Bulunan Haber Sayısı: 1.036
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - A. Turan Alkan - Ah asâlet!


Yazılı basın yoluyla haylicesini aldığım, “Hadi gel seninle polemiğe girek; ağız dalaşı yapak” sataşmalarına bir yenisi eklenmiş; yeni duydum.İktidarın gölgeliğinde serinleyip dururken, herhalde, “Ben kimim ve ne işe yarıyorum; yazdıklarım nereye gidiyor, kim okuyor” gibisinden bir ontolojik dürtüyle huzursuzlanan bir kısım zevat, ara sıra kendilerini celâllenme nöbetlerine sokarak sataşma yollu şeyler çiziktiriyorlar. Eğer umdukları üzre cevap verip, adam yerine koysam yazının kupürünü kesip heyecanla patronlarına seğirtecek ve “Bakın, işte ne işe yaradığımı görün” diye kostaklanacak, muhtemelen `aferin koç`la ödüllenecekler.Ah, sizlerle kelime oyunlarına dayalı ağız dalaşına girişmeyi nasıl isterdim fakat bütün mahviyetkârlığımla ifade etmek isterim ki dengim değilsiniz (bu arada isteyenler kusura bakabilir). Yaş denkliğini kasdetmiyorum, bazılarınızla yaşıtım, üstelik benden yaşlı olanlarınız da mevcut lakin nasıl söyleyim, arada kalibre farkı var.Sülâleden tevârüs edilmiş tabii asâletim sevkiyle “Kalibre” diyorum, siz nasıl isterseniz öyle anlayabilirsiniz!Cevap vermiyorum; lâf kıtlığından değil; bilakis, o üslûba tenezzül olunsa cevabın daniskasına hüsn-i misâl olurdu. Mesele başka, kendime yakıştıramıyorum. Baklayı çıkarıp da ağızlarının payını versem, “Yakıştı mı, muhatap aldığın şu adamlara bir bak hele; bunlara kim olsa kelimelerle dayak atardı” derler. Kazansan bile kaybediyorsun. Mânidar suskunluğumun sebebi bu.Okumuyorum da bu arkadaşları; sataşmalarını, “Filanca falanca ne çaktı ama!” türünden masabaşı haberleriyle geçinen müzevirler aracılığı ile öğreniyor, gülüp geçiyorum. Mefhumun muhalifinden hareketle anlıyorum ki, onlar satır be satır okuyor, okudukça ülser krizlerine tutuluyorlar. Bu konuda yapabileceğim bir şey yok. Okumazsınız olur biter!Yine de okuyor ve “Hangi cümleden bana ne ekmek çıkar?” tarzında tecellî eden müflisce bir rızk endişesiyle omuz çakmaktan nefislerini men edemiyorlar. Bu gibi zamanlarda en kıdemlilerinden en tıfıllarına kadar gözlerimi kısarak şöyle bir bakıyor, sonra da yazdıklarını gözden geçiriyorum; sıkletlerinin heyet-i umumiyesi altına bir yekûn çizgisi çektiğimde hamdim artıyor, şükrüm ziyadeleşiyor. Sözün burasında konuyla ilgili atasözünü yine nezaket icabı buraya dercetmiyorum.En kripto Kürtçü`sünden en sıkı İslâmcı`sına kadar bu heyetin en ziyade zoruna giden şey şu: “Böyle bir zamanda, böyle bir yerde sabit-kadem olmak size mi kaldı? Siz ki bizzat cemaate mensubu olmayıp, hariçten yazan kişilersiniz. Kraldan çok kralcı olmanızın mânâsı nedir kardeşim?”Bu soruya da cevap veremiyorum işte; cevap olmadığından değil, nazara uğrama endişesinden ötürü. Kaldı ki anlayabileceklerinden bile emin değilim; öyle olmasa, onların değil benim aynı soruyu sataşmacı takımına yöneltmem gerekirdi. Nezaket gösteriyor, susuyor ve geçiyorum.Bu devir böyle böyle geçecek arkadaşlar; sizler iktidara iliştirilmiş mevkutelerinizde –eliniz mahkûm- her gün, “Ne yazayım, ne yazayım; rezillik dizboyu. Bizimkilerin perem perem dökülüyor. Bari karşı taraftan birilerine sataşayım da maraza çıksın” diye çaresizlikle sağa-sola bulaşacaksınız. Biz sabredeceğiz; sizin gibileri kaale almayacağız, “Her testi içindekini sızdırır netice itibariyle” diyerek vakar yerinde durmaya devam edeceğiz. Hesabımızı “Hesap günü”nde adam gibi hesap verebilmenin hesabı üzerine kuracağız.Bu devir böyle böyle geçecek; bir de bakacağız ki “Hakikat ânı” gelip çatıvermiş. O gün, “Gebe develerin” bile “kendi başlarına terkedildikleri” çetin bir gündür; o gün, azâmetinden Allah`a sığınılacak gündür.Heveslisiyseniz alın size cevap: Siz de öyle yapın!


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Gündem - Ünlü oyuncu, kanser hastası teyzesi için makyöz oldu


Hıyanet Sarmalı dizisinde Canan karakterini oynayan Semra Güzel, kemoterapi gördükten sonra kaş ve kirpikleri dökülen kanser hastalarına kalıcı makyaj yapıyor. Teyzesi kanser tedavisi gören genç oyuncu, hastalara moral vermek amacıyla başladığı işi mesleğe dönüştürmüş. Almanya`da önce kalıcı makyaj sonra da drama eğitimi alan Güzel, oyunculuğun yanı sıra bir de televizyon programı yapmayı hayal ediyor.Son yıllarda dizi sektörünün ilerlemesi, televizyon ekranına yeni yapımlarla birlikte yeni yüzler de kazandırdı. Sektördeki hareketlilik sayesinde genç oyuncular kariyer basamaklarını hızla tırmanıp meslek hayatının başındayken başrol oynama fırsatını yakalıyor. Geçtiğimiz sezon Samanyolu TV ekranlarında yayınlanan `Hıyanet Sarmalı` adlı dizide Canan karakterini canlandıran Semra Güzel de o isimlerden biri. Reklam filmlerinden sonra yer aldığı Hıyanet Sarmalı projesinin kendisine uğurlu geldiğini ifade eden genç oyuncu, yeni sezonda pek çok proje için teklif aldığını, kasım ayında da bir sinema filminde rol alacağını belirtiyor.Güzel`in bir mesleği daha var: Kalıcı makyaj uzmanlığı. Kanser hastalarının moralini yerine getirmek için kalıcı makyaj eğitimi alan genç oyuncu, işi o kadar ilerletmiş ki kendi işyerini açmış ve doktorlarla birlikte çalışmaya başlamış. Oyunculuğun yanı sıra İstanbul`daki ofisinde bu işe de devam edeceğini söyleyen Güzel, “Uzun bir tedavi sürecinden sonra kanser hastalığını yenen insanları mutlu etmek benim için çok önemli. Onların yüzünü güldürünce ben de çok mutlu oluyorum.” diyor. Kendi teyzesi de kanser tedavisi gören Güzel, “Onun tedavi süreci henüz tamamlanmadı. Ama inşallah yakında sağlığına kavuşacak. Ona da kalıcı makyaj yapmak istiyorum.” diye konuşuyor.15 yaşından bu yana hem çalışan hem de eğitimine devam eden Semra Güzel, Celal Bayar Üniversitesi`nde tasarım okuduktan sonra dil eğitimi için Almanya`ya gitmiş. Eğitim hayatı boyunca tiyatro ile ilgilenen Güzel, kamera oyunculuğuna da burada adım atmış. Bunun yanı sıra 2 yıl radyo programı yapan oyuncu Güzel, Almanya`ya gelen sanatçılarla televizyon kanalları için röportajlar hazırlamış. Kamera oyunculuğuna reklam filmleriyle başlayan Güzel, ortaokul yıllarından bu yana tiyatro ile ilgileniyor. Almanya`da drama eğitimi alan genç oyuncu Hıyanet Sarmalı`na başladığı zaman epey zorluk çektiğini dile getiriyor. Güzel, yönetmenin ve oyuncu koçunun desteğiyle o günleri aştığını ve kısa sürede açığı kapattığını ifade ediyor. Özellikle mesleğe yeni başlayanlar için sektörün birtakım zorluklarına dikkat çeken Güzel, “Tabii ki zorlukları var. Hayatınız çabuk tüketiliyor. Çalışma saatleri çok yoğun, bir süre sonra bütün hayatınız o oluyor. Tanınıyorsunuz. Evet, varsınız ama bittiği zaman yoksunuz. Bu biraz zor bir psikoloji, her gün bir şeyle uğraşıyorsunuz, koşturuyorsunuz. Sonra bitiyor. Allah`tan ikinci mesleğim var, o yüzden çok boşluğa düşmüyorum. Ama çok oyuncu arkadaşım var, proje bittikten sonra gerçekten maddi manevi sıkıntıya düşüyor.” diyor.Oyunculuğunu geliştirmek için eğitimlerine devam eden Güzel, “İzleyenler yeni projede çok farklı bir Semra görecekler.” yorumunu yapıyor. Yeşilçam filmlerini çok sevdiğini dile getiren genç oyuncu, “Zaman zaman keşke o dönemde olsaydım diyorum. Ama o zaman Türkan Şoray vardı. Şimdi şansım daha yüksek.” ifadelerini kullanıyor. Oyunculuk konusunda iddialı olduğunu vurgulayan Güzel, “Yeni dönemin Şoray`ı belki de ben olurum.” diyerek iddialı olduğunu gösteriyor.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Manşet - Yaşamaz demişlerdi şimdi 37 yaşında


Brezilyalı Claudio Vieira de Oliveira, eklem bozukluğu rahatsızlığıyla dünyaya geldi. Boyun tersliği olan Oliveira için doktorlar annesine oğlunun yaşamayacağını söyledi. Şimdi 37 yaşında olan genç adam, üniversite eğitimini tamamladı. Oliveira, “Çocukluğumdan beri çalışmayı ve bir şeylerle meşgul olmayı sevdim. Başkalarına bağımlı olmayı istemedim.” diyor.Hayatta öyle hastalıklar var ki, sağlıklı insanlar ne kadar şükretse az. İşte o hastalıklardan birinden muzdarip Claudio Vieira de Oliveira. Brezilya`nın Monte Santo kentinde dünyaya gelen Oliveira`nın doktorları bile şaşırtan bir rahatsızlığı var: Boynu ters. Doktorlar, ailesine Oliveira`nın uzun yaşamayacağını söylemiş. O ise azmiyle herkesi şaşırtmış. Şimdi 37 yaşında olan genç adam, kalabalıklara ilham veren bir konuşmacı. Bunu nasıl başardığını şu sözlerle anlatıyor. “Çocukluğumdan beri çalışmayı ve bir şeylerle meşgul olmayı sevdim. Başkalarına bağımlı olmayı istemedim.”Claudio Vieira de Oliveira, her 3 bin bebekten birinde görünen bir eklem bozukluğu rahatsızlığıyla (arthrogryposis) dünyaya gelmiş. Doktorlar anne Maria Jose`ye oğlunun yaşamayacağını söylemiş. Jose, “Komşularım bana `Oğlun nefes almakta bile zorlanıyor, zaten ölecek. Onu daha fazla besleme.` diye yorumlarda bulunuyordu.” diyor. Oğluyla ilgilenmekten vazgeçmeyen anne Jose, onun zamanla herkes gibi her işini yapmaya başladığını anlatıyor. Jose, “Claudio sokakta yürümekten asla utanmıyordu, hatta dans edip şarkı söylüyordu.” diye konuşuyor. Hayata sıkı sıkıya bağlı olan genç adam, üniversite eğitimi alarak muhasebeci olmayı başarmış. Her işini kendisi yapan Oliveira, ağzıyla kalem tutup yazı yazabiliyor, dudaklarıyla cep telefonunu açıp cevap verebiliyor, radyo ve televizyon açabiliyor, bilgisayar kullanabiliyor. Ailesi de çocuklarının hayatını kolaylaştırıcı birtakım önlemler almayı ihmal etmemiş. Evlerini değiştiren aile, evdeki lamba düğmelerini, yatağı ve diğer eşyaları Oliveira`nın kullanacağı şekilde dizayn etmiş. Kendisini normal bir insan olarak gördüğünü söyleyen Oliveira, motivasyonunu başka insanlara aktarmak için konferanslar veriyor ve dünyanın dört bir yanından davetler alıyor.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Manşet - #şiirsokakta olsun mu, olmasın mı?


Geçen yıl bugün yani 3 Eylül 2013`te sosyal medyada açılan https://twitter.com/siirsokakta ile https:///ikinciyeni hesaplarıyla #siirsokakta hareketi başlamıştı. Duvarlara, kaldırımlara, otobüslere, köprü altlarına sevdiği dizeleri yazanlar, yaptıkları eylemin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşarak harekete destek verdiler. En çok dizeleri paylaşılan şairler Turgut Uyar, Özdemir Asaf, İsmet Özel, Edip Cansever, Can Yücel, Cemal Süreya, Ahmet Arif, Didem Madak… Gençlerin çok sevdiği #şiirsokakta giderek büyüdü. Bir yıl içinde birçok benzer hesap açıldı. Hareketi başlatan kişi ise gerçek kimliğini açıklamak istemiyor. Serdal adıyla kendini tanıtıyor. Kısa bir süre önce ise bu hareket, şairler arasında tartışmaya neden oldu. “Bu `şiir sokakta` saçmalığı nedir ya?!” cümlesi ile başlayan tartışmayı sayfamıza taşıdık ve hareketi destekleyen ve desteklemeyen şairlerle konuştuk.İhsan Deniz (Şair): “Esasen bir fanteziden ibarettir” “Hiç kuşkusuz şiir sokakta da olsun. Her yerde olsun. Bunun kime, ne zararı var? Ancak, günümüz ortamında sokağa açılacak şiir nasıl bir şiir olacaktır? Kısaca, sokaktaki şiir herhangi bir estetik ölçütü veya donanımı içerebilecek midir? Sözünü ettiğiniz maceranın çıkış noktası, esasen bir fanteziden ibarettir. Sosyal medya denilen `illet`, tüm insani değer, ölçüt ve yapıları iğdiş etmeyi, köreltmeyi sürdürüyor, sürdürecek. Şiir de bundan payını alıyor, alacak. Bunu başlatanlar nezdinde, merdivenleri boyamakla sağa-sola dize çiziktirmek arasında bir fark olduğunu sanmıyorum. Yani, örneğin bir `varoluş` kaygusu, hayatın anlamına dair bir soru işareti taşımıyor. Adı üstünde, `fantezi`! Sahici bir çaba ve niyet değil. Bugün var, yarın yok. Bugün gözde, yarın gözden düşmüş... Emin olun, ucu soytarılığa kadar açılabilir. Evet, etik ve estetik değerler skalası dahilinde şiir sokağa çıksın, gezinsin, nefes alsın ve versin, sokaktaki insana bir his ve hassasiyet alanı açsın, sağlasın. Ne güzel! Yeter ki sosyal medya bu işe o koca burnunu sokmasın. Ha, bütün bunların dışında ve ötesinde, bana kalırsa şiir kitapta ve dergide güzel. Taş yerinde ağırdır!”İbrahim Tenekeci (Şair): “Şiirin kaldırımlarda, parklarda boy göstermesi doğrusu pek hoşuma gidiyor” Çok sık duyduğumuz şikâyet yahut sitemlerden biri de, şiirin halktan/halkın şiirden koptuğu yönündeydi. İnsanımız artık şiir okumuyor, şairlerimiz de bunu pek önemsemiyor gibi. Şiirin sokağa inmesi; duvarlarda, kaldırımlarda, parklarda boy göstermesi, doğrusu, pek hoşuma gidiyor. Hele beğendiğim dizeleri görünce, daha bir seviniyorum. Sosyal medya, birçok olumsuzluğun yanı sıra olumlu işlere de vesile oluyor. Bunlardan biri, hiç kuşkusuz, şiirin hızlı bir biçimde dolaşıma girmesi, daha fazla insana ulaşması. Belki, bunun sakıncalarından bahsedilebilir, vasat isimlerin önünün açıldığı vs. söylenebilir. Hayır diyeceğim, çünkü paylaşılan, ilgi uyandıran şiirlerin büyük bir kısmı, ortak kabul görmüş iyi şairlere ait. İsmet Özel`den Cemal Süreya`ya, Edip Cansever`den Turgut Uyar`a kadar. Öte yandan, isterim ki, evlerin, binaların duvarlarına şiirler yazılırken, daha dikkatli olunsun. Malum, kullanılan boya, kolaylıkla çıkmıyor. Bir evin yahut bahçenin duvarına `bir şey` yazılmadan önce, sahibinden izin alınabilir mi? Keşke alınsa ve verilse. Bunu şunun için söylüyorum: Şiiri sevindirmeye çalışırken, birilerini üzmeyelim.Haydar Ergülen (Şair): “Şiir, sonunda işgalci yönünü de gösterdi” “Şiirsokakta, bir vurgu. Belli ki gerek duyulmuş bu vurguya. Hem zaten şiir nerede olacaktı ki? Şiir sokaktan başka nerede olabilirdi? Cemal Süreya “Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka” derken, neyi düşünmüş olabilir ki, akıp giden sokağa sevinip gelen şiirden başka? Şiirsokakta, evet, Nazım Hikmet`ten, Orhan Veli`lerden, İkinci Yeni`lerden, 60`lardan 70`lerden bu yana, sokak çocuklarıyla arkadaş olan şiir sonunda işgalci yönünü de gösterdi ve yurdu olan sokağa çıktı. İnsan buna, okur olsun, şair olsun ancak sevinir, çünkü bu şiirin yeniden sokağa, yani oyuna ve hayata çağrılması, çıkması demektir. Sokaklar, parklar, duvarlar, hepsi de şiirin yaprakları, sayfaları sayılırlar. Üstelik şiir her zaman şairden ilerde, ondan cesur ve daima öndedir, böylece şiir, şairini de sokağa davet edecektir.”Ercan Yılmaz (Şair): “Şiiri, slogana ve aforizmaya dönüştürüyorlar” `Şiir sokakta` eyleminin (bunun bir eylem olduğundan şüpheliyim), modasının ne zaman ve hangi vesileyle başladığına dair bir bilgim yok. Ama bu `eylem`in doğası itibarıyla gelip geçici modaların, kaba ideolojilerin, retorik olanın çok ötesinde olduğunu düşündüğüm `şiir`i örseleyici bir yanı olduğunu düşünüyorum. Sosyal medyanın malûliyetlerinden biri de şiiri şiirsizleştirmesi, slogan ya da aforizmaya dönüştürmesinin yanında her bayağılığın `şiir` olarak algılanması tehlikesini barındırmasıdır. Adorno`nun `Lirik Şiir ve Toplum` makalesindeki şiirin o kendine özgü muhalefetinin lirik şiir yoluyla gerçekleşebileceğine ilişkin yorumu şiiri hayatın tam içinde konumlandırıyor zaten. Ama yüksek sesle bağırmak suretiyle değil. `Şiir sokakta` eylemi şiirin bayağılaştırılmasını, ayağa düşürülmesini, itibarsızlaştırılmasını hızlandıran, niteliği değil niceliği öne çıkaran anlayışın ve kitsch`in tezahüründen başka bir şey değil kanaatimce. Tanpınar zevk hezimeti diyordu, çok haklıydı, estetik kaygılardan ziyade modaların egemen olduğu ve yönlendirdiği bir çağın şahidi olmak çok acı. Poetikasını Yahya Kemal`in `Mısra benim haysiyetimdir` ifadesi üzerine kurmuş birinin böyle `hareket`lere teveccüh etmesi mümkün değil elbette. Latince deyişle `horribile dictu` (korkunç şaka) olmalı bu!Vural Bahadır Bayrıl (Şair): “Şiir kimindir, şairin mi, okurun mu?” Hatırlayalım Il Postino`da şiirsever ve âşık ve en asil duyguların insanı postacı Mario, “Şiir onu yazana değil, ihtiyacı olana aittir” der Neruda`ya. Sıkı bir ders. Okur`un şiiri nasıl “alımlayacağı”, nasıl “tüketeceği”, nasıl “kullanacağı” konusu Şair`in tasarrufunda mıdır? Hiçbir çağda olmadı bu. Bugün de mümkün değil. Üstelik “telif hakları kanununa” rağmen. İyi ki de öyle. Zira, eserine bu tür bir tasarruf tarzı, kapitalizmin sanatı ve sanatçısı olan romancılar ve kültür endüstrisinin mütemmim cüz`ü, bir meta olarak roman için geçerlidir. Şair, yazar ve şiirini yeryüzüne bırakır. Sözünü terk eder. Kimin ona ihtiyacı varsa, kim ona ulaşıyor ve sahip çıkıyorsa, o söz artık onundur. Şiir sokağa da çıkabilir göğe de ağabilir. Ağaç kabuğuna da yazılabilir, duvarlara, banklara, metrolara, aklımıza gelen her yere de ... Elbet her şeyde olduğu gibi şiirsokakta`nın da içerdiği bir sürü olumsuz yön var; iyi şairlerin olduğu kadar kötü dizelerin de yayılmasına neden olabiliyor. Ne yapalım? Vitrinler kırılıyor diye gösteri yürüyüşlerini mi yasaklayalım? Ayrıca bir vitrin camını indirmenin, ruha nasıl iyi geldiğini, böyle bir tecrübeden geçmeyenlere anlatmak ne kadar zordur! En iyisi ustamızın ustasına, gönül adamı, o lirik derviş Necatigil`e kulak verelim: “Ve şairler boyuna kimlere yazarlar? / Yıkılmış köprülerin başında/ Ürkmüş boşluktan biri inliyorsa/ ve şairler onlara geldimlere yazarlar”.KUTUSerdal/#şiirsokakta hareketini başlatan ve müstear isim kullanan kişi: Şiir Sokakta, ifade olarak çok eskidir aslında. Geçmişi Fransa 68`e kadar uzanır. O dönemin sloganlarından biridir. Özgürlüğün sokakla ve sokakta gerçekleşeceğini işaret eden bir slogan. Bizler bu slogana, 40 küsur sene sonra tarihin tekerrürü gibi 2013 Gezi direnişinde rastladık, Fransız Kültür`ün ahşap kapısına ve Fransızca olarak. Daha sonra aynı slogana Taksim civarında bir duvarda rastlandı. Bu sefer şöyle yazılmıştı: Defteri kapat... Şiir Sokakta!. Ve altında Ece Ayhan`ın bir şirinden alıntı yapılmıştı. ``Düzayak çivit badanalı bir kent...`` Başka yerlerde de rastladık sonra bu slogana ``Şiir Sokaklardadır`` diye yazılmıştı mesela. Bu söylediklerimin hepsi sadece bir sloganın sokaklarda dolaşımını içeriyor. Etkinlik ismini buradan alır, fakat içeriği bambaşkadır, işi edebiyat ve şiirledir. Gezi sürecince sokaklara slogan ve esprili cümleler dışında şiir dizeleri, hatta çoğunlukla İkinci Yeni şiir dizeleri yazıldı. Sprey boya ile ya da fırça ile yapıldı bu ve ayırt etmeksizin her yere yapılabildi. Gezi ile beraber bizim etkinliği başlattığımız tarih olan eylül başına doğru artık her şey dinmişti, şiir bile. İlk ilhamımız bu duvar yazısından gelmiştir (Defteri kapat... Şiir Sokakta! Düzayak çivit badanalı bir kent). Gezi öncesi sokaklara, banklara, telefon kulübelerine tek tük işlenen ve ilgi alanımıza girmesi sebebiyle dikkatimizi çeken ve sayfada paylaştığımız fotoğraflar vardı. Yöntem ve teknik olarak ise kendini ifade ediş tarzını çok daha önceye dayanan işlerden alır. Çünkü bizler etkinliği başlatırken sadece kalemler sokağa çıkmak istedik ve insanlara kalemle sokağa çıkmalarının daha doğru olacağını söyledik. Çünkü edebiyat şiir herkesi kucaklamalıydı, kimsenin malına zarar vermemeli ve özel alanlarına girmemeliydi insanların. Ve her yere yapılmamalıydı şiir sokakta. Seçici olunmalıydı zarar vermemek ve herkesi kucaklamak adına. Şiirsel naifliği muhafaza edecek yerlere zarar vermeden ve kirletmeden, küçük harflerle, deftere yazar gibi ve sadece ama sadece kalemle yapılmalıydı. Etkinliğin duyurusunu yaptık sayfamızdan. Küçük bir manifesto yazdık. Ve insanları sokakları şiirlemeye davet ettik. Amacımız insanların mutluluk kaynağı olmak, gülümsetmek ansızın, sokakları şiirle güzelleştirmek ve böylece şiiri de havalandırmak, mutlu etmek belki.Etkinliği başlattıktan bir hafta sonra plan dahilinde kendimizi geri çektik fakat o kadar abuk sabuk sayfa ve hesaplar türedi ki etkinliğin üstüne çöreklenmek isteyen, biz buradayız demek zorunda kaldık daha sonra. Ve insanlara anlatmak gerekliliği doğdu böylece.3 Eylül 2013 tarihinde sayfamızdan başlatmış olduğumuz şiir sokakta etkinliğinin üzerinden epey zaman geçti. Bu süreçte büyüdük, çoğaldık, sokaklara ve insanlara şiirlerle ulaştık. Kitap ve defterlere sıkışmış şiiri insanların arasına kattık. Nefes aldık ve aldırdık şiire. Şiir kurtaracaktı, şiir değiştirecekti, şiir mutlu edecekti, şiir iyi edecekti, şiir bizi insan edecekti. Buna inandık/inandınız ve sokaklara taşıdınız şiiri. Birden bire bütün grileri mavi yaptınız. Bütün denizler gidildi böylece, bütün dağlar eğildi, bütün çocuklar güldü, akıyordu durdu kan. Ülkemizin dört bir köşesinden, onlarca şehirden katılım oldu Şiir Sokakta etkinliğine. Birçok şairin etkinliğimizden haberdar olduğunu ve desteklediğini biliyoruz. Kısacası; büyümeye ve bu sevdayı büyütmeye devam ediyoruz, elden ele, aşkla. Ve geldiğimiz noktada, her zaman vurguladığımız gibi, gururla şunu diyebiliyoruz; Şiir Sokakta etkinliği, şiiri ve sokağı özgürleştirme hareketidir. Bir zümreye veya gruba ait değildir. Ardında kişiler değil, sokaklar var, sizler varsınız.#siirsokakta hashtag`i, etiketi çok önemli işlev görmüştür, yaygınlaşma ve iletişimi sağlamak anlamında. Bu hashtag`i etkinlik duyurusunu yapmamızla beraber ilk biz kullandık. Ve insanların bu hashtag ile sokağa çıkmalarını, yazdıkları dizeleri fotoğraflayarak sosyal medyada aynı hashtag ile paylaşmalarını söyledik. Tek çatı altında toplandı böylece.O kadar fazla şiir sokakta temalı hesap ve sayfa açıldı ki, takip edemiyorum artık. Çoğu da şiir algısı çok zayıf ya da olmayan kişilerin idare ettiği sayfalar, çoğu tek derdi takipçi sayısı olan hesaplar, verdiği reklamlarla işi maddi kazanca dönüştüren hesaplar bile mevcut. Şiirin yaygınlaşması için iyi niyetlerle paylaşımlarda bulunanlar da var tabii. Şiir Sokakta`ya dahil olmak için insanların bizi takip etmesine gerek yok. Onun için bize gönderilenlerden çok #siirsokakta etiketi ile kaç paylaşım yapıldığı önemli günde. Ama her yerden, ufacık bir Anadolu kasabasından, köyünden bile şiir fotoğrafları geliyor. Etkinliği anlatırken kullandığımız cümlelerden biridir: ``Şiire çay içiriyoruz.`` Nasıl ki Orhan Veli ve arkadaşları şiiri sokağa çıkarmış, kasket giydirmişti şiire, bizler de şiire çay içiriyoruz.Haydar Ergülen, Bejan Matur, Sunay Akın, Yılmaz Odabaşı ve birçok genç şairin etkinliği desteklediğini biliyorum. Olumsuz tepkiler de gelmiyor değil.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Ekonomi - 17 bin ÇEAŞ ve Kepez mağduru zararının giderilmesini istiyor


25 sene önce ÇEAŞ ve Kepez`den hisse satın alan küçük yatırımcılar, bu şirketlerin faaliyetlerinin Bakanlar Kurulu tarafından iptal edilmesiyle büyük zarara uğradı. Hükümet ve Uzan kavgasında arada kaldıklarını belirten yatırımcılar, 10 yıldır mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor.2003 yılında yönetimine el konulan, ardından 2004 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla lisansı iptal edilen Çukurova ve Kepez Elektrik`te hissesi olan yaklaşık 17 bin yatırımcı ellerinden alınan haklarını geri istiyor. Borsa`da işlem gören ve halka açık bu şirketlerde hissesi olan yatırımcılar 2058 yılına kadar olan elektrik üretim, dağıtım ve iletim lisanslarının Bakanlar Kurulu kararı ile iptal edilmesiyle birlikte hisse senetlerinin aşırı değer yitirdiğini kaydediyor. ÇEAŞ ve Kepez yerine faaliyet gösteren şirketlerin ise bugünkü piyasa değerinin 20 milyar doları bulduğunu ifade eden yatırımcılar, lisansların iptali yüzünden maddi zararlarının 3 milyar doları bulduğunu belirtiyor.1989 yılında ÇEAŞ ve Kepez`den hisse senedi alan Mehmet Kara, o dönemde devletin, bu şirketlerden hisse alınması için halka teşvikte bulunduğunu söylüyor. Kendisinin de kârlı yatırım olarak gördüğü için evini satarak bu şirketlere yatırım yaptığını belirten Kara, 2004 yılında şirket lisanslarının iptal edilmesiyle birlikte ise hisselerin değerinin eridiğini ifade ediyor. Şirket üzerinde hiçbir yönetim tasarrufu olmayan küçük yatırımcılar olarak mağdur edildiklerini belirten Kara, bu şirketlere el konulduktan sonra hükümetin küçük yatırımcının haklarını koruması gerektiğini, ancak bunu yapmadığını dile getiriyor. Putin`in bile Yukos şirketine el koyarken küçük yatırımcıların haklarını gözettiğine dikkat çeken Kara, dönemin Başbakan Tayyip Erdoğan`a mağduriyetlerini anlatan pek çok mektup yolladıklarını, ancak hiçbir cevap alamadıklarını ifade etti. Mağdurlar olarak para veya ayrımcılık istemediklerini sadece haklarının iadesini beklediklerini belirten Kara şunları söyledi: “Borsa`da riskiniz hissedarı olduğunuz şirketin zarar etmesi veya batmasıdır. Fakat Çukurova ve Kepez Elektrik`te böyle bir durum yok. Sadece idari bir işlemden dolayı binlerce yatırımcı mağdur oldu. Hükümet üyeleri `şirket orda duruyor başka işkolunda faaliyet gösterin` diyor. Bu tutum yatırımcıyla dalga geçmek. Devlete ana baba diyoruz. Bu kelimeler şefkat ve merhameti çağrıştıran kelimeler, fakat ne yazık ki devlet bize dayak atıyor.”Borsa Yatırımcıları Derneği eski Başkanı Ali Bahçıvan ise bu olayda devletin hiçbir suçu olmayan küçük yatırımcıları mağdur ettiğini, bu yüzden ülkede borsa yatırımlarına olan güvenin azaldığını kaydetti. Bahçıvan, devletin mağdur yatırımcıların haklarını geri iadesini istedi. ÇEAŞ ve Kepez Elektrik şirketleri 1952 yılında kuruldu. Bu arada kısmi özelleştirmelerle 75`lik hissesi özel sektöre satıldı, şirketin yüzde 25`lik kısmı devlete aitti. 1989 yılına gelindiğinde ise devlete ait hisselerin yüzde 12,5`lik kısmı bireysel yatırımcılara devredildi. 1993 yılında devletin elinde kalan yüzde 12,5`luk hisse Uzan Grubu`na satıldı. 1993 yılından 2004 yılına kadar piyasadan hisse toplayan Uzan Grubu şirketlerdeki hisse oranını bu dönemde yüzde 83`e çıkardı. 2004 yılında lisansları iptal edilen şirketlerin maddi değeri buharlaştı.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:22

Zaman

Manşet - Devler, Ukrayna`ya takıldı


12 Dev Adam, Dünya Kupası`ndaki üçüncü maçında Ukrayna`ya 64-58 mağlup oldu. Karşılaşmanın ilk yarısını 26-25 önde kapatan Ay-Yıldızlı ekip, final periyodunda rakibini durduramayınca gruptaki ikinci yenilgisini aldı. Milli Takım`da Ömer Aşık`ın 16 sayı, 20 ribauntluk performansı da boşa gitti.İspanya`da düzenlenen FIBA Dünya Kupası`nda mücadele eden A Milli Basketbol Takımı, Ukrayna`ya 64-58 yenilerek gruptaki ikinci mağlubiyetini aldı. Pazar gecesi ABD karşısında yenilmesine rağmen göz dolduran 12 Dev Adam, aldığı bu sonuçla ikincilik şansını riske attı. Oyuna iyi başlayan ekibimiz, Ukrayna karşısında hücumda etkili görüntü çizdi. Özellikle ilk 6 dakikada adeta Ömer Aşık fırtınası esti. Başarılı pivot, ribauntları toplayarak takımı rahatlatmasının yanında sayı yükünü de çekti. NBA patentli yıldızımıza Barış Ersek ve Sinan Güler`in de eşlik etmesiyle öne çıktık. Ardından hücumlardan üst üste boş dönen Devler, savunmada sıkıntı yaşayınca ilk çeyrek 13-13 eşitlikle geçildi. Ay-Yıldızlılar, ikinci periyoda 5-0`lık seriyle başlarken dakikalar ilerledikçe iki takımın da savunmaya ağırlık verdiği görüldü. Skor bakımından kısır geçen bu bölümde milliler, Ender Arslan`ın da katkısıyla soyunma odasına 26-25 önde girdi. Üçüncü 10 dakika, Ömer Aşık yine boyalı alanda etkili olurken Ukrayna, Lypovyy ile dış atışlarda üretkenlik gösterdi. Ihor Zaytsevden`in de devreye girmesiyle Doğu Avrupa temsilcisi son bölüme 41-39 üstün girdi. Temsilcimiz final bölümünde ise Ömer Aşık`ın yanına tabelayı değiştirecek isim bulamayınca tıkandı. Dördüncü periyoda Ukrayna 4-0`lık seriyle başlayıp bitime 8.20 saniye kala farkı 7 sayıya çıkardı: 46-39. Buna hızlı cevap veren milliler, 6-0`la farkı eritse de Ukrayna son dakikalarda kaydettiği 4 üçlükle parkeden 64-58 galip ayrıldı.Milliler, ikincilik şansını riske attıFIBA Dünya Kupası C Grubu`ndaki üçüncü maçında Ukrayna`ya 64-58 mağlup olan A Milli Takım, grup ikinciliği şansını zora soktu. Bugün saat 18.30`da Finlandiya ile karşılaşacak Millilerin ikinci olması için rakibini en az 7 sayı farkla mağlup etmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra son maçını yarın Dominik Cumhuriyeti ile yapacak Ay-Yıldızlıların o müsabakayı da kazanması şart. Zira 12 Dev Adam, ilk 4 takımın bir üst tura çıkacağı grubu ikinci sırada tamamlarsa daha zayıf bir rakiple eşleşme şansı yakalayacak.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:22

Zaman

Gündem - Bakan, yerleştirme karmaşasını özel okullara bağladı


İki haftadır liselere yerleştirme ve nakillerle alakalı sıkıntılar hakkında ilk defa konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, sıkıntının özel okullardan kaynaklandığını iddia etti.Habertürk Televizyonu`nda `Özel Röportaj` programına katılan Bakan Avcı, Temel Öğretimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) Sınavı ile ilgili soruları cevapladı. Karmaşanın sebebini özel okullardaki kontenjanın belirlenmemesine bağlayan Avcı, “İlk hafta çocuklar kontenjan boşluğunu göremediler. Niye, çünkü özel okullara kayıtlar henüz başlamamıştı. Özel okula gidecek 70-100 bin arasında bir öğrenci kitlesi var. Özel okullar kayıtlara başlayınca bunlar yerleştikleri veya yerleştirilecekleri devlet okullarından kayıtlarını özel okullarına alıyorlar. Buradan bir boşalma oluyor. Bu boşalmadan sonra biz peyderpey yerleştireceğiz.” dedi. Nabi Avcı, 1 milyon 300 bin öğrenciden 1 milyon 57 bininin ilk 15 tercihinden birine yerleştiğini açıkladı. Puanı yetmeyen 78 bin öğrencinin ise otomatik olarak bir okula yerleştirildiğini aktardı. Avcı, “Fen, sosyal bilimler, anadolu imam hatip lisesi gibi 6 lise türümüz var. Eğer 15 okul türünden birine yerleşemedinse uygun olan birisine biz seni yerleştirelim. Yine adresine en yakın olanları yerleştirmeye çalışacağız. Adresine en yakın olan bu okul türlerinden 4 tanesini seç.” diye konuştu.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Gündem - Trafik magandası, yol verme kavgasında 2 polisi bıçakladı


İstanbul Çevik Kuvvet`te görevli polis memuru Sinan Arslan, ailesini otogara götürmek için otomobiliyle Şirinevler`den yola çıktı.Üzerinde sivil kıyafet bulunan Arslan, Karaoğlanoğlu Caddesi üzerinde motosikletle evlere su taşıyan bir sürücüyle yol verme sebebiyle tartıştı. Belindeki tabancasını çeken Sinan Arslan havaya uyarı atışı yaptı. Motosiklet sürücüsü ise Sinan Arslan ve kardeşi polis memuru Orhan Arslan`ı bıçakladı. Orhan Arslan`ın durumunun ağır olduğu öğrenilirken saldırgan kaçtı.Konya SGK`da çalışan iki memur rüşvetten tutuklandıKonya`da, yurtdışından gelen vatandaşların emeklilik işlemlerini hızlandırmak ve evrak takibi için para aldığı öne sürülen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü`nde çalışan memurlar T.A. ve R.H., suçüstü yakalandı. Adliyeye sevk edilen 2 zanlı, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. İki zanlının yakalandıkları sırada bir vatandaştan 1.500 lira rüşvet aldıkları öğrenildi. T.A.`nın 15 yıllık, R.H.`nin de 25 yıllık memur olduğu öğrenildi.Tunceli`de hidroelektrik santraline bombalı saldırıTunceli`nin Ovacık ilçesine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Mercan Hidroelektrik Santrali`ne (HES) TKPML-TİKKO üyesi 5 terörist önceki gece baskın düzenledi. İçeridekileri dışarı çıkaran teröristler, binanın içine yerleştirdikleri patlayıcıları uzaktan kumandayla patlattı. Can kaybının yaşanmadığı olay sebebiyle Ovacık ilçesi sabah saatlerine kadar elektriksiz kaldı. Güvenlik güçleri, dağlık ve ormanlık alana kaçan zanlıları yakalamak için operasyon başlattı.Üsküdar`da göçük paniğiİstanbul`un Üsküdar ilçesi Selami Ali Mahallesi Karabağ Sokak`ta inşaat için açılan temel çukurunda istinat duvarının olmaması sebebiyle önceki akşam saatlerinde toprak kayması yaşandı. 5 katlı bir apartmanın bahçesinde çökme meydana geldi. Çökme sırasında bahçede bulunan iki kişiden biri inşaat alanına düşerek yaralandı. Yaklaşık 20 dakika sonra da başka bir apartmanın bahçe duvarı yıkılırken o sırada bahçede kimsenin bulunmaması faciayı önledi.Suriye sınırında kaçakçılar askerle çatıştı: 1 ölü, 1 yaralıÖnceki akşam, Suriye`nin Duruca köyünden Türkiye`ye yasa dışı yollarla çay, sigara ve akaryakıt getirmeye çalışan bir grubu fark eden Şimşek Hudut Karakolu`nda görevli askerler, kalabalığa `dur` ihtarında bulundu. Uyarıya uzun namlulu ve otomatik tüfeklerle ateş açarak cevap veren gruba askerler de aynı şekilde karşılık verdi. Olayda Türk vatandaşı Mehmet Kör ile Suriyeli Abdo Mahaddo isimli şahıslar ağır yaralandı. Mehmet Kör, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.Park halindeki TIR`a çarpan araçta 3 kişi hayatını kaybettiİstanbul-İzmir Otobanı İzmir çıkışında meydana gelen kazada Ankara`dan Balıkesir yönüne giden Mustafa Altın (55) yönetimindeki otomobil, arıza sebebiyle park halindeki Savaş A.`ya ait TIR`a arkadan çarptı. Barış Özkan Akarkaya (28) ve Hüseyin Altın (29) olay yerinde, Zeynel Akarkaya (65) ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Ağır yaralanan sürücü Mustafa Altın ile Ufuk Akarkaya (20) ise Çekirge Devlet Hastanesi`nde tedavi altına alındı.Ehliyetsiz çocuk sürücü, genç öğretmeni hayattan kopardıŞırnak Ömer Keçecigil İlköğretim Okulu`nda bilgisayar öğretmeni olarak görev yapan Mevlan Fidan (26), sabah okula gitmek için Balveren beldesinde yol kenarındaki durakta dolmuş beklemeye başladı. Bu sırada 16 yaşındaki C.Z. yönetimindeki kamyonet, direksiyon kontrolünü yitirince durakta bekleyen Mevlan Fidan`a çarptı. Ağır yaralanan Fidan, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Jandarma, kazanın ardından ehliyetsiz sürücü C.Z.`yi gözaltına aldı.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Gündem - Sorguda skandal: Kimliği gizlenen şahıs, Yakub Saygılı`yı tehdit etti


Gözaltına alınan polislerden Yakub Saygılı`nın emniyetteki ifadesi sırasında skandal yaşandı. Kimliği polisler tarafından gizlenen bir şahıs, Saygılı`nın dizine vurarak, “Sen şu bacağını indir bakalım. Emniyette nasıl oturman gerektiğini öğreneceksin!” diye tehditte bulundu. Polis avukatları olayı tutanakla kayıt altına aldı.17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten polislere yönelik önceki gün yapılan operasyonda gözaltına alınan 17 polis, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi. Ancak eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı`nın emniyetteki ifadesi sırasında skandal yaşandığı ortaya çıktı. Saygılı, ifade esnasında kimliği belirsiz bir kişi tarafından sözlü ve fiziki tacize uğradı. Rütbeli bir polis olduğu iddia edilen şahsın kimliği ise ifadeyi alan polisler tarafından gizlendi.Avukatlar Kemal Şimşek ve Ömer Turanlı`nın paylaştığı bilgilere göre, skandal taciz şöyle yaşandı: Yakub Saygılı, önceki gece saat 23.50 sularında emniyette ifade verdiği sırada içeri kimliği belirsiz bir kişi girdi. Meçhul şahıs, Saygılı`nın dizine vurarak, “Sen şu bacağını indir bakalım. Emniyette böyle mi oturuluyor! Emniyette nasıl oturman gerektiğini öğreneceksin!” sözleriyle tehditte bulundu. Olay üzerine avukatlar, şahsa kimliğini sordu. Ancak meçhul şahıs kimliğini beyan etmekten kaçındı. Şahıs içeri girdiğinde ayağa kalkan polisler de bilgi vermedi. Yakub Saygılı, avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu. Olayın gerçekleştiği sıradaki emniyet kamera kayıtlarının da incelenmesi talep edildi.SAYGILI: DOKUNULMAZLIĞI OLAN KİŞİLER SUÇA İŞTİRAK ETTİ17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yürüttükleri için gözaltına alınan polisler, `darbe` iddiasıyla suçlanıyor. Buna gerekçe olarak “yasama dokunulmazlığı olan kişilerin dinlenildiği” öne sürülüyor. Yakub Saygılı, emniyet ifadesinde iddiaları bir bir çürüttü. Alınan bilgilere göre, Saygılı, yasama dokunulmazlığı olan kişilerin doğrudan dinlenilmediğini belirterek, “Suç örgütü liderleri ile yasama dokunulmazlığı olan şahısların gerek fiziksel gerekse telefonla irtibatları görülmüştür. İrtibatlar anlık olarak soruşturma savcısına iletilmiş, savcının suça iştirak görüşmesi olduğuna karar verdikleri tape yapılmıştır.” ifadelerini kullandı.Saygılı`ya yöneltilen bir diğer soru ise yolsuzluk fezlekesinde yer alan “grubun liderliğini yapan Binali Yıldırım`ın daha üst düzey birinin talimatları ile hareket ettiği” ifadesi ile kimin kastedildiği oldu. Saygılı, bu soru üzerine Yasin el Kadı`nın Bakanlar Kurulu`nca Türkiye`ye girişinin yasaklandığını hatırlattı. El Kadı`nın bizzat Başbakanlık koruma ekipleri tarafından ülkeye sokulduğu ve bunun da o dönem başbakan olan Tayyip Erdoğan`ın nüfuzu ile gerçekleştiğinin tespit edildiğini belirtti. Ardından, işlenen en az 5 ayrı suç olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “Bu işlem Tayyip Erdoğan`ın nüfuzu ve mahiyeti ile gerçekleştirilmiştir. Yasin el Kadı isimli şahsın ülkeye girişinin yasak olmasına rağmen Başbakanlık Koruma Müdürlüğü personeli tarafından ülkeye illegal olarak sokulması, sahte pasaport kullanılması, kendisine villa tahsis edilmesi gibi işlemler gerçekleşmiştir.”BAŞBAKAN OLMAK, SUÇ İŞLEME HAKKI VERMEZSaygılı ayrıca, “Başbakan olması kişiye suç işleme veya ülkeye girişi yasak olan kişiyi himaye hakkı vermez.” diyerek Yasin el Kadı`nın yasalara göre suç işlediği için izlenmekte ve dinlenmekte olduğunun altını çizdi. Yapılan işlemin de Yasin el Kadı`nın suç faaliyetlerini yürütebilmesi için kimden destek aldığı ve kiminle hareket ettiğinin öğrenilmesi olduğuna dikkat çekti. Sorgusu sırasında Saygılı`ya Haliç Kongre Merkezi`nin güvenlik kameralarının incelenmesi de soruldu. Saygılı`nın cevabı ise ayrı bir skandalı gözler önüne serdi. Saygılı, Kongre Merkezi`nin kameralarının incelenerek kayıtların çözümünün yapılıp tape haline getirildiğini kaydetti. Çözümlerin soruşturma savcısı tarafından delil olarak kabul edildiğine vurgu yaptı.Saygılı`ya, mali şube polisleri tarafından Spark programı ile görüşmeler yapıldığı ve görüşmelerde “Kabineyi burada toplayacağız” gibi ifadelerin kullanıldığı da soruldu. İddiaları reddeden Saygılı şunları söyledi: “Şube içi kullanıldığını söylediğiniz Spark isimli yazışma programı şubede kullanılmamıştır. Dolayısı ile kullanıldığı iddia edilen “kabineyi burada toplayacağız” ibaresi şubemizde kullanılan ve geçerliliği olan hiçbir programda ve hiçbir dosyada geçmemiştir.”MİT, YOLSUZLUK ŞÜPHELİLERİYLE İLGİLİ ERDOĞAN`A RAPOR SUNDUYakub Saygılı, yolsuzluk şüphelileri ile alakalı MİT`in Erdoğan`a bir rapor sunduğunu da hatırlattı ve ekledi: “Raporun içeriği medyada yayınlandı. Rapor incelendiğinde aynı hedeflerin ve belki de daha fazlasının MİT tarafından da takip edildiği ve dinlenildiği anlaşılmaktadır. Demek ki adli soruşturmaları emniyete paralel olarak dinleyen başka bir istihbarat birimi bulunmaktadır.” Saygılı, kendisine yöneltilen “Gizli tanık Fatih ifadesinde personele Başbakan (Erdoğan) ile ilgili bütün görüşmelerin tape yapılması talimatının verildiğini beyan etmiştir. Bu konu ile ilgili ifadenizi veriniz?” sorusuna da şu cevabı verdi: “Gizli tanık Fatih olan ama aslında kendisinin polis memuru İ.K. olduğunu anladığım personelin, cumhuriyet savcısı ile yapılan hiçbir brifing ve toplantıya katılma imkanı yoktur. Dolayısıyla böyle bir talimatın doğrudan savcı tarafından verildiğini bilme şansı yoktur. Tapelerin yapılması soruşturma savcısının talimatları ile gerçekleştirilmiştir. Özel hayatı ilgilendiren ve keyfi hiçbir konunun tapesi yapılmamıştır.”


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Zaman

Manşet - Beşiktaş taraftarı `10` hayran kalacak


Beşiktaş`ın yeni transferi Jose Ernesto Sosa`ya ilişkin `Başarılı olur mu?` sorusuna Mircea Lucescu, cevap verdi. Eski Metalist Kharkivli Arjantinli `10 numara`yı Siyah-Beyazlılara kaptıran Shakhtar Donetsk`in hocası, Tangocu`nun çok büyük bir yetenek olduğunu söyledi. Rumen teknik adam, 29 yaşındaki kabiliyetin, Türkiye`de kısa sürede kabul göreceği düşüncesinde.-Beşiktaş`ın, transferin son gününde renklerine bağladığı Jose Ernesto Sosa`ya büyük övgü geldi. Eski Metalist Kharkivli Arjantinli yıldızı isteyen; ancak Ukrayna Ligi`ndeki rakiplerinden `ret` cevabı alan Shakhtar Donetsk`in hocası Mircea Lucescu, Sosa`yı methetti. Başarılı `10 numara`nın, çok büyük bir yetenek olduğunu vurgulayan Rumen teknik adam, “Sahip olduğu özellikler üst düzeyde. Siyah-Beyazlı taraftarlarını etkileyecek.” ifadelerini kullandı.2002-2004 sezonları arasında çalıştırdığı Kara Kartal`ı, 100`üncü yılında şampiyonluğa taşıyan Mircea Lucescu, BJK TV`ye konuştu. Jose Ernesto Sosa`ya ilişkin değerlendirmede bulunan 69 yaşındaki teknik direktör, “Mükemmel bir futbolcu. Geçen yılın ilk yarısını Metalist Kharkiv`de geçirdi. İkinci devrede Atletico Madrid ile La Liga`nın zirvesine çıktı. Metalist, finansal problemler sebebiyle en iyi oyuncularını göndermek zorunda kaldı.” dedi. Lucescu, Metalist`in, kendilerinin aldığı Brezilyalı defans Marcio Gonzaga Azevedo ve ikinci bölgedeki vatandaşı Marlos Romero Bonfim`i de maddî sorunlardan ötürü yolladığını aktardı.Son anda Beşiktaş`a kaptırdıkları Sosa`ya dair şu cümleleri kurdu: “Gerçekten çok kabiliyetli. Hızın ve agresifliğin ön plana çıktığı Türkiye ligi, Güney Amerikalı birine mutlaka farklı gelecek. Ancak Beşiktaş`ta onu destekleyecek birçok arkadaşı olacak.” dedi. 29 yaşındaki tecrübenin, Siyah-Beyazlı tribünlerle bütünleşeceğini düşünen Lucescu, şunları kaydetti: “Bundan kesinlikle eminim. Çünkü üstün meziyetleri mevcut. Türkiye Ligi her futbolcu açısından ciddi fiziksel hazırlık gerektirir. Beşiktaş`ı, takımın çalışma yapısını, oyuncular için oluşturulan güzel havayı biliyorum. Sosa da kısa sürede kabul görecek.”`Bize gelmek için fedakârlık yaptı`Beşiktaş, Jose Ernesto Sosa için Ukrayna`dan Metalist Kharkiv`e 1,4 milyon Euro kiralama bedeli verecek. 15 Ekim`e kadar 2 milyon Euro daha ödenirse toplamda 3,4 milyon Euro ile yıl sonunda Arjantinli yıldızın bonservisi alınacak. 29 yaşındaki yeteneğin 2014-15`teki ücreti garanti 1,5 milyon Euro, maç başına 10 bin Euro. Üç senelik opsiyon kullanılırsa rakam her sezon 50`şer bin Euro artacak. Rakamlar eşliğinde konuşan ve başarılı `10 numara`nın kendilerine gelmek için fedakârlık yaptığını belirten Basın Sözcüsü Metin Albayrak, “Büyük bir camia tarafından çok istendiğini görünce özveride bulundu. Transferleri kulübün menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirdik.” dedi.Kartal, transfere 52,3 milyon Euro harcadıBeşiktaş, 10 Haziran`da başlayan ve pazartesi gecesi saat 00.00`da sona eren birinci transfer ve tescil döneminde kadrosunu 5 futbolcuyla güçlendirdi. Toplamda 52,3 milyon Euro`luk sözleşmelere imza atıldı. Siyah-Beyazlılar, Gaziantepspor`dan Cenk Tosun, Chelsea`den Demba Ba, Rubin Kazan`dan Gökhan Töre, Corinthias`tan Ramon Motta ve Metalist Kharkiv`den Jose Ernesto Sosa`yı renklerine bağladı. Cenk Tosun`u bedelsiz alan Kartal, diğer 4 yıldıza 15 milyon Euro bonservis ödeyecek. Sosa için 2 milyon Euro`luk satın alma opsiyonundan vazgeçilirse rakam 13 milyon Euro`ya düşecek. Cenk, Ba, Gökhan, Motta ve Sosa ile 2 ila 5 yıl arasında değişen kontratlar yapan yönetim, bu isimlere 37,3 milyon Euro garanti ücret verecek. Başkan Fikret Orman ve kurmayları, 13 oyuncuyla da yolları ayırdı. Manuel Fernandes, Hugo Almeida, Julien Escude, Jermaine Jones, Dany Nounkenu ile kontrat yenilenmedi. Muhammed Demirci, Günay Güvenç, Ömer Şişmanoğlu, Filip Holosko, İbrahim Toraman, Sezer Öztürk ve Gökhan Süzen kiralık gitti. Michael Eneramo`nun mukavelesi karşılıklı feshedildi.Bilic, kadroyu 21`e düşürdüGeçtiğimiz yılı 31 kişilik oyuncu grubuyla geçiren Beşiktaş`ta, Teknik Direktör Slaven Bilic, 2014-15 sezonunda bu sayıyı 3`ü file bekçisi, 21 futbolcuya düşürdü. 2013-14`te yaşanan sakatlıklar sebebiyle ligin belli dönemlerinde kadro kurmakta zorlanan Hırvat hocanın, bu sene benzer olumsuzluklarla karşılaştığında altyapı takviyesinden başka hiçbir seçeneği kalmıyor. 15 Eylül`den itibaren Süper Lig, UEFA Avrupa Ligi ve Türkiye Kupası olmak üzere üç kulvarda haftada üç maç yapmaya başlayacak olan Siyah-Beyazlılarda, Bilic riski göze almış durumda. İşte Kartal`ın 2014-15 kadrosu: Kaleciler: Tolga Zengin, Cenk Gönen, Emre Metin. Defans: Serdar Kurtuluş, Ersan Adem Gülüm, Pedro Franco, Tomas Sivok, Ramon Motta, İsmail Köybaşı. Orta saha: Atiba Hutchinson, Necip Uysal, Veli Kavlak, Uğur Boral, Olcay Şahan, Oğuzhan Özyakup, Kerim Frei, Gökhan Töre, Jose Ernesto Sosa. Forvet: Demba Ba, Cenk Tosun, Mustafa Pektemek.


03 Eylül 2014 Çarşamba  02:10

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

27 ocak kanal 7 haber izle  30 nisan zaman denemesi cevapları  29 temmuz 2009 tarihli milliyet gazetesi  habertürk dünkü haberleri izle kaza haberleri  29 mays 2009 atv yerel haber  26 09 2011 fox ana haber tekrarı izle  analiz yayınları 2 bds cevap anahtarı8 sınıf  27 subat  7 temmuz 2009 trt 1 haber  26 mart 2009 hürriyet gazetesi oku  öss 2 nisan2009 deneme sınavı cevap2 nisan2009 de  03 07 2009 hatay asker kazalaları  habertürk ankara eki arşivi şimşek  recep tayyip erdogan ısparta mitingiideo izle  dün gece ölen bayan sanatçı  01 01 2011 kon tv canlı haber arşivi  25 11 2009 sivrihisar kazası  05 05 2011 ayse pinar sahin  17 09 2010 fox ana haber bülteni izle  habertürk tv arşivi 04 07 2009  habertürk akşam haberleri izle 22 ocak canlı  ntv dünkü haber diyarbakır da yapılan reportaj