sorumluluğu hatırlatılmayacak mı? Çok soru sorulabilir ama şimdi zamanı değil. Türk tarihinin en büyük rehine olayıydı. Sonrasındaki gelişmeler siyaseti pek etkilemediğini gösterdi. Rehine krizi kritik zamanda çözüldü. Büyük savaş adım adım yaklaşmakta. Çatışmadan kaçan binlerce Iraklı sınıra dayandı. Rehine sorunu Türkiye`nin işini zorlaştırıyordu. En küçük adım rehinelerin hayatını tehlikeye atabilirdi. O yüzden Türkiye IŞİD`e karşı belirgin, anlaşılır tavır geliştirmekte güçlük çekti.Şimdi Ankara`nın eli rahatladı. Daha kolay pozisyon alacak. ABD ve müttefiklerinin Türkiye`den ciddi talepleri var. İncirlik Üssü`nün kullanımı ve sınır güvenliğinin sağlanması gibi. Temel hedef IŞİD`in yaşam alanını yok etmek. Ve gözler Türkiye`de. Ne kadar aktif rol üstleneceğini hesap ederken işini zorlaştıran `rehine` seçeneğini bertaraf etti.`Mutlu son` sadece rehine olayında. Yoksa IŞİD sorunu bitmiş değil. Aksine yeni başlıyor...


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Mümtaz`er Türköne - `Ayna ayna, söyle bana...`


Cumhurbaşkanı`nın her sabah kalktığında aynaya bakıp sorduğu soru bu olmalı: `Ayna ayna, söyle bana; benden daha güçlüsü var mı?`Zamanımızın aynası kameralar ve gazete sayfaları. Kitlelerin karşısına çıkan veya küçük bir salonda kameraların eşliğinde seçkin bir gruba hitap eden politikacı, içinden bu soruyu mutlaka geçirir. Hafta içi TÜSİAD toplantısında Erdoğan, Türkiye`nin büyük sermaye patronlarına bu soruyu sordu. Aynadan gelen ürkek ve çekingen karşılığı salondakiler, Cumhurbaşkanı`nı ayakta alkışlayarak vermiş oldular. Erdoğan hırpaladığı, örselediği aynadan aldığı bu cevaptan muhtemelen mutlu olmuştur. Karşısında oturanlara ayar çeken, fırçalayan bir büyük patronu, en iyi patronlar anlar. Emrinizdekilerin sizden çekinmesi lâzım; bu yüzden arada bir bahane bulup karşınıza alacak ve iliğini boşaltacaksınız. Patronun kim olduğunu güzelce hatırlatmış ve işleri yoluna koymuş olacaksınız. Nezaket eşit düzeydekilere göredir; emrinizdekine kaba davranmak gerekir.Peki bu cevabı, yani TÜSİAD üyelerinin ayaktaki alkışını gücün gerçekten Erdoğan`da olduğu şeklinde yorumlamak doğru mu? Galiba tam tersi doğru. Sermaye sahipleri hem birbirleriyle hem de Erdoğan ile dalga geçiyorlar. Müteşebbis, her şeyin maliyetini hesaplayan adamdır. Bu alkışların hiçbir maliyeti yok. Ekonomik dengelerden endişe duyan sermaye sahiplerinin, sıfır maliyetle durumu geçiştirmeleri, bir güç gösterisine direnerek gereksiz bir politik tartışmanın tarafı olmaktan daha mantıklı değil mi? Büyük sermayenin ne düşündüğünü merak edenlerin TÜSİAD başkanının zehir zemberek sözlerine kulak kesilmesi lâzım. TÜSİAD başkanı `Sayın Cumhurbaşkanım` nezaketiyle, karşısında oturan Erdoğan`ın gözlerinin içine bakarak onun gerçek gücünü borçlu olduğu ve hâmiliğini üstlendiği rant sektörünü, sanayi sektörünün sözcüsü sıfatıyla eleştirebildi mi? Bu kadarıyla yetinmeyenlerin Erdoğan`ın aynaya sorduğu sorunun cevabını asıl dışarıda, başka bir tartışmada aramaları ve bulmaları mümkün.Gerçek cevap açık veya üstü kapalı Bank Asya tartışması üzerinden zaten verildi. Güç kimin elinde? Kimin dediği oluyor? Erdoğan aylardır emrindeki bütün devlet ve medya gücünü seferber ederek sürdürdüğü Bank Asya`yı batırma operasyonundan sonuç alamadı. En son TÜSİAD toplantısında savaşa doğrudan kendi komutasındaki muhafız alayını sokar gibi en son gücünü sürdü. Karizmasını, bütün kariyerini, ağırlığını, itibarını koyarak son bir teşebbüste bulundu. Demek ki cephanesi tükendi. Nihayetinde `ben `battı` diyorsam batmıştır` edasındaki şımarık-küçük bir çocuk gibi tepindi. Takipçilerini, sevenlerini, haleflerini ve ona mahkum olanları `ya ben ya Bank Asya` ikilemine soktu. Bir tür güç denemesi, `ayna ayna söyle bana` muhabbetiydi bu. Sonuç: Halefleri -Başbakan ve Ekonomi Bakanı- `kararı sen keyfince veremezsin, hukuk kuralları çerçevesinde BDDK verir` cevabını vermiş oldular ve hâlâ o noktada duruyorlar. Kararı verecek olan BDDK`nın başkanı ise -ki o makamı Erdoğan`a borçlu idi- izin alıp, sırra kadem bastı. BDDK Başkanı koskoca Cumhurbaşkanı`nın `kapatmazsa BDDK sorumlu olur` tehdidine, havlu atıp `kanunsuzluğun bu kadarına alet olamam` karşılığını vermiş oldu.Erdoğan`ın ayna ile diyaloğu çok fena gidiyor. Çok erken başlamış bir kavga devletin zirvesindeki güç dengesini yeniden oluşturuyor. Kavganın tek taraflı olduğunu, Erdoğan`ın halefleriyle değil, aynada kendisiyle kavga ettiğini unutmayalım. Türkiye, hem ısınan bölge coğrafyasıyla, hem de rant sektörünün iliklerine kadar sömürdüğü ekonomisi ile kırılgan durumda. Bu kırılgan yapının Erdoğan`ın `paralel yapı fantezileri`ni ve Gülen Hareketi`ne karşı aylardır alenen yürüttüğü savaşı taşıması çok zor. IŞİD`e karşı Türkiye`nin uluslararası alanda sefer edebileceği etkili gücü Hizmet Hareketi`nin ellerinde. Erdoğan`ın kin ve nefret dünyasından gelen Bank Asya`yı batırma lüksünü ekonominin taşıması imkânsız. Sorumluluk sahibi olanlar mecburen bu sorumsuzluğu telafi ediyorlar.`Ayna ayna söyle bana` muhabbetinin artmasını otoritenin aşınması olarak görebilirsiniz. Gücünden emin olan, bu soruyu sormaz ve güç gösterisinde bulunmaz.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Başbakan`ı arayıp tebrik etti


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu`nu tebrik etti.Başbakan`ı telefonla arayan Kılıçdaroğlu, “49 vatandaşımızın IŞİD terör örgütünün elinden sağ salim kurtarılmasından büyük memnuniyet duydum, geçmiş olsun ve kutlarım.” dedi. Davutoğlu da, böyle zamanlarda gösterilen birlik ve duyarlılığın önemine dikkat çekerek Kılıçdaroğlu`na teşekkür etti. CHP lideri, tebrik telefonunun ardından konuyla ilgili bir de yazılı açıklama yaptı. Rehinelerin kayıpsız ve sağlıklı kurtarılmış olmalarından büyük bir mutluluk duyduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: “IŞİD terör örgütü elinde 101 gün rehin kaldıktan sonra kurtarılan kardeşlerimize, vatandaşlarımıza `özgürlüğe, vatanınıza hoş geldiniz` diyorum. Vatanımızın özgür topraklarına, ailelerine, yakınlarına ve özgürlüklerine kavuşan vatandaşlarımıza geçmiş olsun, aileleriyle milletimize de gözünüz aydın diyor, kurtarma operasyonunun düşünülmesi, planlanması, uygulanması ve tam istediğimiz gibi sonuçlandırılmasında payı, katkısı, emeği olan herkese teşekkür ediyor, sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.”Daha sonra yerel seçimlerde CHP`nin Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olan Mansur Yavaş`ın kızının düğününe katılan Kılıçdaroğlu, burada da gazetecilerin rehineler ile ilgili sorularını cevapladı. CHP lideri, “Çok mutluyum, Sayın Başbakan`la telefonda görüştüm. Onların özgürlüğüne kavuşmaları benim için de büyük bir mutluluk.” dedi. “Amerika`nın operasyonunun başlamasının ardından, rehinelerin serbest bırakılması hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki soruyu ise cevapsız bıraktı.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Evdeki fazlalıklarımı satıyorum, yok mu artıran?


Satış yapmak için gittiği müzayedeler, Murat Can`a ilham oldu. Evinde fazlalık olan eşyalar için iki yıl önce `sat-kurtul` müzayedesini başlatan Can, bavullarını eşya ile doldurup gelenler olduğunu belirtiyor. Can, “İnsanları ikinci ele sevk ediyoruz.” diyor ve katılımcıların da bu durumdan gayet memnun olduğunu aktarıyor.Resim-heykel broker`ı Murat Can, evinde biriktirdiği eşyalar artık odalara sığmayınca çare aramaya başladı. Bu arada satış yapmak için gittiği müzayedeler ona ilham oldu. Pekala hâlâ kullanılabilir durumda olan eski eşyalar için de böyle bir ortam hazırlayabilirdi. Kolları sıvayan Can, böylece yaklaşık 2 yıl önce `sat-kurtul müzayedesi`ni başlattı. İlk önce İstanbul Çukurcuma`da yapılan müzayedeler, yaklaşık bir aydır Balat Kültür Evi`nde devam ediyor. Müzayede, her cumartesi günü saat 14.00`te başlıyor. Satılığa çıkarılan eşyalar arasında; mırra setinden (25 TL), piyasa değeri 10 bin TL olan yağlıboya tablolara (70-80 TL) kadar pek çok çeşit bulunuyor.Can ile geçen cumartesi günü yapılan müzayede esnasında görüştük. Bu fikrin, gittiği müzayedelerde yaptığı gözlemler sonucu oluştuğunu aktarırken, “İnsanların atıl durumda olan; çatı aralığında, bodrum katlarında kullanmadıkları bisiklet, motosiklet, DVD, fotoğraf olur. Veya yağlıboya tablo, kitapları. Bu gibi artık kullanılmayan eşyaların satılabileceği bir alan oluşturmaya çalıştık. Sat-kurtulu duyup, bavullarını doldurup getirenler çok. Hoş bir proje oldu.” dedi. İnsanların `Kullanmıyorum. Ne yapayım?` dediği eşyaları getirip sattığını belirten Can, “İkinci el dönüşüm oluyor aynı zamanda. İnsanları ikinci ele sevk ediyoruz. Yenilerini tüketme anlamında bir kültürden kaçma, insanların eski eşyaları da tekrar kullanılabilirlik durumuna getirme. Bu da son derece önemli.” ifadelerini kullandı. Müzayedeye getirilenler arasında çok ilginç eşyalara rastladıklarını kaydeden Can, şöyle devam etti: “Bir keresinde caz müzik koleksiyonu gelmişti. Biz 1 TL`den çıkarmıştık satışa, salonda en az 8-10 kişi onun için yarıştı ve 3 bin 500 TL`ye satıldı. Onun dışında tablolar satılıyor mesela. 1 TL`den başlayıp bin 750 TL`ye çıkanlar oldu. Her an her şey olabiliyor. Çok interaktif bir mezat.” Can, satmak için gelenlerin çoğu zaman bir şey alarak gittiklerini aktarırken, müşterilerinin elden çıkardıkları ürünün parasını anında alabildiklerini söyledi. Müzayedenin katılımcıları da hallerinden oldukça memnun. Kapattığı hediyelik eşya dükkanından kalanları Balat Kültür Evi`nde müzayedeye çıkaran Hera Mimaroğlu, “Ben, elime broşür geçti ve öyle katıldım. Dükkânımı kapatmıştım ve bir sürü mal vardı elimde. Sıfır, kullanılmamış ürünler. Satmaya çalışıyorum kimse para vermiyor. Koymak istediğim bir yer olsa depo parası ile bayağı zorlanacaktım. Bayağı ümitsiz bir durumda idim. Elime o broşür geçince inanın hayatım değişti. Ayrıca burada benim de ihtiyacım olan şeyler buluyorum ve alıyorum.” şeklinde konuştu. Bir diğer satıcı-müşteri Fetih Yeniay da müzayedenin herkes için güzel fırsatlar sunduğunu ifade etti. Yeniay, “Şöyle; hiç ummadığınız bir eşyayı veya çok önemli bir ressamın tablosunu burada çok cüzi miktarlara alabiliyorsunuz. Aynı zamanda çok çok ucuz olan bir parçayı 3-4 kişinin katılımıyla daha yüksek fiyatlara da alabiliyorsunuz. Bunun en güzel tarafı çok çok uyguna size ait olan, eğer bir koleksiyonunuz varsa buradan eşyaları gayet rahat bir şekilde toparlayabiliyorsunuz.” diye anlattı.


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Zaman

Manşet - Musul`daki esaret Akçakale`de bitti


Kulislere yansıyan bilgilere göre Musul Başkonsolosluğu`nda rehin alınan 49 kişi önce IŞİD`in Suriye`deki merkezi Rakka`ya getirildi. Ardından da Akçakale Sınır Kapısı`nda Türk yetkililere teslim edildi. Birçok kez yerleri değiştirilen rehinelerin salıverilmesinde Arap aşiret liderleri kilit rol oynadı.Musul`da 11 Haziran`da IŞİD militanları tarafından rehin alınan Başkonsolos Öztürk Yılmaz dahil 49 kişinin esaretten kurtuluşunun detayları ortaya çıkmaya başladı. Türk yetkililerin verdiği bilgiye göre IŞİD ile sağlanan temas sonucunda 49 rehine Türkiye sınırına yakın bir noktada Suriye topraklarında Milli İstihbarat Teşkilatı`na (MİT) teslim edildi. Edinilen bilgilere göre rehineler için fidye ödenmedi, yabancı istihbarat birimlerinden destek alınmadı. Rehineler, 101 gün boyunca en az sekiz defa yer değiştirdi. Türk yetkililer kurtarma süreci konusunda “Yapılan tamamen istihbarî bir operasyondu, çatışma yaşanmadı.” dedi. Kurtarma sürecini MİT Dış Operasyonlar Başkanlığı`nın (DOB) yürüttüğü bildirildi. Perde arkası bilgilere göre konsolosluk baskınının ardından rehinelerin serbest bırakılmasının iki buçuk ay ile bir buçuk yıl arasında sürebileceği öngörüsü yapıldı. IŞİD rehine kaçırma olaylarında tecrübeli ve profesyonel olduğu için hızlı davranmanın işe yaramayacağı düşünüldü. Türk yetkililer bu yüzden `yavaş, yoğun ve sabırlı bir operasyon` tercih etti.5-6 KEZ KURTARMA GİRİŞİMİ YAPILDIBu süreçte Türk ekiplerinin daha önce 5-6 kez kurtarma girişiminde bulunduğu bildirildi. Ancak rehinelerin güvenliğini tehlikeye atmamak için hassas davranıldı. IŞİD`in elindeki 30`dan fazla Türk TIR şoförünün serbest kaldığı aynı gün kurtarma girişimlerinden birisi gerçekleşti. Konsolosluk personeli ve ailelerinin şoförlerle birlikte kurtarılması planlandı. Ancak bölgede artan çatışmalar bunu engelledi.REHİNELER 8 KEZ YER DEĞİŞTİRDİ Diplomat, emniyet görevlisi ve aileleri, esaret boyunca Musul`daydı ancak militanlar, yerlerini 8 kez değiştirdi. Rehineler her yer değiştirdiklerinde hem yerel unsurlar aracılığıyla hem de insansız hava araçlarıyla yakından takip edildi. Rehine krizinin aşılmasında Arap aşiret liderlerinin büyük rol oynadığı ileri sürüldü. Öncelikle Şanlıurfa`nın Akçakale ile Harran ilçesinde aşiret liderleriyle temas kuruldu. Her 2 ilçedeki Arap aşiret reislerinden bağlantıları ve aynı aşiretin Suriye`deki liderleri ile iletişim kurduran MİT, rehinelerin serbest bırakılması için IŞİD ile görüşmeler yapmasını sağladı. Rakka`da güçlü olan Arap aşiret liderleri ile yapılan uzun soluklu görüşmeler sonunda geçen hafta olumlu mesajlar gelmeye başladı. Olumlu sinyaller üzerine nakil planları yapıldı, Akçakale`ye birkaç gün önce Bordo Bereliler ve Özel Harekâtçılar konuşlandırıldı. Olumlu yönde ilerleyen müzakereler neticesinde cuma gece yarısı mutlu haber geldi. IŞİD güçleri rehineleri serbest bırakmayı kabul ettiğini kendilerine aracılık eden Arap aşiret liderleri aracılığıyla saat 23.30 sularında Türk yetkililere aktardı. MİT ekibi Akçakale Sınır Kapısı`ndan Suriye`ye geçti. Sınır kapısından geçen ekip zırhlı araçlar eşliğinde rehineleri Şanlıurfa`ya getirdi. 3 YEREL PERSONEL ÜLKESİNE GİTTİRehineler Şanlıurfa`da getirildikleri MİT binasında kahvaltı yapıp, sağlık kontrolünden geçirildi. Bu sırada rehineler arasında bulunan 3 Irak vatandaşı ise Türk yetkililerine yaptığı başvuru sonrası ülkelerine gönderildi.CEVAP BEKLEYENSORULARGözünü kırpmadan kafa kesecek kadar zalim IŞİD militanları rehineleri nasıl ve ne karşılığında serbest bıraktı?Rehine prangasından artık kurtulan hükümet, IŞİD`le mücadeledeki pasif tutumunu değiştirecek mi?Musul Valisi, IŞİD tehlikesini fark edip şehri terk ederken Başkonsolosluğumuz neden tahliye edilmedi?Konsolosluk baskınından 20 saat önce “Gerekli önlemler alındı.” diye tweet atan dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu yanıltıldı mı?Erbil`deki Kürt yönetiminin baskından önce iki kez konsolosluğu arayarak tahliye teklifinde bulunduğu doğru mu? Doğruysa neden teklif reddedildi?


21 Eylül 2014 Pazar  02:12

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

25 09 2011 izmir gümüldür yolunda kaza  nişasta bazlı şeker haberi  pakize suda yalova  engin nursani kaza haberi son durum  01 01 1996 posta gazetesi  karabal tepe 1993  01 01 1988 yılından buyana altay futbol okulu  11 06 2009 tarihli hürriyet ege  fox haber a ocak 2011 haberi izle  şeytan  yarsav başkanının hayatı  17 a  sabah ankara eki arşivi 24 eylül bentderesı yıkımı  gökmert yapakçı ölüm  12 2009 2009 fox tv ana haber izle  27 kasım atv akşam ana haberleri  1997 kanal d haber video arşiv  atv haber arşivi 25 26 10 2010  güneş gazetesi 21 ekim aldatan kadınlar anlatıyor  eczacıyı dolandıran çocuk  ölümlü kaza 23 şubat  14 ocak kaza haberi