Bulunan Haber Sayısı: 426
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Gündem - Çocuk Gelin`lerin vebali RTÜK`ün üzerindedir


RTÜK tarafından Küçük Gelin dizisine 76 bin liralık para cezası verilmesiyle ilgili konuşan eleştirmen Atilla Dorsay, insanları rahatsız edecek ögelere başvurmayan bir kanala böyle bir ceza verilmesini üzüntü ile karşıladığını söyledi.Türkiye`deki `çocuk gelin` sorununu ekrana taşıyan `Küçük Gelin` dizisine Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından ceza verildi. 76 bin liralık para cezasının gerekçesi ise dizinin gençleri olumsuz etkilemesi. Samanyolu Yayın Grubu, cezaya tepki gösterdi. Yayın Grubu Sorumlu Müdürü Abdullah Bağ, uygulanan cezanın Küçük Gelin dizisini değil, Samanyolu Yayın Grubu`nu hedef aldığını söyledi. Konuyla ilgili hukuki sürecin başladığına değinen Bağ, “Bunun sorumluluk ve vebali RTÜK üyeleri üzerindedir.” dedi. Samanyolu Yayın Grubu`nun her yaptığı projede faydalılık esasını ön planda tuttuğunu ifade eden Bağ, ülkenin önemli sorunu olan küçük gelinleri sosyal sorumluluk olarak gördüklerini, dizide evlendirilme sürecinde yaşanan olayları olabildiğince gerçek bir şekilde ortaya koymaya, çözümleri anlatmaya çalıştıklarına ifadelerinde yer verdi. RTÜK, ceza gerekçesinde dizideki tarım ilacıyla intihar sahnelerinin gençleri olumsuz etkileyeceğini belirtti.Yazılı açıklama yapan Bağ, “Şu ana kadar Samanyolu Yayın Grubu`na komik gerekçelerle iki buçuk trilyona yakın ceza kesilmiştir. RTÜK, basın tarihinde görülmemiş para cezalarıyla basın özgürlüğüne en büyük darbeyi vuran kurum olarak tarihte yerini alacaktır.” ifadeleriyle yapılan haksızlığı anlattı. Devletin, diziye ödül vermesi gerektiğini de savunan Bağ, yayın grubunu cezalandırmak adına böylesine bir projenin karşısında durulduğuna değindi. Konuyla ilgili hukuki sürecin başladığına da değinen Bağ, “Televizyonumuzu örgüt gibi gösteren havuz medyası gazetelerine de dava açılacaktır. Davadan kazanılan tazminatları da küçük gelinlerle ilgili projelerde harcamayı düşünüyoruz.” diye konuştu.Ceza, hükümetin cemaate karşı politikasının sonucuSinema eleştirmeni Atilla Dorsay, kitle iletişim alanında internet sitelerine kadar uzanan büyük bir sansür olayının gerçekleştirilmeye çalışıldığına değindi. Pek çok kanalın son zamanlarda üst üste çok ceza aldığına işaret eden Dorsay, bunların çağdaş, eşitlikçi ve hakkaniyetli tavır olduğuna inanmakta insanların güçlük çektiğini ifade etti. “Samanyolu TV gibi oldukça büyük bir kitleye seslenen ve benim zaman zaman da olsa görebildiğim kadarıyla hiçbir açıdan insanları irkiltecek ve rahatsız edecek ögelere başvurmayan bir kanalın böylesine büyük bir cezaya maruz kalması çok açıktır ki hükümetin cemaate karşı olan politikasının bir sonucu.” diye konuşan Dorsay, STV`ye verilen bu cezalardan üzüntü duyduğunu, protesto edenleri de kınadığını aktardı.Gazeteci ve TV eleştirmeni Aykut Işıklar ise bunun sadece Samanyolu TV meselesi olmadığını, ülkede buna benzer birçok olay yaşandığını söyledi. Bunun baskı rejiminin bir göstergesi olduğunu kaydeden Işıklar, “Neden ve niye olduğu belli. Amaç, susturmak, korkutmak. İnşaatçısından işadamına, gazetecisinden yazarına çizerine kadar herkese karşı uygulanan bir korkutma politikası.” dedi.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:26

Zaman

Manşet - Arınç`a, Önder`den çok sert cevap


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç `ın `Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, adeta kendilerini görevlendirilmiş görüyorlar. Bundan sonra İmralı heyetinde yer almayabilirler` sözlerine HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder`den sert bir cevap geldi. Önder, `Buna Sayın Arınç karar veremez. Buna sadece biz ve Sayın Öcalan karar verir. Arınç`ın varsa böyle bir yetkisi İmralı`ya gidecek devlet heyetinin kimlerden oluşacağına karar vermek için kullanabilir.` şeklinde konuştu.Önder, kendisini sekretarya için görevlendirmiş, böyle bir şey yokBaşbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İmralı Heyeti içinde yer alan HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder`in “Abdullah Öcalan`a için kurulacak 5 kişilik sekretarya içinde Pervin Buldan, ben, İdris Baluken olacak. Kadın hareketinden bir arkadaş. Hatip Dicle olacak.” açıklamasına tepki gösterdi.Uluslararası Genç Girişimciler Platformu tarafından düzenlenen IPFYE Enerji Kongresi`ne katılan Arınç, gazetecilerin sorusu üzerine adaya gidecek kişilerle sekretaryanın birbirinden ayrı konular olduğunu söyledi. Arınç, şöyle konuştu: “Sekretarya denildiği zaman biz bugünkü yaşamda, çalışma arkadaşlarımızı hatırlıyoruz. Yani sekreterlerimiz olur, danışmanlarımız olur. Bürokratik personelimiz olur. Bu ada şartları içerisinde bugün, bizim bakanlıklardaki çalışma şeklimizden farklı biri konudur. Orada ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olmuş bir kişi var. Onunla görüşme yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu ihtiyacının karşılanması da bu yönetmelikler çerçevesinde temin edilmesi mümkündür. Sayın Önder`in de Sayın Buldan`ın da başka arkadaşlarımızın da sekretarya konusunda adeta kendilerini görevlendirilmiş kabul ettiklerini anlıyoruz. Böyle bir şey yok. Onlar giden heyetlerin içinde yer alıyorlar. Bundan sonra yer almayabilirler, devam edebilirler, farklı insanlar adada görüşmelere katılabilir.”`PYD terörist örgüt mü?` sorusuna cevap: Çok önemli bir soruBaşbakan Yardımcısı Arınç`a, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümet sözcülerinin PYD konusundaki çelişkili açıklamaları da soruldu.Arınç, “PYD`yi terörist örgüt olarak mı görüyorsunuz? Eğer görüyorsanız PYD`ye peşmerge üzerinden yapılan yardımı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna cevap vermedi. Arınç, “Çok önemli bir soru. Ben Meclis başkanlığı yaptım. İç tüzükte istişare amaçlı soru sorulamaz diyor. Arkadaşımızın sorusu tamamen istişare amaçlı. Ama ille de bir cevap bulmak istiyorsanız dünkü konuşmamda kısmen değindim.” demekle yetindi.Sekretaryaya Arınç değil, Öcalan karar verirHDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç`ın, “Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, sekretarya konusunda adeta kendilerini görevlendirilmiş görüyorlar. Bundan sonra İmralı heyetinde yer almayabilirler.” açıklamasına jet hızıyla cevap verdi. Önder, Radikal`e yaptığı açıklamada, “Buna Sayın Arınç karar veremez. Buna sadece biz ve Sayın Öcalan karar verir. Arınç`ın varsa böyle bir yetkisi İmralı`ya gidecek devlet heyetinin kimlerden oluşacağına karar vermek için kullanabilir.” dedi.İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder, Öcalan`ın 5 kişilik bir sekretaryası olacağını ilk açıklayan isimdi. Önceki gün CNN Türk`te soruları cevaplayan Önder, çözüm sürecinin yol haritasında nelerin yer aldığına dair ayrıntılar da vermişti. Önder`in açıklamasına göre, bir sekretarya kurulacak, Akil insanlar arasından ve başka bir kafileyle yeni bir gözleme heyeti oluşacak, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı bunları delege edecek, 7-8 komisyon kurulacak (Bunlar arasında Meclis`te kurulanlar da olacak). Öcalan`ın İmralı Adası`ndaki cezaevi şartlarıyla ilgili soruya “Şartları değişmedi, şartlar değişmezse süreçte yol alınamaz.” karşılığını veren Önder, Öcalan`a sekretarya konusunda da şunları söylemişti:“Büyük bir müzakere sürecine girilecek. Bozucu alanlar masaya yatırılacak. Bunlara çözüm seçenekleri üretilecek. Yukarıdan aşağı hiçbir barış önerisinin kalıcı olması mümkün değil. Kendisi 9 ana başlıkta, güvenlik, eğitim, kadın, hakikatle yüzleşme gibi başlıklar için Pervin Buldan, ben, İdris Baluken olacak. Kadın hareketinden bir arkadaş. Hatip Dicle olacak, sekretarya böyle olacak. Devletle görüşmeleri siyasetle görüşmeleri yapacak. 5 kişilik sekretarya müzakere heyetinin de bir parçası olacak. Önümüzdeki haftadan itibaren devreye girmeli diye düşünüyorum.”


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - Denize düşen balıkçı kurtarılamadı


Balıkesir`in Erdek ilçesinde ağları toplarken dengesini kaybederek denize düşen balıkçı hayatını kaybetti.Bir balıkçı teknesinde tayfa olarak çalışan Yaşar Karasu (49), Paşalimanı Adası açıklarında ağları toplarken dengesini kaybederek denize düştü. Boğulma tehlikesi geçiren ve arkadaşları tarafından denizden çıkartılan Karasu, tekneyle Erdek`e getirilirken yolda yaşamını yitirdi. Erdek Neyyire Sıtkı Devlet Hastanesi`ne kaldırılan Yaşar Karasu`nun cesedi, buradan Bursa Adli Tıp Kurumu`na gönderildi.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:44

Zaman

Manşet - Türkiye`ye mesajımızı sert ve güçlü bir şekilde ilettik


Türkiye`nin, Danimarkalı yazar Hedegaard suikastının zanlısını serbest bırakmasının peşini bırakmayan Kopenhag, Türk büyükelçiyi yeniden dışişlerine çağırdı. “Türkiye`ye mesajımızı sert ve güçlü bir şekilde ilettik.” diyen Danimarka Dışişleri Bakanı Lidegaard, konuyu Avrupa Konseyi`ne götürme uyarısında bulundu.Ankara ile Kopenhag arasında Danimarkalı gazeteci Lars Hedegaard`a suikast girişiminde bulunan Lübnan asıllı Basil Hassan`ın Musul`da rehin alınan Türk vatandaşları karşılığında IŞİD`e teslim edildiği iddiasıyla başlayan krizde tansiyon yükseliyor. Danimarka, Türkiye`nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez`i iki hafta içinde üçüncü kez dışişleri bakanlığına çağırdı. Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaard, Dönmez`le görüşmesi sonrası Ankara`ya sert mesajlar gönderdi. Dönmez`in toplantıya bekledikleri bilgileri getirmediğini söyleyen Lidegaard, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden eski seviyesine gelmesi için olayın gelişimiyle ilgili tüm noktaların aydınlatılması gerektiğini vurguladı. Hedegaard`a suikast düzenleyen zanlının ne zaman, niçin ve hangi gerekçe ile serbest bırakıldığının hâlâ netleşmediğini kaydeden Danimarkalı bakan, “Türkiye`ye mesajımızı sert ve güçlü bir şekilde ilettik.” dedi. Meclis Dışişleri Komisyonu`nda çıkan karar doğrultusunda konuyu Avrupa Konseyi`ne götürmeye ve Türkiye`nin Avrupa Birliği üyeliğini tartışmaya açmaya hazır oldukları uyarısında bulundu. Danimarka`nın bu konuda tutumunun çok net olduğunu ve karşı taraftan gerekli beklentileri olduğunun altını çizerken, “Türkiye`nin tutumuna göre konuyu hangi seviyede AB gündemine getireceğimiz netleşecek.” ifadelerini kullandı. Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt hafta içinde yaptığı açıklamada konuyu AB gündemine getirmeyi düşünmediklerini açıklamıştı. Son açıklama ise Kopenhag`ın tutum değiştirdiğini gösteriyor.5 Şubat 2013 tarihinde gerçekleşen suikast girişiminin ardından Basil Hassan, 25 Nisan 2014`te İstanbul Atatürk Havalimanı`nda yakalandı. 2 Ekim`de ise zanlının serbest bırakıldığı haberi duyuldu. Danimarka`nın iade taleplerine cevap vermeyen Ankara`nın zanlıyı IŞİD tarafından esir alınan Musul konsolosluğu çalışanlarına karşılık serbest bıraktığı bilgileri Danimarka`yı harekete geçirdi. 8 Ekim`de Danimarka, Ankara`daki büyükelçiliği aracılığı ile Türkiye`ye nota verdi. Ardından Türkiye`nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez iki kez Danimarka Dışişleri`ne çağrıldı. Kopenhag hafta içinde Ankara`ya da bir heyet gönderdi.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - Yolsuzluk Komisyonu`na ifade vermediler! Barış Güler, sustu; Zarrab, `Hastayım` dedi


4 eski bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak için kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu, Savcı Ekrem Aydıner tarafından kapatılan 17 Aralık soruşturmasında şüpheli olarak yer alan isimlerin ifadelerini almaya başladı.Geçtiğimiz pazartesi İstanbul Adliyesi`ne kamp kuran 3 kişilik komisyon heyeti, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler`in oğlu Barış Güler ve kapatılan soruşturmanın bir numaralı ismi İran asıllı işadamı Reza Zarrab ile adamları, Abdullah Happani`yle Rüçhan Bayar`ı dinledi. Söz konusu isimlerin sadece kimlik tespitlerinin yapıldığı, hiçbir soruya cevap vermedikleri öğrenildi. Barış Güler, “Söyleyecek bir şeyim yok.” derken Reza Zarrab, “Hastayım” diyerek ifade vermedi. Tanık sıfatıyla dinlenen eski yolsuzluk şüphelilerinin ifadeleri, ortalama 5 ila 10 dakika kadar sürdüğü belirtildi.Pazartesi günü itibarıyla Çağlayan adliyesinde olan 3 kişilik alt komisyon heyetinde, CHP`den eski cumhuriyet savcısı Ercan Cengiz, AKP`den Hakkı Köylü ve Yusuf Başer yer alıyor. Heyet, savcı Ekrem Aydıner tarafından takipsizlik kararı verilerek kapatılan 17 Aralık yolsuzluk soruşturması şüphelilerini tanık sıfatıyla dinledi. Komisyon, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler`in oğlu Barış Güler ve Rüçhan Bayar`ı dinledi. Edinilen bilgiye göre evinden 7 para kasası çıkan Barış Güler, sorular karşısında “Söyleyecek bir şey yok.” cevabını verdi. Reza Zarrab ise, 10 dakika kadar adliyede kaldı. Zarrab, hasta olduğunu beyan ederek ifade vermeyeceğini söyledi. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının ardından eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkında komisyon kurulmuştu. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında savcı Ekrem Aydıner, 16 Ekim`de takipsizlik vermişti. Reza Zarrab, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler`in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan`ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan`ın da bulunduğu 53 kişi hakkında delillerin usulsüz toplandığı, herhangi bir örgüte rastlanılmadığı ve suç unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle şüphelilerin yargılanmasına gerek görmemişti.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - Yeniden doğmuş gibiyim


İlkay Gündoğan “3-4 haftada geçer” denilen bir sakatlıktan ancak 14 ayda kurtulabildi. Bu süre içinde futbola dönüp dönemeyeceği konusunda bile endişe yaşadığını belirten yıldız futbolcu, iyileşip formasına kavuşmayı, dünyaya yeniden gelmek gibi görüyor. Dortmund takımıyla İstanbul`da bir maç yapmayı hep hayal ettiğini belirten İlkay, bu özlemini giderdi. Şimdi Dortmund`da formayı kapıp kısa sürede Alman Milli Takımı`na da dönmeyi umuyor.İlkay Gündoğan ile basınımızdaki ilk röportajı gerçekleştirdiğimde (Zaman, 24 Mart 2013) o zirveye çok yakın bir yerdeydi. Dortmund`la birlikte füze gibi yükseliyordu; çok yakında Şampiyonlar Ligi finali oynayıp orada penaltıyı atmak gibi parlak bir konuma gelecekti. Alman Milli Takımı`nın da Dünya Kupası`ndaki en büyük kozlarından biri olacağı düşünülüyordu.O dönemde gelen sakatlığın uzun sürmeyeceği kanısındaydı uzmanlar. Belindeki sıkıntının birkaç hafta içinde geçeceği söylenmişti. Gerçi takımından 3-4 hafta uzak kalmak bile pek hoş bir durum değildi ama klasik deyişle futbolda bunlar da vardı, katlanmak gerekiyordu. Ancak o süre önce 3-4 aya çıkıp sonra da ne zaman biteceği belirsiz bir hal alınca işler karışıyordu. O dönemde çektiği sıkıntıyı şimdi hatırlamak bile istemiyor İlkay. “Çok zordu. En kötüsü de belirsizlikti. Ne zaman iyileşebileceğimi kimse söyleyemiyordu. Değişik tedaviler uygulanıyordu. Kendinizi bir gün iyi ertesi gün kötü hissettiğiniz oluyordu. İnsanın kendini çaresiz kalmış gibi hissetmesi çok kötü. Benim üzüntüm ailemi de etkiliyordu. Onlar da ne yapacaklarını kestiremez gibiydi. Neresinden baksanız sıkıntılı günlerdi.” diye anlatıyor. Kuşkusuz ki kulübün sağladığı imkanlarla en iyi doktorlara görünüp tedavi olma şansı vardı. Gereken neyse tam olarak yapılıyordu ama sanki modern tıbbın çaresiz kaldığı bir durum ortaya çıkmıştı. Daha doğrusu önce bu sakatlığın ameliyatsız geçirilmesi kararı verilmiş, sonrasında bunun mümkün olmadığı anlaşılmıştı.Çare Ukrayna`daOperasyonun gerçekleştirilmesinden sonra da yine belirsiz bir dönem vardı ama neyse ki o uzun sürmemiş, her geçen gün biraz daha iyileşmeye başladığını görmüştü İlkay. “Ondan sonrası nispeten daha kolaydı. Çünkü artık ne yapacağım belliydi. Çok çalışıp yeniden takıma girecektim.” diyor. Tabii söylendiği kadar kolay değil ama hangi yoldan nasıl yürüyeceğinizi biliyorsunuz.Kestirmeden anlatıyoruz ama tam 14 ayı bulan sürede tedavi için daha bir yığın durum yaşanmıştı. “Almanya`da her türlü imkan var fakat bazı durumlarda herkes başka bir şey söylüyor ve siz de bir türlü iyileşemeyince bundan etkileniyorsunuz. O dönemde İstanbul`daki doktorlar arasından da tavsiye edilenler oldu. Hatta Ukrayna`da bile derdimize çare aramak zorunda kaldık.” diye anlatıyor.Tabii bu Ukrayna işinin daha ilginç bir boyutu da var. Kendisinin uzaktan akrabası olan milli voleybolcu Naz Aydemir benzer türden bir sakatlık geçirmiş, derdinin devasını Ukrayna`da bulmuştu. Yani iş sadece modern tıpla sınırlı kalmamış belli bir noktada alternatif tıptan da yardım alınmıştı. Benzer bir durumu ben de yaşadığımdan bu tür işlerin önemini ve değerini biliyordum. Modern tıp da bunları pek sempatiyle karşılamasa bile şarlatanlık olarak görmüyordu.Zorlu bir sürecin ardından geçen hafta formasına yeniden kavuşmuştu. Bunu da “Adeta yeniden doğmuş gibiyim. O zor günler geride kaldı. Kendimi çok iyi hissediyorum.” diye anlatıyordu... Maçtan 48 saat sonra doğum gününün oluşu da ilginç bir rastlantı sayılırdı. 24 Ekim 1990 doğumlu İlkay Gündoğan`ın dışarıda pek konuşkan biri olduğunu söylemek zor ama futbol sahalarında daha söylenecek çok sözü olduğunu kestirebilmek kolay.`Senin için dua ediyoruz`Bir sezondan daha uzun süren sakatlık sırasında yaşadıklarını çeşitli açılardan merak etmemek mümkün değildi. “Kulübüm ve teknik direktör Jürgen Klopp elbette ki durumumu yakından izliyorlardı ama onların daha çok yoğunlaşmaları gereken işler vardı. Sonuçta benim iyileşmem konusunda onların doğrudan yapacakları bir şey yoktu. Öteki sorumlulukları da büyüktü; oynayabilecek durumdaki oyuncularla ilgilenmek daha öncelikliydi.” diye yaşadıklarını olgunlukla karşıladığını belirtiyor.Fakat iş memlekete gelince değişiyor. Sakatlık sürecinde Kasım 2013 sonunda babaannesi Ayşe Gündoğan`ın vefatı üzerine cenaze törenine katılmak üzere babası ve kardeşiyle birlikte Balıkesir`in Dursunbey ilçesine geliyor. Gerçi kötü hava koşulları yüzünden uçağın inemeyişi gibisinden sorunlar yaşanıyor ama o günlerde hemşerilerinden gördüğü ilgi ve yakınlığı unutamıyor. “Hepsi futbolcu olarak beni tanıyor ve Dortmund`u da biliyorlardı. Benimle gurur duyduklarını söyleyip sarılıp öpenler oluyordu. Bir an önce iyileşip tekrar sahalara dönmem için dua ettiklerini söyleyenler de vardı. Tabii bütün bunlar insanı etkiliyor. Ben de çok duygulandım o zaman.” diye anlatıyor bu boyutta yaşadıklarını.İstanbul`da oynamak hayalimdiİlkay`ın her fırsatta İstanbul`a gelip burada olmaktan keyif aldığını biliyoruz ama maç için gelmek ilk kez Galatasaray eşleşmesi nedeniyle mümkün olmuş. “Daha önceki sezonlarda da iki takımın eşleşmesini çok istedim ama denk gelmedi. İstanbul`da bazı maçları seyrettim, özellikle taraftarın çılgınlıkları ilgi çekici. Futbolcular arasında da arkadaşlarım var. Şimdi oynama fırsatının çıkmış olmasına çok seviniyorum.” diyor. Maç günü Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan Stadı`nda yapacakları idman öncesinde kampta oldukları otelde konuşurken 11`de yer almaktan umutlu görünüyor ama Klopp`un ona ancak maçın sonlarına doğru oynama imkanı vermesinin de şaşılacak bir yanı yok. Galatasaray`ın UEFA Kupası`nı kazanma sürecindeki Dortmund maçlarını soruyoruz. Konuşurken pek heyecanlanan biri değil İlkay ama bu noktada bir kıpırdanma oluyor. “Elbette ki hatırlıyorum.” diyor. Özellikle Almanya`da Galatasaray`ın 2-0 kazandığı maç, Hakan Şükür ve Hagi`nin golleri unutulacak gibi değil. Bu başarıların etkisiyle onun da geçmişte Sarı Kırmızılı renklere gönül verdiğini bilsek de bugün artık böyle bir durumdan söz etmenin imkanı yok. Bayern Münih`in Avusturyalı yıldızı Alaba, Sarı Kırmızılı takımı tuttuğunu söylüyor olsa da İlkay için bu zor.Aslında daha sormak istediğim pek çok şey var. Bizim Milli Takım`ın durumuyla ilgili olarak ne düşündüğü, Alman Milli Takımı`nın son dönemdeki başarısız sonuçları, Gökhan Töre olayı gibi soruları 4 Kasım`da Dortmund`da yapılacak maç öncesindeki buluşmamıza ertelemek zorunda kalıyoruz. İdmana gidecek otobüs kalkmak üzere…


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - Sevgi Akarçeşme YEMEK BAHANE`ye konuk oldu: Hanımefendi, bana zorla kapuska yedirdi


Annesinin bile “Seninle yemek yiyenin iştahı kapanır!” dediği biri var bu hafta mutfakta: Köşe yazarı Sevgi Akarçeşme. Bu sefer ciddi yazılarıyla değil, pembe önlüğüyle karşımızda.Bu hafta Zaman Gazetesi köşe yazarı Sevgi Akarçeşme`nin kapısını çaldım. “İnan 10 yazı yaz desen daha az stres yapardım.” dese de sandığı gibi olmadı, hayli keyifli bir çekim gerçekleştirdik. Ama yaşadığı telaşeyi normal karşılamak lazım. Zira uzun zamandır mutfağa girmiyor, kendisinin deyimiyle beceremezse sadece annesinin “Ben sana demiştim yemek yap diye.” eleştirilerine maruz kalmayacak aynı zamanda milyonlarca kişiye yine kendisinin deyimiyle “rezil” olacaktı. Bundan olsa gerek röportaja birkaç gün kala ufak bir “yan çizme” mesajı aldım kendisinden. “Reyhan, biz bu görüşmeyi biraz ertelesek olur mu?” Anlaşıldı yemek işi epey ciddiye alınmış. Olsun son saniyede iptal olan röportajlarım var benim, antrenmanlıyım. Hem Çankaya Köşkü ve Dışişleri Bakanlığı`nda görev yaptığı dönemde first lady ve cumhurbaşkanının sofrasında bulunmuş birine soracak bir sürü sorum varken öyle hemen “peki” der miyim? Kısa bir mesajlaşmanın ardından olayı “Ne pişirsem acaba?”ya bağlıyoruz. Gündeme ilişkin ciddi yazılar yazan birini annesinin aldığı pembe tonlarında, kurdeleli şirin mi şirin bir önlük ve ayağında ev terliğiyle “evin kızı” modunda görmek itiraf ediyorum benim için ayrı bir keyif. Hemen belirteyim köşesinde yer alan fotoğrafıyla da alakası yok Akarçeşme`nin. “Yaşından büyük gösteriyor.” diyenler bir de bu şekilde görmeli. Neyse gelelim konumuza. Annesinden fikir alacağını söylese de Amerika`daki öğrencilik günlerinden kalma “yabancı” bir tarifte, Meksikalıların meşhur sosu guacamole yapmada karar kılmış. Hem şaşırdım hem mutlu oldum. Zira Amerika`da kaldığım günlerde ev arkadaşım Emine`yle karnımız ne zaman acıksa “Ne pişirsek?” diye uzun uzun düşündükten sonra yemek yapmaktan vazgeçip hazırladığımız bu sosu uzun zaman sonra yeniden yemek anılarımın canlanmasına vesile oldu. Guacamole, pratik bir o kadar da lezzetli bir cips sosu. Uzun süredir yemek yapmasa, mutfaktaki araç gereçlerin yerini zar zor bulsa ve de sosuna tuz koymayı unutsa da bence yazıları kadar özenli bir iş çıkardı ortaya. Tarifini, lavaştan yapılma sağlıklı cipsi, Akarçeşme`nin soğan doğrarken çektiği işkence ve çeşme gibi akan gözyaşlarını merak edenler haydin Zaman TV`ye.Eğitim amaçlı 4 yıl Amerika`da kaldınız. Yemek anlamında nasıl bir deneyim yaşadınız?Amerika, genel olarak yurtdışı helal haram hassasiyetleri olan insanlar için sıkıntılıdır. Amerika`da, Çin`den Hint`e dünya mutfaklarına ait onlarca restoran var ama yiyemiyorsunuz. Çoğu zaman balık, salata ya da vejetaryen menüler tercih etmek durumunda kalıyorsunuz.Amerika`ya gidenler genelde suşiye sarar…Suşi sevmiyorum. Denemişken en iyi restoran olsun dedim ama yine de bir lokma bile yiyemedim. Önceliğim helal olması ama damak tadı konusunda epey gelenekselciyim. Ne az pişmiş ne de kıtır kıtır pişirilmiş yemekleri yerim. Bu yüzden Asya mutfağı hiç hitap etmiyor bana. Asya`ya gidersem aç kalırım diye düşünüyorum.Genelde ilk seferde ve de farklı türlerini denemeden beğenilmiyor. Alışınca bağımlılık yapıyor ama…Neden kendimi zorlayayım ki? Ben de buna şaşırıyorum. Arkadaşlarım da söylüyor aynısını. Çok seviyorlar, sanki suşiyle büyümüşler… Oysa ben füme somon bile yiyemiyorum. Damak tadımıza yakın olduğundan ancak bazı Meksika ve İtalyan yemeklerini yiyebilirim. Her ne kadar kendimi açık fikirli biri olarak tanımlasam da yemek konusunda epey kapalı biriyim.Amerika`da Uzakdoğulu, Asyalı çoktur onlar da alıştıramadıysa…Ben onları alıştırdım desem yeridir. Koreli bir ev arkadaşım vardı. Korelilerin kimchi denilen turşuları çok meşhurdur. Arkadaşım kavanozu açtığında camı açardım. Nasıl sarımsak kokuyor inanamazsınız. Yemeklerine bir türlü alışamadım. Yemek yapmayla pek ilgim yok ancak pilavım güzel olurdu. Hatta arkadaşım pişirdiğim pilavdan yedikten sonra bir daha kendisininkinden yemedi.İlle de “anne yemekleri” diyorsunuz yani…O konuda da problemli olduğumu söyleyebilirim. “Annem seninle yemek yiyince iştahım kapanıyor.” der.Neden?Seçiciyim, mesela yemeğin içinde soğan görsem yiyemiyorum.Soğansız yemekten ne hayır ne lezzet beklenir...Haklısınız. Soğanın yemeğe lezzet kattığına katılıyorum ama hiç koymuyor değilim aslında. Büyük doğruyor, yemeğe tadını saldıktan sonra çıkarıyorum içinden.Birkaç hafta önce Almanya`daydınız. Oradayken neyleyeyim güzel ülkeyi dışarıda yemek yiyemedikten sonra kabilinden bir tweet attınız. Orada da aç kaldınız anlaşılan…(Gülüyor) Aç kalmadım da epey zorlandım. Bir de malum Alman disiplini diye bir şey var. Gitmeden önce yeme tercihlerimizi belirten bir form doldurduk. Bu tarz formlara vejetaryen yazmak istemiyorum. Çünkü o zaman her yerde sadece sebze geliyor önünüze. Dolayısıyla `vejetaryenim demedim. Öğle yemeğine gittik. Grupta herkes et, yalnızca bir kişi makarna sipariş etmiş. “Ben de aynısından istiyorum.” dedim. İlgilenen kadın “Siz vejetaryen olduğunuzu belirtmediniz. Bu saatten sonra zor, söyleyemeyiz.” dedi. Vejetaryen değilim ama et yemek istemiyorum`u bir türlü anlatamadım. Komik olan orada epey zaman geçirdik. O süre içeresinde kırk kere yapılabilirdi. Bizde olsa “hallederiz abla” denir, getirilirdi.Yurtdışında helal olmadığı gerekçesiyle dikkat ediyoruz ama Türkiye`de de dışarıda yediğimiz yemekler ne kadar güvenilir tartışılır…Haklısınız. Müslüman ülke diye güveniyoruz. Aslına bakarsanız Amerikalılar bu konuda daha hassas, beyana çok dikkat ederler. Bir şeyin içinde alkol ya da domuz yağı varsa açıkça yazılır ya da söylenir. Bu anlamda orası daha güvenilir denilebilir. Burada `yoktur` yazılanları bile kuşkuyla karşılıyoruz. İspata ihtiyaç duyuyoruz maalesef.`Sevgi de anlıyormuş bu işlerden!`Bir dönem Köşk`te de çalıştınız. Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun gördüklerinizi anlatsanız…Hayrünnisa Gül yemek konusunda çok özenli, Köşk`e uluslararası standart getirmiş biri. Kendisi mutfağa girip bizzat yemek yapmazdı ama başından sonuna kadar her aşamasını takip ederdi. Misafirlerine özgün yemekler sunmak için çok hassas davranırdı. Davet ettikleri her devlet başkanına aynı özeni, misafirperverliği gösterirdi. Bu konuda belirli bir standart oluşturmaya çalışırdı. Yani Obama`ya gösterdiği hassasiyeti Afrika devlet başkanına da gösterirdi. Yemekler defalarca kontrol edilirdi. Gelenek ile moderni birleştiren güzel yemekler yapılırdı Köşk`te. Yemekler Dışişleri konutunda pişerdi. Biz de konutta çalıştığımız için çoğunlukla deneme yemekleri bize de gelirdi. Hanımefendi bize de “Hadi kızlar siz de tadına bakın.” derdi.Hadi bugün de “dışarıdan” söyleyelim gibi bir durum oluyor muydu?Bazen oluyordu tabii.Ne sipariş ediyordunuz, pizza mı?Hanımefendi farklı mutfaklara çok açıktır. Uzakdoğu yemekleri sipariş edilirdi genelde. Ben yine damak tadımıza uygun, et sote türevi yemekler tercih ederdim. Çoğu zaman da denemediğim için bana “Çok kapalı fikirlisin.” derdi.“Hatırım için ye.” gibi diyaloglar geçiyor muydu aranızda?Bir kere böyle bir şey oldu. Kapuska pişirilmişti. Bu yemek bizim evde hiç yapılmaz. Hanımefendi daha önce tadına dahi bakmadığımı duyunca “Azıcık da olsa yiyeceksin.” dedi, zorla yedirdi. Bir çatal aldım bıraktım.Allah`tan yemek yaptırmamış…(Gülüşmeler) Yemekle ilgim olmadığını biliyordu. Hatta Abdullah Gül`e kitap çalışması için fotoğraf çekimi yapıldığı sırada “Katmerleri çevirseniz artık, yanacak.” dediğimde eşine dönüp “Gördünüz mü Hayrünnisa Hanım bak Sevgi de anlıyormuş bu işlerden.” demişti.Nasıl bir imaj bırakmışsanız artık…(Gülüyor) Evdeki imajım da pek farklı değil. Çocukluğumdan beri diğer kız kardeşlerimden farklı muamele gördüm. O yaşta bile evde erkeklerin bulunduğu tarafa çağrılır, `Hadi bakalım siyasetten bahset biraz.` derlerdi. O yüzden mutfak konularından muaf bir şekilde büyüdüm diyebilirim.Yalnız yaşadığınız dönemlerde ne yapıyordunuz peki?O kadar da değil canım... Yemek yapmak ilgi meselesi. İnsan ilgisini çeken her şeyi becerebilir. Pek ilgimi çektiğini söyleyemem, bu yüzden günü kurtaracak pratik yemekler yapıyordum. Ama Amerika`da kaldığım dönem bir ara bir yemek kanalına dadanmıştım. Ne görsem yapmaya çalışıyordum. Baktım kilo alıyorum. Sonra vazgeçtim. Şu anda da açıkçası yemek amaç değil benim için. İstanbul`da kenarda köşede bir mekanda döner ya da pideyle öğünü geçiştirebilirim. Hem bunun tadı bir başka.Anneniz ne diyor bu duruma?Ne desin? `Yemek, ev işi her zaman herkese lazım.` diyor. Yalnız yaşarken mecburen yapıyordum ama şu anda ailemle yaşıyorum ve annemin yemeklerinin tadını çıkarıyorum. Bekârlığın böyle bir rahat tarafı olsun değil mi? Haftada 6 gün çalışıyorum. Malzemeleri al, pişir, hazırla... Açıkçası bunun için vaktim yok.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - Fenerbahçe, yara sarmak istiyor


Süper Lig`de bu akşam Saracoğlu`nda Gençlerbirliği`ni ağırlayacak Fenerbahçe`nin tek hedefi sahadan 3 puanla ayrılmak.Geçen hafta Galatasaray`a mağlup olan Sarı-Lacivertliler, alınacak bir galibiyetle yaralarını sarmak istiyor. Kanarya`da cezalı Bekir İrtegün ve Bruno Alves ile sakatlığı süren Egemen Korkmaz dışında eksik bulunmuyor. Mehmet Topal ile kaptan Emre Belözoğlu`nun sakatlıkları da tamamen geçti.Teknik Direktör İsmail Kartal`ın kritik mücadelede Emmanuel Emenike`yi kulübeye çekmesi bekleniyor. Bu sezon henüz bir gol atabilen Nijeryalı yıldızın yerine Musa Sow görev alacak. Derbide forma giyemeyen yeni transfer Diego Ribas`ın da Gençlerbirliği önünde 11`de başlamasına kesin gözüyle bakılıyor. İsmail hocayı en çok düşündüren yer ise defans hattı. Egemen`in yanı sıra Bekir ve Alves`in yokluğu savunmanın ortasını sıkıntıya soktu. Deneyimli hoca, gerideki ikiliyi büyük ihtimalle Kadlec ve Serdar Kesimal`dan oluşturacak. Kartal, antrenmanlarda Mehmet Topal`ı zaman zaman bu bölgede denese de Milli Takım`daki performansından ötürü risk almaya sıcak bakmıyor.UEFA için şike davası kapandıFenerbahçe`yi iki sezon Avrupa kupalarının dışında tutan Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) kararına karşı yapılan itiraz, İsviçre Federal Mahkemesi tarafından reddedilmişti. UEFA ise dün bu konuda şu açıklamayı yaptı: “Memnuniyetle karşılanan karar, bu davaya ilişkin tüm disiplin süreçlerini kapatmıştır. Bu bağlamda UEFA Disiplin Komitesi tarafından alınan tüm kararların doğruluğunu teyit etmiştir.”


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Manşet - A. Turan Alkan - Mendiller fora!


“Karanlığa küfredeceğine bir mum yak!” sözünü Konfüçyüs üstâdımıza yakıştırmışlar. Doğruluğu hakkında emin değilim ama sözün gereğini yerine getiren bir hâdiseden bahsedeceğim.Yaz aylarında filmin yapımcısı arkadaşım, “Hocam bir film çekiyoruz; Riva civarında düğün sahnesinin açık hava çekimleri olacak, davetlimsin.” dediğinde neler söylediğimi çok iyi hatırlıyorum: “Böyle bir zamanda film çekmek ha!” Şaka filân değil, “Size içmeye su bile yok” tehdidinin en sıcak zamanları. “Zamanlama pekiyi görünmüyor, birilerinin haberi olursa filmi gösteriye koyacak sinema bile bulmak zorlaşır.” deyince arkadaşım, “Karanlığa küfredeceğine bir mum yak!” vecizesini hatırlatan güzel bir karşılık vermişti, “İyi ya, tam zamanı işte!”Aradan yaklaşık dört ay geçti. Birleşen Gönüller filminin henüz gösterime hazır olmayan halini 15-20 arkadaş bir arada seyrettik. Babayiğitliğe leke sürmemek için bir ara karanlık salonda sağımı-solumu kolaçan ettim; millet birbirinden ödünç kâğıt mendil isteyip duruyor. Aksilik, yanıma mendil almayı unutmuşum! Alayımız birden yaşadığımız en insanî durumlardan birini sahte öksürüklere boğup, nezle numarası yaparaktan vaziyeti idare ettik. “Mendiller fora”ydı anlayacağınız!Birleşen Gönüller iyi film; iyi niteliğini hakeden pek çok film var ama bunlardan pek azı, karanlığın en yoğun olduğu anda bir mum yakarcasına, takdir edilesi bir cesaretle çekilebilmiştir. Yoo, “Film iyi gişe yapsın, biz de para kazanalım.” derdi yok filmin ardında; bilakis hayli yüksek bir sanat ve estetik diliyle topluma yöneltilmiş, “Bizim bir derdimiz, bir davamız, bir ülkümüz var; anlayın!” dâveti Birleşen Gönüller.Altı harf, bir kelimeye sığdırılmış bir kavram: Hizmet! Bundan ne anlamak gerekir; bu sıradan insanlar; fırıncılar, bakkallar, öğretmenler, memurlar, işçiler, anneler, babalar niçin bu kelimeyi duyunca hayatlarının kâr ü kisbi kenara bırakıp bu kavramın içini doldurmak için yola koyuluyorlar. Pekâlâ, on katını başka işyerlerinde kazanabilecek derecede eğitim ve kabiliyete sahip iken bu fidan gibi genç kızlar, filinta gibi delikanlılar niçin daha ana kuzusu denilecek yaşlarda diyar-ı gurbette hizmet nöbeti tutmaya gönüllü gidiyorlar? Bilen biliyor fakat bilmeyen daha çok. Özellikle, “Bunlara birileri haşhaş mı içiriyor, afyon mu yutturuyor ki, bir söz üzerine bu çocuklar hayatlarını fedâkârlık üzerine yeniden kurabiliyorlar?” diye merak edenlerin mutlaka görmesi gereken bir film. Alın size açık istihbarat eey savcılar! Seyircisi artsın diye söylemiyorum, gişe rekorları kırmasını da beklemiyorum ama bugünlerde vatan hainliğinden casusluğa, şeytanın art bacaklığından virütik salgın hastalığa kadar benzetilmedik melânet bırakılmayan bir topluluğun temel motivasyonlarını anlamak isteyenler için en kestirme yol budur; en yakın sinemaya gidip Birleşen Gönüller`i seyretmek ve sonra başını ellerinin arasına alıp, “Ömrüm boyunca kendimi bu kadar yürekten adadığım bir dâvâm oldu mu hiç benim?” diye nefis hesaplaşmasına girmek...Bir sinema bileti fiyatına öğretici bir memleket gerçeği; “Bu ülkede böyle insanlar da var mı hâlâ?” diye şaşırmanıza gerek yok. Hamdolsun, böyle binlercesi daha, karanlığa küfretmeden bir mum yakmaya devam ediyor ve edecek...Filmde beni en çok, Hizmet camiasının öteden beri kısık sesle eleştirdiğim ve biraz da dudak büktüğüm sanat ve estetik kavrayışındaki seviye yükselmesi etkiledi ve çok memnun oldum. İnşallah bu filmi başkaları da takib edecektir ve işin güzel tarafı; Birleşen Gönüller, bundan sonra tutuşturulacak sanat ışıkları için ille de aşılması gereken bir eşik olacak. Emek verenlere binlerce teşekkür...Ve nihayet trende Cennet kızımızın doğum sahnesi. Breh breh! Bülend Abi`yi -ilerde; şimdi olmaz!- o sahneyi seyrederken tasavvur ediyorum da...


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Zaman

Gündem - `Çocuk gelin` sorununu işleyen tek diziye ceza


RTÜK tarafından Küçük Gelin dizisine 76 bin liralık para cezası verilmesiyle ilgili konuşan eleştirmen Atilla Dorsay, insanları rahatsız edecek ögelere başvurmayan bir kanala böyle bir ceza verilmesini üzüntü ile karşıladığını söyledi.Türkiye`deki `çocuk gelin` sorununu ekrana taşıyan `Küçük Gelin` dizisine Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından ceza verildi. 76 bin liralık para cezasının gerekçesi ise dizinin gençleri olumsuz etkilemesi. Samanyolu Yayın Grubu, cezaya tepki gösterdi. Yayın Grubu Sorumlu Müdürü Abdullah Bağ, uygulanan cezanın Küçük Gelin dizisini değil, Samanyolu Yayın Grubu`nu hedef aldığını söyledi. Konuyla ilgili hukuki sürecin başladığına değinen Bağ, “Bunun sorumluluk ve vebali RTÜK üyeleri üzerindedir.” dedi. Samanyolu Yayın Grubu`nun her yaptığı projede faydalılık esasını ön planda tuttuğunu ifade eden Bağ, ülkenin önemli sorunu olan küçük gelinleri sosyal sorumluluk olarak gördüklerini, dizide evlendirilme sürecinde yaşanan olayları olabildiğince gerçek bir şekilde ortaya koymaya, çözümleri anlatmaya çalıştıklarına ifadelerinde yer verdi. RTÜK, ceza gerekçesinde dizideki tarım ilacıyla intihar sahnelerinin gençleri olumsuz etkileyeceğini belirtti.Yazılı açıklama yapan Bağ, “Şu ana kadar Samanyolu Yayın Grubu`na komik gerekçelerle iki buçuk trilyona yakın ceza kesilmiştir. RTÜK, basın tarihinde görülmemiş para cezalarıyla basın özgürlüğüne en büyük darbeyi vuran kurum olarak tarihte yerini alacaktır.” ifadeleriyle yapılan haksızlığı anlattı. Devletin, diziye ödül vermesi gerektiğini de savunan Bağ, yayın grubunu cezalandırmak adına böylesine bir projenin karşısında durulduğuna değindi. Konuyla ilgili hukuki sürecin başladığına da değinen Bağ, “Televizyonumuzu örgüt gibi gösteren havuz medyası gazetelerine de dava açılacaktır. Davadan kazanılan tazminatları da küçük gelinlerle ilgili projelerde harcamayı düşünüyoruz.” diye konuştu.Ceza, hükümetin cemaate karşı politikasının sonucuSinema eleştirmeni Atilla Dorsay, kitle iletişim alanında internet sitelerine kadar uzanan büyük bir sansür olayının gerçekleştirilmeye çalışıldığına değindi. Pek çok kanalın son zamanlarda üst üste çok ceza aldığına işaret eden Dorsay, bunların çağdaş, eşitlikçi ve hakkaniyetli tavır olduğuna inanmakta insanların güçlük çektiğini ifade etti. “Samanyolu TV gibi oldukça büyük bir kitleye seslenen ve benim zaman zaman da olsa görebildiğim kadarıyla hiçbir açıdan insanları irkiltecek ve rahatsız edecek ögelere başvurmayan bir kanalın böylesine büyük bir cezaya maruz kalması çok açıktır ki hükümetin cemaate karşı olan politikasının bir sonucu.” diye konuşan Dorsay, STV`ye verilen bu cezalardan üzüntü duyduğunu, protesto edenleri de kınadığını aktardı.Gazeteci ve TV eleştirmeni Aykut Işıklar ise bunun sadece Samanyolu TV meselesi olmadığını, ülkede buna benzer birçok olay yaşandığını söyledi. Bunun baskı rejiminin bir göstergesi olduğunu kaydeden Işıklar, “Neden ve niye olduğu belli. Amaç, susturmak, korkutmak. İnşaatçısından işadamına, gazetecisinden yazarına çizerine kadar herkese karşı uygulanan bir korkutma politikası.” dedi.


25 Ekim 2014 Cumartesi  02:08

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  

20 mart 2009 zaman gazetesi  1 aylik hava durumu kırkkale  çukurova hürrİyette polİste 24 saat  hürriye t gazetesi 4 kasım 2008 salı  şirinyer pazar yerine 25 000 yatırım  ödemis üvey anne cinayeti  şubat ayı hava durumu izmir  12 temmuz 2010 trafik kazalari arsiv  genpa  03 08 2010 tarihli haberleri  20haziran2009bursa olay gazetesi  çiğdem çakıcı motor kazası  ankarada okul tatil mi 14 aralık 2010  bulut göz  trafik kazası 26 ekim 2008 izle  özel güvenlik yasa tasarısı  şanliurfa bİrecİk dünkü açik oturum  çeklerde hapis affı son ha  ülke tv 24 şubat 2009 sıradışı programını izle  26 12 2009 diyarbakır olayları izle  01 01 2011 yeni asır gazetesi bulmaca çözümü  22 şubat 2008