Bulunan Haber Sayısı: 100
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Hürriyet

Magazin - Koç burcunda Yeni Ay


Mars ve Jüpiter arasında oluşan dik açı, maddi konularda kontrolsüz harcamalara, lüks tüketime veya her anlamda aşırılıklara neden olabilir. Koç burcunda meydana gelecek yeni ay, tamamen kendimizle ilgili veya kendimizi merkeze koyarak yapacağımız yeniliklere dikkat çekiyor.


18 Nisan 2015 Cumartesi  04:40

Zaman

Manşet - Suriye`de kimyasal saldırı BM Güvenlik Konseyi`ni ağlattı


Kuzeybatı Suriye`de gerçekleşmiş bir kimyasal saldırı kurbanlarının hastanede çekilmiş görüntüleri olduğu iddia edilen bir video, önceki gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) temsilcilerine seyrettirildi. BBC, doktorların kurbanlar arasında yer alan 1, 2 ve 3 yaşlarında üç çocuğu hayata döndürmeyi başaramayışlarını seyreden temsilciler hakkında yaptığı habere “Klorin saldırısı BM`ye gözyaşı döktürdü” başlığı attı. 5 daimi (ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa) 10 geçici (Angola, Çad, Şili, Ürdün, Litvanya, Malezya, Yeni Zelanda, Nijerya, İspanya ve Venezuela) toplam 15 üye ülkenin temsilcilerinin bulunduğu BMGK toplantısında tam olarak kimlerin ağladığı bilgisi ise haberde yer almadı. Toplantı çıkışı konuşan ABD`nin BM Büyükelçisi Samantha Power, görüşmeyi “çok, çok duygusal” olarak tanımladı, “salonda bir kuru göz varsa da ben görmedim” diyerek salondaki herkesin ağladığını aktardı. Benzer saldırıların sorumlularının ise “bir gün hesaba çekileceğini” vurguladı. Suriye`nin kısa süre önce radikal muhaliflerin eline geçen İdlib şehrine bağlı Sarmin köyünde 16 Mart`ta yaşandığı belirtilen saldırının rejim lideri Beşşar Esed`e bağlı güçlerin işi olduğu iddia ediliyor. Şam ise iddiaları yalanlayarak, bunların “propaganda” olduğunu öne sürüyor. Ülkede 2011`den beri devam eden iç savaş süresince bilinen en büyük kimyasal saldırı 21 Ağustos 2013`te Şam`da muhaliflerin kontrolünde olan bir bölgede gerçekleşmiş ve 1400 kişinin ölümüne neden olmuştu. Bu saldırı sonrasında Esed`e operasyon kararı alan ABD daha sonra ülkedeki kimyasal silahların yok edilmesi konusunda Rusya`yla anlaşarak bundan vazgeçmişti.


18 Nisan 2015 Cumartesi  02:34

Zaman

Manşet - Yeni yüzler, yeni düşmanlar, yeni ideoloji: 2015`in AKP`si


2002`de ülkenin atmosferi sebebiyle beklenmedik şekilde tek başına iktidar olan AKP, 4. kez iktidar mührüne talip ve seçim sürecinin yine en çok konuşulan partisi. Partinin seçimi kazanmak için koyduğu hedefler partinin ideolojisine, programına, söylemlerine de sirayet ediyor. Muhtemelen toplum partinin yaşadığı değişimden daha derin bir şekilde etkilenecek. Partinin yeni genel merkezi; Ak Saray AKP`nin 2015 seçimlerinde yaşadığı en büyük değişim, adayları belirleyen merkezin Söğütözü`nden Ak Saray`a taşınması oldu. Tabir-i diğerle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan`ın parti ve teşkilatlar üzerindeki ağırlığı, sürecin içerisinde yaşanan enteresan olaylarla net bir şekilde ortaya çıktı. Mustafa Şentop`un adayları açıkladığı basın toplantısında `Erdoğan`ın listelere geniş manada müdahalesi var` ifadesini kullanması, listelerin Ak Saray`da belirlendiğini ortaya koymaktadır. İlgili durum, parti teşkilatı tarafından da alenen bilinmekte ve her bir partili AKP için siyaset yapmanın yolunun Erdoğan`a biat etmekten geçtiğinin farkında. Saray`a selam durmanın örneğini Arınç-Gökçek geriliminde de görebiliriz. Arınç`ın çözüm süreci üzerinden Erdoğan`ı eleştirmesi ve Gökçek`in bir kahraman(!) edasıyla onunla polemiğe girmesi ve Arınç`ın polemiğin içerisinde Cumhurbaşkanı`na saygıyı ihmal etmemesi, parti içinde Erdoğan`ın vazgeçilmez yerine vurgu niteliğindedir. Erdoğan`ın 2009`dan sonra Türkiye siyasetinde sahip olduğu yer, İnönü`nün 1960 öncesindeki `Paşa Etkisi` olarak da adlandırılan konuma tekabül etmektedir. Erdoğan belki bir `Milli Şef` değildir ama partililerin gözünde `Usta`, `Reis` gibi halk ifadeleri ile tartışılmaz bir yerdedir. Erdoğan`ın bu tek adamlığı, partinin, genel başkanı ve parti yürütme mekanizmalarının partili gözündeki değerini yok etmektedir. Parti içi disiplin kaybına yol açan bu durum, etkisini seçim sonrasında net bir şekilde gösterecektir. Erdoğan tarafından belirlendiğini bilen vekiller, parti genel merkezine karşı bir sorumluluk hissetmeyecektir. Kaldı ki, bu durum geçmişte ANAP`ın başına geldiği gibi çatlaklara ve Arınç-Gökçek polemiğindeki gibi krizlere de yol açabilecektir. Seçim propagandasının değişen ekseni AKP`nin 2002 veya 2007 seçimlerindeki gibi gündemini demokrasi, eşitlik, ekonomi gibi meseleler değil, bir Erdoğan rüyası olan `başkanlık sistemi` süslemektedir. 2002`de gerçekten trajik hadiselerin cenderesinde olan bir ülkenin isteyeceği ne varsa vaat eden, popülist siyaseti ve muhafazakâr demokrasi hülyası ile iktidarını güçlendiren AKP`nin 2015`te en önemli gündemi seçmeni kazanmak değil, yerini sağlama almaktır. Seçim sürecinde parti, tamamen Erdoğan`ın rüyasını gerçekleştirmek için çabalayacaktır. Ülkenin kronik sorunları için bugüne kadar süre isteyen AKP mensupları, artık toplumdaki sabrın tükendiğinin farkında olarak bütün sorunların çözümü için başkanlık sistemini göstermektedir. Dolayısıyla AKP`nin seçim propagandası, eleştiri odakları, argümanları, halka sundukları bu istikamette olacaktır. AKP`nin ikinci gündemi ise aday belirleme sürecinde de önemli bir kıstas olan `paralel paranoyası`dır. 2014 yerel seçimlerini kapsamı dışına taşıyıp, genel seçim havasına sokan Erdoğan ve kurmayları, 2015 seçim sürecinde de `paralelle mücadele` için oy isteyeceklerdir. Hizmet Hareketi`ni ötekileştirmek adına ülkeyi kutuplaştırarak, `Bitaraf olan bertaraf olur` mottosu ile partinin mensuplarını Hizmet`e karşı taraf olmaya zorladı. Bu nedenle AKP`nin mevcut adayları ve müstakbel milletvekilleri, paralel paranoyasını özümsemiş (!) insanlardan oluşturulmaya çalışıldı. Buna karşın, 17-25 Aralık operasyonlarından sonra AKP iktidarının birinci düşmanı haline gelen Hizmet Hareketi, 2015 seçimlerinden sonra tek `olağan şüpheli` olarak kalmayacaktır. AKP`nin 2011 seçimlerinden sonra duyduğu düşman ihtiyacının iktidarını koruma güdüsünden kaynaklandığını düşündüğümüzde, AKP farklı kesimleri hedefe oturtacak ve toplumda yeni kutuplaşma travmalar oluşturulacaktır. AKP`nin bencil muhafazakârlığı AKP, Ahmet Altan`ın ifadesi ile 2011`de elde ettiği iktidar ve kazanımlarını korumak zorunda olduğu düşüncesindedir. AKP`nin `devlet` olma düşüncesi ve çoktandır terk ettiği demokratik adımlar, `muhafazakâr demokrat` kimlik inşasını ortadan kaldırmıştır. 2015 seçimleri yolunda olan yeni AKP`de ise farklı bir muhafazakârlık tezahür etmektedir. AKP `Yeni Türkiye` olarak sunduğu teziyle kendi iktidarını korumak adına, eleştiri yollarını kapatmakta, toplumsal tepkinin sokağa dökülmesini engellemeye çalışmaktadır. İktidarını tesis ettiği 2011 yılına dek, popülist siyaset güden AKP iktidarı, 3. dönemini toplum mühendisliğine ve meydana getirdiği vatandaş modelinin kazanımlarını korumaya adamıştır. Gazeteci tutuklamaları, sosyal medya yasakları, yolsuzluk operasyonu yapan polislere yönelik operasyonlar, partinin iktidarını devam ettirmek için kurduğu düzeni koruma maksatlıdır. Parti mensuplarına yönelik operasyonlara karşı operasyonlar ile cevap veren iktidar, koruma maksatlı bürokratik ve yasal düzenlemeler de yapmaktadır. HSYK`nın yapısının değiştirilmesi, MİT Yasası, İç Güvenlik Yasası AKP`nin kendi yarattığı sistemini muhafaza etmeye yöneliktir. Muhafazakârlığı baki olan AKP, demokrat kimliği bina etmek yerine, kendi değerleri ekseninde, kendi toplumuna hitap eden ve hizmet eden bir devlet yapısı bina etmiştir. Bencil muhafazakâr olarak adlandırılabilecek olan AKP`li kimliği, seçim sonrası dönemde de mevcut düzenin korunması için çaba gösterecektir. Olası milletvekillerinin Saray`a bağlılığı, başkanlık sistemine inancı, bütün ülke sorunlarını yok sayıp paralel paranoyaya sarılmasının tüm kaynağı `AKP toplumunun` kazanımlarını korumaktır. Yeni adaylarını, 2002`den farklı olan hedefleri ve yeni ideolojisi doğrultusunda belirleyen AKP`nin, 2015 sonrası geleceğini önümüzdeki iki aylık süreç belirleyecek. *Turgut Özal Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler


18 Nisan 2015 Cumartesi  02:17

Zaman

Manşet - AB, Türkiye`ye sert uyarı hazırlığında


Türkiye`de basın özgürlüğüyle ilgili endişelerine dair karar almaya hazırlanan AP`deki siyasî; grupların taslak metinleri birbiriyle örtüşüyor. Taslaklarda, gazetecilere yönelik gözaltıların basın hürriyetine yeni bir saldırı olduğu belirtiliyor. Avrupa Parlamentosu, 15 Ocak`ta Türkiye`yi basın hürriyeti konusunda sert şekilde uyarmaya hazırlanıyor. 14 Aralık`ta Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ile birlikte çok sayıda gazeteci, senarist ve televizyon yapımcısının gözaltına alınmasına büyük tepki gösteren Avrupa Parlamentosu konuyu acil gündemi ile aralık ayında tartışmış ve 15 Ocak`ta karar alma konusunda uzlaşmıştı. Bugün Strasburg`da toplanacak AP siyasi grupları, istişarelerin ardından ortak bir metinde mutabakat arayacak. Zaman, 4 siyasi grubun taslak karar metinlerine ulaştı. Hıristiyan Demokratlar, Sosyalistler, Liberaller ve Yeşiller`in taslakları büyük oranda birbiriyle örtüşüyor. Hıristiyan Demokratlar ve Sosyalistler, Zaman ile Samanayolu televizyon kanalına yapılan polis baskını ile gazetecilerin gözaltına alınmasını `kınarken`, Liberaller ve Yeşiller müdahaleye `teessüf ediyor`. Karar, Ahmet Davutoğlu`nun Brüksel`i başbakan olarak ilk defa ziyareti sırasında alınacak. Bütün taslak metinlerde Hidayet Karaca ve Ekrem Dumanlı`nın isimleri zikredilirken, Türkiye`nin son yıllarda basın hürriyetiyle ilgili gelişmelerin büyük endişeye sebep olduğu vurgulanıyor. Karaca`nın tutuklanarak hapse gönderildiği, Dumanlı`nın ise tutuksuz yargılanmak üzere salıverildiği belirtilen taslaklarda Dumanlı`nın tekrar tutuklanması talebinin reddedildiğine işaret ediliyor. Geçtiğimiz hafta Diyarbakır`da gözaltına alınan Hollandalı gazeteciler Frederike Geerdink ve Mehmet Ülger`in de bazı taslaklarda yer aldığı görülüyor. Fransa`da Charlie Hebdo dergisindeki katliamın basın hürriyeti hassasiyetini artıracağı yorumları yapılıyor. Taslak metinlerde Recep Tayyip Erdoğan`ın 2014 yılının, AB yılı olacağını ilan ettiği ancak hükümet icraatlarının tam tersi bir istikamette geliştiğine işaret ediliyor. Erdoğan, AB`nin Karaca ve Dumanlı`nın tutuklanmalarına sert tepki göstermesi üzerine Brüksel`e `kendi işine bakmasını` söylemiş, Türk basınının dünyanın en hür medyalarından biri olduğunu iddia etmişti. Karar metninin oylamanın yapılacağı perşembe gününe kadar değişme ihtimali bulunmakla birlikte taslaklarda öne çıkan noktalar şöyle: -AP, 14 Aralık 2014`te çok sayıda gazetecinin tutuklanması ve muhalif basına yapılan baskınları kınar/ teessüf eder; bu tutuklamalar Türkiye`deki basın hürriyetine ve fikirlerin çeşitliğine yeni bir saldırıdır; bütün gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapar. -AP, tutuklananların iddia edilen suçları işlediklerine dair inandırıcı bulguların bir an evvel ortaya çıkarılması; yargılama sürecinin şeffaflık ve kanuni teminatlar çerçevesinde hızlıca yapılması ya da bütün iddialardan vazgeçilmesi için yetkililere çağrı yapar. -AP, büyük tutuklama dalgasının önceden planlandığına ve yolsuzluk iddialarını gündeme getirenlerin tutuklanmasının tesadüf olmadığına inanır; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetine muhaliflerini susturmaya ve farklı görüşleri devlet düşmanı göstererek cezalandırmaya son vermeye çağırır. TUTUKLAMALAR HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE AYKIRI AP, demokratik reformlarda geriye gidişe özellikle de hükümetin eleştirel medya ve halk protestolarına karşı azalan tahammülüne teessüf eder. -AP, Türk siyasi kültürünün çok kutuplaşmış olduğunu, komplo teorileri, gizli komplolar ve spekülasyonlara odaklandığını not eder. -AP, ifade ve basın hürriyeti ile kamusal tartışmalar demokratik bir devlet için temel şartlardır, bu tutuklama ve baskınlar ne hukukun üstünlüğü ne de demokratik standartlarla uyumludur; bu çerçevede barışçıl Gezi protestocularına yönelik soruşturmaların da durdurulması çağrısı yapar. YÜCE DİVAN KARARINA `TEESSÜF` -AP, TBMM`nin yolsuzluklarla itham edilen dört bakanı Yüce Divan`a göndermemesine teessüf eder ve yolsuzluk soruşturmalarını başlatan savcıların görevlerinden uzaklaştırılmasını kınar; bu adımları hukukun üstünlüğü ilkesinin daha da yıpranmasına yol açtığına ve iktidarın yargı üzerindeki etkisinin arttığına işaret olarak telakki eder -AB Yüksek Temsilcisi, AB Konseyi ve AB Komisyonu`nun adalet, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularında Türkiye`ye baskıyı artırmaları ve temel haklarla ilgili 23 ve 24. fasılların açılması çağrısı yapar. TÜRKİYE, BASIN HÜRRİYETİNDE EN KÖTÜ ÜLKELERDEN BİRİ OLDU Taslak metnin, Türkiye`de basın ve ifade hürriyeti konusundaki son gelişmeleri izah eden kısmında ise şu görüşlere yer veriliyor: Türk güvenlik güçleri, 14 Aralık 2014`te aralarında Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca`nın da bulunduğu gazeteciler, medya çalışanları ve bir polis müdürünü gözaltına almıştır. Kasım 2014`te Erdoğan TBMM`ye yeni bir güvenlik kanunu sunmuş, söz konusu tasarı polisin yetkilerini genişleterek güvenlik güçlerine mülklere el koyma ve telefon dinleme yetkileri vermiş; bu yetkiler suçluların tespitinde kolaylık sağlayacak olmakla birlikte muhaliflere karşı kullanılabilecek ve internet üzerindeki kısıtlamaları artırabilecektir. Üyelik müzakerelerine başlanması kararının 10. yıldönümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel`den gelen eleştirilere karşılık, AB`nin Türkiye`ye hürriyetler, demokrasi ve insan hakları konusunda ders veremeyeceğini belirtmiş, Erdoğan ve hükümeti muhaliflerine karşı birçok dava açmış, birçoğunun hükümetin muhalefeti bastırma girişimleri çerçevesinde işinden atıldığı iddia edilmiştir. Gazete sahipleri ve idarecilerine karşı baskılar artmış, Türkiye basın hürriyeti konusunda son yıllarda en kötü ülkelerden biri haline gelmiştir. Hapiste olan gazetecilerin önemli bir kısmı Kürt`tür. Bazı gazeteciler tutuklanmamakla birlikte davaları sürmekte, bazılarının davaları temyizde bulunmakta, bazıları yıl içinde kısaca tutuklanmış, hükümet gazetecilerin çoğunu terörle mücadele kanunu ve terör örgütlerine üyelikten suçlamıştır. Hukukun üstünlüğü, ifade hürriyeti ile temel hak ve hürriyetler Türkiye`nin bağlı olmayı taahhüt ettiği temel AB değerleridir.


18 Nisan 2015 Cumartesi  07:55

Zaman

Manşet - AKP`nin 2011 beyannamesi kâğıt üzerinde kaldı


AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu`nun açıkladığı seçim beyannamesi, “Yeni Türkiye`nin inşası” şeklinde sunuldu. Fakat iktidar partisinin gerek beyanname gerekse aynı gün deklare edilen `Yeni Türkiye Sözleşmesi-2023` belgesindeki vaatlerini yerine getirip getirmeyeceği soru işareti. Çünkü “Türkiye Hazır-Hedef 2023” başlıklı 2011 beyannamesinde özellikle `ileri demokrasi` hedefleri tamamen kâğıt üzerinde kaldı. Bırakın ileriye gitmeyi; demokrasi 90`lı yıllara ve 28 Şubat günlerine döndü. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, “Bu seçim beyannamesi sandıklar açıldığında unutulacak bir beyanname değildir. Bu beyanname, seçime kadar olan süreci seçim sonrasındaki 4 yıllık süreci değil, Türkiye`nin 12 yılını şimdiden planlayan bir beyannamedir.” sözüne rağmen iddialı vaatlerin neredeyse tamamı unutuldu. Sivil toplum, bırakın ileri, demokrasiyi, mevcudu arar oldu 2011 beyannamesi 5 ana başlıktan oluşuyordu. Bunlar; `ileri demokrasi, büyük ekonomi, güçlü toplum, yaşanabilir çevre ve marka şehirler ile lider ülke Türkiye` şeklinde sıralanmıştı. Tıpkı 2015 beyannamesi gibi o da `insan`la başlıyordu. “Çağdaş demokrasilerde, siyasal katılım ve temsil ile yönetim arasındaki ilişkinin sarsılmaz bir bağla kurulması, herkesin buna saygı göstermesi ve kabullenmesi zorunludur.” deniliyordu. Fakat ilk başta bunu kabullenmeyen AKP`nin kendisi oldu. Çoğulcu ve katılımcı demokrasi kavramlarının altı çiziliyordu. 4 yıllık dönemde siyasi katılımın ve çoğulculuğun bütün kanalları tıkanırken “Demokrasi sandıktan ibarettir” anlayışı hâkim kılındı. Yine beyannamedeki “AK Parti siyasetinde kendi insanından korkan, her farklılığı düşmanlık olarak gören, milletin sesine kulak vermeyen ceberut siyaset anlayışına yer yoktur.” anlayışı da bizzat iktidar tarafından çiğnendi. Ülke “AKP`ye oy verenler ve vermeyenler”, “Yüzde 50” söylemi ile ikiye bölündü. Ceberut devlet anlayışı hemen her alana hâkim oldu. Son olarak çıkarılan iç güvenlik paketi de bunun en somut göstergesiydi. 2011 beyannamesinde “İleri Demokrasi” başlığı altında en fazla yer verilen unsurlardan biri sivil toplumdu. “Sivil toplum, bizim demokrasi anlayışımızın olmazsa olmazıdır. Çağdaş, çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde sivil toplum alanı her şeyden önce farklılığın, çeşitliliğin alanıdır.” deniyordu. Uygulamada ise siyasete katılım göstermek isteyen STK`lar baskı altına alındı. Eleştiri getiren bütün sivil kesimler, “Partini kur, siyasete gir” tepkisiyle püskürtüldü. Hükümete `demokrasi ve hukuk` çağrısı yapan STK yöneticileri vatan hainliğiyle suçlanırken bazı STK`ların kapısına kilit vuruldu. Bu açıdan bakıldığında beyannamedeki, “AK Parti, toplumdaki bütün farklılıkların kendi görüş ve talepleri doğrultusunda örgütlenip, siyasal, sosyal ve kültürel hak arayışında bulunmalarını savunur. Çağdaş yönetişim anlayışı gereği AK Parti, karar alma süreçlerinde sivil toplumun aktif katılımını elzem görmektedir. Tüm demokratik ülkeler gibi Türkiye`deki STK`lar kendi hükümetlerini denetleme işlevini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Artık parlamenter demokrasi yerini katılımcı demokrasiye bırakmıştır. Bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının yönetime daha aktif katılımı ile temsili demokrasinin katılımcı demokrasiye doğru gelişmesi sağlanacaktır. Böylece vatandaş, sadece seçimden seçime değil, güncel gelişmeler için de iradesini siyasal sürece yansıtma fırsatı bulacaktır.” cümleleri de anlamsızlaştı. MGK, 28 Şubat`taki etki ve gücüne kavuştu Beyannamede, “Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği`nin yapısı ve fonksiyonları yeniden düzenlenerek, çağdaş demokrasilerdeki standartlara kavuşturulmuştur.” diye övünülmesine rağmen bugün MGK kutsallaştırılmış durumda. 28 Şubat dönemindeki gibi MGK kararları ile toplumsal kesimler `iç düşman` ilan edildi. Aynı şekilde, Ergenekon davaları kastedilerek, “Siyaset kurumuna güveni sarsarak, demokrasi dışı beklenti ve hedefler oluşturma çabaları da büyük ölçüde bertaraf edilmiştir.” deniyordu. Ancak daha sonra “Aldatıldık” denilerek bu beyanlar da `sıfırlandı`. Yeni anayasa vaadi gerçekleşmedi “İleri demokrasi” başlığı içerisinde en önemli vaat, yeni anayasaydı. Bu, aynı zamanda beyannamenin de bel kemiğiydi. “2011 seçim beyannamemizin, 2023 yol haritamızın en önemli ve bir numaralı projesi, yeni anayasa projesidir.” deniyordu. Ancak yüzde 50 oy desteğiyle gelinmesine rağmen yeni anayasa yapılamadı. Beklentiler, Tayyip Erdoğan`ın `başkanlık` ısrarına kurban edildi. `Kürt sorunu yok` söylemine geri dönüş Çözüm süreciyle ilgili, “Kürt meselesini, kardeşliğimizi pekiştirecek şekilde tamamen özgürlükler ve demokrasi zemininde çözüme kavuşturacağız.” teminatı da bugün artık “Ne Kürt sorunu ya, neyin eksik senin!” noktasına gelip dayandı. 17 Aralık süreciyle adalete güven sıfırlandı Bir diğer başlık, `adalet`ti. “Güven veren bir adalet sisteminin tesis edilmesi, üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçilmesi.” hedefleniyordu. Ancak özellikle 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası Türkiye, tamamen `üstünlerin hukuku` dönemine geçmiş oldu. Yuva Teşvik Konut programı hayata geçirilemedi Yeni evli veya evlenecek yoksul çiftler için Yuva Teşvik Konut programı başlatılacaktı. Erdoğan, “Bu programa müracaat eden çiftlere bizler burada kalkacağız içinde kısmi bir donanım yapacağız. Örneğin beyaz eşyası gibi, halı gibi vesaire ve bütün bunlarla beraber 25 yıla varan vadelerle, peşinatsız onları ucuz konut sahibi yapacağız.” demişti. Ancak bu da kâğıt üzerinde kaldı. Çılgın projeler kör topal, şehir hastaneleri hayal oldu 2011 beyannamesindeki ikinci başlık, `büyük ekonomi` idi. Kişi başına milli gelir 2015 yılında 14 bin dolar olarak öngörülmüştü. Fakat 10 bin dolarda kaldı. Kamu özel ortaklığı ile şehir hastaneleri kurulması da beyannameye girmişti. Fakat finansman zorlukları ve projenin rant projesine dönüşmesi nedeniyle ciddi adımlar atılamadı. 2023 vizyonu ile Türkiye`de başta büyük şehirler olmak üzere marka şehirler üretileceği vaat edilmişti. Halihazırda hiçbir marka şehir olmaması, bu maddeyi de boşa çıkarıyor. 2011 seçimlerine damgasını vuran vaatler ise çılgın projelerdi. Kanal İstanbul için 1 yıl içerisinde adım atılacaktı. Fakat hâlâ bir adım atılmış değil. Aynı şekilde İstanbul`un iki yakasına birer milyonluk şehirler kurulması da hayal olarak kaldı. Ankara`da Esenboğa Havaalanı ile şehir merkezi arasına raylı sistem kurulması da gerçekleşmeyen vaatler arasında.


17 Nisan 2015 Cuma  03:15

Zaman

Manşet - AB, Türkiye`den gemilerini Kıbrıs`tan çekmesini istedi


AB ile ilişkileri üyelik müzakerelerinin başladığı 2005`ten bu yana en sıkıntılı günleri yaşayan Türkiye`ye Brüksel`den bir şok haber daha geldi. Avrupa Parlamentosu`ndaki siyasi grupların tamamının desteğiyle kabul edilen tasarıda Kıbrıs karasularındaki gemilerimizi çekmemiz istendi. Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye`ye Kıbrıs karasularından gemilerini geri çekmesi çağrısı yapan karar tasarısını kabul etti. Sert karar tasarısının Türkiye`nin Avrupa`da yalnızlaştığı bir döneme denk gelmesi dikkat çekiyor. Karar tasarısına imza atan milletvekilleri arasında Türkiye`nin üyeliğini destekleyen üyeler de bulunuyor. AP`de temsil edilen yedi siyasi grubun da desteklediği karar, Rum Kesimi`ni Ada`nın tek meşru temsilcisi olarak kabul ediyor ve Türkiye`yi Rumların uluslararası anlaşmalardan doğan hükümranlık haklarını ihlal etmekle suçluyor. AP, karar vesilesiyle Rumların Türk tarafından talep ettiği bütün tek yanlı taleplerini de gündeme getiriyor. Türk tarafı ise kararı hiçbir şekilde ciddiye almadığını Avrupalı muhataplarına iletti. Türk diplomatik kaynaklar, Brüksel`de Türkiye`nin AB Daimi Temsilciliği`ne iletilecek kararın hemen AP`ye iade edileceğini belirtiyor. Benzer hadiselerin 2011 ve 2013`te tekerrür ettiğine işaret eden kaynaklar, Rumların bu defa hem AB üyelerini hem de AP`yi ayağa kaldırarak müzakere masasından `kaçmanın` bahanesini ürettiklerini düşünüyor. Türkiye`nin Rum Kesimi`nin Münhasır Ekonomik Bölgesi`ne (MEB) tek taraflı müdahalesine `teessüf eden` karar, bölgedeki Türk gemilerinin `derhal geri çekilmesini talep` ediyor. Rumların MEB`in tamamen meşru olduğunu ve Rum İdaresi`nin bu bölgede her türlü tabii kaynak arama hakkının hükümranlığından kaynaklandığı vurgulanan kararda, Türkiye`nin araştırmalarının `hem illegal hem de tahrik edici` olarak değerlendirilmesini istiyor. AP`nin son yıllardaki en ağır metinlerinden biri olan karar, 23-24 Ekim`de yapılan AB Zirvesi`nde alınan Kıbrıs kararını takip ediyor. 23-24 Ekim`de Brüksel`de toplanan AB liderleri de Doğu Akdeniz`de yükselen tansiyondan Türkiye`yi sorumlu tutmuş ve Ankara`yı Rum Kesimi`nin hükümranlık haklarına saygı göstermeye davet etmişti. ÜSTÜ KAPALI TEHDİT Dün kabul edilen 11 maddelik kararda Türkiye üstü kapalı tehdit de ediliyor. Kararın 8. maddesi Türkiye`nin AB`nin bütün üyeleri ile ilişkilerini normalleştirmesinin altını çizdikten sonra, `Bu tür hareketlerin devamı ya da tekrarı durumunda üyelik müzakereleri de dahil olmak üzere Türkiye`nin AB ile ilişkileri olumsuz etkilenecektir.` deniyor. Ancak 3,5 yılda bir müzakere faslının açıldığı Türkiye-AB ilişkileri zaten derin dondurucuda. İlişkiler durma noktasına geldiği için AB`nin Ankara`yı `müzakereleri durdurmakla` tehdit etmesi, Brüksel`de `ölmüş ata tekme atmakla` eş tutuluyor. Türkiye ile aynı gün müzakerelere başlayan Hırvatistan geçen yıl 1 Temmuz`da AB`ye üye olabilirken, Ankara dokuz yıllık katılım sürecinde 35 müzakere faslından sadece birini kapatabildi.


18 Nisan 2015 Cumartesi  07:55

Zaman

Manşet - Avrupa Parlamentosu`nda Hizmet Hareketi tartışıldı


Avrupa Parlamentosu`nda dün Liberaller Grubu`nun ev sahipliğinde düzenlenen bir panelde Hizmet Hareketi tartışıldı. Fatih Üniversitesi öğretim üyesi Dr. İhsan Yılmaz, şeffaf olmamakla eleştirilen Hareket hakkındaki sorulara cevap verdi. Yılmaz, Camia ile AKP`nin yollarının neden ayrıldığını anlattı. Fahri başkanlığını Fethullah Gülen Hocaefendi`nin yaptığı Brüksel merkezli Diyalog Platformu, Avrupa Parlamentosu`nda “Hizmet Hareketi: İlham, Zihniyet, Önem ve Tartışma” konulu bir panel düzenledi. Avrupa Liberaller Grubu Başkan Yardımcısı Alexander Graf Lambsdorff`un ev sahipliğinde gerçekleştirilen panelde Hareket`in Avrupa ve İslam değerleri ile ilişkisi, AKP ve Hizmet arasındaki gerilimin sebepleri konuşuldu. Bir aile dostunun vefatından dolayı panele katılamayan Lambsdorff, panele yazılı mesaj gönderdi. AP Milletvekili İsmail Ertuğ, okunan mesajında Alman vekil, Hizmet Hareketi ve AKP iktidarı arasındaki ilişkinin hazırlanmakta olan Türkiye ilerleme raporunun en önemli konularından biri olduğunu kaydetti. Yeterince şeffaf olmamakla suçlanan Hareket`in temsilcilerinin defalarca açık bir diyalog çağrısında bulunduklarının altını çizdi. Panelde konuşmacı olarak katılan Fatih Üniversitesi öğretim üyesi Dr. İhsan Yılmaz, 17-25 Aralık sürecinden sonra AKP ile Hizmet Hareketi`nin yollarının nasıl ayrıldığını anlattı. Camia`nın Avrupa Birliği`ni, insan haklarını ve demokrasiye ciddi bir şekilde destekleyen tek siyasi parti olduğu için ilk dönemlerinde AKP`yi desteklediğini ifade eden Yılmaz, 2011`den sonra hükümetin rota değiştirmesiyle bu desteğin azaldığını aktardı. Hükümetteki değişikliğin kaynağını da, “Öncelikle muhalefetin vizyon eksikliğinden dolayı AKP üçüncü döneminde bile oylarını artırarak yüzde 50 destek aldı. Ergenekon ve Balyoz davalarının karara bağlanmasıyla beraber askerî; darbe korkusu kalmadı. Son olarak da anayasa değişikliği parti kapatma davaları ile karşı karşıya kalma korkusu da kalmadı.” şeklinde izah etti. İhsan Yılmaz, eski vesayeti kaldıran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın, kendine göre en iyi vatandaş modelini oluşturmak istediğini, bunun için de bütün devlet birimlerini kullandığını ifade etti. `Sivil İslam`ın temsilcisi Hizmet Hareketi`nin ise buna karşı çıktığını vurgulayarak, “Hizmet her zaman devlet gücüyle iyi Müslüman yetiştirmenin ancak ikiyüzlülük doğuracağını savundu.” ifadelerini kullandı. HİZMET, ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYOR Konuşmasında hükümetin Cam-ia`nın barış sürecine karşı olduğu iddiasının da doğru olmadığını belirten Yılmaz, “Hizmet Hareketi Kürt sorununun çözümünden yana. Hareket, Kürtlerin eşit vatandaşlık hakkını savunuyor. Kürtlerin kendi dillerini kamu ve özel alanlarda kullanabilmelerini istiyor. Kürtçe eğitimi destekliyor ve hatta devletin Kürtçe eğitim veren okullar açmasını savunuyor.” dedi. Panelde Diyalog Vakfı Başkanı Özcan Keleş de Fethullah Gülen Hocaefendi`nin ana mesajının sorumluluk şuuru olduğunu anlattı. Keleş, “Fethullah Gülen`e göre insan olmamız bize sorumluluk yüklüyor. Bunu İslam kaynaklarına dayandırarak söylüyor. İnsanlık olarak müşterek bir gemide olduğumuzu ve bu yüzden enerjimizi, zamanımızı ve imkânlarımızı herkese yardım etmek için kullanmamız gerektiği mesajını veriyor.” diye konuştu.


18 Nisan 2015 Cumartesi  07:55

Zaman

Gündem - Terör suçlamasına madalyalı cevap


Dünyanın 113 ülkesinde ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatan Kimse Yok mu Derneği`nin `silahlı terör örgütü` kapsamında gösterilmesine tepkiler devam ediyor. Kimse Yok mu Derneği`ne Kurban Bayramı`nda kestiği kurbanlarla ilgili silahlı terör örgütü suçlamasıyla soruşturma açılmasına Dernek Başkanı İsmail Cingöz cevap verdi. Kimse Yok mu`nun Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi`nde imzası bulunduğunu ve dünyadaki en etkili 100 STK arasına seçilen ilk Türk sivil toplum kuruluşu olduğunu belirten Cingöz, “Peru Meclisi dahil, Pakistan dahil, TBMM dahil 80`in üzerinde ülkenin üstün hizmet ödülü verdiği bir dernek nasıl silahlı terör örgütü olmakla suçlanabilir?” dedi. Kurban kesilmesi ile silahlı terör örgütünü bağdaştıran bir anlayışın dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemeyeceğini belirten Cingöz, “28 Şubat`ta değil dünyanın hiçbir ülkesinde insanların dini, vicdani, ahlaki, yaşam hakkı ve özgürlükleri ile alakalı bir suçlamanın kabul edilebilme hakkı yok. Adımız Rıza olmadığı için mi biz hayırsever değiliz? Adı Ayşe, Fatma, Mehmet, Ali olan milyonlarca insanı suçlamış olursunuz.” şeklinde konuştu. Cingöz, silahlı terör kapsamında yürütülen soruşturmaya Ankara Sulh Ceza Hakimliği eliyle gizlilik kararı aldırılmasının ilginç olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “2011 kurban çalışmalarıyla ilgili bir kılıf var görünürde. Savcılığın resmi olarak bildirmiş olduğu bir yazı. Ancak neyle suçlanıldığını, kimin suçlandığını, neden dolayı suçlandığınızı bilmiyorsunuz. Nasıl bir derneğiz ki koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin yargısında delilleri karartabilme ihtimali üzerine gizlilik kararı veriliyor.” İsmail Cingöz, kendilerini silahlı terör örgütü gibi göstermek isteyenlerin bir zamanlar düzenledikleri faaliyetlerin en ön saflarında yer kapmak için yarışa girdiklerini kaydetti ve devam etti: “Hizmet ve yardım faaliyetlerimizden ötürü bizlere silahlı terör örgütü soruşturması başlatanlar yardım faaliyetleri yapılırken hepiniz ordaydınız. Yardım faaliyetlerinin içindeydiniz, hem de tam kadro. En ön safta yer almak için kurban dağıtımı içerisinde 2 fotoğraf karesine girebilmek için uğraşanlar bugün suçlamalarda bulunanlardı. Bakanlar Kurulu`nun bütünü, parlamenterlerin yarısı, il başkanlarının, ilçe başkanlarının hepsi kurban organizasyonlarımızda vardı. Bu suç ise o zaman bu suçu siz de işlediniz.” Hukuk askıya alındı Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: İnsanları veya kuruluşları silahlı terör örgütü suçlamasına muhatap bırakmak bu kadar kolay olmamalı. Silahlı örgüt olmak için bir silah veya patlayıcı mevcudiyetinin bulunması ve silahlı eylemlere girişilmiş olması gerekir. Bir derneğin yardım faaliyetlerinden silahlı terör örgütü çıkarılamaz. Yargının intikam operasyonlarının aracı haline getirildiğini görüyoruz. Hükümete muhalefetin bedeli, terör örgütü mensubu suçlaması olmamalı. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Zeki Yıldırım: Kimse Yok mu Derneği`ne yapılanlar toplulukları delilsiz ve kasti bir şekilde terör örgütü ilan etmenin bir parçasıdır. Dünyanın dört bir tarafına koşmuş, her türlü denetimden geçmiş, Bakanlar Kurulu kararıyla kamuya yararlı olduğu tespit edilmiş, Birleşmiş Milletler tarafından resmi muhatap olarak kabul edilmiş, dünyayı dolaştığınızda ülkemizin bayrağı olmuş bir derneği böyle bir suçlamaya muhatap etmek hukukla bağdaşmaz. Avukat İrfan Sönmez: Bu siyasi intikam amaçlı bir soruşturmadır. Hukuk, intikam aracı olarak kullanılamaz. Yargı, siyasetin kamçısı haline getirilemez. Kimse Yok mu hakkında yürütülen soruşturmaya baktığımız zaman şunu görüyoruz; önce birileri suçlu ilan edilmekte, arkadan da bunun kılıfı hazırlanmakta. Hukuk rafa kaldırılmış. Bu hukuk değil, zulümdür. Bu ülkede vicdan taşıyan ve adalete inanan herkesin buna karşı mücadele etmesi şarttır.


18 Nisan 2015 Cumartesi  02:17

Sözcü

Gündem - 13 Nisan haftası burç yorumları



12 Nisan 2015 Pazar  13:39

Zaman

Manşet - İngiltere Silikon Vadisi kuruyor


Yenilikçi teknolojiler alanında atılım yapmak isteyen İngiltere, adanın en güzel sahillerinin olduğu Cornwall bölgesini bir yazılım cennetine dönüştürmeyi planlıyor. Birçok teşvikin verildiği bölgenin kapıları Türk girişimcilere de açık. İngiltere`nin güneybatısında kurulan Cornwall, binlerce yıl önemli bir madencilik şehri olmuş. Kalay ve bakır zengini olan şehirde madenciliğin tarihi milattan önce 2150 yıllarına kadar gidiyor. Ama son yıllarda Cornwall`da farklı bir hareketlilik var. Tükenen maden ocakları şehrin sakinlerini yepyeni ekonomik arayışlara zorlamış. Nesiller boyunca yer altı zenginliklerinden geçimlerini kazanan Cornwall`lular, artık yeni dünya düzeninin madeni olan inovatif teknoloji, oyun, yazılım ve enformasyon yatırımlarına yöneliyor. Hayaller büyük; İngiltere`nin Silikon Vadisi`ni kurmak. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek isteyen Birleşik Krallık hükümeti, inovasyon ve Ar-Ge alanında çalışacak şirketlere fon ve vergi avantajları sağlıyor. AB Bölgesel Kalkınma Fonu 2014 ve 2020 yılları arasında bölgeye 600 milyon Euro yatırım yapacak. Güneybatı İngiltere Bölgesel Kalkınma Ajansı (SWRDA) ise 2000`li yılların başından bu yana bölgeye yüz milyonlarca pound yatırım yaparak, çeşitli üniversiteler, yatırım ajansları ve inovasyon merkezleri kurulmasını teşvik etmiş. Birleşik Krallık Ticaret ve Yatırım Ajansı`nın desteklediği “Invest In Cornwall” adlı ajans, bölgeye yatırım yapmayı isteyen girişimcilere yardımcı oluyor. Ajansın yoğunlaştığı sektörler arasında havacılık, ileri mühendislik, denizcilik, biyomedikal, sağlık, gıda, yazılım ve inovatif teknoloji yatırımları var. Özellikle çevreci enerjilere büyük önem veren bölgede rüzgar, güneş ve deniz dalga enerjisinden de önemli oranda faydalanılıyor. Bu sayede yenilenebilir enerji sektöründe de ciddi yatırım fırsatları var. Plymouth Üniversitesi tarafından işletilen Cornwall Innovation, bir iş geliştirme merkezi olarak 2011 yılında kurulmuş. Bünyesinde Pool Innovation Centre, Tremough Innovation Centre, Health & Wellbeing Innovation Centre olmak üzere üç farklı merkez bulunuyor. Yenilikçi fikirleri olan girişimciler bu merkezlerde uygun fiyatlara yer kiralayarak uluslararası ölçekte iş geliştirme fırsatı yakalıyor. Sadece Pool Innovation Centre`da yer alan 26 girişimcilik şirketinin 2014 yılı geliri 30.7 milyon pound olarak kaydedilmiş. Şehrin farklı bölgelerinde kampüsü bulunan Falmouth, Plymouth ve Exeter gibi önemli üniversiteler yeni kurulan şirketler için ciddi bir işgücü oluşturmakta. Bu üniversitelerde binlerce öğrenci yüksek kalitede eğitim alıyor. Bununla birlikte yetenekli yazılımcıları bölgeye çekmek için “Agile On The Beach” adlı bir yıllık konferans düzenleniyor. Buradaki amaç özellikle Cornwall`ın sunduğu doğal güzellikleri tanıtmak. Bir turizm merkezi olan Cornwall`ın 500 kilometreye yakın sahili var. Bu sahil boyunca 400`den fazla plaj bulunuyor. Burada yaşayanların en büyük tercih sebebi, bölgenin sunduğu temiz ve doğal yaşam olanakları. Özellikle büyük şehirlerin yoğunluğundan ve pahalılığından şikayet eden çocuklu aileler bu şehre yerleşme kararı alıyor. Gezimizde bize eşlik eden Invest in Cornwall İş Geliştirme Müdürü Caitlin Gould da bu kararı alıp bölgeye yerleşenlerden. Aslen Kaliforniyalı olan Caitlin, hem çocuklarını temiz bir ortamda yetiştirmek hem de hayallerini gerçekleştirmek için İngiliz eşiyle birlikte bölgeye yerleşme kararı almış. Şehrin dört yanı fiber optik ağlarla örülü Yüksek teknoloji ve yazılım şirketleri için en önemli konu internet. Hal böyle olunca, bölgenin internet altyapısını geliştirmek için Superfast Cornwall adlı 132 milyon pound bütçeli bir program oluşturulmuş. Bu program sayesinde 2014 sonu itibarıyla, Cornwall ve Sicilly Adaları bölgesindeki evlerin yüzde 95`ine fiber internet erişimi sunuluyor. Fiber internet hızları ise saniyede 38 megabitten, 330 megabite kadar çıkmakta. Fiyatlar ise Türkiye`den çok daha uygun. Müşteriyi yüzünden tanıyan yazılım geliştiriyorlar Cornwall bölgesindeki inovatif teknoloji şirketlerinin toplam sayısı 3 bini aşıyor. Bu şirketlerden bazıları ise şunlar: Touchbyte: Yüz tanıma, video konferans ve kiosk bilgilendirme teknolojileri geliştiriyor. Geliştirdikleri yazılım mağazaya giren müşterileri tanıyor. Ultramed: Modern sağlık teknolojileri üzerinde çalışıyor. MyPreOp yazılımını kullanan hastalar, sağlık durumlarıyla ilgili bilgileri online ortamda doktorlarına gönderip tedavi önerisi alıyor. Headcaster: 3D çizgi film karakterlerinin seslendirilebildiği interaktif, eğlenceli bir mesajlaşma uygulaması geliştiriyor. EngineHouse: Avusturyalı ve görsel efekt şirketi. Farklı ülkelerde müşterileri bulunan şirketin çalışanları arasında Türkiye`den freelance bir yazılımcı da bulunuyor. Yoonic: Avustryalı bir yazılım şirketi. Oyun ve iş uygulamaları geliştiriyor. MadeOpen: Bireylerin birbirleriyle kolayca iletişime geçip, ortak projeler geliştirmeleri için kurulmuş bir sosyal platform. Round Table Games Studio: Dijital oyunlar geliştiriyor. BlueFruit: Nesnelerin interneti konseptine uygun olarak elektrikli bisiklet ve akıllı ev ısıtma sistemi gibi teknolojiler üzerinde çalışıyor. Anti-Matter Games: 2. Dünya Savaşı ve zombi temalı oyunlar geliştiren bir şirket. Crowdfunder.co.uk: Online fon kampanyası şirketi. Girişimciler bu platformda projelerini paylaşıp, sosyal medya kullanıcılarından maddi destek topluyor.


18 Nisan 2015 Cumartesi  04:04

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  

enerji bakanı  7 12 2010 hürriyet gazetesi eskişehir eki  5 kasım 1995 gazetesi arşivi  efes blues adana  abdulah catly kaza görüntüleri  deniz kuloglu  atv haber cinayet 20 mart  deichmann  serkan esenın cesedı bulundumu  deichmann  nisan 2009 trafik kazaları urfa  at yarısı  19 mayıs 2009 gösterileri  2 mayıs 2009 hürriyet akdeniz gazetesi os 2009 hür  milliyet ankara eki arşivi 1 mayıs 2013  the moscow times 11 august  ülke tv sıradışı programı 01 01 2009  05 09 2010 milliyet gazetesi  dünkü kanal 3 yayınlanan haber programi  mart 2010 hürriyet akdeniz eki  deniz ulasimi  haziran 2010 kurs haberleri